Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Laikliği layıkıyla yaşamak
imanilmihali.com
Laikliği layıkıyla yaşamak

Laikliği layıkıyla yaşamak

Laikliği layıkıyla yaşamak

Yüce Allah’ın Kur’an’ı ile insanlığa ilk üç emri evvela okumak (Kur’an’ı), sonra iman etmek ve sonra ibadet ve kulluktur. Bu sıra çok mühim olup aynı zamanda ahiret sorgusuna da esastır.

Yani insan mahşerde evvela en büyük nimet olan Kur’an ile hesaba çekilecek, sonra imanı tartılacak ve sonra bu ikisini ispat için yaptığı ibadet ve amellerden sorgulanacaktır. Doğrusunu Allah bilir ama ilk ikisi yoksa üçüncü hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü ibadetin kime ve neden yapılacağıyla değil de nasıl ve hangi şekilde yapılacağı ile ömür tüketenlerin o ibadetlerdeki derin manayı anlamadan bir ömür tüketmesi elbette affedilecek bir şey değildir.

Dinin hayat egemen olduğunu kabul etmemek, dini tanımamak ve gereğini yapmamak ta aynen dini suistimal etmek veya bilinçsizce ibadet etmek gibi kahredicidir.

Lakin ortada çok mühim bir mesele de vardır ve o şudur; ibadeti yapmamak, ibadeti riya ve gösteriş için yapmaktan çok daha az günahtır. Bunu bize duyuran da maun suresidir.

Yüce Allah bu nedenle namaz kılmayana öfkelenmez iken, namazı riya ve gösteriş meselesi yapanlara, namaz ile aldatanlara, namaz kıldığı halde şekilden öteye gidemeyenlere, kendisi için değil de başkaları ve çıkar için namaz kılanlara öfkelenir. Yani namaz kılmayanın durumu günah, sahte ve münafık namazı kılanların durumu gizli şirk durumudur.

Beşeri hayat fanidir. Ölmeyecek hiçbir şey veya kimse yoktur. Sadece baki olan Allah’tır. Gerçekler ahirette ayan beyan ortaya elbet çıkacak, bu dünyada yapılan veya yapılmayan her şey Yüce Allah’ın kudret ve hükmüyle karara bağlanacaktır.

O ana kadar ise insana düşen bedeni ve ruhi, maddi ve manevi, beşeri ve ilahi, dünyevi ve ahireti şekilde yaşamak, bir yandan et ve kemikten olması dolayısıyla temel ihtiyaçlarını karşılamak, bir yandan ahiret için hazırlık yapmaktır.

Yani dünya işleri için lazım olanlar ile ahiret için lazım olanlar ayrı şeylerdir.

Peygamberimizin dahi melek olmadığını, et ve kemikten bir fani olduğunu, O’nun bizim arkadaşımız olduğunu, O’nun da yemek yiyerek uyuduğunu bize bildiren Yüce Allah’tır. Ve Peygamberimizin bu halleri asla dinden değildir.

Dinden olan halleri, sünnet ve sözleri, Allah kelamı Kur’an ile kendisine vahyedilen ayetleridir.

Peygamberimizin durumu gibi tüm insanların durumu da iki aşamalı veya yönlüdür ki yukarıda açıklandığı gibi bir maddi ve bir de manevi yönden ibarettir.

İşte laiklik ilkesi bu ayrımın sosyolojideki, toplum yaşamındaki adıdır ve maddiyat ile maneviyatın birbirine karıştırılmaması için şart ve farz olandır.

Bu haliyle Laiklik, dinin ilk emirlerindendir.

Bu laikliğin tanımının çok iyi yapılması lazım gelir ki bugün insanlık bu tanım ve ayrımı yapamadığı için maalesef büyük bir cendere altında inlemekte, dincilik, laiklik ve ateistlik kol kola gezmektedir. Bu haliyle de laiklik sadeleştirici, kolaylaştırıcı özelliğini kaybederek bölücü bir hal almaktadır.

Laiklik, geniş tanımıyla, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması, vicdanların hür kılınması, kimsenin inanmaya veya inanamadığı için hesap vermeye zorlanmaması, dileyenin dilediği kadar inanç ve ibadette hür olması, devletlerin akıl ve bilimle yönetilirken, dini buyrukların devlet için saygıya layık edilirken, kanunlara mesnet yapılmamasıdır.

Laiklik dinsizlik veya dinsizlik laiklik asla değildir. Laiklik dini hüküm ve yargıları yok saymak asla değildir. Laiklik dine saldıranlara serbestlik asla değildir. Laiklik dine uzak olanları din dışı ilan etme yetkisi asla değildir. Laiklik dinsiz bir toplum ve devlet asla değildir.

Laiklik, aklı ve bilimi beşeri yaşama rehber ederek ilerlemek, hayatı güzel ve kolay hale getirmek, din ve ibadetin yaşanabileceği daha hür ve konforlu ortamları oluşturmak, insan sağlığı, huzur ve refahını geliştirerek dinin daha yaygın ve doğru olarak tatbikine imkân sağlamaktır.

Laiklik zorunludur.

Çünkü yobazlık zihniyeti dini ve aslen diyaneti toplum hayatına kati olarak katmaya çalışırken sadece ayetlerle yetinmeyip Peygamberimizin sünnetini de şart koşar ve bu yetmezmiş gibi bazı âlimlerin düşüncelerini de dinleştirir. Dahası mezhepsel ayrımları din içinde olmazsa olmaz farz ederek ayrımcılık yaratır ve dini bölerek tanınmaz hale getirir. Yani zalim insan dini kullanarak hayatı kendi menfaatleri uğruna değiştirirken, akıl ve bilimi yok sayarak Yüce Allah’ın gelişme ve çalışma emrine de aykırı davranır.

Yobazlık ortadan kalkmış olsa (İnşallah kıyamete yakın ortadan kalkacaktır) laiklik zaten gereksiz bir hal alacaktır ama yobazlık, küfür, şirk, münafıklık yakın zamanda asla bitmeyeceğinden laiklik devlet ve kişileri korumak için o ana dek elzemdir. Çünkü İslam toplumları cahil, nankör ve zalimdir.

Bu noktadan hareketle laikliği layıkıyla yaşamak ile kast edilen şudur;

Dini tanımak için evvela Kur’an’ı okuyup anlamak, temel emir ve esaslarını benimsemek, emrettiği hak, adalet, merhamet, yardımlaşma, dürüstlük, namus gibi erdemlerle donanmak, fıtratı ve tevhidi kavramak, hayatın ve ölümün mahiyet ve maksadını düşünmek, bu faziletlerle donandıktan sonra ise hayata insanca bakmak, sevgi ve kardeşlik duygusuyla yaşamak, dinin erdiriciliğine imkan sağlamak, pis ve boş hevesler uğruna hayatı kahredenlere düşman olmak, dini kirletmeye çalışanlara meyletmemek ama öte yandan dini yok sayanlara da, dini beşeri şeklinde değerlendirenlere de gereken cevabı vermektir.

Devletler içinse durum şudur; laik devlet asla dinsiz devlet değildir. Devletin anayasası kanun ve kurallardır, akıl ve bilimdir, toplumsal gelenek ve alışkanlıklardır, temel kabullerdir, modern akımlardır, kazanılmış bilgilerin hayata yansıtılmasıdır. Dini hükümler çoğunluğu Müslüman olan bir ülke için konuşursak en kıymetli değerlerdir ancak kişisel veya toplumsaldır. Çünkü nihayetinde dinin buyrukları ana esaslardan ibarettir. Devletlerin ise detaya dair on binlerce konusu vardır ve bunlar kanunlaşmak durumundadır. Yani din mevcut haliyle toplumların güncel sorularının hepsine bire bir cevap veremez. Bu nedenle devletler kendi kanunlarını yapmak ve halkına uygulamakla mükelleftir.

Peygamberimizin zamanları düşünülecek olursa ayetlerle bildirilenler hariç pek çok konu da şura ile karar alınmış, Peygamberimiz bazen kendisi karar vermiş, bazen örflerin gereğini yapmış, istemeden de olsa bazen barış adına hac ibadetini dahi ertelemiş, zaman ve coğrafya değiştikçe, muhatap topluluklar farklılaştıkça gösterdiği tepki de farklı olmuştur. Çünkü söz gelişi bir barış yapmak için masaya oturulduğunda karşı tarafın Müslüman olmaması sebebiyle anlaşmanın tamamen İslam’a uygun olması zaten beklenemez. Burada esas olan kamunun yararı ve durumun gereğidir ki işte laiklik ile kast edilen de Kur’an’da tam karşılığı olmayan veya olsa da duruma tatbik edilmesi mümkün olmayan bu zaruretin akıl yoluyla çözüme kavuşturulmasıdır. Bu dine ihanet değil, işlerin kolaylaştırılmasıdır.

Elbette şer’de ittifak yapılmayacak, dine aykırı hususlarda taviz verilmeyecek, devlet küfre mağlup edilmeyecektir. Ancak anlaşma ve ortak düşünce istikametinde ara yol bulunacak, bu sayede hayat maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılırken, devletler kanunlarla, kullar o kanunlara riayet mecburiyeti yanı sıra, vicdani veballerle yani Kur’an hükümleriyle yaşamak durumunda kalacaktır.

Mahiyet ve ehemmiyet bu haldeyken zaman ve coğrafya farklılaşsa da laiklik hali eskimeyen ve sürekli değişen bir durumdadır. İnsanlar ve devletlerin durumu bu anlamda farklıdır.

Özetle, laikliği layıkıyla yaşamak dinin serbestçe yaşanmasına imkan sağlamak ama aklın ve bilimin önünü kapatmamak, kulları hür bırakarak dindeki yobazlıkların kişilere yansıtılmasına, hurafelerin dayatılmasına mani olmaktır.

Ne laik olanlar dinsizdir, ne dinsiz olanlar laiktir. Bu mesele de çok iyi anlaşılmalıdır.

Maalesef “İslam’ın gözyaşları; dinsizliği laiklik sananlar ve laikliği dinsizlik sayanlar nedeniyledir.”

Arası ve doğrusu laikliğin temel anlam ve maksadıdır.

Laiklik anlaşılır ve uygulanırsa toplumdaki Müslüman olmayan unsurlar dahi rahat nefes alacak, huzur ve barış sürekli hale gelecek, birlik ve beraberlik sağlanabilecektir.

Kula düşen herkesin ferdi hesap vereceği o ahiret gününe vicdani ve bireysel olarak hazırlanmak, devlete düşen dinin en temel kıymetlerini yasalaştırarak ama zamanın gereklerine sırt dönmeden kulları yönetmektir.

Huzur ve barışın teminatı olarak olması ve baş üstünde tutulması gereken Laiklik, beşeri bir icat olsa da ilahi nizamın yeryüzüne egemen olması ve insanca yaşam için şarttır, yobazların önünü tıkayandır, farklı dinlerdeki toplumların çatışmadan birlikte yaşayabilmesine imkan sağlayandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir