Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Merhamet, zulüm ve cihat
imanilmihali.com
Merhamet zulüm ve cihat

Merhamet, zulüm ve cihat

Merhamet, zulüm ve cihat

Merhamet; vicdanın sesi, kalbin yumuşak dokunuşu, acıma ve sağduyu idraki, fıtrat sahibinin kalplere yerleştirdiği mirasıdır.

Geçmişten günümüze yaşanan ve yüreklerimizi dağlayan elim hadiselerin temelinde, insanın merhametsizliğinin, insaf ve vicdan yoksunluğunun yattığını görürüz. Nitekim bu insaf ve merhamet yoksunluğunun, insanı ne kadar zalim ve gaddar hale getirebileceğine çağımızda sıkça şahit olmak mümkündür. Onlarca vatandaşımızın hayatına kasteden menfur terör saldırıları ve katliamlar, çatışma ve zulümler hep bu cümledendir.

Kur’an, merhamet sahibi müminlerin şu kuşatıcı duasına yer verir: “… Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”

Rahmet Elçisi (s.a.s) de bizleri şu hadisiyle merhameti şiar edinmeye çağırır: “Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki Yüce Allah da size merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 58.)

Merhamet, Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinin yansımasıdır. Âlemlerin Rabbi, “Rahmetim gazabımı geçti.” (Buhârî, Tevhid, 22) buyurarak merhametinin enginliğini haber vermiştir. İnsanlığa en güzel örnek olan Peygamberimiz (s.a.s)’in de en belirgin özelliği, onun merhamet ve şefkat peygamberi olmasıdır.

“ .. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.” (Tevbe 9/61)

O, merhameti, mümin olmanın en başta gelen gereklerinden biri olarak takdim etmiştir. Peygamberimiz (s.a.s), bütün müminleri birbirlerine merhamette, muhabbette, lütufta ve yardımlaşmada bir vücuda benzetmiştir. Öyle ki, bu vücudun bir organı hastalanınca, diğer organlar da hasta olanın acısını paylaşır.

Asırlarca O’nun bu rahmet deryasını, şefkat ve merhametini yudumlamış bir medeniyetin mensuplarıyız. Bu medeniyet, merhametten uzaklaşarak katılaşmış nice kalpleri merhamet iksiriyle yumuşatmıştır. Bu medeniyet, merhametiyle birlikte insanlığını da kaybetmiş nice toplumları yeniden merhametle tanıştırmıştır. Bu medeniyet, “Yaratılanı hoş gör, Yaratan’dan ötürü.” sözleriyle insanlığa “önce insan” ilkesini öğretmiştir. Bu medeniyet, “Şefkat ve merhamette güneş gibi ol!” anlayışını yaşamış, yaşatmış ve dünyanın dört bir yanına taşımıştır.

Üzülerek belirtmek gerekir ki, böylesi bir medeniyetin mensupları olarak bizler her geçen gün merhametimizi yitiriyoruz. Bugün, insanlık, vicdansızlık ve merhametsizlik sorunu yaşıyor. En acısı da insanlığa örnek olması gereken müminler, birbirlerine karşı merhamet, saygı, hoşgörü ve birlikte yaşama ahlakını kaybediyor. Şefkatin yumuşaklığıyla bezenmesi gereken mümin kalpler, İslam dünyasının pek çok yerinde, kin ve nefretin ateşiyle kavruluyor. Birbirlerine hayır, iyilik ve hayat vermek için uzanması gereken eller, bugün şiddet, terör ve ölüme uzanıyor.

Bütün bu olumsuzluklar karşısında yapmamız gereken, kendimize, ailemize, çevremize ve birbirimize karşı düşüncelerimizi ve davranışlarımızı bir kez daha gözden geçirmektir. Şiddetin, acımasızlığın, terörün, savaşların, katliamların kol gezdiği bir dünyada, en çok muhtaç olduğumuz şey, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in merhamet yüklü mesajlarına yeniden sarılmak, yüreklerimizi onun mektebinde eğitmek, ondan aldığımız ışıkla rahmet insanları olmak ve yeniden rahmet toplumları inşa etmektir.

Merhamet, hakka ve Hakk’a saygılı olmak, iyiliğin kazanmasına taraftar olabilmek, mazlumun yanında yer almaktır.

Zulüm ise hakkı yerine koymamak, ait olduğu yerden başka bir yere zorla taşımak, hakkın sahibine ulaşmasına engel olmaktır.

Merhamet, itidali, yumuşak seslenişi emrederken, zulme çarpan yaşamlar için merhameti değil cihadı zorunlu kılar.

Zulüm, azma ve sapma hali olarak laftan anlamayan art niyetli yaklaşımlardır, cana ve mala kast edendir. Bunlara merhamet göstermek Allah emri değil, Allah’ın emrine isyandır.

Bir yanağa tokat yiyen müslümanın diğer yanağını çevirmesi İslam’a aykırıdır aksine Yüce Allah zulme uğrayanın feryadına dahi müsaade ederken, mazlum uluslara, müslüman olmasalar dahi yardımı farz kılmıştır.

Hal böyleyken, zalimlere sessz kalmak, onlardan yana olmak, susarak onlara destek olmak demektir ve bu zulme ırtak olmaktır.

Cihat ise sadece zulümledir ve Kur’an’ın savaşı ancak zalimlere karşıdır.

Merhamet kapıları zulümle karşılaştığı anda kapanır ve zulüm yok olana veya teslim olana veya durumunu düzeltene kadar da açılmaz. Teslim olursa o merhamet kapıları tekrardan açılır ve yumuşak ve tatlı İslam yelleri zulümle kavrulmuş yüreklere yeniden ferahlık vermeye başlar.

Cihattan kaçmak başla başına bir zulümse bunun sebebi, merhameti ve şefkati ortadan kaldırmaya azimli zalimlerin varlığı ve onların ıslah mecburiyetidir. Zulme ve haksızlığa susarak pasif destek vermek, Allah’tan değil kullardan korkmaktır. Başkalarının rızasını arayan ve başkalarından da korkanların dindeki adı ise müşriktir.

Merhamet yeryüzünü kaplayan doğal bir rahmettir, Allah’ın Kur’an’In ilk ayetinde andığı Rahman ve Rahim adlarının hayata yansımasıdır. Kalp bu nedenle tatlı sözle ikna olur, huzur ve refah ister.

Zulüm ise karanlık gölgesiyle aydınlığa düşman, hakka rakiptir. Cihat işte bu düşmanlığa son vermenin adıdır ve Allah yolunda savaşanlar cennetlere ererken, Allah yolunda savaşmakta acizlik gösterenler için cennetler haram olur.

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır ve bunu bildiren Rahmet Peygamberi, haksızlığı zulüm olarak nitelemekte, susmayı o zulümle bir olmak şeklinde tanımlamakta ve o şerle mücadeleyi emretmektedir.

Merhametli olmak, zulme kadardır.

Merhametten maraz doğar lafzındaki derin mana da budur. Yoksa merhamet hayatın en tatlı dokunuşudur, şefkattir, sevgidir, yardımlaşmadır.

Cihat ise her türlü vasıta ve imkan ile, kalple, dille, elle karşı koymak, mücadele etmek, Allah yolunda iyiliğe koşarken, şerden uzak durmak ve zulümle savaşmaya and içmektir.

Bir kul, hem zulme ortak olup hem de dinde kaldığını nasıl iddia edemezse, cihadı inkar edenin durumu da aynıdır.

Merhamet, fıtri terbiyedir, yaşam nimetidir. Zulüm, haklara mani olarak bu terbiyeyi bozandır. Cihat, o terbiyeye musallat olanlara hadlerini bildirmektir.

Kul, zalimlerle bir olup, zalimlere destek çıkıp sonra Allah’ın rahmetini umamaz. Çünkü Yüce Allah, tüm yaratılmışların Rahman’ı ama sadece iman edenlerin Rahim’idir. Dünya yaşamında kafirlerde o rahmetten nasiplenirse de ahiret yurdunda rahmet sadece mü’minleredir.

Merhamet af ve bağışlama ile gelen erdemdir. Bu nedenle merhamet etmeyen merhamet bulamaz.

Zulme bulaşanlar, hak ve adalete aykırı, kişi hak ve hürriyetlerine düşman, dine rakip olanlardır.

Cihat, zalime haddini bildirmek, Allah safında olunduğunu ispat etmektir.

Zulme korkarak veya menfaat gereği teslim olmak ise şirke batmak, cennetlerden vazgeçmek ve sonsuz hayatta karanlık akibetlere mahkumiyeti şimdiden kabul etmektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek 

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek Hz. Ömer’in oğlu Abdullah ibn Ömer, yaşı küçük olduğu için ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir