Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kitaplara iman / Muhkem ve müteşabih ayetler
imanilmihali.com
Muhkem ve müteşabih ayetler

Muhkem ve müteşabih ayetler

Muhkem ve müteşabih ayetler Kur’an’ın aslı ve tamamıdır ki muhkemleri bırakıp, yani farz ve haramları unutup, sözde müteşabih ayetlerin izinden gidenlerin maksadı ilahi kudretin sınırlarını aşmak, gayba temas etmek, dini değiştirmek ve kafaları karıştırmaktır.

Muhkem ve müteşabih ayetler

“O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. (Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.” (Al-i İmran 3/7,8)

“Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (Hud 11/1,2)

Allah kelamı Yüce Kur’an ayetlerinde kendisini hem tasvir hem tefsir etmiştir ki surelerin dizilişi, ayetlerin necmler halinde konudan konuya geçişi ve kıssaların farklı surelerde defalarca tekrarlanması ama her defasında bahsin o kıssanın farklı parçalarına veya aynı kıssanın aynı parçasına farklı açıyla değinmesi bu yüzdendir. Edebi olarak mükemmel üstü olan Kur’an’ın harikuladeliği anlatımındaki olağanüstülükte ve benzersizliği nizamında, kul eseri olmadığı ise sıkmadan binlerce kez okunabilmesindedir.

Yüce Allah’ın Kur’an’ı bu yüzden başlı başına bir ayet ve mucizedir.

Bu mucizevi eserin yine ayetin deyimiyle kitabın anası durumundaki ayetlerinin çoğu muhkem yani manası açık ve anlaşılır ayetlerdirdir. Muhkem yani anlamı açık olmayan ayetler ise müteşabihtir yani manası tam anlaşılamayan ve bilgisi sadece Yüce Allah’ta olan ayetlerdir.

Müteşabih âyetler, manasını ve hakikatini sadece Allah’ın bildiği âyetlerdir. Bunların insan zihni tarafından tümüyle kavranmasına imkân yoktur. Allah’ın sıfatları, kıyametin ahvali, cennet, cehennem gibi hususlarla ilgili âyetler ile, sûrelerin başında yer alan “hurûf-u mukatta’a” bunlardandır.

İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, bu âyetleri bütün yönleriyle anlaması mümkün değildir. (Burada ilimde derinleşenler yani veliler istisnası vardır ki veli olma şartı yine Kur’an tarifiyletakva ve iman şartına bağlıdır. Bunların kimler olduğunu ise sadece Yüce Allah bilir. Ama ortalıkta kara mersedeslerle, koca tespihlerle başı sarıklı dolaşan para canlısı ve şirke batmış yobazların anılan veliler olmadığı açıktır.) Müteşabih âyetler dışındaki âyetler de muhkem âyetlerdir.

Muhkem ayetler aynı zamanda sağlamlaştırılmış, şüpheye yer bırakmaksızın açıklanmış olanlardır ki kitabın anası durumundaki bu ayetler imanlı gönüller için yeterlidir. Kulun yapması ve uzak durması emredilen hususlar, kıssalardan alınacak dersler, tasvirler, teşvik ve tembihler muhkemdir ve sıradan insanlar için bile kolay ve anlaşılır haldedir.

Bunların kulun hayatına girmesi için aracı ve yorumculara da asla ihtiyaç yoktur. Hz. Peygamberin örnek hayatının idraki, ibadet şekillerinin bizlere Rahmet Peygamberince gösterilen hali yeterlidir.

Müteşabih ayetler ise ayetin ifadesiyle manasını tam olarak sadece Yüce Allah’ın bildiği hususlar iken kulun bunları anlamaya çalışması veya bir başkasının yaptığı yorumları kabullenmeye kalkışması uygun değildir. Çünkü anlamı tam olarak asla anlaşılmayacak, Allah dilemedikçe insanlara bilinir hale gelmeyecek ayetlerdir.

Gayb, ahiret, berzah ötesi, kader, ruh gibi bizlere yeterince bilgi verilmeyen oluş ve varlıklara ait bu ifadelerin, ilahi hikmetten, Levh-i Mahfuz’dan çok kıymetli ve manidar izler taşıdığı ve Kur’an’ın korunmuşluğunun ispatı durumunda olan bu ifadelerin insan eliyle oluşturulmasının imkansızlığının delili olduğu aşikardır.

Hz. Peygamber bile bu konularda konuşmaktan kaçınmış, derin yorumlara asla girmemiş, ayetleri o müteşabih haliyle bırakmış ve manasını soranlara muhkem ayetlerle yetinmesini istemiştir. Bu davranış şekli o ayetlerin yok sayılması demek değil aksine onlardaki kutsal sırlara saygının eseridir.

Muhkem ayetlerin somut ifadelerine karşılık müteşabih ayetlerin soyut ve her tarafa çekilebilir (ama asla doğruyu yakalayamayan) halleri nedeniyle dini suistimal etmek, karşısındakini etkilemek veya tahrif etmek isteyenlerin ilk hedefi de müteşabih ayetlerdir.

Tarikat, cemaat gibi yapılanmaların ilk yemi bu ayetlere getirdikleri sözde açıklamalardır ve onlarca bu bilişin sırrı kendilerine ulaştırılan vahiy (!) olmasa da rüya, ilham ve telkinlerdir ki bu vahyin dolandırılmış hali olup son peygamberi inkara ve Allah’ın nizamına da ayetine de aykırı bir durum olup şirk dini ile yakından alakalıdır.

En masum izah çabaları bile kul olarak haddi bilmeyle sınırlı kalmalıdır ki tahminlerin dine temas etmesi ancak bu halde engellenebilir. Manası açık olmayan mesela sûrelerin başında yer alan “hurûf-u mukatta’a” hakkında birileri sayısız yorum üretebilir, bunu Kur’an’ın sayısal korunmuşluğu ile ispata çalışabilir veya çok farklı yorumlar ürtebilir.

Ne yorum yapılırsa yapılsın insanlık Allah dilemedikçe onların manasını asla tam bilemeyecektir ki bu şüphe ve ispatsızlık durumu zaten o yorumun muteber ve geçerli olmasına engeldir. kaldı ki bu yorumlar mürid toplayabilmek, kitabı tahrif etmek, israiliyata hizmet gibi menfi maksatlar taşıyorsa zaten bu dine tuzak kurmak, Allah’ın ayetleriyle alay etmektir ki imanı zedeleyen en kuvvetli hallerdendir.

İslam’da derinleşenlerin muhkem ve müteşabih ayetlerin tamamını Allah katından kabul etmelerinin örnek gösterildiği ayetler bize şunu anlatır ki kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Bu ifade, kalbinde fesat olanlarca, yorumu kapalı olan ayetlerin bazı kirli maksatlar için sözde anlaşılır hale getirilmesini, getirildiğini, getirileceğini açık olarak anlatır.

Kul, ayetlerin manasını derin derin düşünebilir hatta kendisince bir mana da üretebilir ama kul sözünü “Doğrusunu Allah bilir” diyerek tamamlar. Fitne ve fesat odakları içinse bu müteşabih ayetlerin manası sözde açıktır ve iddiaları doğrusunu bildiklerinden yanadır.

Kaldı ki ayetlerde bazı kıssaların mesela bazı zaman dilimleri anlatılmamış, sayısız peygamber adı zikredilmemiştir. Muhkem olmayan bu anlatım ve isimleri biliyor iddiasında olmak, vahiy almanın veya başkaca kitaplara tabi olmanın adıdır ve Peygamberde bile olmayan hikmete sahip olmak iddiasıdır ve baştan sona şirktir.

Dinde derinleşmek emirdir ama aynı zamanda Allah’ın hak, sınır ve kurallarına tabi olmak da bir emirdir. Müteşabih ayetlerin manası elbet Allah dilediği zaman bilinir hale gelecektir. O ana dek onları nurlu ve hikmekti ayetler kabul edip manasını araştırmaya yoğunlaşmamak, ama muhkem ayetlerin izinde salih kullar olmaya gayret etmek olması gerekendir.

Muhkemleri bırakıp, yani farz ve haramları unutup, sözde müteşabih ayetlerin izinden gidenlerin maksadı ilahi kudretin sınırlarını aşmak, gayba temas etmek, dini değiştirmek ve kafaları karıştırmaktır. Dahası yukarıda bahsedildiği gibi israiliyattaki haham müdahalelerinin bu yorumlara yani İslam’a katılması müteşabih ayetler üzerinde oynanan oyunun son perdesidir.

Dünyanın yaratılışı ayetlerinde olduğu gibi altı günün hesabı, zamanı gibi çok açık olmayan hallerin peşine düşmek kulun haddini aşmasıdır. Ama altı günün sonunda yorulan Yaratan’ın dinlendiği iddiası Kur’an’da olmayan ama Tevrat’a sonradan eklenen bir ayetin (Yedinci gün masalının) İslam’a sokulması gayretidir ki tamamen ayet tahrifine yönelik şirk girişimidir.

Mü’min Kur’an’ı okumak, anlamak, hayatına yansıtmak zorundadır ki herkesin okuduğundan anlayacağı Yüce Allah’ın kendisine verdiği hikmet kadardır. Kul imanı nispetinde Kur’an’a sarıldıkça idraki de artacak ve zamanla ilimde derinleşecektir. Lakin bu derinleşme muhkem ayetlerde olacak, müteşabih ayetlerin manası tüm insanlık için Allah’ın dilediği güne kadar sır olarak kalacaktır.

Dinin yaşanması için muhkem ayetler yeterlidir ki bunun takdiri Yüce Allah’tadır. O bazı ayetleri müteşabih olarak bırakmakla ilmini ve kudretini göstermiş, muhkem ayetlerin insanlık için yeterli olduğuna kanaat getirmiştir ki kulların bu bahiste söz hakkı yoktur.

Şeytanın en etkili tuzaklarından olan müteşabih ayetler bahsi kulları kandırmada gayet etkilidir ve helal ve sevaplar yerine gayba ait meselelere merakla yaklaşanların halleri ve akibetleri çok karanlık olacaktır.

Yüce Allah, insanlığa bilmesi gereken kadar ayetini aleni ve basit olarak göndermiş, geri kalanını kudretinin ispatı olarak muhafaza etmiş, belki de müteşabih ayetlerin manasının anlaşılmasını insanlığın bilgi ve ilminin artmasına paralel olarak ahir zamana bırakmıştır. Doğrusunu her zaman Allah bilir ama şu an yaşıyorsak din Kur’an’dadır ve Kur’an’ın muhkem ayetleri ana ayetlerdir ve müslümana yeter.

Bilinmeyenin peşinden hayallerle yaşamak, somut emir ve yasakları ikinci plana atmak din adına yapılacak en büyük kul hatalarındandır. Bu hayal ürünleriyle kulları kandırmak ve dini tahrif etmek ise küfürün ötesinde şirk meselesidir.

Rabbim biz kullarını Kur’an istikametinden ayırmasın.

Rabbim, bizleri muhkem ayetlerle ıslah ve terbiye eylesin.

Rabbim, müteşabih ayetlerde yazılı qama bizlerce malum olmayan hususlara ait varsa günahlarımızı affeylesin.

Rabbim, salih kullarına iman ve tevazu nasip eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Peygamberi şirke alet etmek nasıl olur

Peygamberleri öldürmek

Peygamberleri öldürmek Dinler tarihi aynı zamanda insanlık tarihidir ve hiçbir ümmet Peygambersiz kalmamış, vahiyden kısmetsiz ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + 2 =