Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Mezhepsizlik üzerine
imanilmihali.com
Mezhepsizlik üzerine

Mezhepsizlik üzerine

Mezhepsizlik üzerine

İslam alemi, dört ana mezhebi ve mezhepsizliği savunan iki cephe halinde gayri müslimlerin elinde oyuncak olmaya devam etmektedir.

Dört ana mezhebi savunanlar kulun Kur’an’dan dini öğrenemeyeceği iddiasındadır ve mutlaka bir mezhebe tabi olmanın farz olduğunu iddia etmektedir.

Mezhepsizliği savunanlar ise Kur’an’ın dini öğretmeye yeter ve mezhepsel bölünmenin dini bölmek demek olduğu iddiasındadırlar.

Konuya iman ve akıl açısından yaklaşır ve ayet ve hadislerle ele alırsak karşımıza şöyle bir tablo çıkar.

1. İmanı veren Allah, nefisleri temizleyen Allah, gaybın, kaderin, dinin, hayatın tek sahibi, maliki Yüce Allah’tır.
2. Kur’an, tevhidin son kalesi, İslam’ın bel kemiği, Allah kelamı, kıyamete kadar sürecek ve Allah’ın razı olduğu dinin belgesi, rehberi, ispatıdır.
3. Hz. Muhammed Mustafa (sav) Yüce Allah’ın bu güzel dini bizlere nasip etmek için nimetlendirdiği nadide ve mukaddes bir şahsiyettir.
4. Din; Allah’a iman, Kur’an’a riayet ve Peygamberimizi örnek almaktır.
5. Peygamberimiz ahirete intikal etmeden ne bir mezhep ve ne de bir ayrılık vardır.
6. Allah dini bölmemeyi, Kur’an’a sımsıkı sarılmayı emreder.
7. Son peygamber gelmiş, son vahiyler gelmiş, ahir zamanın neredeyse sonları yaklaşmıştır. Başka ne bir vahiy, ne bir peygamber gelmeyecektir.
8. Dört ana mezhepten gayri sayısız mezhep daha vardır ama esas itibar gören dört ana mezheptir.
9. Bu dört ana mezhebin tamamı Kur’an, Allah, Hz. Muhammed (sav) istikametindedir. Aralarındaki fark incir kabuğunu doldurmayacak kadar azdır.
10. Özellikle iman ve Allah rızasına ulaşmak için amel tüm mezheplerde ortak paydadır.
11. Mezhepsizlik dinsizlik değildir.
12. Farklı mezhebe tabi olan diğerine göre asla dinden dışarı değildir.

Bu ana esaslardan sonra şöyle demek mümkündür;

Dört ana mezhebin yanına sayısız mezhep daha eklenebiliyorsa, dört ana mezhebin imamı birbirinden farklı düşünebiliyorsa, hala mezhepler üretilebiliyor ve şeyhler/imamlar/tarikatlar dine farklı açılardan bakabiliyorsa BU BEŞER OLARAK DİNİ YORUMLAMALARINDANDIR ve bu da dine insani bir katkı sağlamaktır. Bunun sonu ruhbaniyete kadar varır ki o mezhep imamının dediğini helal demediğini haram kılmaya kadar gider.

Bu mezhep imamlarının tamamı nadide insanlar ve Allah’ın sevgili kullarıdır. Niyetleri dinin çok daha iyi anlaşılmasına yöneliktir.

Ancak din baştan sona Allah kelamıdır ve içinde sevgili peygamberimiz dahil tek bir insan cümlesi ve yorumu yoktur. Peygamberimizin kendi söz ve davranışlarının yazılmasına uzun müddet müsaade etmemesi de bu yüzdendir.

O halde kişisel yorumlar mı, Allah kelamı ayetler mi İslam’a egemen olmalıdır?

Öte yandan kul, mezhebine ve imamına gönülden bağlı olup, o istikamette düşünmekte elbet serbesttir. Lakin bu diğer mezheplere düşman olmayı ve onları din dışı ilan etmeyi gerektirmez.

Bizlerin mezhep ayrılığına karşı duruşumuzun asıl maksadı da bu kardeş kavgalarını engellemek isteğidir. Osmanlının ve tüm İslam camiasının dini daha iyi anlamak için kıraattan ilme, manadan şifrelere kadar Kur’an’ı ele almasının ardındaki gerçek İslam’ı Allah’ın dilediği gibi aklı kullanarak daha iyi tercüme edebilmek ve benimseyebilmek içindir.

Acı olan aralarda çıkan bazı şahsiyetlerin bu masumane isteği kötü maksatlara tevcih etmesi ve din kardeşleri arasına nifak sokma dileğidir.

Dört ana mezhepten başka, tekke ve zaviyeler, tarikat ve cemiyetler, daha nice küçük grup ve yakınlaşmalar işte diğerlerini ötekileştirmeye varan ayrılıkları doğuran ana sebeplerdir.

Özetle mezhepleşmeye değil, mezheplerin birbirine düşman olmasınadır savaşımız. Dileyen Allah, Kur’an ve Hz. Muhammed (sav) izinden çıkmadan, dilediği imama tabi olma hakkına sahiptir. O mezhebin yanlışlık ve güzelliklerinin vebali kendilerinedir. Lakin ilk mesele olan iman tümünün orta paydası olduğu için mezheplere bölünme asla bir mezhepsel savaşa yol açmamalıdır ki batının bugün dileği ve Ortadoğu’daki son gayreti bu yöndedir.

İkinci tez kulun sadece Kur’an’dan dini öğrenebilmesinin mümkün olduğuna dairdir. Yani kul mezheplere üye olmadan, gördüğü, okuduğu, anladığı kadarıyla yetinmeli inancını savunan bu kesim kişilere tabi olmayı reddeder ve Kur’an ve Peygamber rotasına başka hiçbir şeyi sokmaz.

Bu bahis incelenecek olursa da bazı noksanlıklar görüleceği muhakkaktır. Yani kul sıfırdan başlayarak maksada tam temas etme, tarihsel gelişmelere, tefsirata, fıkhi konulara hâkim olabilir mi şüphelidir. İlmi ve kudreti veren Allah bazı kullarına bunu nasip etse de cahil, az okumuş, zihinsel ve görme-işitme engelli insanların bu nasip olmaz ise hakikati hazmedebilmesi ne kadar mümkündür. Birileri ona bazı şeyleri öğretmek, hatasını düzeltmek, fark etmediğini işret etmek ile pekâlâ yardımda bulunabilir.

Yani tahsilli, engelsiz, özürü olmayan, iyi niyetli birisi bir veya birden çok mezhebin gayesine, dinin özüne temas edebilir. Ama bu insanların sayısı çok değildir. Rabbimiz dilemedikçe de dinin, Peygamberimizin anlatmaya çalıştığı temizlik ve güzellikte anlaşılması da zordur.

O halde Kur’an ve peygamberimizin söz ve davranışları başta olmak üzere ve bu rotadan asla çıkılmamak kaydıyla, bazı din alimlerinin (seçici olmak ve yanlış yapmamak adına) söz ve yorumlarına değer vermek uygun olacaktır ki bu maksatla kurulmuş diyanet işleri başkanlığının asli görevi de budur.

Diyanet işleri başkanlığı yeni yeni diğer mezheplere değinmekte, aslen Hanefi mezhebine ağırlık vermektedir. Sünnilerin çoğunlukta olduğu bir ülkede ise tüm dini yaklaşım ve takvimler doğal olarak Sünnilere göre ayarlanmakta ve diğer mezheplere yazık ki gayri müslimler kadar bile değer verilmemektedir.

Laik bir sosyal hukuk devleti, dine tepeden, eşit, adaletli bakmak zorundadır.

Dinin mezheplere ayrılması ismindeki tertemiz isteğin arkasındaki hain planı (kasıtlı din düşmanları kast edilerek) yani dini bölerek Müslümanları birbirine düşman etmeyi herkes görmek mecburiyetindedir.

Aralarında diş dolgusunun abdesti bozup bozmayacağı gibi ufak ayrılıklar olan mezheplerin arasındaki bu farkların Peygamber reddi veya halifelik mertebesine isyan pozisyonuna getirip, ibadet ve iman bahislerindeki uçurumlar şeklinde tarif etmek o mezhebe uyanlardan ziyade bu nifakı yaratanların başına bela olacaktır.

Mezhepler arasındaki farkların ve yorum ayırılıklarının doğru cevabı sadece Kur’an’da ve Peygamberimizin risaletindedir. Hakem olarak başkaca birilerini tayin etmek, o kişinin yorum ve haramlarını aynen kabullenmek malumları üzere şirktir.

O halde tüm mezhepler dine uygun ve paralel olmak mecburiyetindedir. Eğer yanlış ve hatalı bir şey varsa da kul Kur’an’a müracat etmekle mükelleftir.

Sonuç olarak; din bir bütündür, iman edenler kardeştir, İslam dünyası kendisini parçalamaya çalışan siyon yılanına karşı akıllı olmak zorundadır. Çünkü siyon dostları aklı imanı kadar büyük olmayanları elinde maymun etmede pek maharetlidir. Fitne ve fesatlarındaki hüner iblisten gelmektedir ve Allah korkuları olmadığı için de merhamet ve sevgi gibi yüce değerler onlar için önemsizdir.

Kul, mezheplere, tarikat ve cemiyetlere girip dilediğince tabi olabilecekken en mühim nokta; asla Allah-Kur’an ve muazzez Peygamberimiz rotasından ayrılmamak, bunları küstürecek-kızdıracak gaflet ve delaletlere sapmamaktır.

O halde doğru cevap ne mezhepsizlik ne de mezhebe körü körüne sarılıp diğer mezhepleri din dışı ilan etmektir.

Doğru cevap iman, ibadet ve ahlak üçlemesi ise Amentü gemisine binebilmek ve sadece Allah rızası gözeterek halis kul, kamil mü’min olabilmeye çalışmaktır.

Fıkhi mezheplere karşı oluşumuzun gayesi, cahil mezhepliliğe karşı oluşumuzdandır. Zaten fıkhın kelime anlamı da budur. (Fıkıh kelimesi Kur’ân-ı Kerim’de, çeşitli fiil kalıplarıyla yirmi yerde geçmekte olup, bir şeyi iyi ve tam olarak anlamak, bir şeyin hakikatini bilmek ve akıl etmek gibi anlamlarda kullanılmıştır.)

Yoksa bu mezheplerin ilmini tam anladığımızı iddia etmek te, dini herkesin kafasına göre yorumlamasına göz yummak ta, mezhep kurucularının dini akidelerinin muazzamlığına dil uzatmak ta haddimize değildir.

Çünkü tüm mü’minler ancak kardeştir.

Oyun yılanın oyunu, fitne iblisin fitnesidir.

Bu yılan, hanefi mezhebi kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi öldürtecek kadar hain ve güçlüdür. 

Cumalarda yan yana namaz kılanlardan birisi oturuşta bir parmağını kaldırırken diğeri kaldırmıyorsa bu kardeş kavgasının sebebi olamaz. Birisi oruç tutarken diğeri orucu farklı zaman ve sürede tutuyorsa bu bir kavga sebebi değildir.

Çünkü unutulmamalıdır ki dinde zorlama yoktur. Çünkü Allah dileseydi herkesi tek bir ümmet olarak yaratırdı.

Rabbim doğrusunu bilir ama asıl mezhep Peygamberimiz mezhebi, Kur’an mezhebi, Allah mezhebidir. Şirke düşmaan, tevhide dost herşey Allah yolunda atılmış adımlardır.

Buna gönül verenlerde beşeri olarak hangi yoruma tabi olurlarsa olsunlar inşallah cennetlere mazhar olacaklardır.

VE YİNE UNUTULMAMALIDIR Kİ YILAN KUR’AN’A EL SÜREMEZ AMA YORUMLARA, AYRILIKLARA, AKILLARA HİNLİK VE FİTNE SOKMAYA BAYILIR.

Mezhepsizlik üzerine

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir