Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / Melekler ve şeytanlar
imanilmihali.com
Melekler ve şeytanlar

Melekler ve şeytanlar

Melekler ve şeytanlar

Melek ve cinler ayrı varlık gruplarıdır ve ilki nurdan ikincisi dumansız ateşten yaratılmıştır. İnsan ise topraktan var edilmiştir ve ilk iki varlık grubundan farklı olarak dünya aleminde, bu boyutta yaşar, imtihan edilir ve ancak doğum öncesi veya ecel sonrası gayb alemine geçebilir.

İnsan, Allah’ın ruhundan üflediği, akıl ve şuur bahşettiği, yeryüzüne ve cennetlere varis kıldığı muazzam bir projedir ve Yüce Allah daha yaratış esnasında meleklerin insana secde etmesini emretmiştir ki iblisin şeytan oluşu da bu esnada yaptığı isyan sebebiyledir.

İnsan, daha doğmadan ruhlar aleminde Yüce Allah’a ve imana sadık kalacağına dair yemin etmiştir ve her rekatta Fatiha okunması da bu sözün tekrar edilerek unutulmasının engellenmesi maksadıyladır.

İnsan, dünyaya gelirken evrelerden geçer, mahiyetini bilemediğimiz hallere dönüşür ve nihayet bebek olarak dünyaya gözlerini günahsız, tertemiz olarak açar. Bu günahsız kelimesi mühimdir çünkü Hristiyan alemi bunun aksini savunarak, Hz. Adem (as)’in cennette eşiyle birlikte yasak meyveyi yemesi ile işlediği suçtan dolayı her doğan bebeği günahkar kabul eder ve bebeğin su ve ayinle temizlenmesini (vaftiz) öngörür. (Oysa Kur’an Hz. Adem (as)’ın tevbesinin kabul edildiğini bildirerek günahsızlığını bildirir.) Yani bebekler dünyaya masum olarak gelir.

Bu masumiyet, bebekken başlar ve dinen mükellefiyet yaşı olan yaklaşık onbeş yaşa kadar da aralıksız devam eder. O ana dek günah ve sevap kazanma imkanı da olmadığından çocukların amel defterleri boştur.

Bu dönemin günahsızlığını meleklik haline benzetirsek, temizlik, günahsızlık ve meleklik hali her insanın ilk varoluş halidir. Lakin bu hal elbette böyle gitmez ve mükellefiyet ile birlikte derhal amel defterleri dolmaya başlar. Sevap veya günahla dolmaya başlayan amel defterlerine meleklerin şahitlik edebildiği her şey yazılır. Sözler, davranışlar, susuşlar, korkarak kaçmalar, zulümler, terbiye veya terbiyesizlikler vs. herşey yazılır. Yazılı olmayan tek şey meleklerin şahitlik edemeyeceği niyetlerdir ki buna şahit olan sadece Allah’tır.

Amel defterleri doldukça günahlar da kabarmaya başlar ki insanoğlu tabiatı gereği ihmale, vefasızlığa, nankörlüğe, aceleciliğe, cehalete meyillidir ve işlediği günahlar çoğu zaman sevaplardan çok daha fazladır. Lakin Yüce Allah o kadar rahmetlidir ki tevbe ile günahları silmeye, dualara cevap vermeye, faydalı işlerden ötürü pislikleri yok saymaya, ibadetler ile eski günahları bağışlamaya, cezalandırmaktan çok daha fazla önem verir. Çünkü O, güzeldir, güzellik ister.

Tam bu noktada insanın iki seçeneği vardır ki sonuca doğrudan tesir eder. Bu nokta melekler gibi günahsız kalmaya özenmek veyahut şeytanlaşarak hadsizlik ve azgınlıkta demir atmak noktasıdır. Yani cennette yasak meyveyi yedirten iblis ve yiyen Hz. Adem (as) ve eşinin günah sonrası durumudur bu. Tevbe ederek imana dönmek veya aksine yanlış bir şey yapmadığını savunarak kibir ve hırsla intikam yeminleri ederek lanetlenmek yani şeytanlaşmak.

Bu süreç herkes için bir dönüm noktasıdır ve maalesef çoğu insan er ya da geç kibre ve hırsa yenik düşerek şeytanlaşmaya başlar ve melekleşenler azınlıkta kalır.

Melek veya şeytan olmak elbette fiziksel değildir mana anlamındadır ve teşbihte hata olmaz.

Fakat ahir zamanın İslam alemi sokaklarına bakıldığında kaldırımların şeytanlarla dolu olduğunu gördüğümüze göre tevbe ile Kur’an’a dönebilenlerin de ne kadar az olduğunu hemen anlarız.

Yani Hz. Adem (as)’in erdemini ve nasuh tevbesini tekrar edebilenler çok azdır ve Yüce Allah buna rağmen hemen cezalandırmaz ve ecele kadar tevbe kapılarını hep açık tutar. Ama insan nankördür, zalimdir. O kapıdan geçmeyi çoğusu asla düşünmez bile ve sokaklar bu yüzden şeytanlarla dolar.

Sıradan insanlar melekler gibi özenli yaşamaya gayret gösterenlere çoğu zaman dikkat dahi etmez hatta onlarla ve imanlarıyla alay eder, şeytanların ise kurnazlıklarını, hilelerini, eylemlerini alkışlar. Çünkü melek gibi yaşayanların tesellisi ve beklentisi gayba aittir, ahirete aittir. Şeytanlar ise dünyalık vadederek ve bunu kısa sürede gerçekleştirerek göz boyamakta hünerlidir.

Kur’an’a mesafeli kullar, melek ve şeytan nedir, iman ve şirk nedir, salih ve çirkin olan nedir bilemediği için kolayca aldanır ve dünyalık vadeden şeytanlara kayıverir.

Bu kadar çok zalim, mafya, hırsız, katil, tecavüzcü, uyuşturucu müptelası, gaspçı, dolandırıcı bu yüzdendir. Çünkü bilinçizce kanarlar ve ahlak frenleri asla yoktur. kendilerinden başkalarını asla düşünmezler ve kaideleri kendilerine göre yorumlar, gerekirse yeniden yazarlar ve bu yalan kaidelere kendileri de aldanır ve kanarlar.

Mutlak ahlak elbette onların beşeri ve hatta hukuki ahlakı değildir. Çünkü mutlak ahlak Kur’an ile bildirilen, Yüce Allah ve Hz. Peygamberin de üzerinde olduğu doğru yol yani Sırat-ı Mustakim’dir.

Onların yaşadığı beşeri ahlak ise menfaatlerine göre şekillenen yanlış ve haksız ahlaktır aslında ahlak değil ahlaksızlıktır.

Bazıları da bu ahlaksızlıklarına yalan ve riya katmakta hünerlidir ve bu sayede insanlara meleklere uymaya çalışan iyi huylular gibi görünmeye gayret ederlerken her türlü pisliği yapmaktan da çekinmezler.

Bunlara münafık denir ki inkarcı kafirlerden de beter haldedirler. Mürailer ise menfaatleri gereği dine bir girip bir çıkanlar yani bir melekleşmeye bir şeytanlaşmaya çalışanlardır.

Birde azılı soyguncular, isyan ve hadsizliğin zirvelerinde dolaşan müşrikler vardır ki bunlar pişmiş şeytancıklardır ve adeta her biri şeytan olmuş, iblis gibi hakka savaş açmıştır. Bunlar, Yüce Allah’ın Tek ve Muktedir oluşuna isyanla, yedek ilahlar icat eder, kendilerinden daha güçlü şeytanlara biat eder, sayısız put ve ilah yaratır ve kalbinde bunlara da yer verirler. Bu zalimler Allah’ı asla inkar etmezler ama hakkını da teslim etmeyerek bir sürü ilaha aynı anda kulluk sevdasıyla gönül tahtalarına sayısız ilahın adını yazarlar. Bunun adı şirk koşmaktır ve şeytanlaşanların en zalimleri de bunlardır.

Bunlar kelimenin tam anlamıyla şeytanlaşmışlar ve insan şeytanı olmuşlardır.

Melekler gibi yaşamaya özen gösterenler ise Müslümanlar ve mü’minlerdir ki sıradan müslümanlar imana kalplerinde yer veremediği için müslüman olarak kalır ve bir zaman sonra şeytanlara kanmaya hazır hale getirilirler. İman sahipleri ise mü’minlerdir ki Allah onları verdiği imanla korur ve şeytanlar onlara bir şey yapamaz.

Zaten mü’minler, şeytanların sokağından bile geçmezler çünkü kalplerindeki iman ve gönüllerindeki Kur’an onları hep doğru ve aydınlık sokaklara kılavuzlar ve şeytanların pis kokulu mahallerine onlar uğramazlar bile.

Nihayet ecel ile herkes kendi kıyametini yaşar ve kabirlerden çıkılacak yeniden diriliş gününde herkes hakikate gözleriyle şahit olur ve o anda pişmanlıklar başlar, feryatlar yükselir, dünyalıklar fidye verilmek istenir ama nafiledir. Sınav bitmiş, ameller kapanmış, iman etmeye zaman ve imkan kalmamıştır.

Orada şeytanlaştıran şeytanlar kaçacak delik ararken, kandırılan şeytanlar kendilerini o yola mahkum edenelre lanetler okurlar. Ama çare yoktur ve şeytanlar, şeytanlaştıranlar, şeytanlaşanlar hep birlikte ebedi cehennem ateşine girer ve orada sonsuza dek kalırlar.

Müslümanlar, imana mesafeli olmanın cezasını yaşarken, mü’minler imanlarının verdiği müjdelerle nurlar içinde ve güvenle cennetlere yürürlerken meleklerin selam ve tesbihleriyle karşılanırlar.

Cehennemdekilere ise zebaniler şöyle seslenir; Yoksa size Kur’an getiren bir peygamber gelmedi mi?

“İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.” (Zümer 39/71)

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir