Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Mescid-i Aksa’ya yapılan hain saldırılar
imanilmihali.com
Mescid-i Aksa’ya yapılan hain saldırılar

Mescid-i Aksa’ya yapılan hain saldırılar

Mescid-i Aksa’ya yapılan hain saldırılar

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra 17/1)

Kudüs’teki Mescid-i Aksa İslam’ın ilk kıblesi ve hicretten bir buçuk yıl kadar önce vuku bulan miraç hadisesinde de adı geçen kutsal mekândır.

Ve Mescid-i Aksa Yahudilerce sürekli baskı ve tacize maruz kalmaktadır.

Hürriyet gazetesinin haberi şöyle;

“Benzer şekilde geçtiğimiz gün Yahudiler için yılbaşı kabul edilen “Roş Aşana” tatili nedeniyle Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişine izin vermeyen İsrail askerleri, Filistinlilere müdahale etti. Yahudi yerlerşimcilerin Aksa’ya alınmasını protesto eden ve içeri girmek isteyen Filistinlilere, askerlerin ses bombası, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi ile müdahale etmesi sonucu aralarında kadınların da bulunduğu çok sayıda kişi yaralandı. Yaralanan Filistinliler çevredeki sağlık ekipleri tarafından sedyelerle Aksa’nın içerisindeki revire taşındı. İsrail askerleri olayları görüntülemek isteyen bazı gazetecileri de darp etti. Aksa avlusunun kapılarında toplanan Filistinliler, “Canımız kanımız sana feda olsun ey Aksa”, “Ey Muhammed, ümmetin seni terk etmedi” ve “Kuran düsturumuz, cihad yolumuz” şeklinde sloganlar atarak İsrail askerlerinin saldırılarına karşı koymaya çalıştı.

Öte yandan görgü tanıklarından edinilen bilgiye göre, sabahın erken saatlerinde Aksa’nın avlusuna giren onlarca İsrail askeri, geceden camide kalan Filistinli cemaate müdahale ederek dışarı çıkardı. KIBLE MESCİDİ’NİN KAPISINI KİLİTLEYEN ASKERLER, MESCİDİN İÇİNE DE GÖZ YAŞARTICI GAZ ATTI.

Mescid-i Aksa Vakfı yetkililerinden edinilen bilgiye göre, 40 Yahudi yerleşimci polis korumasında Aksa’nın avlusuna alındı.

Geçen yıl da İsrail yönetimi “Roş Aşana” nedeniyle Mescid-i Aksa’ya girişlere sınırlama koymuştu. Bazı aşırı Yahudi grupların tatil sırasında Aksa’ya topluca girme yönündeki çağrıları Filistinlilerle, İsrail askerlerini karşı karşıya getirmişti.

KUDÜS’TE YAHUDİ YERLEŞİMCİLER, ASKER VEYA POLİS EŞLİĞİNDE SIK SIK MESCİD-İ AKSA’YA BASKIN DÜZENLEYEREK CAMİ CEMAATİNİ VE EĞİTİM GÖREN ÖĞRENCİLERİ TACİZ EDİYOR. Müslümanların karşı çıktığı bu tür ihlaller nedeniyle Mescid-i Aksa’da sık sık gerginlik yaşanıyor. İsrail, bu gerekçelerle zaman zaman Filistinlilerin Aksa’ya girişini kısıtlıyor.

Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblesi özelliğini taşıyor. Yahudiler, içerisinde Kıble Mescidi ile Kubbetu’s Sahra Camisi’nin yanı sıra müze, medreseler ve büyük avlunun bulunduğu Mescid-i Aksa Külliyesi altında, Süleyman Mabedi kalıntılarının bulunduğunu iddia ediyor. İsrail, içerisinde Mescid-i Aksa külliyesinin de bulunduğu Doğu Kudüs’ü 1967’den beri işgal altında tutuyor.”

Bu taciz ve saldırı haberleri her yıl tekrarlandığı halde Müslüman camiasının sessiz kalması akıllara sığmaz bir durumdur. Taviz tavizi doğurur düşüncesiyle İslam aleminin kınamaktan öte olayı değişik platformlarda dile getirip, konuyu canlı tutması ve tedbir getirmesi gerekirken manasız suskunluğu insanları üzüntüye sevk etmektedir.

Çünkü buranın önemi eski kıble olmasından da öte Yahudilerin inşa etmeye çalıştığı bir mabet olmasındandır. Bu mabedin inşa edilmesi dini manada Siyonist Yahudiliğin vazgeçilmezidir. Bu süregelen saldırılarda yıkılması arzulanan mescidin yokluğu fikrine alıştırma gayretleri ve yıkım gerçekleşirse Müslümanların vereceği tepkinin belirlenmesi çalışmalarıdır.

Mescid-i Aksa’nın Tarihini hatırlayacak olursak; (Milliyet gazetesinden alınmıştır.)

“Tarihi ve manevi değeri en yüksek yerlerden biri olan ve Kuran-ı Kerim’de kendisinin ve çevresinin mübarek kılındığı söylenen Mescid-i Aksa…

Hz. Muhammed (s.a.v.) zamanındaki mescitler arasında, Mekke’ye en uzak yerde bulunduğu için, bu yere, kendisine ‘en uzak yer’ anlamına gelen Mescid-i Aksa ismi verildiği söylenir.

Beyt-ül Makdis ya da Beyt-ül Mukaddes adı da verilen bu yerin inşasına, Hz. Davud (a.s.) zamanında başlanmıştı. İnşaatında bizzzat bulunan Hz. Davud (a.s.), duvarları, yaklaşık bir adam boyu yükseldiği sıralarda, bu inşaatı tamamlayamadan hakkın rahmetine kavuşur. Ondan sonra yerine geçen oğlu Hz. Süleyman (a.s.), mescidi tamamlamak ister ve on iki mahalleye sahip Kudüs şehrini, usta ve mühendislere inşa ettirir. Mescid-i Aksa’yı yapan ustalar taşları yontarak, altın, gümüş, inci, yakut ve başka mücevherler de kullanmış ve mescit toplam yedi yılda tamamlanmıştır.

Bu mescitin adına Beyt-ül Makdis (kutsal yer) de denir. Bu ifade, Kuran-ı Kerim’de geçmez, hadis-i şeriflerde zikredilir. Ama Mescid-i Aksa ismi, hem Kuran-ı Kerim’de, hem de hadislerde geçer.

Hz. Süleyman (a.s.), Hz. Musa (a.s.)’dan beri nesilden nesile gelmiş bulunan ve içersinde Tevrat’ın da bulunduğu Ahid sandığını, yani Tabut-u Sekine’yi, mescide koyar. Ancak daha sonra, Asur hükümdarı ikinci Buhtunnasar Kudüs’ü işgal eder ve şehri yakıp yıkar. Mescidde bulunan altın gümüş ve diğer mücevherleri de alarak Babil’e götürür. Daha sonra mescit tamir ettirildiyse de, M.S. 70 yılında romalılar Mescid-i Aksa’yı tekrar yıkarlar. Böylelikle Kudüs’ün musevilere olan bağlılığı da son bulur.

M.S. 123’te, bizanslılar mescidi tekrar tamir ederler. Sonrasında Hz. Muhammed (s.a.v.), bir gece Mescid-i Haram’dan, melek Cebrail (a.s.) tarafından getirilen Burak’a binerek, Mescid-i Aksa’ya gelir ve burada namaz kılar. O tarihlerde burası, müslümanların kıblesiydi. Peygamberimizin Medine’ye hicretinden 16 ay sonra, Allah tarafından gönderilen bir vahiyle, müslümanların kıblesi Kabe olarak değiştirildi.

638 yılında, Hz. Ömer (r.a.), Suriye seferindeyken Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmiş ve burayı temizletip bakım yaptırarak, yeniden inşa ettirmiştir. Burada ezan okutarak cemaatle namaz kıldırmıştır. Yahudilere, mescide emniyetle girme hakkı tanımış, Kudüs’teki kiliselere dokunulmaması için emir verip, hristiyanlarla anlaşma yapmıştır.

Kudüs’ün müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra, halife Abdülmelik bin Mervan, Mescid-i Aksa’nın yakınındaki arsa üzerinde, tam bu mescidin kıble tarafına, Kubbet-ül Sahra’yı yaptırır. Daha sonra depremle harab hale gelen Mescid-i Aksa, Emevi halifesi El Velid tarafından yeniden yaptırılır.

Mescid-i Aksa’nın, Emeviler ve Abbasiler zamanlarındaki şekli, bugünkü durumuna çok yakındır. Kıble karşısında 15 kapı bulunur. Ortadaki altın kaplı kapı, tunçtan yapılmıştır. Son cemaat yerinde revakları (revak=sırtı bağlı bulunduğu binaya dayalı, ön cephesi açık, üstü örtülü ve örtüsü sütunlarla taşınan mekan) bulunan mescit, 280 adet mermer sütuna dayanan revakların taşıdığı bir dam ile örtülüdür. Orta kısmında bir kubbe bulunur. Damın üstü kısmen mozaiklerle süslü, kısmen de levhalarla kaplıdır.

Kudüs 1099’da haçlılar tarafından istila edilince, şehir yakılıp yıkılmış, bir çok kadın, çocuk ve diğer masum insanlar kılıçtan geçirilmişti. Hristiyanlar Mescid-i Aksa’yı da yağmalayıp, tepelerine haçlar dikmiş, içine heykeller koyarak burayı kiliseye çevirmişlerdir.

Sultan Selahaddin-i Eyyubi, 1187’de, Kudüs’ü haçlıların elinden kurtarır ve mescidin içindeki putları ve heykelleri kaldırtır. Sarayı eski haline getirip, yeni bir mihrap yaptırır. Daha sonraları ise, bu mihrabın iki yanına pencereler açılıp bir minber (ki bu minber, 16 bin ahşap parçanın, tek bir çivi bile kullanılmadan birbirine geçmesiyle oluşturulmuştur), kuzey tarafına son cemaat revakları ve bir tahta minare eklenir.

Emeviler, Abbasiler, Eyyubiler ve Memlükler zamanlarında bir ilim merkesi haline getirilmiş ve bir çok islam aliminin yetişmesine vesile olmuş Mescid-i Aksa, en son 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü ele geçirmesiyle Osmanlıların hakimiyeti altına girmiş ve tamiri, bakımları yapılmıştır.

Birinci dünya savaşından sonra Kudüs, Türklerin elinden çıkınca, bağımsız hale gelmişti. Fakat 1948’deki Arap-İsrail savaşında, Kudüs’ün batı kısmı İsrailliler tarafından işgal edildi. 1967’deki altı gün savaşından sonra Kudüs’ün tamamı İsrail savunma kuvvetlerinin eline geçti. 1969’da gerçekleştirilen bir suikastte ise, Avusturalyalı protestan bir fanatik, Mescid-i Aksa’nın bir kısmını ateşe verdi.

1980 ve 1982’de, iki defa yüklü miktarda patlatıcı yerleştirilerek, mescit yıkılmaya çalışılmış, 1990’da ise mescit içine girilerek secdede olanlara ateş açılmış ve 30 kişinin öldüğü, 800 kişinin de yaralandığı bir katliam yapılmıştır.

Bugün kendi haline terk edilmiş bu değerli mescit, fazlasıyla tamire muhtaçtır. Ama tamir edilme girişimleri engellendiği gibi, yahudiler burayı yıkıp, Hz. Süleyman tapınağını inşa etme girişimlerine başlamışlardır bile ne yazık ki. Mescitin yakınında bulunan Ağlama Duvarının paralelinde açılan 500 metrelik tünelde, kazılar yerin 30 metre kadar altında, tüm hızıyla devam etmektedir…”

Fazlaca yoruma gerek kalmadan son iki paragrafın defaten okunması lazım gelir.

İman nuru ile nasiplenmiş her Allah kulunun kalbiyle, diliyle, eliyle karşı çıkması gereken bu durum dış işleri bakanlığının yaptığı bir kınama ile geçiştirilemeyecek kadar vahim bir olaydır.

SİYONİST YAHUDİLERCE YIKILARAK YERİNE SÜLEYMAN MABEDİNİN İNŞASI PLANLANAN MESCİD-İ AKSA’NIN KADERİNE TERK EDİLMİŞLİĞİ VE İSLAM ALEMİNCE YOK SAYILMASI SİZCE BİR TESADÜF MÜDÜR?

YA İSRAİL’İN BAŞLATTIĞI MABED ÇALIŞMALARINA VE MÜSLÜMANLARIN İBADET ESNASINDA BİLE ÖLDÜRÜLMESİNE MÜSLÜMAN ÜLKELERİN SESSİZ KALMASI?
Mescid-i Aksa’ya yapılan hain saldırılar

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir