Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Mearic suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Mearic suresi – Karşılaştırmalı meal

Mearic suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

MEARİC SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- İstekte bulunan biri, (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azabı istedi.
Diyanet Vakfı l. Bir soran inecek azabı sordu:
Elmalılı Hamdi Yazır 1-İsteyen biri, olacak bir azabı istedi.
Süleyman Ateş 1. Bir soran, inecek azabı sordu:
Yaşar Nuri Öztürk 1 Soran birisi, geleceği kuşkusuz azabı sordu.
Ali Bulaç 2- Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.
Diyanet Vakfı 2.İnkârcılar için;ki onu savacak yoktur,
Elmalılı Hamdi Yazır 2-Kafirler için yok onu engelleyecek.
Süleyman Ateş 2. Kafirler için, ki onu savacak yoktur,
Yaşar Nuri Öztürk 2 Küfre sapanlar içindir o. Yoktur onu savacak.
Ali Bulaç 3- (Bu azab) Yüce makamlar sahibi olan Allah’tandır.
Diyanet Vakfı 3. Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-O, miraçların sahibi Allah’tandır.
Süleyman Ateş 3. Yükselme derecelerinin sahibi Allah’tan.
Yaşar Nuri Öztürk 3 Yükselme boyutlarının/derecelerinin sahibi Allah’tandır o.
Ali Bulaç 4- Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
Diyanet Vakfı 4. Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Melekler ve Ruh (Cebrail), süresi elli bin yıl tutan bir günde ona yükselip çıkarlar.
Süleyman Ateş 4. Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O’na çıkar.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Melekler ve Rûh, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler O’na.
Ali Bulaç 5- Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.
Diyanet Vakfı 5. (Resûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-O halde sabret biraz, güzel bir sabır ile!
Süleyman Ateş 5. Şimdi sen güzelce sabret.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Artık güzel bir sabırla sabret!
Ali Bulaç 6- Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar.
Diyanet Vakfı 6. Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Çünkü onlar, onu uzak görürler.
Süleyman Ateş 6. Onlar onu uzak görüyor(lar).
Yaşar Nuri Öztürk 6 Onlar onu çok uzak görüyorlar.
Ali Bulaç 7- Biz ise, onu yakın görüyoruz.
Diyanet Vakfı 7. Biz ise onu yakın görmekteyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Biz ise onu yakın görürüz.
Süleyman Ateş 7. Biz ise onu yakın görüyoruz.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Biz ise onu çok yakın görüyoruz.
Ali Bulaç 8- Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün;
Diyanet Vakfı 8. O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.
Elmalılı Hamdi Yazır 😯 gün, gök erimiş bir maden gibi olur.
Süleyman Ateş 8. O gün gök, erimiş maden gibi olur.
Yaşar Nuri Öztürk 8 O gün gök, erimiş bir maden gibi olur.
Ali Bulaç 9- Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak.
Diyanet Vakfı 9. Dağlar da atılmış yüne döner.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Dağlar da atılmış renkli yün gibi.
Süleyman Ateş 9. Dağlar, renkli yün gibi olur.
Yaşar Nuri Öztürk 9 Dağlar, atılmış, renkli yün gibi olur.
Ali Bulaç 10- (Böyle bir günde) Hiç bir yakın dost bir yakın dostu sormaz.
Diyanet Vakfı 10. Dost, dostu sormaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 10 -Ve bir dost dosta halini sormaz.
Süleyman Ateş 10. Dost dostun halini sormaz.
Yaşar Nuri Öztürk 10 En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz/bir dost bir dostundan bir şey isteyemez.
Ali Bulaç 11- Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;
Diyanet Vakfı 11. Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını,
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Birbirlerine gösterilirlerken, suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
Süleyman Ateş 11. Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azabından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını,
Yaşar Nuri Öztürk 11 Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye vermeyi bile ister.
Ali Bulaç 12- Kendi eşini ve kardeşini,
Diyanet Vakfı 12. Karısını ve kardeşini,
Elmalılı Hamdi Yazır 12-karısını, kardeşini,
Süleyman Ateş 12. Eşini ve kardeşini,
Yaşar Nuri Öztürk 12 Eşini, kardeşini,
Ali Bulaç 13- Ve onu barındıran aşiretini de;
Diyanet Vakfı 13. Kendisini koruyup barındıran tüm ailesini
Elmalılı Hamdi Yazır 13-kendisini barındıran fasilesini (kabilesini)
Süleyman Ateş 13. Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
Yaşar Nuri Öztürk 13 Kendisini kucaklayıp barındıran ailesini.
Ali Bulaç 14- Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.
Diyanet Vakfı 14. Ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-ve yeryüzünde bulunanların hepsini (verip) sonra kendisini kurtarsa.
Süleyman Ateş 14. Ve yeryüzünde bulunanların hepsini (versin) de tek kendisini kurtarsın.
Yaşar Nuri Öztürk 14 Ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmayı ister.
Ali Bulaç 15- Hayır; (hiç biri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir:
Diyanet Vakfı 15. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Hayır, çünkü o salgın alevli bir ateştir.
Süleyman Ateş 15. Hayır! O (ateş), alevlenen bir ateştir.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Hayır, hayır! O, alevlenen bir ateştir.
Ali Bulaç 16- Başın derisini kavurup-soyar.
Diyanet Vakfı 16. Derileri kavurup soyar.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Derileri soyan ateştir.
Süleyman Ateş 16. Derileri kavurur, soyar.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Yakar-kavurur deriyi/koparıp götürür kolu-bacağı.
Ali Bulaç 17- Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.
Diyanet Vakfı 17. Yüz çevirip geri döneni, (kendine) çağırır!
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Çağırır arkasını dönüp tersine gideni.
Süleyman Ateş 17. (Kendine) Çağırır; sırtını dönüp gideni,
Yaşar Nuri Öztürk 17 Çağırır, sırtını dönüp uzaklaşanı,
Ali Bulaç 18- (Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı.
Diyanet Vakfı 18. (Servet) toplayıp yığan kimseyi!.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Toplayıp toplayıp kasaya yığanı.
Süleyman Ateş 18. (Mal) Toplayıp kasada yığanı!
Yaşar Nuri Öztürk 18 Toplayıp kasada yığanı/depolayanı.
Ali Bulaç 19- Gerçekten, insan, ‘bencil ve haris’ olarak yaratıldı.
Diyanet Vakfı 19. Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Gerçekten insan hırslı ve huysuz yaratılmıştır.
Süleyman Ateş 19. Doğrusu insan hırslı (ve huysuz) yaratılmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk 19 İşin gereği şu ki insan; aceleci/hırslı/sabırsız/ tahammülsüz yaratılmıştır.
Ali Bulaç 20- Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar.
Diyanet Vakfı 20. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Fenalık dokununca mızıkçı,
Süleyman Ateş 20. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır,
Yaşar Nuri Öztürk 20 Kendisine kötülük/hoşnutsuzluk dokununca basar bağırır.
Ali Bulaç 21- Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder).
Diyanet Vakfı 21. Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 21-hayır dokununca kıskançtır.
Süleyman Ateş 21. Kendisine hayır dokundu mu yardım etmez (sıkı sıkı tutar).
Yaşar Nuri Öztürk 21 Kendisine hayır ve nimet ulaşınca ondan başkalarının yararlanmasına engel olur.
Ali Bulaç 22- Ancak namaz kılanlar hariç;
Diyanet Vakfı 22. Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar,
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Sadece namaz kılanlar bunun dışındadır.
Süleyman Ateş 22. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
Yaşar Nuri Öztürk 22 Namazlarını/dualarını yerine getirenler müstesna.
Ali Bulaç 23- Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
Diyanet Vakfı 23.Ki, onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;).
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Onlar ki, namazlarına devam ederler.
Süleyman Ateş 23. Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar (aksatmazlar).
Yaşar Nuri Öztürk 23 Bunlar, namazlarında/dualarında süreklidirler.
Ali Bulaç 24- Ve onların mallarında belirli bir hak vardır:
Diyanet Vakfı 24. Mallarında, belli bir hak vardır,
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Onlar ki, mallarında belli bir hak vardır.
Süleyman Ateş 24. Onların mallarında belli bir hisse vardır:
Yaşar Nuri Öztürk 24 Bunların mallarında belirli bir hak vardır:
Ali Bulaç 25- Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
Diyanet Vakfı 25. Sâile ve mahrûma(vermek için).
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
Süleyman Ateş 25. Saile ve mahruma (isteyene ve utancından dolayı istemeyip mahrum kalana).
Yaşar Nuri Öztürk 25 Yoksul ve yoksun için.
Ali Bulaç 26- Onlar, din gününü tasdik etmektedirler.
Diyanet Vakfı 26. Ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Ve onlar ki, ceza gününü tasdik ederler.
Süleyman Ateş 26. Ceza gününü tasdik ederler,
Yaşar Nuri Öztürk 26 Bunlar, din gününü içtenlikle doğrularlar.
Ali Bulaç 27- Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.
Diyanet Vakfı 27. Rab’lerinin azabından korkanlar,
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Ve onlar ki, Rablerinin azabından korkarlar.
Süleyman Ateş 27. Rablerinin azabından korkarlar.
Yaşar Nuri Öztürk 27 Bunlar, yalnız Rablerinin azabından ürperirler.
Ali Bulaç 28- Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.
Diyanet Vakfı 28. Ki Rab’lerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
Süleyman Ateş 28. Çünkü Rablerinin azabına güven olmaz.
Yaşar Nuri Öztürk 28 Gerçekten de Rablerinin azabı emin olunmayacak bir azaptır.
Ali Bulaç 29- Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar;
Diyanet Vakfı 29. Irzlarını koruyanlar
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Ve onlar ki, apışlarını (ırzlarını) korurlar.
Süleyman Ateş 29. Irzlarını korurlar.
Yaşar Nuri Öztürk 29 Bunlar, cinsiyet organlarını titizlikle korurlar.
Ali Bulaç 30- Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar.
Diyanet Vakfı 30. Ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz;
Elmalılı Hamdi Yazır 30-Ancak karılarına ve sahibi bulundukları cariyelere başka, çünkü bundan dolayı kınanmazlar.
Süleyman Ateş 30. Yalnız eşlerine, ya da ellerinin altında bulunan(cariyelerin)e karşı (korumazlar. Bundan ötürü de) onlar kınanmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 30 Ancak onlar, eşleriyle, akitlerinin sahip olduğu şeyler konusunda kınanamazlar.
Ali Bulaç 31- Fakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.
Diyanet Vakfı 31.Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir,
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Fakat ondan ötesini arayanlar ise haddi aşan haşarılardır.
Süleyman Ateş 31. Ama kim bundan ötesini ararsa, onlar (sınırı) aşanlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 31 Kim bunun ötesini isterse, işte böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir.
Ali Bulaç 32- (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir.
Diyanet Vakfı 32. Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Ve onlar ki, kendilerine emanet edileni korur, verdikleri sözü yerine getirirler.
Süleyman Ateş 32. Emanetlerini ve ahidlerini gözetirler.
Yaşar Nuri Öztürk 32 Bunlar, kendilerindeki emanetlere ve ahitlerine sadık kalırlar.
Ali Bulaç 33- Şahidliklerinde dosdoğru davrananlardır.
Diyanet Vakfı 33. Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 33-Ve onlar ki, şahitliklerinde dürüstdürler.
Süleyman Ateş 33. Şahidliklerini yaparlar.
Yaşar Nuri Öztürk 33 Bunlar, tanıklıklarını tam yaparlar.
Ali Bulaç 34- Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.
Diyanet Vakfı 34. Namazlarını koruyanlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Ve onlar ki, namazları üzerine muhafızlık ederler.
Süleyman Ateş 34. Namazlarını korurlar.
Yaşar Nuri Öztürk 34 Ve bunlar, namazlarını/dualarını korurlar.
Ali Bulaç 35- İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.
Diyanet Vakfı 35. İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-İşte onlar, cennetlerde ağırlananlardır.
Süleyman Ateş 35. İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 35 İşte bunlar cennetlerde ikram göreceklerdir.
Ali Bulaç 36- Şimdi inkâr edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar.
Diyanet Vakfı 36. (Resûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Şimdi ne oluyor o küfredenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar?
Süleyman Ateş 36. Nankörlere ne oluyur ki sana doğru koşuyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk 36 O nankörlere ne oluyor ki, sana doğru, o yandan, bu yandan boyunlarını uzatarak geliyorlar;
Ali Bulaç 37- Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde.
Diyanet Vakfı 37. Bölük bölük sağından ve solundan(gelip etrafını sarıyorlar)
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Sağdan ve soldan bölük bölük.
Süleyman Ateş 37. Sağdan, soldan, ayrı ayrı gruplar halinde (gelip etrafını sarıyorlar)?
Yaşar Nuri Öztürk 37 Sağdan ve soldan parçalar halinde.
Ali Bulaç 38- Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)?
Diyanet Vakfı 38. Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
Süleyman Ateş 38. Onlardan her biri, ni’met cennetine sokulacağını mı umuyor?
Yaşar Nuri Öztürk 38 Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
Ali Bulaç 39- Hayır; doğrusu Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Diyanet Vakfı 39. Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler).
Elmalılı Hamdi Yazır 39-Yağma yok, Biz onları o bildikleri şeyden yarattık.
Süleyman Ateş 39. Hayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Yaşar Nuri Öztürk 39 Hayır, ummasınlar! Gerçek şu ki biz onları, bildikleri şeyden yarattık.
Ali Bulaç 40- Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz;
Diyanet Vakfı 40. Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter:
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Artık o doğuların ve batıların Rabbi için yemine ne hacet; şüphesiz ki, Bizim elbette gücümüz yeter!
Süleyman Ateş 40. Yoo, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki bizim gücümüz yeter:
Yaşar Nuri Öztürk 40 İş, onların sandığı gibi değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun ki, biz gerçeketen gücü yetenleriz;
Ali Bulaç 41- Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarına getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez.
Diyanet Vakfı 41. Şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Onları kendilerinden hayırlısına değiştirebiliriz ve Bizim önümüze geçilmez.
Süleyman Ateş 41. Onları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirmeğe. Bizim önümüze geçilmez (bize engel olunamaz).
Yaşar Nuri Öztürk 41 Onları kendilerinden daha üstün olanlarla değiştirmeye… Ve biz önüne geçilebilecekler değiliz.
Ali Bulaç 42- Şu halde sen, kendilerine vadedilen (azab) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar.
Diyanet Vakfı 42. Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-O halde bırak onları, kendilerine vadolunan güne çatacakları ana kadar dalsınlar ve oynayadursunlar.
Süleyman Ateş 42. Bırak onları kendilerine va’dedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
Yaşar Nuri Öztürk 42 Bırak onları! Dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar.
Ali Bulaç 43- Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler.
Diyanet Vakfı 43. O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-O gün ki, kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki, çantalarıyla dikmelere(putlara) gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
Süleyman Ateş 43. O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen(putlara yahut hedef)lere doğru koşar gibi (koşarlar).
Yaşar Nuri Öztürk 43 O gün, kabirlerden fırlayarak çıkarlar. Dikilmiş putlara doğru akın akın gider gibidirler.
Ali Bulaç 44- Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’ yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür.
Diyanet Vakfı 44.Gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde.İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Gözleri düşkün, kendilerini bir zillet saracak da saracak. Odur işte onların vadolunup durdukları gün!
Süleyman Ateş 44. Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va’dedilen gün, bugündür.
Yaşar Nuri Öztürk 44 Gözleri yere eğik; bir zillet kuşatmıştır onları. İşte bu gündür onlara vaat edilmiş olan.

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Mearic suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir