Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Kutsal olan Arapça değil Kuran’ın mesajıdır
imanilmihali.com
Kutsal olan Arapça değil Kuran mesajıdır

Kutsal olan Arapça değil Kuran’ın mesajıdır

Kutsal olan Arapça değil Kuran mesajıdır

Kur’an, Yüce Allah kelamı, hidayet rehberi ve kurtuluş anahtarıdır. En büyük şefaatçi Kur’an, okunmayı ve anlaşılmayı en başta hak edendir, okumayı ilk emir olarak verendir.

Anlamak, idrak ve kabullenmenin başıdır ve hayata yansıtmak da ancak bu şekilde olur. Aklı kullanmak, verilen aklın karşılığını vermek, vahyi hayata yansıtmak, bünyeye yerleştirmek demektir.

Kur’an, insanlar anlasın, duysun, öğrensin ve haberdar olsun, kendisine çeki düzen versin, ahiret için azık hazırlasın diye öğüt veren, müjdeleri ve azapları hatırlatan, emir ve yasakalrı bildiren, Allah’ın sınırlarını çizen mukaddes kitaptır.

Kur’an, Arapçadır. Çünkü indirildiği kavmin dili Arapçadır. Sibirya’da yaşayan bir kavme indirilseydi lisanı Rusça, Almanya’ya indirilseydi lisanı Almanca olurdu. Yani Arapça oluşu insanlar akıl edebilsin ve aklını işletebilsin diyedir.

“Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf 12/2)

Arapça indirildi çünkü kavminin Peygamber etrafında toplanabilmesi, ilahi mesajı anlaması ancak bu sayede mümkündü. Başka dilde inseydi kavim, kendi lisanımızda olsaydı anlar ve iman ederdik demesin diye Arapça indirilen Kur’an, kendisinden önceki kutsal kitapların lisanından farklı vahyedilmiştir çünkü keramette asıl olan vahyedilen toplumun onu anlamasıdır.

Nitekim, Allah’ın İncil’i Aramice (Ârâmî dilinde ve Süryânî alfabesi ile yazılmış), Tevrat ve Zebur’u İbranice’dir. Bu durumda kutsal olan lisan hangisidir?

Demek ki lisanların tamamı kutsaldır ve Allah değişik ümmetlere değişik lisanlar nasip ederek sınavın hikmetine bağlamıştır.

“Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Zümer 39/28)

Kutsal mesajın anlaşılması ise farz olandır. Bu da bizi anlayarak okumak zorunda bırakır. Anlayarak okumamak en başta kelam sahibi Yüce Allah’a ve elçisi Peygambere haksızlıktır ki vebali büyüktür. Bu da yetmez tamamı okunmak ve anlaşılmak zorundadır.

“İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.” (Ta’ha 20/113)

Çünkü O Kur’an, tehdit ve tehlikeleri teker teker sayan, şeytani tuzakları öğreten, imansızlık kahrını kalın kalemle çizendir.

“Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir. Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.” (Fussilet 41/2-4)

Kur’an Allah kelamıdır, anlaşılsın diye açıklanmış, kavransın diye kavim dilinde vahyedilmiş, risalet mümkün olsun diye Peygamberin lisanıyla kaleme alınmıştır ki müjdeler ve uyarılar ancak O’ndadır, şan ve şeref tamamen O’ndadır.

Arapçanın, edebi yanının güzelliği tartışmasızdır. Keza, Kur’an kıyamete dek baki kalacaktır. Bu bizi Arapça okuyabilmenin ayrı bir güzellik olduğu noktasına götürür ancak ana dili Arapça olmayan birisinin Arapçayı ana dili gibi öğrenip, Kur’an’ı o beceriyle hatmetmesi teknik olarak imkansızdır ki bu tahlile din adamları dahildir. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır dahi tefsirinde bu noktaya dikkat çekmekte ve kendisinin dahi Arap edebiyatının derinliklerine inemediğini, bunun yerine ve hata yapmamak için ana dili Arapça olan diğer alimlerin yorumlarına atıf yaptığını itiraf etmektedir.

Merhum anlayamıyorsa, zamane insanlarının anlaması hepten mümkün değildir. Kaldı ki Arapçayı öğrenmek asgari yirmi yıl alır. Bu zamana kadar Kur’an’ın kapağını açmamak ise vahşettir.

Latin harfleri ile Arapça okumak ise komedidir. Sıkça okunan surelerden olan Yasin suresinde olduğu gibi insanlar dilleriyle okur ama manayı hazmedemezse, o ayet veya sure erdirici olabilir mi? Sevap belki hasıl olur ama hikmet yakalanabilir mi?

Doğru olan, ilahiyat ilminde ilerlemiş ana dili Türkçe olan ama Arapçaya da hakim insanların meallerini karşılaştırmalı olarak okumak ve manayı anlamaya çalışmaktır. Bu konuda en büyük gören Diyanet başkanlığınındır ve merhum ELmalılı Hamdi Yazır Ulu Önder insiyatifiyle zaten tefsir ve mealini kaleme almakla, büyük bir mesafe kat etmiştir ve o tefsir hala en büyük dini kaynaktır.

Arapça öğrenene, arapçayı bilene kadar ise Türkçe okumak ve anlamak farzdır. Okumak ise asla yetmez, o okunanı hayata yansıtmak gerekir. Düşünülsün ki okumak kafi olsaydı, Peygamber evinden çıkmaz, sahabeler tarlaya gitmez, dilenciler dahi bir köşede oturur sürekli okurlar, okurlardı.

Demek ki okumak ve anlamak işin sadece başıdır ve gerisi daha mühimdir. Düzelmek, ahlaklanmak, iyiliğe koşmak, sakınmak, harama uzanmamak, şeytandan korunmak, iman etmek hep bu anlamadan sonraki işlerdir.

İslam aleminin bugünkü hali anlamamak, anladığını hayata yansıtacak gücü bulunmamak, gerçeği haykırmaktan korkmak ve israiliyata teslim olup arapçayı cennet lisanı sanmaktır.

Ana dili arapça olan halkların dahi Kur’an’ı tam anlaması asla mümkün değildir. Çünkü Kur’an herkese ayrı hitap eder ve edebiyatın ağır tonları sıradan insanların idrakini aşar. O halkalr dahi anlamak için tefsirlere müracat ederler. kaldı kimuhkem ve müteşabih ayetlerin durumu çok farklıdır.

O halde, idrak hikmetini nasip eden de Allah’tır.

Özetle;

İncil ve Tevrat ve Zebur Arapça indirilmediğine göre, o kavimler ve lisanları kutsal değil miydi? O kitaplar kutsal lisan olan Arapça (!) ile yazılmadıysa muteber değil miydi? Son kitap Kur’an Arapça nuzül oldu diye İbranice ve Aramice ne oldu?

Kutsal olan asla lisan değil mesajın kendisidir. Allah bu kadar ümmet ve lisan var ettiyse bir hikmeti elbet vardır ve bilindik kitapların yanı sıra, her ümmete peygamber muhakkak gönderildiğine göre, Finlandiya halkına Arapça konuşan bir peygamber gönderilmesi mümkün müdür? Eskimolara, japonlara, Ruslara?

Dini Arapçaya mahkum etmek isteyenlerin iki hedefi vardır ki teki halk akıllanmasın, aydınlanmasın, diğeri din sömürü vasıtası olarak kalsın, dincilik ve din sektörü yara almasın diyedir.

Bunların her ikisi de emevilerden başlayan zulümdür, şeytan işidir, Allah’a isyan, dinle alay etmektir.

Ayet sadece Kur’an’da da değildir. Kainat ve beden ayetlerle doludur. Allah hidayet isteyene hidayet, azmak isteyene azgınlık nasip eder. Türkçe meali iyi niyetle okuyan, mealleri karşılaştıran elbet hikmeti yakalayacaktır. Vakti ve imkanı olan Arapçada öğrenebilir. lakin kutsal olan mesajdır ve kaybedecek zaman yoktur.

Hele ki;

Kur’an kursları adı altında halkı, dine veya Kur’an’a değil de arapça lisanına mahkum edenler,

Dini ve imanı tanıtmak yerine arap harfleriyle beyin yıkayanlar,

Bezden kesilmiş bebeleri bile dini sömürü adı altında kurslara mecbur bırakanlar,

Kurslara çocuklarını göndermeyenlere kafir diye bakanlar,

Milli eğitimin değil de diyanetin gözetiminde kurs açmakta ısrarlı olanlar,

Okullardaki din eğitimini yetersiz bulanlar … oturup bir daha düşünmelidir.

Okullar iyi veya kötü dini, imanı, İslam’ı, Allah ve Kur’an’ı tanıtmakta, ahlak ve salih ameli, ibadet ve fıtratı tanıtmakta ve sevdirmektedir. Okullardaki din eğitimleri bu haliyle bile Kur’an kurslarından çok daha iyidir.

Kur’an kursları ise tüm yaz tatillerini gasp eden, denize gitmesinler de mahiyetimize girsinler, okulda öğrendikleri zararlı dini (!) bilgiler müdahalelerimizle düzelsin diyen zihinlerle doludur. Buralarda arapça lisan kursu verilirken adının Kur’an kursu olması da çok ilginçtir.

Arabizm ve İsrailiyat, dinin altına konmuş dinamitlerdir.

Türk halkı tüm lisanları bilen, tüm lisanların sahibi, tüm ümmetlerin tek Malik’i Allah’ın kullarıdır. Türkçe en az Arapça kadar kutsaldır, mübarektir, İslam ve Türklük sancağı altında dökülen sayısız şehit kanlarıyla alfabesi yazılmış lisandır.

Arapçaya insanları mahkum etmek suretiyle sömürmek ve köleleştirmek dinin emri değildir.

Çocukları din eğitimine zorlamak, din derslerini, Kur’an kurslarını zorunlu yapmak, çocukları din okullarına mecbur bırakmak da DİNİN “DİNDE ZORLAMA YOKTUR” emrine isyandır, hilafına davranmaktır.

O halde yapılacak şey, diyanet başkanlığı liderliğinde, mevcut meal ve tefsirlerden de istifade ile, anlaşılır Türkçe ile bir yardımcı kaynak (meal, tefsir) yaratmak, mişnalardan kurtulmak, din eğitimini gönüllere nakşetmek, zorlamamak, akla ve bilime dayalı zihin ve imkanları köleleştirmemek, dini gönüllü ve sevdalılara bırakmaktır.

Anlaşılır hale gelecek İslam, aydınlık için, pisliklerden kurtulmak için, kölelik zincirlerini kırmak için tek yoldur. Aksi ise fıtrata isyan, misaka ihanet ve Allah’a haksızlıktır.

Kutsal kitapları anlamadan okumak veya hiç okumamak ise Kur’an’da (Ehli kitap için) Tevrat taşıyan eşeklere benzetilmiştir!

Çünkü Allah, aklını kullanamayanlar üzerine pislik atar!!

Kaldı ki din ilmi sadece bilgiden değil aynı zamanda aşktan ibarettir. Anlamadan okumak bu aşkı kökten yok eder ki İslam’ı ruhsuzlaştırır, tevhidi dikenli yollara mahkum eder. Sevgi ve muhabbet dinde bu yüzden elzemdir. Lakin kalbe giden yol da akıldan geçer, anlamaktan geçer.

Asla unutulmasın ki şeytan insanları imandan ve Allah yolundan çevireceğine ahdetmiş, kıyamete dek süre istemiştir. İmanı ve Allah’ı tanıtan, dinin tüm yönlerini izah eden, dinin tek kaynağı olan Kur’an’ı anlaşılmaz lisana bilerek mahkum etmek Rahmani değil Şeytani bir oyundur, İblisin en büyük numarasıdır. Kanan ve aldananlar, kandıran ve aldatanlar elbet bunun hesabını verecektir.

Dinde ve imanda bilmemek mazeret değildir. Bilmek için anlamak, anlamak için Kur’an okumak farzdır.

En büyük şefaatçi Kur’an ahirette kendisine verilen kıymet nispetinde şefaat edecek veya etmeyecektir.

Peygamber ahirette ümmetinden “Kur’an’ı hayatın dışına ittiler” diyerek şikayetçi olacaktır.

Erdirici ve kurtarıcı İslam, kendisini anlamayanları KURTARABİLİR Mİ? Kur’an Kendisini anlayarak okumaya tenezzül dahi etmeyenlere şefaat eder mi? Yüce Allah, vahyettiği, korumasına aldığı ve kıyamete dek baki kıldığı kutsal kelamı Kur’an’ı okumak zahmetine girmeyenleri CENNETİNE ALIR MI?

O halde???

Bu yazıyı okudunuz mu?

İmanı paraya değişmek

İmanı paraya değişmek

İmanı paraya değişmek İman, sadece Yüce Allah’a inanmak, teslim olmak ve güvenmek, sadece O’na ibadet ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir