Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Müddesir suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Müddesir suresi – Karşılaştırmalı meal

Müddesir suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

MÜDDESİR SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Ey bürünüp örtünen,
Diyanet Vakfı 1. Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)!
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Ey (sarılıp) bürünen,
Süleyman Ateş 1. Ey örtüsüne bürünen,
Yaşar Nuri Öztürk 1 Ey giysisine bürünüp kenara çekilen!
Ali Bulaç 2- Kalk (ve) bundan böyle uyar.
Diyanet Vakfı 2. Kalk, ve (insanları) uyar.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-kalk artık uyar,
Süleyman Ateş 2. Kalk, uyar.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Kalk da uyar!
Ali Bulaç 3- Rabbini tekbir et (yücelt)
Diyanet Vakfı 3. Sadece Rabbini büyük tanı.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-ve Rabbini artık büyükle,
Süleyman Ateş 3. Rabbini tekbir et (O’nun büyüklüğünü an),
Yaşar Nuri Öztürk 3 Rabbinin yüceliğini duyur!
Ali Bulaç 4- Elbiseni temizle.
Diyanet Vakfı 4. Elbiseni tertemiz tut.
Elmalılı Hamdi Yazır 4- elbiseni artık temizle,
Süleyman Ateş 4. Elbiseni temizle,
Yaşar Nuri Öztürk 4 Temizle giysilerini!
Ali Bulaç 5- Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
Diyanet Vakfı 5. Kötü şeyleri terket.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-pislikleri artık uzaklaştır,
Süleyman Ateş 5. Pislikten kaçın.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Uzaklaştır kendinden pisliği!
Ali Bulaç 6- Daha çok istekte bulunmak (başa kakmak) için iyilik yapma.
Diyanet Vakfı 6. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
Elmalılı Hamdi Yazır 6-çoksunarak (yaptığını çok görerek) başa kakma
Süleyman Ateş 6. Verdiğini çok bularak başa kakma.
Yaşar Nuri Öztürk 6 Çok bularak başa kakma yaptığın iyiliği!
Ali Bulaç 7- Rabbin için sabret.
Diyanet Vakfı 7. Rabbinin rızasına ermek için sabret.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-ve Rabbin (rızası) için sabret!
Süleyman Ateş 7. Rabbin için sabret.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliği!
Ali Bulaç 8- Çünkü o boruya (sur’a) üfürüldüğü zaman,
Diyanet Vakfı 8. O Sûr’a üfürüldüğü zaman var ya,
Elmalılı Hamdi Yazır 8 Çünkü o boru (Sur) bir öttürüldü mü,
Süleyman Ateş 8. Sur’a üflendiği zaman
Yaşar Nuri Öztürk 8 O boruya üfürüldüğünde,
Ali Bulaç 9- İşte o gün, zorlu bir gündür;
Diyanet Vakfı 9. İşte o gün zorlu bir gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-işte o gün çok zorlu bir gündür,
Süleyman Ateş 9. İşte o gün, çetin bir gündür!
Yaşar Nuri Öztürk 9 İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.
Ali Bulaç 10- Kafirler içinse hiç kolay değildir.
Diyanet Vakfı 10. Kâfirler için (hiç de) kolay değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır 10-kafirlere hiç kolay değildir!
Süleyman Ateş 10. Kafirler için kolay değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 10 Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.
Ali Bulaç 11- Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak;
Diyanet Vakfı 11. Tek olarak yarattığım, kimseyi bana bırak,
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Bana bırak temtek olarak yarattığım o herifi,
Süleyman Ateş 11. Benimle şu adamı yalnız bırak ki ben onu tek olarak yarattım.
Yaşar Nuri Öztürk 11 Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak!
Ali Bulaç 12- Ki Ben ona, ‘alabildiğine çok mal’ (servet) verdim.
Diyanet Vakfı 12. Kendisine geniş servet verdim,
Elmalılı Hamdi Yazır 12-kendisine uzun boylu servet verdim,
Süleyman Ateş 12. Ona uzun boylu mal verdim.
Yaşar Nuri Öztürk 12 Hesapsız bir mal verdim ona.
Ali Bulaç 13- Göz önünde-hazır çocuklar (verdim).
Diyanet Vakfı 13. Göz önünde duran oğullar (verdim),
Elmalılı Hamdi Yazır 13-göz önünde oğulları,
Süleyman Ateş 13. Göz önünde oğullar (verdim).
Yaşar Nuri Öztürk 13 Göz doyurucu oğullar verdim.
Ali Bulaç 14- Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.
Diyanet Vakfı 14.Kendisine bir döşeyiş döşedim.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-hem kendisine bir döşeyiş döşedim (şeref ve itibar verdim)!
Süleyman Ateş 14. Kendisine bir döşeyiş döşedim.
Yaşar Nuri Öztürk 14 Alabildiğine imkânlar döşedim onun için.
Ali Bulaç 15- Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).
Diyanet Vakfı 15. Üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Sonra o daha da arttırmamın hırsı içindedir!
Süleyman Ateş 15. Hala daha da artırmama göz dikiyor.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Tüm bunlardan sonra hırs ile daha da artırmamı istiyor.
Ali Bulaç 16- Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı ‘kesin bir inatçıdır.’
Diyanet Vakfı 16. Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Hayır! O Bizim ayetlerimize karşı alabildiğine inatçı kesildi.
Süleyman Ateş 16. Hayır, çünkü o bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Hayır, iş sanıldığı gibi değil! O, bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
Ali Bulaç 17- Onu alabildiğine sarp-çetin bir yokuşa süreceğim.
Diyanet Vakfı 17. Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Ben onu dimdik sarpa sardıracağım…
Süleyman Ateş 17. Onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Ben onu dik bir yola süreceğim.
Ali Bulaç 18- Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tesbit etti.
Diyanet Vakfı 18. Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Çünkü o bir düşündü, ölçtü biçti.
Süleyman Ateş 18. Zira o düşündü, ölçtü, biçti.
Yaşar Nuri Öztürk 18 Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti.
Ali Bulaç 19- Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
Diyanet Vakfı 19. Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Kahrolası, nasıl ölçüp biçti!
Süleyman Ateş 19. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı!
Ali Bulaç 20- Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
Diyanet Vakfı 20. Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse!
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Sonra (yine) kahrolası nasıl ölçüp biçti!
Süleyman Ateş 20. Yine kahrolası nasıl ölçtü, biçti.
Yaşar Nuri Öztürk 20 Bir kez daha kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı?!
Ali Bulaç 21- Sonra bir baktı.
Diyanet Vakfı 21. Sonra baktı.
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Sonra baktı,
Süleyman Ateş 21. Sonra baktı,
Yaşar Nuri Öztürk 21 Sonra baktı.
Ali Bulaç 22- Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
Diyanet Vakfı 22. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-sonra kaşını çattı ve ekşiyerek surat astı.
Süleyman Ateş 22. Sonra surat astı, kaşlarını çattı,
Yaşar Nuri Öztürk 22 Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.
Ali Bulaç 23- Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar).
Diyanet Vakfı 23. En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Sonra ardına dönüp büyüklük tasladı:
Süleyman Ateş 23. Sonra arkasını döndü, böbürlendi:
Yaşar Nuri Öztürk 23 Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.
Ali Bulaç 24- Böylece: ‘Bu, yalnızca ‘aktarılarak öğrenilen’ bir büyüdür’ dedi.
Diyanet Vakfı 24. “Bu (Kur’an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir.”
Elmalılı Hamdi Yazır 24-“Bu, dedi, başka değil sadece ötedenberi nakledilegelen bir sihirdir,
Süleyman Ateş 24. Bu dedi, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 24 Şöyle dedi: “Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil.”
Ali Bulaç 25- ‘Bu, bir beşer sözünden başkası değildir.’
Diyanet Vakfı 25. Bu, insan sözünden başka bir şey değil.”
Elmalılı Hamdi Yazır 25-insan sözünden başka birşey değildir!”
Süleyman Ateş 25. Bu, sadece, bir insan sözüdür.
Yaşar Nuri Öztürk 25 “İnsan sözünden başka bir şey değil bu.”
Ali Bulaç 26- Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım.
Diyanet Vakfı 26. Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Onu Sekar’a yaslayacağım.
Süleyman Ateş 26. Onu Sekar’a sokacağım.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Onu sekara fırlatacağım.
Ali Bulaç 27- Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?
Diyanet Vakfı 27. Sen biliyor musun sekar nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Sekar’ın ne olduğunu bilir misin?
Süleyman Ateş 27. Sekar’ın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Yaşar Nuri Öztürk 27 Bilir misin nedir sekar?
Ali Bulaç 28- Ne alıkoyar, ne bırakır.
Diyanet Vakfı 28. Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Ne bir parça kor, ne bırakır.
Süleyman Ateş 28. (Geride bir şey) Komaz, bırakmaz (her şeyi yakıp yok eder).
Yaşar Nuri Öztürk 28 Ortada bir şey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.
Ali Bulaç 29- Beşere delicesine susamıştır.
Diyanet Vakfı 29. İnsanın derisini kavurur.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-İnsana susamış bir susuzdur,
Süleyman Ateş 29. Durmadan deriler kavurur.
Yaşar Nuri Öztürk 29 İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o/deriyi yakıp kavurandır o.
Ali Bulaç 30- Üzerinde ondokuz vardır.
Diyanet Vakfı 30. Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 30-Üzerinde ondokuz (bekçi-melek) vardır.
Süleyman Ateş 30. Üzerinde ondokuz (muhafız) vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 30 Üzerinde ondokuz vardır onun.
Ali Bulaç 31- Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: ‘Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?’ İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
Diyanet Vakfı 31. Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını atrttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: “Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?” desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık, sayılarını da sadece inkarcılar için bir fitne vesilesi kıldık ki, kitap verilenler kesin inanç edinsin, inananların imanını arttırsın, kitap verilenlerle, müminler şüphelenmesin, kalplerinde hastalık bulunanlarla kafirler: “Allah bununla mesela ne demek istiyor?” desin, işte böyle Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğine de yola getirir. Rabbinin ordularını sadece kendisi bilir; ve o ancak düşünmek için insanlara bir öğüttür.
Süleyman Ateş 31. Biz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkar edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: “Allah bu misalle ne demek istedi?” desinler. Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır.
Yaşar Nuri Öztürk 31 Biz, cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; “Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.
Ali Bulaç 32- Hayır; aya andolsun,
Diyanet Vakfı 32. Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Hayır, hayır! O ay’a,
Süleyman Ateş 32. Hayır, andolsun Aya,
Yaşar Nuri Öztürk 32 Hayır, sandıkları gibi değil! Yemin olsun Ay’a,
Ali Bulaç 33- Dönüp gittiği zaman geceye,
Diyanet Vakfı 33. Dönüp gitmekte olan geceye,
Elmalılı Hamdi Yazır 33-döndüğü an o geceye
Süleyman Ateş 33. Dönüp gitmekte olan geceye,
Yaşar Nuri Öztürk 33 Yemin olsun geceye, sırtını döndüğünde;
Ali Bulaç 34- Ağardığı zaman sabaha,
Diyanet Vakfı 34. Ağarmakta olan sabaha andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır 34-açtığı sıra o sabaha andolsun ki,
Süleyman Ateş 34. Ağaran sabaha,
Yaşar Nuri Öztürk 34 Yemin olsun sabaha, ağarıp ışıdığında,
Ali Bulaç 35- Gerçekten o, büyük (musibet)lerden biridir.
Diyanet Vakfı 35. O (cehennem), büyük musibetlerden biridir.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Sekar muhakkak büyüklerin (belaların) biridir,
Süleyman Ateş 35. Ki o (Sekar), büyük(bela)lardan biridir.
Yaşar Nuri Öztürk 35 Ki o gerçekten en büyüklerden biridir.
Ali Bulaç 36- Beşer (insan) için bir uyarıdır.
Diyanet Vakfı 36. İnsanlık için, uyarıcıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-İnsanları ikaz etmek için;
Süleyman Ateş 36. İnsanlar için uyarıcıdır;
Yaşar Nuri Öztürk 36 İnsan için bir uyarıcıdır.
Ali Bulaç 37- Sizden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için.
Diyanet Vakfı 37. Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için (uyarıcıdır) .
Elmalılı Hamdi Yazır 37-içinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri!
Süleyman Ateş 37. Sizden (iman yolunda) ileri gitmek veya geri kalmak dileyen kimseler için (uyarıcıdır).
Yaşar Nuri Öztürk 37 Sizden, öne geçmek yahut arkaya kalmak/erken davranmak yahut gecikmek isteyen için.
Ali Bulaç 38- Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir.
Diyanet Vakfı 38. Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir;
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Her nefis kazancına bağlıdır,
Süleyman Ateş 38. Her can, kazandığıyle (Allah katında) rehin alınmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Her benlik kendi kazandığının bir karşılığıdır.
Ali Bulaç 39- Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç.
Diyanet Vakfı 39. Ancak sağdakiler başka.
Elmalılı Hamdi Yazır 39-ancak sağın adamları,
Süleyman Ateş 39. Yalnız sağın adamları (Kitapları sağdan verilenler) hariç.
Yaşar Nuri Öztürk 39 Uğur ve bereket yârânı müstesna.
Ali Bulaç 40- Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar.
Diyanet Vakfı 40. Onlar cennetler içinde sorarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Cennetlerdedir; soruşur dururlar
Süleyman Ateş 40. Onlar cennetler içinde soruyorlar;
Yaşar Nuri Öztürk 40 Bahçelerdedirler. Birbirlerine soruyorlar,
Ali Bulaç 41- Suçlu-günahkarları;
Diyanet Vakfı 41. Günahkârların durumunu:
Elmalılı Hamdi Yazır 41-suçlulardan;
Süleyman Ateş 41. Suçluların durumunu:
Yaşar Nuri Öztürk 41 Suçlular hakkında:
Ali Bulaç 42- ‘Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?’
Diyanet Vakfı 42. “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” diye
Elmalılı Hamdi Yazır 42-“Sizi Sekar’a sokan nedir?” diye;
Süleyman Ateş 42. Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi?
Yaşar Nuri Öztürk 42 “Sizi sekara sürükleyen nedir?”
Ali Bulaç 43- Onlar: ‘Biz namaz kılanlardan değildik’ dediler.
Diyanet Vakfı 43. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,
Elmalılı Hamdi Yazır 43-(Onlar) derler: “Biz namaz kılanlardan değildik,
Süleyman Ateş 43. (Onlar da) Dediler ki: “Biz namaz kılanlardan olmadık.”
Yaşar Nuri Öztürk 43 Cevap verdiler: “Namazı/duayı yerine getirenlerden değildik.”
Ali Bulaç 44- ‘Yoksula yedirmezdik.’
Diyanet Vakfı 44. Yoksulu doyurmuyorduk,
Elmalılı Hamdi Yazır 44-fakirlere yemek yedirmezdik,
Süleyman Ateş 44. Yoksula da yedirmezdik.
Yaşar Nuri Öztürk 44 “Yoksulu yedirip doyurmuyorduk.”
Ali Bulaç 45- ‘(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.’
Diyanet Vakfı 45. (Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,
Elmalılı Hamdi Yazır 45-batakçılarla dalar giderdik
Süleyman Ateş 45. Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık.”
Yaşar Nuri Öztürk 45 “Boş lakırdılara dalanlarla dalar giderdik.”
Ali Bulaç 46- ‘Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk.’
Diyanet Vakfı 46. Ceza gününü de yalan sayıyorduk,
Elmalılı Hamdi Yazır 46-ve hesap gününe yalan derdik,
Süleyman Ateş 46. Ceza gününü yalanlardık.
Yaşar Nuri Öztürk 46 “Din gününü yalanlıyorduk.”
Ali Bulaç 47- ‘Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı.’
Diyanet Vakfı 47. Sonunda bize ölüm geldi çattı.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-bize o ölüm gelinceye kadar!”
Süleyman Ateş 47. İşte böyle iken ölüm bize gelip çattı.
Yaşar Nuri Öztürk 47 “Nihayet, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz bilgi önümüze dikildi.”
Ali Bulaç 48- Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
Diyanet Vakfı 48. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-Fakat o zaman şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
Süleyman Ateş 48. Artık onlara şefa’atçilerin şefa’ati fayda vermez.
Yaşar Nuri Öztürk 48 Artık yarar sağlamaz onlara şefaatçilerin şefaati.
Ali Bulaç 49- Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?
Diyanet Vakfı 49. Böyle iken onlara ne oluyor ki, öğütten yüz çeviriyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır 49-O öğütten yüz çevirirlerken şimdi ne mazeretleri var?
Süleyman Ateş 49. Böyle iken onlara ne oluyur ki öğütten yüz çeviriyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk 49 Ne oluyor onlara da öğüt verip düşündüren şeyden yüz çeviriyorlar?
Ali Bulaç 50- Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;
Diyanet Vakfı 50. Kaçan yaban eşekleri gibi,
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Sanki ürkmüş yaban eşekleri,
Süleyman Ateş 50. Yaban eşekleri gibi;
Yaşar Nuri Öztürk 50 Sağa-sola kaçışan yaban eşekleri gibidirler,
Ali Bulaç 51- Arslandan korkup-kaçmışlar.
Diyanet Vakfı 51. Âdeta arslandan ürkmüş.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-arslandan kaçmaktalar!
Süleyman Ateş 51. Aslandan ürkmüş.
Yaşar Nuri Öztürk 51 Arslandan ürkmüşlerdir.
Ali Bulaç 52- Hayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister.
Diyanet Vakfı 52. Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler (ilâhî vahiy) verilmesini istiyor.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-Yok! Onlardan her kişi kendisine ayrı sahifelerle tezkireler (ihtarnameler) dağıtılmasını istiyor.
Süleyman Ateş 52. Hayır, onlardan her kişi kendisine açılan sahifeler verilmesini istiyor.
Yaşar Nuri Öztürk 52 İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.
Ali Bulaç 53- Hayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar.
Diyanet Vakfı 53. Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-Hayır! Doğrusu ahiretten korkmuyorlar.
Süleyman Ateş 53. Yok yok onlar ahiretten korkmuyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 53 Hayır, öyle şey olmaz! Doğrusu şu ki, âhiretten korkmuyorlar.
Ali Bulaç 54- Gerçek (şu ki), o (Kur’an,) elbette bir öğüttür.
Diyanet Vakfı 54. Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır!
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Hayır, hayır! O muhakkak bir uyarıdır.
Süleyman Ateş 54. Hayır (iyi bilsinler ki) o (Kur’an) bir ikazdır.
Yaşar Nuri Öztürk 54 Hayır, iş, sandıkları gibi değil! O bir öğüt verici/bir düşündürücüdür.
Ali Bulaç 55- Artık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür.
Diyanet Vakfı 55. Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.
Elmalılı Hamdi Yazır 55-Dileyen onu düşünür,
Süleyman Ateş 55. Dileyen onu düşünür, öğüt alır.
Yaşar Nuri Öztürk 55 Dileyen düşünür onu, öğüt alır.
Ali Bulaç 56- Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O’dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O’dur.
Diyanet Vakfı 56. Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.
Elmalılı Hamdi Yazır 56-Bununla beraber Allah dilemeyince, düşünmezler; koruyacak da O’dur, bağışlayacak da!
Süleyman Ateş 56. Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Takva ve mağfiret ehli O’dur (kendisinden korunmağa, cezasından kaçınmağa layık olan ve günahları bağışlayan yalnız O’dur).
Yaşar Nuri Öztürk 56 Ve onlar, Allah’ın dilediği dışında, öğüt alamazlar. Sakındırmaya ve affetmeye ehil olan O’dur.

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Müddesir suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir