Anasayfa / Global siyonizm / Masonlar ve Sabetaylar
imanilmihali.com
Masonlar ve Sabetaylar

Masonlar ve Sabetaylar

İblis, Hz. Süleyman mabedinde insan emrine verilmiş cin soydaşlarının intikamını yerde bırakacak değildi ve bu intikamı da insanlar eliyle aldıracaktı. Komik olansa insanların köle yapılacağı bu senaryoya ulaşmak için yine insanları kullanacak olmasıydı. Bunu vitrine sevgi ve kardeşliği koyarak, trans ve ayinlerle süsleyerek, sihir ve büyü ile hem de Hiram ustayı bahane ederek yapacaktı.

Sözlüklere bakıldığında masonlukla alakalı rastlanacak tabir şudur; “Masonluk, kardeşlik duygusuna dayalı, federal bir yapıya sahip, inisiyatif, hayırsever, sembolik, felsefi, seçici, hiyerarşik, uluslararası, hümanist ve kurucu bir kurumdur.” Mason kelimesi hizasında ise görülecekler şunlardır; “İngilizcedeki freemason kelimesinden türemiştir ve “hür duvar işçisi” demektir. Masonluk, çeşitli biçimlerde mevcut olup üyelerinin tek manevi ve metafizik idealleri paylaşması ile karakterize olur. Bunlardan ilki “Yüce Varlık”a olan inançtır. Masonlar, bu varlığın adlandırılmasında Evrenin Ulu Mimarı ifadesini kullanırlar.” Peki sadece bu kadar mıdır? Evrenin Ulu mimarı ile kast edilen kimdir?

Masonluk varlığını resmi olarak ilk kez 1717’de İngiltere’de duyurmuştur. (24 Haziran 1717 tarihinde Londra’da bir araya gelen dört locanın girişimiyle Londra Büyük Locası kurulmuştur.) Siyonist evanjelik mason anayasası ise 1900’lerin başında yazılmıştır. Mason kelimesinin anlamı duvarcıdır. Locaların girişindeki iki sütun, Hiram ustanın Süleyman mabedinin girişine koyduğu sütunların simgesidir. (İki tunç direk, sağdaki Jakin ve soldaki Boaz) Masonluğun simgesel kurucusu Hiram usta, zihin işleyen ustayı temsil eder. Elindeki örs, insanların zihinlerinin masonik lobilerce dövüleceği yerleri, çekiçte telkin araçlarını, yani medyayı simgeler.

Masonluk amblemindeki, “G” harfinin Geometri, Gametria, Gaia veya God (Tanrı) olduğu söylenir. G harfi aynı zamanda Gram diye bilinen en büyük şeytanın adıdır. ABD’nin İran’ı vurma planına ait olan en yüksek alarm derecesinin kod adı da G seviyesidir. (Bu baş harfin, Yahudi inanışındaki İblis ve Hz. Âdem çiftleşmesinden doğan hüsran çocuğu GOLAN’a ait olması daha muhtemeldir.)

Ahlak, inanç ve dini insan merkezli kılmak (hümanistleştirmek), beşeri medeni tüm vesikaları tahrif etmek, dini medeni (!) hale getirmek azmindeki Masonlar, 33 dereceli yapılanma içindedir ve hiçbir ülkede bu 33 derecenin tamamı öğretilmez. Her ülkede farklı dereceler noksan bırakılır. Türkiye’de 33 değil sadece 15 derece uygulanır. Sistemin tam olarak ortaya çıkarılamaması gerekir. Tüm ülkelere ait bütün dereceleri içeren dosyalar ise ayrı ayrı muskalar üzerine devletlerin ismi işlenerek muhtemel merkez olan Kudüs’te Kıyamet sandukası içinde saklıdır.

Masonluğun 33 derecesi vardır ve bu dereceleri kazanırken beklenmesi gereken süre toplam yedi sene yani 81 aydır: 1’den 2’ye : 5 ay, 2’den 3’e : 7 ay, 3’den 4’e : 9 ay, 4’den 5’e : 3 ay, 5’den 9’a : 3 ay, 9’dan 14’e : 5 ay, 14’den 15’e : 3 ay, 15’den 17’ye : 3 ay, 17’den 18’e : 7 ay, 18’den 22’ye : 5 ay, 22’den 27’ye : 7 ay, 27’den 29’a : 5 ay, 29’dan 30’a : 7 ay, 30’dan 31’e : 5 ay, 31’den 32’ye:7 ay.

33 ncü dereceye çıkmak için beklenmesi gereken süre ihtiyaca, kişinin, ülkesinin, eğitiminin doygunluk derecesine bağlı olarak değişir. 33 ncü derece amblemi iki başlı kartaldır. Sembolizm, masonlar için büyük önem taşır. Bu bir nevi şifredir. Türkiye büyük mason locasının yayın organı olan Mimar Sinan dergisinde masonluk ‘sembollerle tasvir edilen bir sistem’ olarak tanımlanır. Mimar Sinan’ın mason dergisinde isim olarak kullanılması, yaptığı eserler de dikkate alındığında mason olabileceğine dair (!) çağrışım yapmaktadır. (İnşa ettiği Edirne Selimiye camindeki ters lale kabartmasının arazi sahibinin inadına bağlansa da çok daha farklı bir anlam içerdiği ortadadır.)

Masonlar aramızda sır yok deseler de 4, 6, 23 ve 32 nci derecelerin adları bile sırla ilgilidir. Şifreli yapılanmaları vardır. Kriptogram yapılanma çözüldüğündeyse “kara büyü krallığı” ile karşılaşılır. Mason localarına giriş de şifrelidir, parola korumalıdır.

34 ncü derece genelde bilinmez. Oysa bu derece önemlidir ve Sanhedrin (Yetmişler) meclisine seçilebilecek kıvama gelmiş üstatların derecesidir. Bu dereceye gelenler şeytanla transa geçebilenlerdir. Elleriyle yaptıkları 3 ve 4 parmak işareti bu 34 ncü dereceyi işaret eder. Bu işaret aynı zamanda şeytanla trans halinde olunduğunun ifadesidir ve söylediklerimi not edin demektir.

Masonluğun kökeni tapınak şövalyelerine kadar iner. Tapınakçılar Kudüs’te başta kabala olmak üzere çeşitli Yahudi mistik öğreti ve inançlarını öğrendiler. Bu öğretilere Haşhaşilerin sapkın anlayışı da eklenince Hristiyanlık inançları kaybolmuş, yerini ökültist – kara büyü ve gizliliğe dayalı- bir inanç almıştır. Bu sayede İskoçya’da masonluğa sızan tarikatçılar, kendi tezlerini masonlara kabul ettirmişlerdir. Amerikan masonluğunun yayın organı durumundaki New Age , Kabala ile masonluk arası ilişkiyi şöyle tarif eder; ‘kabala bilinçaltı kapılarını açan ve ruhu saran değerlerin dışarı çıkmasını sağlayan anahtardır. Masonluk onu insanın yaşamı anlaması için gerekli görür.’ (Sayı: 31)

Masonlar Avrupa’da kiliseye karşı mücadele vermekteydi. Siyonist Yahudiler de Kilisenin baskısından rahatsızdı. Bu yüzden siyonistler masonların materyalist, din dışı felsefelerini ve siyasi hareketlerini desteklediler. Masonların mistik Yahudi öğretilerine (kabala) bağlılığı da bu ittifak felsefesine dayanır. Öte yandan zaten her iki tabanın da altında Kabala mistizmi vardı.

Masonlara göre masonluk; akılcılık, bilimsellik ve insanlığın oluşumundan bu yana ortaya çıkarak, insanlığın gelişimine ve bilgi birikimlerine katkıda bulunmuş bir kültür ve fikir üst yapı kurumudur. Ezoterik ve sadece üyelerine açık olan örgüt, dünyanın birçok ülkesinde 5 milyon üyesi ile değişik biçimlerde mevcuttur. Sadece İngiltere, İskoçya ve İrlanda’da 480.000; Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 2 milyonu aşkın üyesi bulunmaktadır. Çeşitli ülkelerdeki mason örgütleri ortak amaç ve ülküde birleşme bakımından evrensel, kendi yurtlarındaki yönetsel kuruluşlarında ise tümüyle bağımsız ve ulusal birer kurumdurlar.

Masonların etkisi ve gücü sağlam bir emir komuta sistemine sahip olmalarından kaynaklanır. Sitemin en büyük özelliği gizliliğidir. Bu gizlilik nedeniyle sokaktaki insanlar masonların gerçek yüzünü göremez, vitrine konan kadın ve hayvan hakları, hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma mesajlarıyla aldatılır. Alt seviyedekilerin çoğu da felsefeyi bunlarla sınırlı sanarak aldanmışlardır.

Bu durumda akla şöyle bir soru gelir; madem ki bu bir hayır kuruluşudur o halde bu gizlilik nedendir? Fakat onlar gizli amaçları olduğunu inkâr ettikleri için gizli olduklarını inkârla vitrindeki halin onların yalın-tüm hali olduğunu iddia ederler. Kendi iç kaynaklarında ise gizlilik sürekli tembihlenir, çoğu toplantıda yazılı not dahi tutulmaz ve gizliliğe zarar veren en şiddetli şekilde cezalandırılır. O kadar ki masonların eşleri bile eşlerinin durumundan çoğu zaman habersizdir.

Masonlar karanlık bir örgüttür. Dine ve ahlaka karşıdırlar. Maksatları insanın merkezileştirilmesi, ilahileştirilmesidir. Allah yerine “Kâinatın ulu mimarı” tabirini kullanırlar. Bu sözdeki mana iki türlüdür. Kast edilen şeytanın kendisidir ve diğer görüşe göreyse sonu yine şeytana çıkacak şekilde abartılı insan kabiliyet ve içsel güçleridir. Bu deyim ateizme geçişin ilk aşamasıdır ve ileride “enerji” olarak değerlendirilmeye başlanacaktır. Bu enerji içseldir yani insanın içindedir. Yani insan, yani mason, kâinatın ulu mimarıdır, her şeyi yapabilecek güçtedir. Yeter ki eğitilsin, yönlendirilsin, yanlış ellerden (!) kurtarılsın ve istikamete sokulsun. Bu yüzden masonlukta Allah yoktur, haşa insan Allah’tır. Ama bu ilahlaşan insan sıradan değil, herkes değil, sadece aydınlanan yani masonlaşandır.

Masonlukta temel amaç; demokratik sistemin güç erklerini batıni yollarla ele geçirip, örtük oligarşik bir yapıya dönüştürmektir. Mason locaları uzun süre İngiltere locası tarafından yönetilmiştir. Sermayedar sınıfın tepesi ise Yahudi kitleden oluşmaktadır. İngiltere Kraliçesi sistemin en tepesindedir. Kraliçe halen İskoç locasının manevi lideridir. İsrail locasındaki Sanhedrin ’ler sistemin en üst düzey ruhban sınıfıdır. Bu dinin yöneticileri ve ökültistleri de onlardır (70 üst düzey haham) ki Babil’de de 70 üst düzey rahip hükmederdi. Babil’e, ondan önce Sümerler’e ve Mısır’a uzanan masonluk bu sebeple tahminen 10.000 yıllık eski bir öğretidir.

Masonlar dini kabul etmediği gibi dine ve dindarlığa da karşıdırlar. Din onlara göre tüm yapılarıyla birlikte yıkılmalıdır. Din ahlakının ortadan kaldırılması, samimi dindar ve vatanseverlerin susturulması masonların öncelikli görevidir. Ülkelerdeki gayeleri toplumu aydınlatıp (!) etki edebilecek pozisyonda oturan vatansever, milliyetçi ve dindar aydınları kendilerine çekip masonlaştırmaktır. Bu arada dinle bilimi çatışır gösterirler ki ilahlaştırılan akıl sahipleri dini akla karşı bulsun en azından din itibarsızlaştırılabilsin. Hâlbuki bilmezler ki zulümleri arttıkça halklar inanç çemberlerinde daha sık saf tutmaktadır.

Masonluğa girişe Allah inancı mani değildir ama örgüt içinde aşamalı olarak bu inanç kaldırılmaktadır. Masonlar dinsizliği bilim maskesi altında yayarlar, bunu görev addederler. Dereceler içinde yükselen mason Allah inancını ve ahlaki değerlerini yitirir, sonuçta kara büyü ayinlerinin sırlarına erer. Hak dinlere olan nefret ve düşmanlığın temelinde de bu gerçek yatar. Ernest Renan ve Lessing’in ‘insanlar aydınlanırsa dine gerek kalmayacaktır’ yorumu özel önem arz eder. Masonluğun dünya görüşü mensubun; akıl ile dini inançlardan kurtulması, varlığına hâkim olduğu zaman hikmete ereceğine dairdir.

Türk mason localarının 1923 yılında yayınladığı ‘Meşrik-i Azam İçtima-i Zabıtları’nda şu sapkın felsefe ifade edilmektedir; “Biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık, o gaye Allah değil beşeriyettir.”

Masonlar tüm dünyayı bir tapınağa çevirmek isterler ama bu tapınak ilahi dinlerin değil hümanist bir dinin tapınağı olacaktır. Bu hümanizm yolunun sonu ise şeytana çıkmaktadır. İnsan kavramının putlaştırıldığı, insanların ilahi dinleri terk ettiği, materyalist ve evrimci felsefenin tek doğru kabul edildiği bir dünya hayalidir bu. Masonluğun temelini bu yüzden hümanizm oluşturur. 1933 yılında Amerikalı filozof Jhon Dawey yayınladığı hümanist manifestoda şöyle demektedir; “Bizi kurtaracak bir yaratıcı yoktur, kendimizi kendimiz kurtarmalıyız.” Masonların amacı hak dini ortadan kaldırarak, sahte bir hümanist felsefeye dayalı tümüyle mutlak ahlaktan uzak yeni bir dünya meydana getirmektir.

Masonizm, tek ve evrensel bir din ve buna uygun hazırlanacak dünya görüşü ölçüsünde oluşturulacak ortak ahlaktır. Bu dinin mabetleri insanlık mabetleri, ilahileri en soylu eser olan Beethowen’ın 9 ncu senfonisi olacaktır !

Masonlar şefkatle resmedilmiş bu 33 derece içinde yavaş yavaş mertebe çıkarak ancak sonraları öğrendikleri felsefenin kabala olduğunu anlarlar. Mason deyimiyle; “Işık uykulu gözlere yavaş yavaş verilir.” Şeytana tapınma ayininin bir masona izahı için o masonun ilkelerle (!) yoğrulmuş olması gerekir. Ancak yeterli olgunluğa erişirse kendisine bu sır verilir.

Masonlar, Kitab-ı Mukaddesi anlamak için kabalayı anlamayı şart koşar. Yani masonluk Yahudilik ve kabala kaynaklıdır. Masonluk din kabul etmediği için Museviliğe de karşıdır ancak öğreti olarak fanatik siyonist ideolojiyi kullanır. Kara büyü ve mistizm masonluğun ayrılmaz parçasıdır. Masonlar yeryüzünü karanlık güçlerin idare ettiği gibi sapık bir görüşe sahiptir. Bu karanlık güçlerle bağlantıya geçebilmek masonlar için büyük bir idealdir. Masonlukta şeytan karanlığı aydınlatan bir güç olarak tasvir edilir. 33 ncü dereceye gelecek kişide aranan en önemli özelliklerden birisi bu sebeple medyumluğa olan yatkınlığıdır.

Yedi yılda bir, yedinci ayın yedisinde, yedi büyük locadan yedi medyum üstadın katılımıyla toplantılar yapılır. Masonlar 27 nci dereceyi aşabilmek için tüm inanç ve dünya görüşünü masonluğa uydurmak zorundadır. Çünkü bu noktadan sonra masonluk bambaşka bir şekle bürünür ve sonra mason gizli eğitime alınarak, hayat kabala mistik şifresiyle yorumlanır, kavramlar sembol ve simgelere bırakılır, büyü bu aşamada devreye girer.

Masonluk yemin töreni üç kısımdan oluşur; yakarma, söz verme ve lanetleme. Yakarma, masonik ilahlara ve şeytani kuvvetlere yemin garantisi olarak çağrıda bulunur. Söz verme, şeytana verilen yeminin konusudur ve lanetleme yeminin tutulmaması durumunda uygulanacak ölüm cezasının tekrarlanmasıdır. Masonik ayinlerde yemine kadarki kapalı göz cehalet simgesi, yeminden sonra açılan göz bandı aydınlanma demektir. Boyna bağlanan ilmik bağlılıktır, eski ile irtibatı kesmek anlamındadır. Ayinlerde ayakkabı çıkartılması kutsallık ve alçak gönüllülük anlamlarındadır. Selamlaşma ve tokalaşma da çıraklık, kalfalık ve üstatlık durumuna göre değişir. Kucaklaşmada ise kardeşliğin beş noktası (el, ayak, diz, göğüs ve omuz) birbirine temas ettirilir. Kuru kafa ve çapraz iki kemik ise bireyin ölümlü oluşuna ve hedeflerinin güçlüğüne işarettir.

Bu kuru kafa ve çapraz iki kemiğin hikâyesi şudur; Hiram ustayı öldürenler yakalanmamak için yakın bir yere gömmek isterler. Lakin zemin serttir ve yeterince büyük kazamazlar. Bu sebeple cesedin iki ayağını kesip bedenin üzerine koyarlar. Ceset yine sığmayınca bu kez başını kesip göbeğine koyarlar ve öyle gömerler. Bu kurukafa ve iki kemik tapınak şövalyelerinin de savaş bayraklarındaki simgedir.

Yeni mason “tekris” denen törenle karşılanır, içsel tekris için tefekkür hücresine alınır, göz bandı ve boyun ilmiğiyle o odadan çıkarılır, harici tekrise başlanır, şeref sözü alınır, siyon yıldızı öptürülür, kararlılığı sorulur, eli suya, ateşe, toprağa sokulur, göz bandı çıkartılır, diğerlerinin kılıçla oluşturduğu takın altından geçirilir, ketumiyet testi yapılır, derecelere dair bilgi verilir, evraklar imzalatılır, töreni unutması tembihlenir.

Masonların mabed çalışmasında görevlinin taşıdığı asa, Hz.Musa’nın asasını temsil etmektedir. Beyaz eldivenler giyilmiş olarak mabedde ayağa kalkıldığında sağ elin kalp üzerine konulmasının anlamı da; Hz.Musa’nın, Allah’tan bir mucize olarak, elini göğsüne sokup çıkardığında bembeyaz kesildiği anın temsilidir. Dernek üyelerinin mabed çalışmalarında takmakta oldukları önlüklerin anlamı; hizmet etmek, hizmetkâr olmak ifadesidir. Hz.Sülayman’a hizmet ettirilen cinlerin intikamını, insanı da aynı duruma düşürerek temsilen almak üzere bu düzen kurulmuştur.

Siyonistler, dernek üyelerini, emir verilen hizmetkârlar haline getirerek insan toplumlarıyla alay ettikleri ve ‘insanlar bizim hizmetkârımızdır’ mesajı verdikleri simgesel bir tiyatro kurmuşlardır. Mabedlerde siyah beyaz renklerde birbirini takip eden şekilde yere döşenmiş olan karolar da, birbiri peşi sıra gelen gece ve gündüzü temsil etmektedir. Siyonizm, Musevi, Hıristiyan ve İslam ayırımı yapmadan birer ayet/kanıt olan gece ve gündüz, temsilen insanlara çiğnetilmektedir.

Masonik ayinlerde keçi kafatası ortaya konur (Baphometin kafası keçi kafasıdır) yedi kollu şamdanın yedi mumu yakılır (Yedi rakamının esprisi Yüce Allah ve diğer altı Rabbin toplam yedi olarak her biri diğerine eşit vaziyette olduğu inancının simgesidir yani yaygın adıyla rablık inancıdır.) seans başlar. Kabalanın büyülü kelimeleri defalarca tekrarlanır, törende kimse konuşmaz, birbirine bakmaz, dikkat dağıtacak şeylerden kaçınılır. Düşük dereceli masonların dahi bu ayinlerden haberi sonraları yani yükseldikten sonra olur. Ayinlerde tuz, kükürt, tütsü gibi kimyasal karışımlar kullanılır. Bu karışımları hahamlar hazırlar. İbadetlerin yapıldığı makam Yüce Allah değil şeytandır. Masonlar şeytanı tek İlah kabul eder.

Şeytan (ilah) güneş ile temsil edilir. Öğretide ateş kutsaldır. Şeytanın ruh olduğuna ve bu ruhi kudreti tüm masonlar arasında dağıttığına inanılır. Üstat masonlar ise artık şeytanlaşmış insanlardır. Yehovanın 72 adı diye bilinen şema, İbrani kabalasına göre şeytanın 72 gücüdür. Kutsal güneş ağacı, kabalistler için önemlidir. Güneşten çıkan her ışın masonların erdem saydığı 33 ncü dereceye ulaşmak için öğrenilecekleri temsil eder. Arslan kuvvet ve yaratıcılık simgesidir. O’nun hâkimiyeti, şeytanın yeryüzü hâkimiyetini simgeler. Arslanın yırtıcılığı da şeytanın kan dökeceği manasınadır.

Dünya büyük mason kurultayı (Konvan) her yıl bir araya gelir, strateji geliştirilir, ilgili kararlar o ülkelerin yüksek şuralarına bildirilir, sadece 33 ncü derece masonlardan teşkil edilen bu şuralar, kararları uygun biçimde daha alt milli kademelere iletir. Böylece o ülkenin kısa, orta ve uzun vade kaderi belirlenmiş olur! Masonluğun tüm gizli örgütlerle tüm istihbarat birimleriyle ilişkisi olduğu ise malumdur.

25 Nisan 1989’da Avusturya’da yapılan kurultayda Grand Orient’e bağlı Türkiye’de on yıl boyunca uygulanacak 12 karar alınmıştır. Bunlar özetle; antimasonik engellerin kaldırılması, masonik ahlakın tesisi, siyasetteki kardeşlerin desteklenmesi, basın kardeşliğinin tesisi ve geliştirilmesi, dini inançların halktan uzaklaştırılması, GAP projesinin teşviki, Türki devletlerin bağımsızlığının engellenmesi, birleşmelerinin önüne geçilmesi, lions-rotary-diners gibi premasonik kuruluşların uygun gençlerle cazip hale getirilmesi, bunlara yurt dışı eğitim imkânı verilmesi, burs imkânı sağlanması, üst locaların her hafta bilgilendirilmesi, İslami hareketlerin kontrol edilmesi, dini çevrelerin masonik sisteme olası zararlarının engellenmesi, basındaki antimasonik yayınların kontrolünün sağlanması, din içi çatışmaların körüklenmesi, zararlı yayınların toplatılması – satışının engellenmesi, bunları yayınlayan yayınevlerinin kapatılması, halk arasında premason (Ön mason) kurumların yaygınlaştırılmasıdır. Masonların kurduğu ve yönettiği kurumlardan bazıları şunlardır; Bilderberg, Opus Dei, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, Lions ve Rotary Kulüpleri.

Türkiye’de masonluk 1720’li yıllardan itibaren vardır ama 18 nci yüzyıl ortasından sonra Türklere özel itina göstermeye başlamıştır. Bilinen ve kayıtları bugüne ulaşan ilk Türk masonlar İbrahim Müteferrika ve Yirmi sekiz Çelebizade Sait Çelebi’dir. Ülkemizde ilk mason locası 1738’de İstanbul Karaköy’de bugün Perşembe pazarı diye bilinen ticaret merkezinde kurulmuştur. 1789 devrimiyle bu loca kapanmıştır. Aynı tarihlerde İzmir, Halep ve Selanik’te loca açıldığı bilinmektedir. Ama padişah izniyle bu localara sadece yabancı uyruklular ve gayri Müslimler girebilmekteydi. İlk milli mason locası ise 1857 Sultan Aziz döneminde Türkçe ve “Orhaniye locası” adıyla İzmir’de “Grand Lodge de Turquie”ye bağlı altı locadan biri olarak kurulmuştur.

Mason ustalar dünyanın her yerinde inşa ettikleri binaya masonik semboller yerleştirirler. Bunun sebebi Hiram öldürülünce 9 ustasının mezarı başında ettikleri yemindir.

Rotary kulüpleri

Kulüp, masonlar arası dayanışma ve diyaloğu artırıp, ticari, siyasi ve sosyal etkinliğin yüceltilmesi için 23 Şubat 1905 tarihinde ABD’de kurulmuştur. (Rotary: dönüşüm, dönüşümlü demektir.) Şube sayısı 1910 yılında 16 olmuştur. 1912 yılında Kanada, İngiltere ve İrlanda’da da şube açılınca uluslararası olmuştur. Avrupa’ya yayılınca 1922’de Rotary İnternational adını almıştır. Günümüzde milyonu aşkın rotaryen vardır. Masonlukla ilgileri olmadığını iddia ederler. Oysa felsefesi mason olmayan üyeleri yönlendirmek ve uygun olanları localara üye yapmak üzerine kuruludur. Yani mason localarının alt basamağıdırlar. Ülkemizde 1956’da kurulmuştur.

Lions kulüpleri

1917 yılında ABD’de (Teksas/Dallas) şehrinde kurulan kulübün adı ‘Hürriyet ve anlayış birliği, milletimizin teminatı (korunması)’ anlamına gelen “liberty intelligence our nations safety” kelimeleri baş harflerinden türetilen LIONS kelimesinin her bir harfi kabala kaynaklıdır. Amblemdeki sağa sola bakan aslanlardan soldaki kıvanç duyulan hizmetleri ve sağdaki geleceğin aşamalarını simgeler. Kulüp 1925’ten itibaren körlükle mücadelede öncü kuruluş haline gelmiş, Helen Keller sayesinde hayırsever kurum görüntüsü elde etmiştir. Her yıl 14 Ekim’de ‘Dünya Lions Göz Nuru’ günüdür. Sayıları bugün 1,5 milyon kadardır.

Türkiye’de ilk kez 1963 te İstanbul’da kurulmuştur. Türk lions vakfı da 1979 yılında kurulmuştur. 150 ülkede faaliyet gösteren örgüt, milli ve manevi değerleri yıpratmak, dini ve milli ortak paydaları ve birliği eritip mason kardeşliğini kurmak gayesiyle kurulmuştur. Kadınlar da üye olabilmektedir. Lions genel merkezi, ABD İllionis eyaleti Oakbrook şehrindedir. Sadece İstanbul’da 1993 yılı itibarıyla 176 şubesi vardır. 1963’de çıkan kanunla faaliyetleri yasaldır.

Atatürk ve masonlar

Atatürk, cumhuriyetin kurulmasından önceki bir tarihte İstanbul’da mason derneğine davet edilmişti. Bu toplantıya giden Atatürk, orada bulunanların İngiliz mandasını mı yoksa Amerikan mandasını mı kabul etmenin daha iyi olacağını tartıştıklarını görünce toplantıyı terk etmiş ve bir daha gitmemişti.

1935 yılında ise, mason localarını kapatma görevini dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya vermişti. Aynı yıl 10 Ekim’de mason localarının faaliyetini yasaklayan kanunu çıkarttı. Dr. Mim Kemal Öke aynı gün Türk masonları adına Atatürk’ü tabi reis rütbesinde görmek istediklerini arz etmiş ancak azarlanmıştı. 11 Ekim günü mason bir ekip Çankaya köşkünde Atatürk’ü iknaya çalıştı. Görüşmede Atatürk gerçek niyet ve bağlantılarını (Genova locasına, Barca Mişon reisine bağlıydılar) öğrenince çok daha kızarak sabaha dek tüm locaların faaliyetlerine son vermesi emrini vermiş, tümünü huzurdan kovmuştu. Bu yapılmazsa idam emri devreye girecekti. Sabaha dek İzmir, İstanbul, Adana, Antep, Edirne, Muğla, Ankara’daki localar kapatılmış, sabah Atatürk’e tekmil verilmişti. (Bu localar (Türkiye Mason Derneği) 13 yıl kapalı kaldıktan sonra maalesef 5 Şubat 1948 tarihinde İnönü’nün emri ve Celal Bayar’ın desteğiyle tekrar faaliyete geçmiştir.)

Burada gözlerden kaçan muazzam bir sır saklıdır ki Atatürk, tüm dünyayı titreten masonlara karşı belki de dünyada ilk kez kararlı, sert ve tehditkâr olabilmiştir. Bu özgüvenin ardındaki gerçek Mustafa Kemal’i, ATATÜRK yapan dehadır. Bu özgüven O’nun; bunlara üye, yakın veya sempatizan olmadığını ispat ettiği gibi, tehlikeyi sezdiğini, sadakaten borçlu olmadığını, güçlü, bilgili, öngörülü, inançlı ve vatansever olduğunu, milletine duyduğu güveni ortaya koymaktadır. Canını onlara teslim ettiği halde (Doktorlar) onlardan korkmamıştır.

Bu arada hemen dipnot olarak vermek lazımdır ki bazı kaynaklarda Atatürk’ün mason cemiyetlerini kullandığı, bir yere ve tarihe kadar sessiz kalarak onları sanki planlarına riayet edecekmiş hissi verdiği yazılıdır. Bizlerce de doğrusu budur. Holokosttan beri akın akın Osmanlı’ya göç eden çoğu nitelikli masonlar (Sabetaylar, Siyonistler, Museviler vb.) Osmanlı’nın çökeceğini çok önceden görmüştü ve yeni devleti desteklediler. Lakin bunu yaparken akıllarındaki ilk şey bu yeni devletin YENİ DÜNYA olması umuduydu. Muhtemeldir padişahlık beklentileri de vardı. Nitekim bazıları bunu alenen dahi dile getirmiştir. Lakin Atatürk yüce dehasıyla onlardan gerekli maddi ve ilmi yardımı almış fakat sonuçta Milletine layık ve doğru olanı yapmıştı. Üstelik onlara asla taviz veya vaad vermemiştir. Bu Musevi vatandaşlarımız için hiçbir zaman sorun olmadı hatta memnun oldular ama Siyonizm Atatürk düşmanlığı yaparken bu kandırmacayı (akıl oyununu) hiç unutmadı.

Sabetaycılar

İblis, muhtemeldir kendisinin planı olmayan ama sıradan bir hahamın sergilediği yavru mason sabetaycılık oyununa kendisi bile şapka çıkarmıştı. Sevi’yi ayakta alkışlayan şeytan oyun sonunda O’nun beyhude çırpınışlarını görmezden gelirken, daha radikal ve tesirli hamlelerine koyulmak üzere çoktan yola koyulmuştu bile.

Kabala düzlemine oturan Mesih inancı efsanesi olan sabetaycılığın kurucusu haham Sabetay Sevi 1 Ağustos 1926 tarihinde İzmir’de (Agora) İspanya Yahudisi bir ailede doğmuş, Mesihlik iddiası ile ülkeler dolaşmış sonunda ifşa olarak Müslümanlık veya ölüm cezası tercihine zorlanınca Müslümanlığı seçmiş, ismi Mehmet Efendi olarak değiştirilmiş, sarayda kapıcı başı olarak 150 kuruş maaşla çalışmış, 30 Eylül 1975’de ölmüştür. Cesedi Arnavutluk’ta bir nehir kıyısına gömülmüştür.

O zamanlar efendi veya zade lakaplarıyla kendilerini belli eden sabetayistler, diğer Müslümanlardan da üstün olduklarını iddia etmişlerdi. Bugün sabetaylar zayıflamışlardır ama ortadan elbet kalkmamışlardır ve faaliyetlerini üç kol şeklinde sürdürmektedirler.

Soyadı kanunuyla lakaplar kaldırıldığında tek istisna aile Evliyazadeler ailesiydi. Atatürk’e saldıranlar bu istisnayı kötülüklerine mızrak yapıp Atatürk’e sabetay etiketi yapıştırmaya kalktılar. Uşakizadelerin kızı Latife’de güya dönmeydi ve Atatürk bu nedenle O’nunla evlenmişti. İddianın devamında Atatürk’ün okuduğu Şemsi Efendi mektebinin de sabetayist okul olduğu iddia edildi ki o okul sadece sabetaylara eğitim veren bir yer değildi, halka açıktı. Nitekim Şemsi efendi sonraki dönemlerde modern eğitim teknikleri sebebiyle üç padişahtan beş nişan almış birisiydi.

Atatürk’ün babasının da Yahudi olduğunu söyleyebilen bu namertler, dönmelerin Müslüman bir kızla evlenmeyeceğini bildikleri halde, koyu bir Müslüman olan Zübeyde hanımla evliliğini göz ardı ettiler. Özetle Kur’an’ı neredeyse ezbere bilen, hutbe verebilecek kadar dine hâkim olan Atatürk Sabetay değildir, masonlara tarihin en ağır bedelini ödetmiş ve 13 yıl suskunluğa mahkûm etmiş, Kur’an mü’minidir ve İslam’a hizmetleri son asırların en yüce katkılarıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Onurlu yaşam, insan olabilmek

İnsan olmak, kurtulmayı düşünmek için kafidir. Hürriyetler, haklar, temel ihtiyaçlar noktasında her insan bir evrendir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 89 = 96