Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Laiklik nedir ne değildir
imanilmihali.com
Laiklik nedir ne değildir

Laiklik nedir ne değildir

Laiklik nedir ne değildir

Laiklik dinsizlik, dinsizlik laiklik değildir.

İslam dini rıza, hoşgörü, samimiyet ve sadakat dinidir. Zorlamaya, tehdit ve şantaja tüm kapıları kapalı İslama giriş ve çıkışta tek anahtar kulun rızası ve ifadesidir. Yani dinde zorlama yani ikrah yoktur. Zorlama olursa bu takiyyeyi, riyayı, münafıklığı, abdestsiz namazı beraberinde getirir ki bu İslam’ın temel taşlarını yerinden oynatır. Bu çerçevede Hz. Peygambere dahi düşen tebliğ ve davettir. Hesap sormak ise sadece dinin sahibi Allah’a aittir.

Kişisel ve toplumsal bazda rızaya dayanan katılım ve terk tüm dinler için de aynıdır ve katılınan dinin gereklerini yapma ölçüsünde de aynı şekilde serbestlik vardır. Bu da şu demektir ki kul dilediği inanca, dilediği kadar tabi olabilir, ona dilediği kadar önem verebilir ve dilediği zaman terk edebilir.

Laiklik nedir

İslamda özgürlük dilediğini yapma, dilemediğini yapmama olarak tanımlanır ki bu rızanın felsefeleşmiş, terminolojiye girmiş adı laik olma halidir.

Sıfat olan laik kelimesi kişisel bazda dünya ve ahiret işlerinin ikisine de önem verirken, sebeplere verilecek reaksiyonlarda yani dünya imtihanında beşeri ve dini işleri birbirinden ayırmak olarak karşımıza çıkar. Yani inanç ve ahlaklar, kişisel ve toplumsal gerekler, dünyevi ve manevi işler tamamen değerli ama farklıdır. Her ikisi de diğerine saygılı ve uyumlu olmak zorundadır ki insan olmak, mü’min olmak, iyi olmak buna bağlıdır. Toplum ve devletler için de aynı maksat güdülür.

Devletin laik olması; bir inanca zorlamaması, o inancın alt dallarından birisini diğerlerine egemen kılmaması, diğer inanç ve dinlere saygıda kusur etmemesi, devlet işlerinden dini inkar etmeden ve fakat din aleyhine veya dinin egemenliğine çalışmadan beşeri hukuk sistemini buna göre tesis ederek ilahi nizamı topluma beşeri hukuk ile tatbik etmeye çalışması, her iki kavramın çatıştığı yerde ise konunun mahiyetine göre doğru ve adil yorum ve hüküm ortaya koymak suretiyle meseleleri akıl, bilim, vicdan, sağduyu ve çoğulculuk zihniyetiyle çözmek gayretidir.

Laik toplumlar; dinin manevi en büyük ihtiyaç olduğunu bilen, dinin gerekelrine her türlü devlet desteğini sağlayan, dine paralel adil ve hakkaniyetli yönetimler sergileyen, kişileri inançlarında vicdanlarıyla başbaşa bırakan toplumlardır.

Laiklik eşitlik, özgürlük, vicdan hürriyetinin adıdır ve dini özgürlükleri teminat altına alan laik devlet kişilerin inançlarını, din ve mezheplerini ifade etmesine, savunmasına da imkan sağlayandır.

Laikliğin eski batıya dayandırılması tamamen bir oyun ve düzmecedir ki Hz. Peygamber zamanı öncelikli olmak üzere tevhid dininin tüm kitap ve peygamberleri laikliği yani din ve devlet işlerini birbirinden ayırmayı ve tüm inançlara saygıyı esas almış, zorlama ve tehditleri saf dışı bırakarak dini rıza ve gönülden katılıma teslim etmiştir.

Çünkü İslamın ana felsefesi dinin ana ilkelerini hayata egemen kılmak lakin bunu din devleti şeklinde değil de dini ilkeler ışığında yapmaktır. Bu şu demektir ki İslam devleti olunmaz İslam ilkelerine uygun devletler olur.

Şeriat

Şeriat, peygamberlerin vahiy istikametinde iş yapış, tebliğ ve davet yöntemidir. Bu yüzden Allah’ın dini tek iken, peygamberlerin şeriatleri farklı farklıdır. Kimi peygamber yumuşak mizacı, kimisi cihadı esas almışken söz gelimi Hz. Muhammed (sav) ikisini birden baz almış ama zorlama ve cihad sadece zalimlere ve müşriklere karşı ve sadece beka, savunma ve var olabilme adına yapılmıştır.

Bu yüzden sokaklarda şeriat isteriz diye dolaşanlar sadece peygamberlerin sünnetlerini kast ederler ve asla Kur’an isteriz diye bağıramazlar. Çünkü Kur’an olması gereken, şeriatler üstü, tam, doğru, gerçek ve olması gerekendir, yoruma ve tahrif edilmeye kapalıdır.

Laikliği diğer dinlere bağlamak İslam’ı kötü göstermek girişiminin adıdır ve siyonist yahudi oyunlarındandır. Öte yandan dincilerin en büyük silahı, laikliğe düşman olmakla sözde sünnetleri (şeriati) topluma zorla enjekte etmek ve dini çıkarlara alet etmektir.

Oysa din sadece Allah’ındır ve dinde ibadet ve amellerden ziyade asıl olan iman ve niyettir. İman ve niyetler ise şekli değil kalbidir ve samimidir.

Laiklik kavramı bu noktada devreye girer ve samimi olarak kalpte yaşatılması gereken ve dinen de bu şekilde samimi olsun diye emredilen iman ve has niyetleri laiklik koruma altına alır.

Laikliğin iki yüzü

Laikliğin iki yüzü vardır ki teki laiklere düşman olanlar ve diğeri laiklik kisvesi altında tüm ahlaksızlıklara imza atanlar. İnternette dolaştığınızda asla bu ayrımı göremezsiniz ve toplum körü körüne laikliği veya anti-laikliği savunur haldedir.

Laikliği dinsizlik değildir öyle sananlar tekfir suçunun katmerlisini işleyen münafıklardır ki kıyafet, inanç ve ilkeleriyle modern yaşamı, bilim ve aklı, toplumsal gerek ve kabulleri öne çıkaran bu insanlara kafir gözüyle bakarlar.

Dinsizliği laiklik sananlar ise dini vecibe ve şartları oyuncak ederek, çoğundan habersiz olarak, batıyı taklid ve medeniyeti müdafa bahanesiyle dinle arasına duvarlar örenlerdir.

Oysa Laiklik dinsizlik, dinsizlik laiklik değildir.

Kurtuluş savaşımızda durum

Kurtuluş savaşının mübarek bağımsız savaşında ve sonrasında Müslüman ve imanlı Türk toplumuna İslam’ı YABAN OTLARINDAN TEMİZLEYEREK, tekke ve zaviyeleri kapatarak, inanç hürriyetini sağlayarak, manevi mikropların zehirli etkisini azaltarak sunan ve din ve ibadeti kurumsallaştırarak Diyanet İşlerini kuran Türkiye Cumhuriyeti, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk izinde ve nadide din alimleri rehberliğinde laikliği esas alırken tüm zamanların en büyük dini hizmetlerine de imza atarak arı ve duru din İslam’a nefes aldırmıştır.

Tefsir, meal, din dersi kitapları bunlara örnektir ki bugün dahi bu çalışmaların iyisi ve güzeli yapılamamaktadır. Keza cami onarımları, yeni cami inşaları, dini okul ve kurumları tesisi, hafız ve imamların kadrolaşması hep bu dönemdedir.

Türkiye Cumhuriyetine ve Atatürk’e laikliği İslam’la tanıştırdığı için düşman olanların yetersiz ve mesnetsiz dini bilgileri, şeriatten dine geçemediklerinin göstergesidir.

Ülkemizde laiklik; kendine has, modern, uygun, dengeli, hakkaniyetli ve sistemli, Atatürkçü, akla uygun yapısıyla diğer laik ülkelerdeki riya ve gösterişli uygulamalardan uzak, örnek bir haldedir. Bu sayededir ki tüm zamanlarda hangi dine mensup olursa olsun tüm insanlık Türk sancağı altında huzur ve barış bulmuş, dinini ve inancını hür ve güzel yaşayabilmiştir.

İslam’da din savaşı da, mezhepler savaşı da asla yoktur. Bugün Ortadoğunun bu oyuna gelmesi ve iman kardeşiyle savaşması asla İslam’ın emri değildir. Bilakis bu laikliğin kıymetinin anlaşılamaması ve o toplumlarda laikliğe geçmeye cesaret edilememesi nedeniyledir.

Hz. Peygamberimiz (sav) zamanı durum

Hz. Peygamberin sünneti de Tume Bin Ubeyrık olayında olduğu gibi hak ve adaleti üstün tutan, haklı olana hakkını veren adil bir sistemdir. Allah’ın ayetinin emri de budur. Bu şu demektir ki beşeri meselelerde adalet ölçüsü bağlı olunan din değil toplumsal kural ve ilkelerdir. Bu zaten laik olma halinden başka bir şey değildir.

İnanç ve vicdan hürriyetine saygı, diğer dinlere mensup olanların ibadetlerine müsaade etme gibi evrensel İslam ilkeleri ise tamamen laikliği emreder vaziyettedir.

Mekke ve Medine’de sayısız kafir ve müşrik var iken Hz. Peygamber asla onları Müslümanlaştırmaya gayret etmemiş bilakis inançlarına hürmetle ibadetlerine müsaade etmiştir. Tebliğ ve davetle sınırlı kalan İslam çağrısı laikliğe uygun olarak nasihat görevini yerine getirmiş fakat asla zorlamamıştır.

Buradan hareketle de şu denilebilir ki Hz. Peygamber asla din devleti kurma gayretinde olmamış ancak tüm devlet işlerini dini ilkeler ışığında hakkaniyete taşımaya gayret etmiştir. Keza Medine anayasası denilen şey de tüm ahalinin İslam’a girmesi maksatlı değil, tüm inançların bira arada ve huzur içinde yaşamasını temin maksatlıdır.

İslam’ın göz yaşları

Konumuza geri dönersek İslam’ın gözyaşlarından bahsetmek lazım gelir ki bugün İslam aleminin kan ve gözyaşı ile boğulması asıl bu sebebtendir. “Laiklik dinsizlik, dinsizlik laiklik değildir” ilkesi maalesef anlaşılamamış, yaşatılamamış, dejenere edilmiş, dincilerin elinde silah olarak kullanılmış ve yalana bezenmiş bir hakikat olarak kalmıştır.

Bir yanda şekli İslam’a teslim olanlar dinciliği, diğer taraftan dini reddetme noktasına gelerek inkarcılığı seçen ve bunu laikliği maske ederek savunanlar gerçek dini anlamamış ve imanı zayıf olanlardır.

Toplumun bugünkü bölünmüşlüğü de bu sebepledir. Yüce Allah dininin tarikatlara, mezheplere, hizip, fıkra ve parçalara bölünmemesini ikaz etmişken, tüm inananları Kur’an ve iman şemsiyesinde toplanmasını emretmişken, iman kardeşliğini bozan, ayetlerin farzını değil de rivayet ve hurafelerle içiçe geçmiş sünnet ve hadisleri öne çıkaran dincilik toplumu ötekileştirmiş, bölmüş, parçalamış ve bahane olarak laikliği kullanmıştır.

Laiklik bağnazlığa ve dinciliğe karşıdır

Laiklik sözde kalmaması gereken bir inanç sistemidir ki modern, hak, özgür ve eşit inanç sisteminin adıdır. Bağnazlığa, dinciliğe düşman laiklik kendi beşeri sistemini dine, dini sistemi beşeriyete karşı korumak gayretindedir. Teba yani halk laik toplum ve devlette vicdan hürriyetini, sonuna kadar yaşar ve bu sayede İslam kirlenmez, abdestsiz namaza mahkum olmaz, riyaya bulaşmaz.

Laiklik dini istismar etmemek ve ettirmemektir. Türkiye Cumhuriyeti’ne demokratik, sosyal hukuk devleti olma özelliği kazandıran laiklik, her dine ve mezhebe bağlı bireylerin eşit haklara sahip olduğu, insan haklarına saygılı bir toplum düzeni gertirmektedir. Laik düzende herkes vicdan, dini inanç ve düşünce özgürlüğüne sahiptir. Kimse, Dini, din duygularını ya da dince kutsal sayılan şeyleri, siyasal ya da kişisel çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanamaz. Demokrasinin temelini oluşturan laiklik olmadan, din ve vicdan özgürlüğünden kesinlikle söz edilemez.

Atatürk, laiklik anlayışını, sadece din ve devlet işlerinin değil, dinin de siyasetten ayrılması ve yasaların dine göre değil, toplumun gereksinmelerine göre yapılması ilkelerine bağlamaktadır. Atatürk, laikliğe geçilirken ülkede pek namuslu din adamları bulunduğunu fakat bazı gericilerin bu kişilerin sesini kısmak istediklerini sıklıkla dile getirmiştir.

İslam’ı son ve mükemmel din olarak tanımlayan genç Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları unutulan Kur’an İslam’ını yeniden topluma kazandırmak gayretiyle önce dincilerle ve dinci yuvalarıyla mücadele etmiş, sonra temiz dini yazılı hale getirerek asker ocaklarına, mekteplere yaymış, anlaşılmayan arapçaya mahkum Kur’an’ı meal ve tefsirle Türkçeleştirerek okunur ve anlaşılır hale getirmiş ve bu sayede tanınmaz haldeki İslam’a nefes aldırmış, yaşama hakkı vermiştir.

Ortadoğu’da durum

Ülkemizde hal buyken tüm İslam coğrafyasının kurtuluşu da laik devlet olabilmektedir. Maalesef hiçbiri bu lezzeti tatmadığı ve bundan zorla mahrum bırakıldığı için bugün bir avuç yahudinin zulmü altında inlemekte, dolar trilyoneri sapık şeyhlere mahkum halde ve rezil vaziyette yaşamaktadır.

Lâiklik, akılcı ve ilmî düşüncenin yerleşmesi, hurafelerin ve cehaletin ortadan kalkması, dine saygının artması, din istismarının önlenmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi, inanç, mezhep ve tarikat ayrılıkları sebebiyle parçalanmanın önüne geçilmesi, düşünceye, saygının ve sevginin gelişip kökleşmesi bakımlarından hayati önem taşır.

Kişiler laik olmazsa devlet laik olamaz veya bunun tam tersi devlet laik değilse kişiler uzun süre laik kalamaz. Bu nedenle Kur’an emri, aklın emri laiklik kişisel ve toplumsal bazda yaşama egemen olmalı, yasalaşmalı ve sözde kalmamalıdır.

Laiklik din veya ibadet değil bir kabuldür

Laiklik toplumun çoğunluğunun inancını temsil eden dine diğerlerinden daha fazla özen göstermekle rayından çıkmış olmaz. Aksine halkı İslam olan ülkede laikliğin temeli İslam ev Kur’an bazlı olmalıdır. Diğer inanç ve dinler hak ettikleri hürmeti ancak devlet ilkelerine, kural ve kabullere uygun davranmak şartıyla görürler ve eşitlik burada söz konusu değildir. Yani ibadethane sayıları, ödeneklerin tasnifi gibi hallerde tüm dinlerin eşit pay alması gibi bir durum söz konusu olamaz. Burada saygı ve hürmet kelimeleri onları hür bırakmakla ama kontrol etmekle sınırlıdır. devlet o dinlere para, emek, zaman ayırmak zorunda değildir.

Mezhepler ise zaten olmaması gerekenler olarak İslam’ı bölen teşkillerdir ve devlet toplumun çoğuna hitap eden mezhebe uygun davranmak, tüm mezhepleri kucaklamak ama tüm mezhepleri ana mezhep çatısı altında toplamaya çalışmakla mükelleftir. İman kardeşliği ancak bu sayede kurulur ki en azından devlet mezhepler arası çatışmaları muhakkak suretle engellemek zorundadır.

Bir insan hem laik hem müslüman olur ki Kur’an’ın emri de zaten budur. Hz. Peygamberin nasıl iki kişiliği var ve biri beşeriyete diğeri vahye yönelikse, tüm insanların da vicdani ve maddi iki yönü vardır. Burada iman dini, laiklik hakkaniyetle bezenmiş beşeri sistemi kast eder ve doğrusu da budur.

Laiklik din veya ibadet değil bir kabuldür. Bu nedenle tüm dinlerle, mezheplerle barış içerisindedir, herkesin menfaatinedir.

Laiklik teriminin içini boşaltmak, manasını değiştirmek aslı bozamasa da maksada zarar veren beyhude bir gayrettir. Yani laikliği zayıflaştırmak suretiyle dinciliği öne çıkarmak dine hizmet değil saldırmaktır, halkı kutuplaştırmak, ötekileştirmektir.

İslam, devlet değil ilke emreder. Yönetim şekli de emretmez.

Kadercilik illeti

Kadercilik anlayışı laikliğin karşısındaki en büyük maniadır ve özellikle yöneticilerin mevki ve makam koruma telaşıyla müracat ettiği yanlış bir inançtır. Bu konuda kader kavramı çok iyi tahkik edilmelidir. Tüm zamanlarda yönetenler bir şekilde yönetime gelmiş ve doğru veya yanlış işler sergilemiştir. Bu yönetimlerin gerçekleşmesi onların hak olduğu anlamına asla gelmez ki pek çoğu entrikalarla, darbelerle, kanlı savaşlarla tahtlara oturmuştur.

Halk açısından ise bunlara riayet esas olmakla beraber hak ve adaleti savunmaya devam etmek daha büyük bir haktır. Yani zulüm bile yapsa yöneticinin tahttan indirilememesi İslam’ın değil dinci anayasaların emridir. İslam’a nereden girdiği belli olmayan ama emevilerce icat edildiği malum olan bu yalan saltanat dinciliğinin oyunudur ve laikliği ortadan kaldıran bir etkendir. Aklı saf dışı bırakan, adaleti mahkum eden, barış ve huzuru bozan bu yanlış inanç kader mefhumunun da anlaşılmadığının göstergesidir.

Padişahların (haşa) Allah’ın yeryüzündeki gölgesi gibi saçma lakaplar almasının ardında da bu kadercilik yalanından kaynaklanan şirk dini vardır ki Allah’ın ilim, kudret ve sıfatlarına sahip olduğu iddiasında olanlar laikliği tanımadıkları gibi laikliğe dost da olmak istemezler. Çünkü laiklik dindar olmanın yolunu açan, İslam’ın hak ettiği değere ulaşmasını sağlayan tek doğru yoldur.

Din savaşlarını da engelleyen, diğer dine mensup olanlar ile ticari ve beşeri ilişkileri mümkün kılan laiklik sayesinde devletler, küresel dünya ile temas edebilmekte, diğer kültürleri tanıyabilmekte, dünya Türk yurdundaki doğru ve temiz İslam’ı tanıyabilmektedir.

Özetle;

Laiklik kişisel ve toplumsal bazda akıl ve vicdanın buluşması, madde ve maneviyatın işbirliği, hakkaniyet ve adaletin garantisi, temiz ve duru İslam’ın teminatı, Allah’ın emri bir saygı, özen, sağduyu ve hoşgörünün adıdır.

Vicdan hürriyetini temin eden, hakkaniyeti egemen kılan, bağnazlığa giden yolu tıkayan, dincilerin zehirli oklarına düşman laiklik “dilediğini yapma ve dilemediğini yapmama” özgürlüğünün adıdır.

Laiklik sayesindedir ki inançlar temiz ve güven içinde yaşarlar, dincilerin kirli oyunları bozulur.

Türkiye Cumhuriyeti laiklik sistemi ise cihana örnek ve ihtiyaçlardan ortaya çıkan en meşhur ve temiz olanıdır. Bu sayededir ki İslam yaban otlarından ve manevi mikroplardan temizlenebilmiştir.

Ahir zamanda inançsızlarca saldırılacak en büyük hedeflerden biri elbette laiklik olacaktır. Şerre hizmetle görevli bu sulta sahipleri laiklik yerine dinciliği ve sözde şeriati getirmekle mekvilerini koruma gayreti gösterecektir.

Laiklik dinsizlik, dinsizlik laiklik değildir ve İslam’ın bugünkü kan ve göz yaşlarından böyle çarpık düşünenler sorumludur.

Laiklik inkar değil arılaştırmadır. Laiklik dine düşman olmak değil dine hizmettir. Laiklik dini kenara koymak değil lüzumsuz işlere bulaştırmamak, siyasete, menfaate alet ve aracı etmemektir.

Laiklik Allah emridir.

İslam devlet veya yönetim şekli değil ilke emreder ve bu ilke hak ve adalet ilkesidir. Bu ilkeye hizmet eden mevcut en uygun ilke ise laikliktir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Bütünleşemeyen İslam

İslam’a hizmet nedir

İslam’a hizmet nedir “… Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir