Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Mezhep ve meşrebler
imanilmihali.com
Mezhep ve meşrebler

Mezhep ve meşrebler

Mezhep ve meşrebler

Mezheb: gidilen yol, tutulan çığır, dinin esaslarında ve esas temel meselelerde bir olmakla beraber, teferruatta bazı muhtelif meseleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları, müctehidlerden, kendilerine tâbi olunanların seçtikleri meslekleri, dinin yaşama yansıtılmasında karşılaşılan yorum farklarının gelenekleşmesi demektir.

Meşreb: Sözlükte “içmek, içecek yer, çeşme, kişinin arzu ve eğilimi” anlamına gelen meşreb, terim olarak, hayat tarzı, duyuş, tutum biçimi, anlayış tarzı demektir. (DİB) Meşreb, huy, yaradılış, adet, ahlâk, gidiş, mânevi haz ve feyz alınan yer ve yol manasınadır. Aynı dini veya hayat felsefesini paylaşan insanlar arasındaki huy ve yaratılıştan kaynaklanan görüş farklılıklarını ifade eder. Bu anlamıyla meşrep şeriat gibi izlenen yol ve mesele çözme tekniği olarak ta tarif edilebilir.

İsrailoğulları Hz. Musa’nın rehberliğinde Kızıldenizi geçerler. Çölde susadıklarında Hz. Musa’dan su talebinde bulunurlar. Cenab-ı Hak, Hz. Musa’ya “Asa’nı taşa vur” diye vahyeder. Hz. Musa, asasını taşa vurunca, İsrailoğullarının kabile sayısınca, oniki yerden su çıkar. Böylece, her kabile, kendine tahsis edilen bölümden suyunu içer, aralarında münakaşa olmaz. Kıssayı anlatan ayette “onlardan her biri meşrebini (su içme yerini) bildi” ( Bakara, 60) ifadesi, “meşreb” kelimesine kaynak olmuştur.

Hz. Peygamber (asm), Bedir esirlerine yapılacak muameleyi ashabıyla meşveret ederken Hz. Ebubekir “fidye karşılığı serbest bırakalım” derken Hz. Ömer “hepsini öldürelim” teklifinde bulunur. Hz. Peygamber, Hz. Ebubekiri Hz. İbrahim ve Hz. İsa’ya; Hz.Ömer’i de Hz. Nuh ve Hz. Musa’ya benzetir. (Razi, XV, 197) Hz. İbrahim, Cenab-ı Hakk’a duasında “Ya Rabbi bana uyan bendendir. Fakat kim bana isyan ederse Sen Gafur ve Rahimsin” demiş, onları Cenab-ı Hakkın affedici ve merhamet edici ismine havale etmiştir.(İbrahim, 36)

Hz. İsa, istikametli tevhidi terk ile teslis dalaletine düşen ümmeti hakkında Cenab-ı Hakk’a “Ya Rabbi, eğer onlara azap edersen, onlar senin kullarındır. Eğer bağışlarsan, şüphesiz sen Azizsin, Hakimsin” demiş, doğrudan onların helakini istememiştir.(Maide, 118)

Buna mukabil, Hz. Nuh imana girmemekte ısrar eden kavmi hakkında “Ya Rabbi, yeryüzünde bir tek kafir bile bırakma” (Nuh, 26) demiş; Hz. Musa “Ya Rabbi onların mallarını mahvet, kalplerini sık. Onlar can yakıcı azabı görmeden imana gelmezler” diyerek kavmine beddua etmiştir. (Yunus, 88)

Günümüz Müslümanlarında da pek çok farklı meşrepler görmek mümkündür. En temel ve esas nokta dini gereklerin itilafına sebep olmamak, Kur’an dışına çıkmamak, dini hayata yansıtırken haddi aşmamaktır. Dini kuralların hayata aktarılması ve problem çözücü veya tercihlere değişmez faktör olarak yansıtılması kişilere göre farklıdır ve olmalıdır da. Mizaç veya huy diye kısaca tanımlayabileceğimiz bu haller sert veya yumuşak, aceleci veya sakin, merhametli veya gaddar olabilir.

Gaye tektir, İslam’a hizmet ve İslam’ı hayata egemen kılmaktır. Meşreblerin farklı olması, tebanın mizaçlarının da farklı olmasından dolayı zaten bir gerektir. Kimi insan tatlı dilden, kimi kısıtlamadan, kimisi zorlamadan anlar. Kimi okuyarak, kimi dinleyerek, kimi araştırarak ikna olur. Bu nedenle meşreb ileri gelenlerinin de farklı usuller takip etmesi bir zorunluluktur.

Tevhid dini tarihine bakıldığında gelen tüm peygmberlerin şeriatı yani yönetme ve tebliğ biçimi farklıdır. Kimi peygamberler isyanı, kaçmayı, direnmeyi, kimileri sessizce sabır göstererek kabullenmeyi öğütlemiş, kimi kafirler güruhuna lanet ve beddua ederken kimisi onlar için Rabbimizden bağışlanma ve Rabbimizin onları ıslah etmesini dilemiştir.

Peygamberimizin hayatına bu pencereden bakılacak olursa, gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin meşreblerinden birer demet bulmak mümkündür. Keza Yüce Rabbimizin ayetleri de bir yandan yumuşak huylu olmayı tavsiye ederken diğer yandan cihadı emretmiştir.

Aynı İslâmiyet felsefesine hizmet etmek zorunda olan bu meşrepler, çok renklilik ve güzelliktir. Dinin hayata geçici değil kalıcı olarak hakim olması için de bir zorunluluktur. Her insanda Allah’ın isimlerine mazhariyet farklı olduğundan, meşreplerin de farklı olması kaçınılmazdır. Fakat bu farklılığı ihtilaf sebebi yapmamak gerekir. Güneş, ay gibi gök cisimlerinin nizamından bahseden ayette “herbiri bir yörüngede hareket eder” (Yasin, 40) denildiği gibi, her meşrep sahibi, diğer meşreb sahibinin yörüngesine girmeden, yani çarpmadan ve çatışmadan yollarına devam etmelidirler.

Din Allah’ındır. Tüm mezhepler, şeriatler, meşrebler Allah’a ve Kur’an’a çıkar, çıkmalıdır. Meşreb, mezhep, şeriat, tarikat adı altında dinsizliğe, batıla, yanlışa sapmak yapılabilecek en vahim hatadır.

Huy ve yönetim şekillerinin farklı olması ikna ve tebliğ deryasında geçerlidir. Yoksa dini değiştirmek, dini ılımlı hale getirmek adına sulandırmak kimsenin ve hiçbir meşrebin haddi değildir. Kur’an neyse, ayet neyse İslam odur.

Bunu kabullenmeyip aksini yapanlar, bu kisve altınd haksız çıkar sağlayanlar, dini bölme heves ve arzusu taşıyanlar, dine faydadan çok zarar verenlerdir ve bunlara toplumun çok güzel tarif ettiği gibi “hafif meşreb insanlar” denir.

Rabbim bizleri hafif meşreb insanlar olmaktan muhafaza eylesin.

Amin!

Mezhep ve meşrebler

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir