Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Küreselleşmenin İslami boyutu
imanilmihali.com
Küreselleşmenin İslami boyutu

Küreselleşmenin İslami boyutu

Küreselleşmenin İslami boyutu

Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni kurmak hevesindeki Siyonist teşkilatın, dünya devletlerine empoze etmeye çalıştığı, seçkinler ve köleler, fakirler ve zenginler, güçlüler ve güçsüzler, efendiler ve yer altındakiler ayrımını hedefleyen, paranın şeytani gücüne dayalı, her şeyi mübah sayan, dini maneviyattan uzaklaştırıp hobi veya sosyal bir alışkanlık seviyesine indirgemeyi gaye edinen, dini manada ise Kur’an ve İslam’ı yeryüzünden silip, şeytanın dini siyonizmi dünya dini yapmaya çalışan beyhude gayretin adıdır.

Bu lanetlik meselenin izahı elbette sayfalara sığmayacak kadar detaylıdır. Konumuza esas bahis ise İslam’a zorla enjekte edilen küreselleşme zehri ve bu zehirle can bulmaya çalışan bazı zayıf inançlı kimselerdir.

Bu bahiste en temel esas şudur ki; inanç cephesinin tüm serveti “iman”, küfür cephesinin tüm serveti “para ve güç”tür. Yani insanlığın ve devletlerin, imana veya paraya verdikleri öncelik, onların küreselleşme içerisindeki yerlerini de gösterir. Tabi ne kadar küresel (!) ve şeytani olduklarını da.

Siyonizmin gizli hançerlerinden habersiz kimseler için bu yazılanlar çok şey ifade etmeyecektir lakin ahir zamanın sonlarına yaklaştığımız bu zamanlarda ne kadar vakit kaldığını bilen sadece Allah olsa da akıl ve kalp ruhları ve dimağları ikaz etmektedir.

Siyonizmin şeytan dinini yeryüzüne egemen kılma ve İslam’ı unutturma gayreti o denli acımasızdır ki İslam’ın yerine geçecek her türlü alternatif desteklenir, Kur’an’ın hilafına tüm tezlere milyar dolarlar harcanır, tarih ve din kitaplarından, coğrafi keşif ve laboratuvar çalışmalarına kadar her alanda Allah’ın fıtratı tesadüflere bağlanır ve aynı zamanda günah ve haramların aslında kahredici vebali hafifletilmeye, din ılımlılaştırılmaya çalışılır.

İslam’ın adı ile oynanarak, diğer dinler sanki hala mutebermiş hissi yaratılarak, Budizm gibi inanışlar dindenmiş sayılarak İslam’ın son ve mükemmel din olduğu unutturulmaya, insanlık ahiret hesabı yerine ölüm korkusuyla yaşar hale getirilmeye çalışılır.

İnsanı kainatın merkezi ve tek hakimi, şeytan ve soyunu yaratıcı mevkine sokmaya çalışan bu gaflet, maddi anlamda ise Yahudi egemenliğine dayanan, Yahudi olmayan herkesin köleliğini esas alan bir küreselleşme, tek devlet ve yeni dünya düzeni senaryosu ile 13 krallık ve tepede bir Yahudi kral sistemi teşkiliyle dünyayı fıtratın tersine çevirmeye kalkışır.

İnsanları ümmetler halinde yaratan Yüce Allah’ın rızasına rağmen küreselleşme tek ümmeti esas alır, insanların eşitliğini emreden Kur’an’a rağmen yeni dünya düzeni seçkin ırk teorisine dayanır, Peygamberimizin imana sarılın buyruğuna rağmen Siyonist Yahudi ırgatları parayı öne çıkarır. Neticede dünya hayatından sonraki hesabı yok sayan inançsız bir toplum yaratılmaya çalışılır ve böylece günahları boyundan büyük olanlar, yanlarına çektikleri Allah kullarını da cehenneme mahkum ederek sözde bağışlanmayı garantilemiş olurlar. Bu arada dünyada sürdükleri keyif ve yaktıkları canlar da yanlarına kar kalacaktır!!!

Bu temelsiz ve mesnetsiz tez elbette onların aciz ve yanlış, sonuçsuz hayalleridir.

Çünkü Yüce Allah;”Ben ve Peygamberim mutlaka galip gelecektir” buyurmakla ahiret öncesi dünya düzenini zaten buyurmuştur ve O’nun hükmüne galip gelecek yoktur. Olamaz da.

O halde insanların ve devletlerin bu şeytani hevesler peşinde delicesine koşması, Yahudileştiğinin farkında dahi olamayışı nasıl açıklanmalıdır?

Cevap, Kur’an’a olan mesafeleri, anlamadan okuyuşları, dinden bihaber vaziyetleri, merdiven altında öğrendikleri hurafeleri dinden saymaları, İsrailiyat ve arabizm belaları ile dine bulaşan din dışılıkları dinin esaslarından saymaları yani cehalet, zulüm ve nankörlükleridir.

Küreselleşmenin Yahudi ve Hristiyan âleminde, hatta başka putperest dinlerde bu denli egemen olması anlaşılırdır. Lakin İslam âleminde bu yönelişin izahı mümkün değildir. Çünkü az çok Kur’an’dan nasiplenmişlerin Yahudi oyunlarına gelmesi olası değildir. O halde?

Peygamberimizin sünnetini, Allah’ın farzlarının üzerine çıkarma gayretlerinin kaçınılmaz sonucu olarak Müslüman camia maalesef uydurma hadislerin esir yapılmış, Peygamberimizin sünnetlerini dahi şekle mahkûm etmiş vaziyetteyken yazık ki dinin özünü kaybetmiştir.

Arapçaya mahkum, hurafelere boğulmuş, Kur’an dışı sayısız insan imali kitabı dinleştirmiş İslam alemi için küreselleşmeye mahkum olmamak elbette çok zordur.

Lakin hiçbir şey Allah’ın bilgisi dışında değildir ve bu gaflet ve yenilgiler de dünya sınavının bir parçasıdır. Yani küreselleşme denen oyuna meyletmek akibeti çok acı bir şirk tuzağıdır ki sadece imanla kurtulmak mümkündür.

Ortadoğu İslam devletlerinin durumu çok daha vahimdir. Siyonizmin başkentine bu kadar yakın oldukları için kaçınılmaz olarak etkilenen bu devletler, Kur’an kendi dilleriyle olduğu halde okumak ve anlamaktan imtina ederken, küreselleşmenin tuzak ve ızdırapları ile terbiye edilmekte, küreselleşmenin ilk mesajı olan “Dünyanın gidişatı kötü” tezine ortak olmaktadır.

Doğrudur, kötüye gidiş vardır ama bu dünyanın değil insanlığın kötüye gidişidir ve bu yüzden cehennemler dolacak, cennetler tehna kalacaktır.

İslam ülkeleri halkları bu gaflette iken, yönetimdekilerin çok daha duyarlı olması ve halkını da ikaz etmesi gerekir ki zayıf kıvılcımlar halinde ara ara yükselen sesleri bu yangını söndürmeye maalesef yetmemektedir. Zaten kurulu mevcut dünya sistemi, asırların birikimi olarak, buna müsaade de etmemektedir.

Yapılacak şey ve kurtuluş, ferdidir, toplumsaldır. Devletlerin kurtuluşu sonraki safhadır.

Önce kalpler ve akıllar uyanmalı, oyunun farkına varılarak yapılmak istenen şey anlaşılmalı, Kur’an’a sarılarak ve Allah’a dua ederek iman ile yaşayıp ölünmelidir.

Küfür cephesinin dolarları, silahları, güç ve teşkilatları Allah’ın hükmü ve iradesi karşısında nedir ki? Şehit olmayı arzulamış, imanı uğruna canından vazgeçmeyi dilemiş, imandan dönmektense ölmeyi seçmişlerin mağlubiyeti olabilir mi? Bu şerefli ecel cennet davetiyesi değilse nedir?

Ama insanlık paraya, işe, mesaiye, tüketime, lüks ve israfa o denli alıştırılmış, devletler şeytani lobilere ve sözde çok uluslu teşkillere o denli mahkûm edilmiştir ki, her gün ekranlarda, diz ve reklamlarda şeytani Siyonist figürler öylesine sinsice sergilenir ve caddelerde boy boy İslam karşıtı masonik ilanlar sergilenir ki küreselleşmeye direnmek ve doğru yola dönmek her geçen gün zorlaşır.

Evlilik programlarından, “ne istersem yaparım kime ne?” diyen reklamlara kadar her alanda damarlara kadar girmiş Siyonizm yakın zamanlarda hızlanmış vaziyettedir ve bir sonraki adım çok yakında Kudüs’ün işgali ve başkent yapılması, akabinde  Hz. Ömer caminin yıkılması, sonrasında sözde vadedilmiş topraklarda Yahudi devletinin kurulması ve nihayet bu devletin egemenliğinde tek dünya devletinin tesis edilmesidir.Yani insanlığın, milyarlarca insanın ve fıtratın asırlardır adım adım getirdiği düzen yerine birkaç milyon siyonistin istediği düzenin kurulmasıdır.

Mesele çok daha ilginçtir lakin burada sadece şu soruyu sormakla yetineceğiz: Hz. Süleyman (as) emrinde savaşan üç harfliler şimdi nerededir? Bu sorunun cevabı bulunduğu takdirde yeni dünya düzenini insanlara empoze etmeye çalışanların hali de ortaya çıkacaktır. lakin bu +13 bir konudur ve okuyucu seviyesi nedeniyle bu yazının konusu değildir.

Konumuza dönecek olursak küreselleşmenin en büyük düşmanı evvela Hz. İsa ve sonra Türklük – İslamiyet’tir.

Hz. İsa’dır çünkü kendisi aslen Yahudi olduğu halde, Yahudilikten başka bir dine Peygamberlik etmiştir.

Türklük ve Müslümanlıktır çünkü küreselleşmeye mani olabilecek tek iman ordusu Anadolu İslamı’dır.

Durum böyle olunca da ve yakında yaşanacak savaşlar dikkate alındığında Kudüs ile aramıza teröristlerden bir duvar örmek (ki adı tampon bölgedir), Rus füzelerinin alınmasına mani olmak teşebbüsleri, Türkiye’ye ABD tarafından uygulanan yaptırımlar ve İsrail’in sessiz ihanetleri çok daha iyi anlaşılacaktır.

Siyonistlerin Avustralya’da (Newman) mağarada saklanacakları o savaş yıllarında elbette savaşacak orduların tüm neferleri Müslümanlardan olacaktır ki Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’ya gelen erlerin neredeyse tamamı Hindistan Müslümanı İngiliz askerleridir. Keza Irak’ta harekât yapan ABD ordusunun tüm ön cephe askerleri de Müslümanlardır.

Yani küreselleşmenin Yahudi ayağı bir tek Yahudi’nin ölmesini istememekte ama tüm Müslümanları yok etmeyi hedeflemektedir. Bu nedenle İsrail bir askeri öldüğünde ortalığı ayağa kaldırmaktadır.

Hal böyleyken, Kur’an açıkça izah ederken, İslam aleminin hala derin uykuda olduğunu söylemek de ne kadar doğrudur? Yoksa gizli bir teslim oluş veya gaflet mi söz konusudur?

Bir ve birlik olamayan İslam alemi Allah’ın “iman kardeşliğini” emretmesine rağmen neden bir türlü kardeş olamamaktadır?

Neden İslami mezhepler bilerek dinleştirilmekte, neden her bir mezhep diğerini din dışı ilan etmekte ve hatta düşman görebilmektedir?

Neden kan ve gözyaşı sadece Müslüman devletlerin topraklarına mahsustur?

Bu soruların muhatabı Müslüman halklar ve devletlerdir.

Doğru cevap ise sadece Kur’an’dadır.

En katmerli (!) Müslümanlar, siyah, kurşungeçirmez pahalı arabalarla gezerken, milyarlık türbanın altında yüzleri milyonlarca liralık makyaj malzemeleri ile boyalıyken, lüks ve israf zirve yapmışken, üretim yerine tüketim kader olmuşken, dinen  haram ve günah olan şeyler sokaklarda sanki sıradanmış gibi yaşanırken, eğitimden siyasete her alanda din dışılıklar normalleştirilmişken … küreselleşmenin uzak bir tehdit veya komplo teorisi olduğunu söylemek gerçeği inkar değil midir?

Paraya tapan İslam âlemi putperestlik ve şirk denizine battığını hala anlayamıyorsa, Siyonistlerin oyununa geldiğinin hala farkında değilse, Peygamberimizin Asr-ı Saadet dönemini hayal edip dururken, o zamanların erdem ve cihadını tekrara cesaret edemiyorsa çoğu Müslüman için tehlike çanları çalıyor demektir.

Kutuplaşmalar, terörler, kısır çekişmeler, günlük alelade meseleler, menfaat didişmeleri, hışlar, kibirler, hırsızlıklar, kamu talanları, aldatmalar, dini bölmeler, dincilik yapmalar, dini çıkarlara alet etmeler bu kadar yaygınken küreselleşmeye karşı dik durmak ne kadar kolay ve mümkündür?

Türk ve İslam olmak, mertliğe de, imana da, İslam alemine de, dünyaya da lider ve örnek olmaktır.

Siyonizmin Hz. İsa hedefi ele geçeli yıllar olmuştur ki tüm Hristiyan alemi çoktandır Yahudileşmiş ama adını Yahudilik değil başkaca şey koymuştur. Hz. İsa’ya inandığını söyleyen Hristiyan alemi, Hz. İsa’nın öğretilerine rağmen Tevrat’ın tahrif edilmiş şeklinden kurtulamamış, yine Yahudilerin oyunlarıyla dinlerini iki kitaba mesnet eder hale gelmiştir.

Yazık ki bugün Hristiyan âlemi İslam ile kucaklaşıp, Müslüman olmak yerine, parayı ve Yahudileşmeyi seçmiştir. Bunun akıbetteki yeri de malumdur. Bu birliktelik ise maalesef İslam düşmanlığı paydasında birleşmiş, dünya neredeyse son beş aşırı Siyonistlerin dizgisi ile yaşamaya mecbur edilmiş, tüm savaşlar bu fikir istikametinde kasten çıkarılmıştır.

Küreselleşmenin kalan tek hedefi ise Türklük ve Müslümanlıktır ki Ortadoğu çoktan teslim olmuş, Arap Baharı ve İsrail tabanlı bazı projelerle oralardaki Müslümanlık Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi bitmiştir. Kalan tek Müslümanlık ve inanç Anadolu’dadır ve bu da kaçınılmaz olarak Türklüğü sahneye çıkarır ki Yahudilerin ağlama duvarında tanrılarına dua edip “Türklerden korunmayı dilemesi” boşuna değildir.

Yahudiler tabiri ile kast edilenin Siyonist Yahudiler olduğunu bir kez daha hatırlatarak devam edersek, görevlerden birinin de aslında Tevrat Yahudilerine, başka bir deyişle Musevilere (Hz. Musa takipçilerine) düştüğünü vurgulamak zorunda kalırız. Nitekim İsrail içinde pek çok Yahudi siyonizme düşmandır ve yapılmak istenenin farkındadır. Bu yüzden de isyan halindedirler. Ama Siyonizm o denli güçlü ve yayılı vaziyettedir ki bu sesler cılız kalmakta, onlarda kötü gidişe dur diyememektedir.

Tek umut ve çare Anadolu İslam’ının, arabizm ve israiliyattan, hurafe ve tarikat mantığından, mezhepleşmekten ve mişnalara (Kur’an dışı yazılı dini kaynaklar) mahkûm olmaktan çıkarak önce Ortadoğu’ya ve sonra tüm cihana egemen olmasıdır. Bu egemenlik ise asla savaşarak veya toprak alarak değil, gönülleri fethederektir.

İman kardeşliği tesisi ancak Kur’an etrafında bir ve birlik olmakla mümkündür ki Allah’ın yeryüzündeki orduları Türkler bunda da inşallah örnek ve lider olacaktır.

Ferdi olarak kula düşen iman savaşının yaşanacağı ve Allah cephesi ile küfür cephesinin karşı karşıya geleceği o kaçınılmaz ana dek dik durmak, Allah yolundan ayrılmamak, o gün geldiğinde doğru tarafta yer alarak, imanı uğruna ölümü göze alabilmektir.

İman ordusunun muzaffer olacağını bildiren Allah’tır. Lakin evvela mü’minlerin Allah için ölmeye hazır olduklarını ispat etmesi gerekir. Allah’In yardımı sonra gelecek ve hak galip gelecektir.

İşte kürselleşme tutkunları bu iman ordusundan çekinmekte, şehit olma arzusunu yok etmeye çalışmakta, o gün yaşanacak o savaşta karşısındakilerden korkarak ve yenileceklerini bildiklerinden o savaşı hiç yaşamaya mecbur kalmadan iman cephesini imansızlaştırmaya çalışmakta, hiç olmazsa sayısını azaltmaya ve dolayısıyla imanlıları son çare olarak katletmeye ve öldürmeye çalışmaktadır. Bunu da kimi zaman savaşlarla, terörlerle yaparken çoğu zaman ürettikleri ilaç ve hastalıklarla, salgınlarla ve uçaklardan ilaçlamalarla, genetiği değiştirilmiş organizmalarla, diyet ve ameliyatlarla, zehirli gıdalarla vs. yapmaktadır.

İlk hedef kısırlaştırma ve sonraki hedef hastalaştırma ve nihai hedef öldürmedir.Öyleki dünyada Müslüman nüfus mkalmayana kadar da busevdaları sürecektir. Çünkü kalplerdeki imanı asla bilemedikleri için adı veya nüfus kağıdı Müslüman olan her kes onlar için birer potansiyel düşmandır. Zaten Kabala ve Talmud (Tevrat’tan sözde esinlenen büyü kitabı ve tefsir) da bunu emretmektedir.

Kabala’ya ve Talmud’a göre Yahudi olmayanların yaşama hakkı dahi yoktur, hayvandan farksızdırlar, Yahudilere hizmetten başka görevleri yoktur çünkü seçkin ırk sadece Yahudilerdir. Devşirme Yahudilerin dahi (annesi Yahudi olmayan Yahudiler, sabetaylar vs.) seçkinliği söz konusu değildir. Bu devşirmeler sadece Siyonist Krallıkta saray hizmetçisi olabilirler. Diğer milletler ise kölelikten ve madenlerde çalışmaktan başka bir kaderi paylaşamazlar. Bilim kurgu filmlerine bir de bu gözle bakın.

Konu filmlere gelmişken Avatar türü, Matrix türü filmlerdeki şeytani mesajları anlamak için biraz kafa yorun. Göreceksiniz ki Siyonizm alenen Allah’ın iradesiyle yarattığı düzeni yanlış ve hatalı bulmakta, meleklere ve insanlığa savaş açarken cinlerden yararlanmakta, insanlık cin yapımı kadere mahkum edilmektedir.

Üstün insan mesajının ana teması ise kadındır çünkü dişi cin İsrael (İblis, Şeytan, Satan) kendisi gibi dişilerden bir krallık kuracaktır. Bu konuda + 13 olduğu için fazlaca detaya girilmeyecektir.

Özetle; Allah, Kutsal kelamı Kur’an’da defaten aklı kullanmayı, imanı, doğruluğu ve iman kardeşliğini emretmiştir. Eşitlik, hak ve adalet bu sistemin olmazsa olmazıdır ve cennetler sadece iman sahipleri içindir. Cehennem ağzına dek dolacakken cennetleri dolduracağım diye Yüce Allah’ın bir ahdi yoktur. Yüce Allah kulları için iyilik ve güzellik ister ama o merhametini sonsuz bereketi, verdiği akıl ve ruhu, bahşettiği Kur’an ve Peygamberi, gönderdiği has kulları ile göstererek adaletini sağlamıştır.

Ama insan zalim, cahil ve nankördür. İnanmak yerine şeytanlara uymaya çokça meyillidir. Menfaati gereği münafıklara aldanmayı severek ister ve bunu yaparken zavallı aklıyla kandırıldığı için günaha ortak olmadığını farz eder. Dahası verdiği şeytani destekle yanan diğer canlardan sorumlu olmadığını sanar ama yediği hakların kendisine sonsuz bir cehenneme mal olacağını asla hesap etmez.

Doğru cevap daima ve sadece Kur’an’dadır.

Küreselleşme ise yanlış cevapların tamamı ve Kur’an hükümlerinin tam aksidir. bu da demektir ki küreselleşme veya yeni dünya düzeni adı altında şeytana ve şirke hizmet eden herkes Kur’an ve Allah düşmanıdır.

Zaten Yüce Allah ahir zamanın bu hallerini ve düşülecek şirk çukurlarını bildiği içindir ki defaten şirk belasını ikaz etmiş ve afsızlığına işaret buyurmuştur.

Kur’an gözler önündeyken kulların başkaca mazereti de zaten olamaz.

O halde imanla, Kur’an’la kalmak doğru olan tek şeydir. Aldanmamak ve yenilmemek esastır.

Ulus devletlere sahip çıkmak, Allah ile aldatanlara aldanmamak kaçınılmazdır.

Müslümana düşen siyonizme aldanmamak için münafıkları Kur’an hükümleri ile teşhis edebilmektir.

Rabbim bizleri imansızlardan korusun.

Rabbim imanımızı ispat etmek gününde kalplerimize korku salmasın. AMin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Cumartesi halkı

Cumartesi Balıkçıları ve İslam toplumları mukayesesi

Cumartesi Balıkçıları ve İslam toplumları mukayesesi Kur’an’da “Cumartesi Halkı” veya “Cumartesi Balıkçıları” tabiriyle anılan, lanetlenmiş ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir