imanilmihali.com
Dinin yeterlilik şartı imandır

Maneviyat

Maneviyat

Sözlük anlamı “maddi olmayan, içsel olan, kişinin iç dünyasıyla ilgili olan şeyler” demek olan maneviyat ile dini manada kast edilen “kalbi güç ve idraklardır”. Burada ana nokta şekilsel, yüzeysel, beşeri, maddi değil ilahi, ruhani, dini, vicdani seslere kulak vermektir.

Akaid ve kelamın, iman ve ittikanın beslendiği bu kutsal idrak, dünya karmaşasından uzak, görünen aleme yabancı bir histir ve varlığın asıl gayesini de bu maneviyat oluşturur. Kısaca inanç veya inanmak olarak ta tanımlanabilen maneviyat, kişinin içinde, kalbinde oluşan, tüm dış etkenlerden uzak, ilahi ve doğuştan gelen bir anlayıştır ve akıl ile temasta ama aklın üstündedir.

Maneviyat, zıddı olan maddiyat gibi basit, geçici, adi, dönek, sonradan kazanılan, sadece akla dayalı, görüneni kabul eden birşey değildir. Aksine maneviyat, görüneni de görünmeyeni de içine alan dev bir kavrayıştır ve Allah lutfudur. Bu lutuf doğuştan herkese bahşedilmiştir lakin bazıları bunu sahiplenir ve yaşatırken bazıları hafife alarak terketmek yoluyla kendisine zulmetmektedir.

Maneviyat ve maddiyat kişinin hayata bakışının özeti ve felsefesidir. Akıl ve kalp mücadelesi şeklinde özetlenebilecek bu mücadele amansızca sürer gider ve itidal esastır. Denge bunlardan biri lehine bozulacak olursa maksattan uzaklaşılmış olur.

Adeta ahiret ve dünya yaşamı gayesi gibi iki uç tercihten birinin seçilmesi, kulun yaratılışına da aykırıdır ki maddiyat vezgeçilmez ama maneviyat esas olandır. Kısaca denilebilir ki manevi olana saygı duymak ve anlamaya çalışmak, maddi olarak görülen ve elle tutulanlardan daha yücedir. Buna rağmen kulun bedeni varlığı onu bir madde yapmakta, ruhu taşıyan beden nedeniyle kul maddiyatı inkar edememektedir. Bedenin yaşaması için gerekli olan ve akla dayalı esaslar mutlaka olmalı ve doğrulanmalı ama maneviyat ön planda tutulmalıdır.

Tüm beşeri meselelere tatbik edilebilecek bu muazzam denge kulun tercihlerindeki isabeti de artırır. Maddiyat yani şekilcilik veya aklı öne çıkaran pozitif ilimler kişiyi ispata zorlarken, kalp fıtrat ve misak gereği ilahi boyutla izahlar getirir. Vicdan ve merhamet gibi asıl süzgeçlerden geçen eylemler, sadece akıl süzgecinden geçen eylemlerden daha kalıcı ve doğrudur.

Öte yandan maneviyat aklın inkarı asla değildir. Aksine aklı kullanmayı ama bu kullanmayı ilahi prensipler doğrultusunda yapmayı emreder. Yani aklın görevi dini ve Allah’ı bulabilmek, görünenin ardındaki sebep ve ilmi anlayabilmektir. Oysa maddiyata teslim olanlar için durum biraz farklıdır ve onlar maneviyatı aklen ispat edemediklerinden inkar etmek noktasındadırlar.

İslam ve iman arasındaki büyük farkın da izahı olan bu ayrıma göre akıl yoluyla İslam’ı bulmak ve ispatlamak mümkündür ama imanın akılla ispatlanan yanı gayet azdır çünkü çoğu gaybidir. İman bu nedenle daha büyük cevher ve lutuftur. İman bu yüzden şarttır, maneviyat bu nedenle dünyada değil ahiret yurdunda da kurtarıcıdır. İslam ise dünyayı garantilese de ahireti garantilemez.

Pozitif bilimlerin mutluluğu getirememesi gibi içinde maneviyat olmayan maddiyat ta huzur ve refah getiremez. Çünkü esenlik önce iç huzurla başlar, ilahi aşkla başlar, kişisel tatminle başlar. maddiyat kula akli temkinler aşılasa da iç huzur bahşedemez. Bu yüzden de sayısız zengin hep bir arayış içindedir.

Maneviyat, hayata kalp gözüyle bakabilmek demektir. Yaratılanı, Yaratan’dan dolayı sevebilmek, merhametli olabilmek, Allah’ın en güzel isimlerine yakışır davranmaya gayret edebilmektir. Maneviyat, Allah’ı ve imanı anlamaya gayret etmektir. Maneviyat, dünya sınavını idraktir.

Maneviyatı yok sayan, hafife alan, maddeyi öne çıkaran, akıl yoluyla tatmin olmadıkça inanmayanların pozitif bilimlere sığınarak gidebilecekleri en uzun mesafe, görüşleri ve kabulleri kadardır. Ama bunların tamamı da beşeri ve ancak bilinenle sınırlı olduğundan boyu kısadır ve kainatın, bedenin ayetlerine asla uzanamaz. Hakikatin sadece trilyonda birine sahip insanlığın en yüceleri bile ilmin sadece bu kadarına sahipken, akla teslim olan dar akıllıların maneviyatı inkarla neler kaçırdıkları daha iyi anlaşılır.

İnsanlık bugün maddeye teslim olmuş haldedir. Bu nedenle yaş ve kan durmamakta, savaşlar bitmemektedir. Akıl ve nefis güdüsündeki insanlık, şeytanın da fısıldamaları ile hep kötülük ve açlık halindedir. Yayılmacı, sömürücü, baskıcı rejimlerin tamamı bu nedenle İslam’a aykırıdır. Çünkü İslam eşitlik, hak, adalet ve bağımsızlıktan yana, sevgi ve anlayıştan yanadır. İslam yardımlaşma ve merhamet dinidir. Ama maddiyata teslim insanlık bencil korkuları ve hırslarıyla maneviyatı reddeder ve ilahi olana karşı çıkar haldedir.

Bazı dar vicdanlılar da maneviyatı eksik anlamak ve uygulamakla hata eder ki şekilsel olarak tatbik ededurdukları İslam’ı kalpten yaşadıklarını iddia ederler. Onlar hissetmeden sevmenin, kalpte yaşatmadan idrakin iddiasında olanlardır.

Maneviyat, çiçekte ilahi koku ve güzelliği görebilmek, okyanus dalgalarında ilahi ahengi hatırlamak, rüzgarda ve yağmurda ilahi kudreti görebilmektir. Ağacı sevmek, yaşatmak, çoğaltmak, sulamak, onun tesbih ettiğini anlamaktır.

Maddiyat ise o ağacı keserek lüks iş merkezleri yapmak, denizleri kirletmekte sakınca görmemek, yaşamak için herşeyi mübah saymaktır.

Yıldızları tanımaktan ibaret uzay ilimleri, ilahi hakikati er geç anlayacaktır ama o ana dek insanlığı da semada yolculuk, dünyalar arası savaş, ufo yalanlarıyla meşgul etmektedir. Çünkü akıllar bunu emretmekte, cevapsız noktalarda faraziyeler öne çıkmaktadır.

Oysa yaşam sadece dünyadadır ve dünya kainatın merkezidir. Tüm yaşam insan ve sınav için var edilmiştir ki sınavın sonunda tamamı yok olacak, sonsuz alemde ahiret yurdu bambaşka bir biçim ve anlayışta yaşanacaktır.

Aklın asla kabul edemeyeceği işte bu idrak maneviyatın konusu ve ilgi alanıdır ki dinin kendisi de bir manevi meseledir. Çünkü elle dokunulur Yüce Kur’an dışında hemen hemen hiçbir somut delile dayanmayan dinin, akıl ile ispatı zor, ama inkarı kolaydır.

Maneviyat ise o Kur’an’daki nuru ve hikmeti görebilmek, geçmiş ve geleceğe ait öğüt ve ikazları anlayabilmek, hak ve batılı ayırt edebilmektir. Maneviyatın ispatı kalptedir. Kalpler ancak İslam’la ve Allah’ı tanımakla huzur bulur. Ötesi, istisnası, alternatifi olmayan bu mesele yaşamın gayesidir.

Meselelere sadece akıl gözüyle bakmanın insanlığı getireceği nokta hayvanlaşmış, sürüleşmiş insanlar topluluğudur ki Kur’an buna şiddetle karşı çıkar. Alemi sadece görünenle sınırlamak, ilahi mesajları ispat edemediği için reddetmek, ilmi sadece matematikten ibaret sanmak gaflettir, ayıptır, haksızlıktır. En büyük haksızlık ise Kur’an’a ve (haşa) Yüce Allah’a yapılan haksızlıktır ki Kur’an’ı anlayarak okumamak bunun ilk adımıdır.

Manevi ve maddi yönü ile bütün olan insan, ikisinden de vazgeçemez ve ikisine de muhtaçtır. Fiziksel olarak beslenmek, yemek ve uyumak ihtiyacındaki insanın ruhu sevgiyle, ilahi mesajla, iyilikle beslenir. Akıl bu anlamda ruha yardım etmek, vicdanı rahatlatmak, sağduyuya kulak vermek durumundadır.

İyilik ve güzellik adına olan çoğu şey manevidir. Çünkü yardım, paylaşma, vermek, el uzatmak gibi çoğu eylem akla aykırıdır. Elindekini başkasıyla paylaşmayı emreden maneviyatın karşısına dikilen akıl duvarları onu elde tutmayı ve vermemeyi emreder. İşte bu iki hissiyattan hangisine sahip olduğu ise kişiyi tanımlar. Bir sokak köpeğine su vermeyi faydasız, karsız gören akıl ile bunu Allah rızası için zaruri gören kalbin savaşıdır bu.

Rabbim bizleri maneviyattan uzak eylemesin.

Rabbim bizi dünya süslerine esir hale getirmesin.

Rabbim bizleri imanlı yaşatıp imanlı öldürsün.

Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir