Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Mezhep nedir, çeşitleri nelerdir
imanilmihali.com
medine dönemi

Mezhep nedir, çeşitleri nelerdir

Mezhep nedir, çeşitleri nelerdir

Mezhep nedir, çeşitleri nelerdir?

Mezhep nedir

Mezhep sözlükte “gitmek, gidilen yer, yol” anlamına gelir. Terim olarak ise şöyle tanımlanmıştır: “Dinin inanç esaslarını veya ameli hükümlerini anlama ve yorumlama konusunda kendine özgü yaklaşımlara sahip düşünce bütünü, bu yaklaşımlar etrafında meydana gelen ekolleşme, ekolleşmelerin ürünü olan ilmi birikim.”

Mezhepler tarihi ilmi açısından “İslam mezhepleri” bu dinin tarihinde ortaya çıkan düşünce, inanç, fıkıh ve siyaset alanındaki zümreleşmeler olarak açıklanmış ve mezhep “İslam dininin anlaşılma, yorumlanma hatta bir çeşit düşünce ekolleri” olarak anılmıştır.

Mezhep asla bir din olmadığı gibi mezhep kurucusu kabul edilen imam veya müçtehit de hiçbir şekilde bir din koyucusu veya tebliğcisi değildir. Yüce Allah tarafından konulan ve Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından tebliğ edilen İslam dininin gerek inanç, gerekse fıkıh alanına giren meselelerini delilleriyle birlikte ele alıp bunlara ilişkin yorum ve çözümler getirme ihtiyacı karşısında, delillerden hüküm çıkarma yeterliliğine sahip bilginler birbirinden farklı görüşler ortaya koymuşlardır.

Genellikle fıkıh mezhepleri, kurucularının isimleri ile anılır. Hanefi mezhebi, Şafii mezhebi gibi. Akaid mezhepleri ise Havariç, Mu’tezile gibi belli topluluklara izafe edildiği gibi kurucusuna izafetle de anılmıştır: Mâturidi, Eş’ari gibi.
Başa dön

Mezhepler nasıl gruplandırılabilir?

Literatürde İslam mezhepleri üç kategoride ele alınır:
a) İtikadi mezhepler. Bunlar İslam’ın inanç konularına dair hükümleriyle ilgili olarak ortaya çıkan zümreleşmelerdir. Allah’ın sıfatları, kader, dini prensipler karşısında akla verilen rol ihtilaf konularından bazıları; Mu’tezie, Selefiyye, Matürüdiyye gibi fırkalar da bu alanda ortaya çıkmış olan bazı mezheplerdir.
b) Ameli yani fıkhi mezhepler. Bunlar dinin ameli yönü, başka bir ifadeyle fıkhi yönüyle ilgili olarak ortaya çıkmış olan mezheplerdir. Hanefilik, Şafiilik gibi.
c) Siyasi mezhepler. Bunlar da yönetime ilişkin alanlarda ortaya çıkan mezheplerdir. Haricilik ve Şiilik gibi. Şu kadar var ki siyasi mezhepler zamanla itikadi ve fıkhi konularda da kendilerine has anlayışlar geliştirmişler; bu yönüyle hem itikadi hem ameli mezhepler kategorisinde de ele alınmışlardır.
Başa dön

İtikadi ve siyasi mezheplerin ortaya çıkış sebepleri

Tarihi ve sosyolojik olgu olarak mezheplerin tarih sahnesine çıkışı öteki benzer olgular gibi birçok sebeple yakından ilgilidir. Her şeyden önce ihtilaf konusu meselelerin kapalı olması, insanların arzu, heves ve isteklerinin değişik bir karakter taşıması, herkesin eğitim düzeyi ve ilgi alanının farklılığı, çoğu kere insanların içinden geldiği sosyal yapıyı sağlıklı bir biçimde sorgulamaksızın benimsemesi, kişilerdeki idrak kabiliyet seviyesinin farklı olması, ayrıca kimi insanlarda liderlik hırsı ve başkalarına hükmetme arzusu gibi hususlar çeşitli ayrılıklara yol açmaktadır.

Diğer taraftan şu temel faktörler de ihtilaf sebepleri olarak ortaya konulmuştur: a) Ayet ve hadislerin farklı yorumlanmasından kaynaklanan sebepler, b) Kader konusuyla ilgili tartışmaların doğurduğu sebepler, c) Siyasi sebepler, d) Kabile fanatizmi ve milliyetçilikten kaynaklana sebepler, e) Müslümanların farklı sosyo-kültürel yapılarla temaslarından doğan sebepler.

Sözü edilen sebepler İslam kültür tarihinde Selefilik, Matüridilik, Eş’arilik, Mu’tezile, Şia, Haricilik gibi itikadi ve siyasi mezheplerin doğmasına yol açmıştır.
Başa dön

Ameli / fıkhi mezheplerin ortaya çıkış sebepleri

Ameli mezheplerin ortaya çıkışı temelde dini sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygamber (s.a.s.)’e sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.)’den sonra, sahabe ve tabiun döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin yeterince bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı anlayışlar, d) İçtihat usul ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabii çevrenin tesiri.

Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok alim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmaktaydılar. Fakat bunlara nispet edilen bir mezhep yoktu. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, birçok ameli mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli ve Caferi mezhepleri hayatlarını devam ettirmektedirler.
Başa dön

Hanefi mezhebi

Kurucusu Ebu Hanife’ye nisbetle anılan Hanefilik günümüzde de en fazla bağlısı bulunan fıkıh mezhebidir.

Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife 80/699 yılında Kufe’de dünyaya gelmiştir. Babası kumaş tüccarı olan Ebu Hanife bir taraftan baba mesleğini sürdürürken diğer yandan Kufe’de birçok alimden ders alarak yetişmiştir. 18 yıl fıkıh dersi gördüğü Hammad b. Ebi Süleyman onun en önemli hocasıdır. Hocası Hammad’ın vefatından sonra Kufe’de onun ders kürsüsüne oturmuştur. 30 yıl kadar süren ders halkasına katılan talebe sayısının 4000’i aştığı ve bunlardan en az 40 kadarının içtihad derecesine ulaştığı kabul edilmektedir.

Emeviler ve Abbasiler devrini yaşayan Ebu Hanife bu çalkantılı dönemlerde birçok sıkıntılara maruz kalmış, kendisine teklif edilen devlet görevlerini kabul etmemiştir. Kufe’de derslerini sürdüren Ebu Hanife, halife Ebu Cafer el-Mansur tarafından aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle hapse atılmıştır. Hapiste öldüğüne dair bilgiler nakledilmekle birlikte, sürgün hayatı yaşadığı Kufe’deki evinde h. 150/767 yılında vefat etmiştir.

Birçok menakıb kitabında kendisinin sahabeden kimselerle görüştüğü ve tabiundan olduğu zikredilmektedir. Ebu Hanife künyesiyle ilgili olarak kaynaklarda daha çok, “Hanife”nin o zaman Irak’ta bir çeşit divit olduğu ve Ebu Hanife’nin yanında çoğu zaman divit taşıdığından dolayı bu künyeyle anıldığı zikredilir. Bunun yanında hanifenin boyun eğen ve dini Allah’a özgüleyen anlamında “hanif” kelimesinin müennesi olduğu veya Ebu Hanifenin Hanife isminde bir kızı olduğu rivayetleri de kaynaklarda geçmektedir. Ancak Ebu Hanife’nin kaynaklarda Hammad isimli oğlu haricinde kız veya erkek başka bir çocuğunun varlığından söz edilmez.

Ebu Hanife Abdullah İbn Mes’ud’dan kendisine kadar gelen dönemdeki Irak rey ekolüne mensup alimlerin mirasını bir içtihat meclisi niteliğindeki ders halkalarında geliştirip sistematik hale getirerek daha sonra İslam aleminde bağlısı en fazla olacak fıkıh mezhebinin ilk temellerini atmıştır. Hanefi mezhebinde Ebu Hanife’nin ders halkalarında yetişen Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer gibi alimlerin son derece önemli yeri vardır. Zira bu ilk nesil mezhep alimleri kendisinden çok fazla kitabın naklolunmadığı Ebu Hanife’nin görüşlerini tedvin ederek, mezhebin görüşlerinin yazılmasında ve sistematik hale getirilmesinde büyük rol oynamışlardır.

İlk nesil alimlerinin ve bunu takibeden bir iki asırlık zamandaki Tahavi, Kerhi, Cessas, Kuduri ve Debusi gibi alimlerin önemli katkılarıyla mezhep tam olarak oluşmuş ve İslam aleminin değişik yerlerinde görüşleri hızla yayılmıştır. Ebu Yusuf’un Abbasiler devrinde kadı’l-Kudat’lık makamında bulunması mezhebin resmi bir nitelik kazanmasına sebep olmuş, aynı şekilde İslam tarihindeki en uzun ömürlü devletlerden Osmanlı Devleti’nin de resmi mezhebinin Hanefi mezhebi olması mezhebin yayılmasına hizmet etmiştir.

Hanefi mezhebi meselelerin çözümünde nasların yanında reye de yer vermesi, böylece naslar ile rey arasında makul bir denge kurmaya çalışması, istihsan metoduna sıklıkla başvurması gibi özellikleriyle diğer mezheplerden ayrılmaktadır. Hanefi mezhebinde diğer mezheplerden farklı olarak mezhep kitaplarında, farazi fıkıh meselelerine de yer verilerek teorik fıkhın ve fıkıh biliminin metodolojisi olan fıkıh usulünün gelişmesine büyük katkı sağlanmıştır.

Ana hatlarıyla ifade etmek gerekirse günümüzde Türkiye, Balkanlar, Bosna-Hersek, Ukrayna, Kırım, Azerbaycan, Kafkasya, Kazan, Ofa, Ural, Sibirya ve Türkistan Türkleri, Çin, Mançurya ve Japonya Müslümanları, Afganistan, Horasan, Belucistan, Siyam (Tayland), Hint, Keşmir, Pakistan ekseriyetle Hanefi’dir. Yemen, Hicaz, Mısır. Filistin, Cezayir ve Tunus’ta Hanefi’lerin sayısı oldukça az, Etiyopya, Suriye ve Irak’ta ise nispeten daha fazladır. (Geniş bilgi için TDV. İslam Ansiklopedisi’nin “Hanefi Mezhebi” maddesine bakılabilir.)
Başa dön

Şafii mezhebi

Kurucusu İmam Şafii’ye nisbetle anılan Şafii mezhebi Hanefi mezhebinden sonra en fazla bağlısı olan fıkıh mezhebidir.

Şafii mezhebinin kurucusu İmam Şafii Hicri 150/767 yılında Gazze’de doğmuştur. Küçük yaşta babasını kaybeden İmam Şafii devrinin değişik ilim merkezlerinde tahsil gördü. Rey ekolünün karşısında hadis ekolünün temsilcisi olan İmam Şafii, İmam Malik, Ahmed b. Hanbel ve İmam Muhammed gibi birçok diğer mezhep imamlarıyla da görüşüp onlardan istifade etme imkanı bulmuştur.

İmam Şafii ilk önce Bağdat’ta fıkhi görüşlerini ortaya koymuş ve bu görüşler Şafii mezhebinde imamın eski görüşlerini ifade etmek için “eski mezhep” diye anılmıştır. Daha sonra Hicri 200 yılında Mısır’a göç eden İmam Şafii burada sonraları “yeni mezhep” diye anılacak görüşlerini ortaya koymuştur. İmam Şafii ilk olarak fıkıh usulüne dair görüşlerini içeren er-Risale isimli eserini kaleme alarak fıkıhtaki usulünü ortaya koymuştur. İmam Şafii’nin el-Hucce isimli eseri eski mezhebine ait görüşlerini, el-Ümm ise yeni mezhebine ait görüşlerini içermektedir. İmam Şafii Hicri 204 yılında Mısır’da vefat etmiş ve orada Karafe denilen yere defnedilmiştir.

Şafii mezhebi hadis ve kıyasa meselelerin çözümünde büyük önem vermiştir. Hanefilerin sıkça kullandığı istihsan ve Malikilerin kullandığı maslahat ilkesini işletmemiş ve bu iki delilin fıkhi meselelerin çözümünde kullanılmasına karşı çıkmıştır. Şafii mezhebinde sahabe kavlinin de önemli bir yeri bulunmaktadır. Başka bir delilin bulunmadığı yerde sahabe kavli de Şafii mezhebinde delil olarak kabul edilmiştir.

Şafii mezhebinin yayılmasında Eyyubiler’in ve yargıçların dört mezhebe göre atanmasını emretmekle beraber Şafii mezhebine daha fazla önem veren Memluk sultanı Baybars’ın önemli katkıları olmuştur.

Hanefi mezhebinden sonra en fazla bağlısı bulunan Şafii mezhebi Mısır, Irak, Endonezya adaları, Suriye, Ürdün başta olmak üzere günümüzde Anadolu’nun doğusu, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Filistin, Seylan ve Malaya Müslümanlarının ekserisini teşkil etmektedir.
Başa dön

Maliki mezhebi

Kurucusu İmam Malik’e nisbetle anılan Maliki mezhebi Medine merkezli ve Hicaz fıkhının sistematik bir hale getirilmesiyle ortaya çıkan fıkıh mezhebinin adıdır.

Maliki mezhebinin kusucusu İmam Malik 93/711 yılında Medine’de doğmuş 179/795 yılında aynı şehirde vefat etmiştir. Medine’de döneminin seçkin alimlerinden ders alan İmam Malik belli bir süre sonra Peygamber mescidinde dersler okutmaya başlamıştır.

Hayatı boyunca hep Medine’de kalan İmam Malik’in fıkhının yapısında bu şehrin çok önemli bir yeri vardır. O diğer mezheplerden ayrı olarak Medine halkının amelini hüküm çıkarmada bir delil olarak kullanır. Maliki mezhebinin oluşmasında İmam Malik’in Mescid-i nebi’de yaptığı derslerin büyük önemi bulunmaktadır. Derslerinde Ebu Hanife’nin ders halkasının aksine, öğrencileriyle meseleleri tartışma ve fikir alışverişinde bulunma yerine sadece bilgi verme anlatma metodunu uygulamıştır. Bu nedenle devrinde mezhep tam sistematik hale gelememiş, bunu öğrencileri yapmıştır.

İmam Malik’in, ders halkalarında ve Muvatta’ında takip ettiği metoda göre gittikleri yerlerdeki fıkhi problemleri çözmeye çalışan talebeleri Maliki mezhebini sistematik bir hale getirip, mezhebin görüşlerini ve usulünü kaleme almışlardır. Maliki mezhebi hadislerin yanında, maslahatı, istihsanı ve istıshabı da fıkhi meseleleri çözerken dikkate almıştır.

Sahnun’un el-Müdevvene isimli eseri Maliki fıkhındaki en önemli eserdir. Zira Muvatta’yı bizzat İmam Malik kaleme almış olmasına rağmen bu kitap fıkıh sistematiğine göre kaleme alınmamıştır. Bu nedenle bütün fıkhi konuları içermemektedir. Ancak el-Müdevvene İmam Malik’in ve mezhebin önemli müçtehit alimlerinin fıkhi görüşlerini sistematik bir tarzda işlemektedir.

Maliki mezhebi daha çok İmam Malik’in talebeleri vasıtasıyla Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs’te yayılmıştır. Bugün de Afrika’nın kuzeyi ve batısındaki Libya, Trablus, Tunus, Cezayir, Fas, Merakeş, Sudan ve Afrika sahillerinin çoğunluğu Maliki olup, Irak, Suriye, Hicaz ve yukarı Mısır’da da bu mezhebin bağlıları bulunmaktadır.
Başa dön

Hanbeli mezhebi

Kurucusu Ahmed b. Hanbel’e nisbet edilen Hanbeli mezhebi, diğer üç önemli fıkıh mezhebinin tarihi olarak sonuncusudur.

Mezhebin kurucusu Ahmed b. Hanbel Hicri 164/780 yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiş 241/855 yılında doğduğu yer olan Bağdat’ta vefat etmiştir. Devrinin önemli alimlerinden ilim tahsil eden Ahmed b. Hanbel özellikle hadis ilmiyle meşgul olmuştur. Bu nedenle uzak yerlere hadis rivayeti için hadis yolculukları yapmıştır. Daha sonra bu yolculukların neticesinde ulaştığı rivayetleri meşhur kitabı Müsnedinde bir araya getirmiştir. İmam Şafii’den uzun yıllar ders alan Ahmed b. Hanbel, Hanefi mezhebinin önemli müçtehitlerinden Ebu Yusuf’tan da istifade etme imkanı bulmuştur.

Hayatındaki önemli olaylardan bir tanesi de Halife Me’mun’un ortaya attığı Kur’an’ın mahluk olduğu fikrini savunmadığı gerekçesiyle işkenceye tabi tutulmasıdır. Fetva ve mezhebiyle ilgili usulü yazmaktan ziyade topladığı hadisleri yazmış ve mezhebinde de daha çok senedi sahihse hadislerle amel etmiştir. Yeri geldiğinde istihsanla da amel eden Hanbeliler sedd-i zerayi prensibini en fazla çalıştıran mezhep mensuplarıdır.

Mezhebin gelişmesine Hanbeli fıkhının önemli alimlerinden İbn-i Teymiyye’nin büyük katkısı olmuştur. Bugün Suudi Arabistan ve çeşitli körfez ülkelerinde Hanbeli mezhebi İbn-i Teymiyye tarafından yapılmış yorumu çerçevesinde yaşanmaktadır.

Hanbeli mezhebi diğer üç önemli fıkıh mezhebinden sonra ortaya çıkmasının da tesiriyle bağlısı en az olan fıkıh mezhebidir. Bugün Suudi Arabistan başta olmak üzere Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da Hanbeli mezhebinin bağlıları bulunmaktadır.
Başa dön

Kadıyanilik / Ahmedilik

Kadıyanilik, on dokuzuncu asırda Mirza Gulam Ahmed’in fikirleri etrafında Hindistan’da oluşup, ardından Avrupa’nın değişik yerlerinde kendine taraftar bulan çağdaş bir dini akımdır.

Mensuplarının Ahmediye ismini benimsemesine rağmen, hareket, kurucusunun doğduğu yere nispetle Kadıyanilik şeklinde meşhur olmuştur. Hayatı incelendiğinde istikrarlı bir görüntü vermekten uzak olan Mirza Gulam’ın çocukluk yılları, Kadiyan’da geçmiştir. İlk dönemlerde İngiliz ve Hinduları eleştiren yazılar kaleme alan Gulam Ahmed daha sonraları, İngilizlere karşı silahlı mücadelenin gereksizliğini ve cihadın savaş yoluyla değil fikir mücadelesi şeklinde gerçekleştirilmesini savunmuştur.

İlk başlarda Ehl-i Sünnetin temel inançlarının dışına çıkan fikirler ileri sürmekten sakınan Gulam Ahmed, aşamalı olarak önce kendisinin, müceddid, ardından mehdi, ardından gölge Peygamber, daha sonra Müslümanlar için mehdi diğer din mensupları için Mesih olduğunu iddia etmiştir. İçinde bulunduğu şartlara göre söylemlerini değiştiren ve bulunduğu durumdan istifade etmeyi amaçlayan Gulam Ahmet, 1908 yılında vefat etmiştir.

Hareket, Gulam Ahmed’den sonra Kadıyan Kolu ve Lahor Kolu şeklinde ikiye ayrılmıştır. Daha katı görüşlere sahip olan Kadıyan Kolu, Gulam Ahmed’in Peygamberliğini savunduğu için Müslüman alimler tarafından İslam dışı olarak görülmüştür. Nisbeten ılımlı görüşlere sahip olan Lahor Kolu ise Gulam Ahmed’in Peygamber değil, müceddid olduğunu ileri sürdüğü için İslam dairesi dışında değerlendirilmemiştir.

Müslüman yazarlar hareketin İngilizler tarafından kurulduğunu ve desteklendiğini ifade etmişlerdir

Avrupa’da güçlü Teşkilatlar kuran hareket, İngiltere, Hollanda, Almanya, Danimarka, İspanya, Güney Amerika, ABD, Asya ve Pasifik Adaları ve Afrika’da da bürolar açmıştır.
Başa dön

Eşlerin farklı fıkhi mezheplere mensup olması evliliğe engel teşkil eder mi?

Evlilik “karı koca arasında birlikte yaşama hakkı tanıyan, taraflara karşılıklı hak ve sorumluluklar yükleyen bir akittir.” Evliliğin taraflar, icap ve kabul, şahitler, mehir gibi birçok kendine özgü unsur ve şartları bulunmaktadır. Bu gibi şartlarda bir eksiklik yoksa mezhep farklılığı evlenmeye mani değildir. İki farklı mezhepteki insan evlenebilir ve evlilik hayatı boyunca farklı mezheplere bağlı olarak evliliklerine devam edebilirler.

Ancak evlilik hayatı ölüme kadar devam eden bir birliktelik ve hayatı paylaşma olduğu için eşlerden biri, dini bir zorunluluk olmamakla beraber, aile hayatında daha uyumlu olmak ve mezhep farklılığından kaynaklanan birtakım problemleri aşmak için diğerinin mezhebine geçebilir.
Başa dön

Mezhep nedir, çeşitleri nelerdir

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir