Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Mekke müşrikleri
imanilmihali.com
şirk dini mensupları

Mekke müşrikleri

Mekke müşrikleri

Cahiliye Arabistan’ını tasvir eden tüm kaynaklar ağız birliği etmişcesine onları ilkel putperestler olarak tanımlar. Reçelden put yapıp aç kalınca o putları yiyerek beslendiği söylenen bu insanların sanki din adına maneviyatı bu putlarla sınırlı gösterilir. Yapılan izahlar o hale gelir ki o zamanın bölge insanı sanki Allah’ı hiç tanımaz gibi gösterilir. Sonuçta tamamı kafir ilan edilir ve İslamiyet’i yüceltmek adına onlara haksızlık yapılır.

Öncelikle unutmamak gerekir ki o dönemde Hristiyanlık ve özellikle Yahudilik o coğrafyada egemendir ve bu semavi dinlerin yanı sıra hanifliği izleyen (İbrahim Peygamber dinine tabi) bir kesim de vardır. Elbette batıl dinlere tabi insanlar da yok değildir. Bu insanların tamamında sanılanın aksine Allah inancı yok değildir. Peygamberimizin babasının adı (Abdullah) buna en güzel örnektir.

Putlara tapmakta olanların eylemleri bir din değil bir kurtuluş gayretidir ve tamamı o putların teslim ettikleri himaye, aracılık ve şefaat gücüne “Allah’a yakın olmak adına” teslim olmuş haldedir. Mekke’de Yahudi ve Hristiyan olmayışı, Kabe civarında ve hatta içinde bu nedenle sayısız putun olmasına, güçlenmesine ve Kabe içinde saygı görmesine neden olmuştur. O kadar ki uzak yerlerden bu putlara saygı ve ibadet maksadıyla gelenlerden dolayı Mekke bir ticaret merkezidir ve bu karlı bir din ticareti olduğundan Mekke ileri gelenlerinin İslam’a asıl itirazı da bu gelir kaybına karşı çıkmalarıdır.

Mekke’de hal böyle iken Medine’de halkın yaklaşık üçte biri Yahudidir ve Medine’deki insanlar semavi dine mensup olmakla Ehli Kitap yani kendisine kitap verilenlerdendir. Onların itirazı ise Mekke’dekilerin aksine para değil, kendi dinlerinin kenara konmuş olmasıdır.

Doğrusunu Allah bilir ama Kur’an’ın evrenselliği buradadır ve eğer İslam Mekke’de yaşanıp kalsaydı müslüman camia asla şirki ve münafıklığı tanımayacak, sadece küfürle mücadele edecekti. Oysa Yüce Allah İslam’ın asıl belasının küfür değil müşriklik olacağını bildiğinden İslam’ın nüvesinin bu pisliklerle karşı karşıya gelmesini ve Peygamberimizin onlara da hitap ve davet etmesini arzulamış olmalı ki hicreti gerektiren sebepleri vermiştir.

Dini terminoloji manasında diğer semavi dinlere tabi olup ta Allah’tan başka ilah tanıyanların (teslis vb.) adı müşriktir, kafir değildir. Medine de yaşayan yahudi ve hristiyanların durumu Kur’an izahıyla budur. Mekke’deki putperest Arapların hali ise daha karmaşıktır ve Allah’ı bilen ve O’na yaklaştırıcı aramakta olan Mekke’liler putperestliği bir din olarak yaşamamaktadır ama semavi bir dine de tabi değildir. Tevhid dinine, İbrahim Peygamber’e tabi bir azınlıkta vardır. Bir kısmı ise gök cisimlerine tapar haldedir.

Hangi hal ve şartta olursa olsun Mekke ve Medine halkının tamamı Allah’ı bilir ve tanır, korkar haldedir ki ayetlerde bunu gösterir. Bu nedenle bu insanların küfür eylemini gerçekleştirdiklerini söylemek doğru değildir. Bu kasıtlı sözün maksadı dünya insanlığının şirkle tanışmasını engellemektir. Batıl dine tabi olmakla küfür halindeki bu insanların küfürden şirke asıl ve mazeretsiz geçmeleri ise İslam’dan sonradır.

Çoğusu maddi endişe kaynaklı ve ata kabullerine dayanan bu eskiyi terk etmeme kaygısı yaşayanlar Peygamberi seven ve güvenen insanlardır ve itirazları asla Allah’a davet noktasında değildir. Aksine onlar Allah’ı tanır, sever ve korkan insanlardır. Onların itirazı kendi ilahlarının terk edilmesi şartınadır ki bununla yaşayacakları prestij ve maddi kayıplardan korkmaktadırlar.

Tapageldikleri putların aslında birer insan ve ileri gelen kişi olması, tamamının eskiden yaşamış olması aracılık denilen illetin de tarihçesidir. Nitekim İblis onlara bu tapma eylemini süslü göstermekle, İslam’a karşı da bir ordu hazırlamaktadır. Mekke’de yaşanan zor yıllara bakıldığında Mekke halkının bu endişe ve itirazları ve şeytanın tuzak ve hileleri çok net görülecektir.

Medine’de ise semavi dinler daha tanınır haldedir ve onların asıl itirazları da yapageldikleri yanlışların İslamca hürmet görmemesindendir. Cihadın Medine yıllarında öne çıkması da can kaybı korkusu yaşayan zayıf imanlıları yalana ve münafıklığa itimiştir ki bu bela halen devam etmektedir.

Mekke’de parasız ve güçsüz olan Müslümanların zamanla ve zaferlerle Medine’de parayla tanışması paraya kulluk eden bir kesimin de doğmasına sebep olmuş, Kabe ticaretiyle zenginleşen Mekkeliler gibi ganimet ve ticaretle zenginleşen Medineliler imanlarına para veya canını kaybetme gereksiz endişesini bulaştırmışlardır. Bu endişe de münafıklığı ön plana çıkarmış ve İslamiyet münafıklıkla Medine’de tanışmıştır.

İslam’ın tebliğinden sonraki tüm dilimlerde, tevhide uygun olarak, tüm coğrafyalar ve tüm insanlık için geçerli olan kural şudur ki Allah’tan başka ilah tanımak küfür değil şirk’tir ve şirk bir şeytan dinidir.

Mekke ve Medine’de İslam’dan önce yaşayanların inançlarını inançsızlıkla (küfürle) itham etmek doğru değildir çünkü o bölge insanı asla ilkel kabileler gibi yaşayan, Allah’tan (haşa) habersiz insanlar değildir. Dolayısıyla eylemleri küfür değil şirktir.

Buna rağmen cahiliye dünyası diye tanımlanan, İslam öncesi hak dinden uzak kalmış insanların halleri çok ta ilkel değildir. Hakkaniyete, adalete, anlaşmalara sadakatleri, söz ve senetleri mutlaktır. Sözden dönmek savaş sebebidir, borcunu ödememek büyük suçtur, ticarette ve günlük yaşamda konan kurallara uymak ama ilkedir. Hatta şehir meclislerinin kişiler arası anlaşmazlıklara çözüm bulmaları bilinen hakikatlerdir. Bu ara buluculuk işlerinde de laiklik esastır yani kişilerin ait oldukları din değil haklı olup olmamaları önemlidir.

Zenginlerin diğerlerinden biraz daha eşit (!) olduğu gerçektir lakin o zamanki kölelik ve cariyelik sisteminin gereği olan bu düzen sanıldığı gibi tamamen ilkel bir halde de değildir.

Kabe’nin eskimekten, yağmurdan yıkılan duvarlarının tamiri ve genişletilmesi için sakinlerin aralarında para toplamaları, toplanacak bu paraların helal olması şartı (miras ve başlık parası) onların haram ve helal kavramına da sahip ve saygılı olduklarının göstergesidir. Dahası tamir için öncelikle yıkılması gereken Kabe’nin yıkımı için kimsenin cesaret edememesi Allah’a karşı duyulan saygı ve korkunun da ispatıdır.

Velhasıl cahiliye dünyasında Mekke ve Medine’de insanları dinsiz, Allah’ı inkarcı gösterme girişimleri tamamen yalandır ve taraflıdır. O insanlar Allah’ı bildikleri halde yedek ilahlar edinir haldedir ki bunun adı küfür değil şirktir. Ata kabullerini yıkamamaları, Allah’a yaklaştırıcı aramaları, parayı sevmeleri onları müşriklikten kurtarmaz. Allah’tan korkmaları, helale önem vermeleri de suçlarını azaltmaz.

Günümüz Müslüman dünyası ile kıyaslandığında ise karşımıza çok daha acı bir tablo çıkar ki İslam’ın daha tanınmamış veya taze olduğu dönemlerde yaşayan bu insanların hata ve günahlarının çoğu ve misli bugün Müslüman coğrafyalarda yaşanmaktadır.

Münafıklık ve şirkin kol gezdiği, paraya ve kişilere tapan insanların Müslüman kimliği taşıdığı coğrafyalarda her gün beş vakit secde eden ama her türlü harama koşarak gidenlerin varlığı İslam’ın kanayan yarasıdır. Reçelden yapılmış putların yerini alan para ve kişiler, makam ve mevkiler hala canlıdır. İslam dünyası hala putlarını kıramamış, helalle yetinmeyi kabul edememiştir. Allah yolunda mücadeleden kaçan sayısız müslüman hala vardır ve riya sokaklarda, cami avlularında dolaşmaktadır.

Mekke müşrikleri ve zamane müşrikleri çok benzer, zamane müşrikleri çok daha yamandır. İslam’ı ve imanı tanımakla şereflendirilmiş ümmetin cahiliye döneminden çok daha şeytana teslim olmuş hali ahir zamanın kara habercisidir.

Evrensel din İslam şirkle, küfürle, münafıklık ve mürailik ile savaşmayı temel ilke kabul etmiş ve tamamını zulüm olarak nitelemiştir. Kur’an’ın savaşı da bu zulümledir.

Özetle; kafir putperestler olarak tanımlanan İslam öncesi cahiliye dünyasının hali küfür değil şirktir. Onların bilinçsiz ve çapsız cehalet ve günahları bugün çok daha sistemli ve bilinçlidir. Hak bu yüzden tek ve batıl bu yüzden çoktur.

Mü’min, yaşayan hiçbir insanın Allah’ı inkar etmeyeceğini, edemeyeceğini yani küfür içinde yaşayamayacağını, küfür yalanının şirkin tanınmasını engellemek için kotarıldığını ve asıl belanın şirk olduğunu idrak edebilendir.

Çünkü tevhidin tek düşmanı şirktir ve şirk şeytanın dinidir. Kur’an bu yüzden insanları iman eden ve etmeyen olarak ikiye ayırır, Kur’an bu yüzden tüm dinleri tevhid çatısı altında toplar.

Tevhid yolcularının bu yüzden cennete giden yolları ararken cehenneme götüren yolları tanımaları ve uzak kalmaları esastır. Çünkü şirk tanınmadan tevhid tanınamaz. Gece ve gündüz gibi iki farklı kutup olan tevhid ve şirkin şirk boyutu bugüne kadar saklı tutulduysa bu şeytanın oyunudur.

Gizli ve açık şirk sokaklarda pervasızca kol geziyorken şirki tanımayan kulların hanif bir müslüman olabilmesi asla mümkün değildir.

Rabbim modern zaman insanlarına akıl, fikir ve iman versin.

Rabbim bizleri şer ve şirret odaklarından korusun.

Rabbim bizleri doğru yolundan ayırmasın. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir