Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Mukabele ve hatimlerde nelere dikkat etmek gerekir
imanilmihali.com
Mukabele ve hatimlerde nelere dikkat etmek gerekir

Mukabele ve hatimlerde nelere dikkat etmek gerekir

Mukabele ve hatimlerde nelere dikkat etmek gerekir

Halk arasında her gün değişik evlerde  bir araya gelen ALLAH RIZASINDAN BAŞKA BİR NİYET TAŞIMAYAN grubun, bir kimsenin Kur’an’ı ezberden veya kitaptan yüksek sesle okuması ve onu dinleyen topluluğun da sessizce Kur’an’dan takip etmesine “mukabele” denir.

Hatim indirmek ise kulun, baştan sona bir kez anlayarak okuması, manaya temas edebilmesi ve acele etmeden ilahı kelamı anlamaya çalışması, önce ve sonraki dualarla sevap kazanması ve öğrendikleri ve kalbine doğan güzelliklere hayata açılan pencerelerinden güzellik ve hayırlar yayması ve şer ve şeytanlara karşı Allah rızası için dik durması ve mücadele etmesidir. Yani hatim sadece sıradan bir okuyuş değil, okuyuşla gelen imani terbiyedir, OLMALIDIR.

Kısaca mukabele toplu, hatim bireysel bir ibadet şeklidir.

Mü’minler için kutsal olan Ramazan ayında mukabeleler oldukça fazla ve önemli bir yer tutar. Hz. Peygamberimiz (sav) ile Cebrail (as)’ın Peygamberimizin her sene bir defa ve vefat ettiği sene iki kez tekrar ettikleri mukabele aslen ayetlerin sayı, doğruluk, sıra ve yerini karşılıklı kontrol etmeleri (önce Cebrail (as) okur, peygamberimiz takip eder, bilahare Peygamberimiz okur, Cebrail (as) kontrol ederdi) demektir. Böylece Kur’an ayetlerinin unutulmasına meydan verilmemişti. Peygamberimizin bu davranışını kendilerine örnek alan Müslümanlar, bunu dini bir gelenek olarak günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Bu okuma şekil ve düzeni bir örf olup Kur’an ile doğrudan emredilmiş bir husus değildir.

Kur’an okumak Allah’ın ilk emri ve Kur’an okunuyorsa dinlemek yine Allah emridir. Bunun şekli ayet ile emredilmediği için toplumlar örfi geleneklerine göre bir yol bulmuştur ki bizlerce de makul ve güzeldir.

Lakin cemaatle yapılan ibadetin sevabının fazla olması kabulü gereği bu okuyuşun da sevap getiren bir uygulama olduğu söylenebilirse, o cemaatteki birisinin niyet veya halinin okuyuşa uygun olmadığı halde okuyuşa ikrah yoluyla katılma riski okumayı da tümden riske atabilir ve sevabı engelleyebilir. Keza okuyucuların yabancı oldukları arap harfleri ile hata yapma imkanları da yüksektir. Bu vaziyette de Kur’an emri ile söylenen sözün manası tamamen değişecektir.

Cüzler haline getirilen Kur’an’ın hatim edilmesi; kulun bizzat kendisinin, her cüz bir günde olmak üzere tüm Kur’an’ı otuz cüz / gün halinde tamamlamasıdır. Bu okuma mukabele şeklinde yapılır ve diğer tüm dinleyenler gözle takip ederken içlerinden de okunulanı takip ederse (doğrusunu Allah bilir ve yukarıdaki risk dikkate alınarak) aynı manaya çıkar.

Okuyucunun sözlerini yazıdan takip etmemek ise doğru değildir çünkü bu yapılırsa okumak değil dinlemek olur ki Kur’an’ın okunmamış yeri kalır. Dahası mukabelelerin eda edildiği günlerde, hatmin tamamlanabilmesi için, kulun katılamadığı noksan olan günlere ait okumasını kendisi evde yapmakla mükelleftir.

İster hatim olsun ister mukabele şeklinde olsun ister sadece dinlemek şeklinde olsun okumanın tarifi anlamak ve anlamanın tarifi ne okuduğunu/duyduğunu anlamaktır. Ramazan aylarındaki bu muazzam manviyat yükselişi ve hissiyat kulu anlayarak okumaya daha açık ifadeyle ana dilde okumaya sevk etmelidir ki kul okunan veya dinlenenden bir şeyler kazanabilsin.

Anlamadan okumak ile ilgili Kur’an’ın tavrı nettir ve Ehlikitap’ın kendi kitaplarını okumamaları veya anlayarak okumamaları için verilen örnek “kutsal kitap taşıyan eşek” misalidir. O halde hatim veya mukabelede esas olan anlayarak, mealinden okumaktır.

Arapça (latin harflerinden veya orijinal lisanından sesleri doğru telaffuz ederek) okumanın da faydası ve sevabı elbette vardır lakin bu sevap anlayarak Allah kelamını öğrenmenin vereceği sevabın yanında yok denecek kadar azdır çünkü maksada hizmet etmez.

Japonca alt yazılı Romence bir filmi izlemek nasıl keyif ve mana vermez ise arapça okuyuşta okuyucusuna Allah sevgi ve korkusu, emir ve yasaklara dair bilgi veremez ve bu durumda da okumak ameli havada kalır ve okunan ayet sadece kıraatta kalır, kalplere temas edemez.

Önce orijinal ve hemen sonra ana dilde okumak ise elbette daha güzeldir lakin bu durumda da süre sorunu yaşanacak, kısıtlı süre ikiye pay edilirse okuyuşun hızı mecburen artırılacak ve anlam yine kaybıolacaktır. Çünkü Kur’an yavaş yavaş ve hazmederek okunması gerekendir. Arapça ile anlaşılmayan ayetin manası ana dilde okunduğunda da sürat engeline takılırsa mana yine kaybolacak ve bu şekilde okumanın maksadı yine havada kalacaktır.

Hatim indirme veya mukabele elbette zaman bağlı değildir ve lakin kulların bu işe zaman ve emek ayırması diğer aylarda çok da mümkün değildir. O halde Ramazan ayına has olan okuyuşları sevabın katmerlisine mazhar olmak ve diğer aylarda dilediği şekil ve dilde okumak doğru olandır. Bu surette Kur’an’ı ana dilde anlayarak okuması farz olan kul hiç olmazsa yılda bir kez gereğini yapmış olacak ve din adamalrınca kendisine ezberlettirilen şekliyle de orijinal dilinde (ama bir şey anlamadan) okuyarak vicdanını rahatlatacaktır.

Yani arapçadan vazgeçemeyenlerin ana sebebi, vicdanlarının, ilkokuldan beri aldığı din dersi neticesi (yanlış bir şekilde) işaret edildiği vaziyette, anlamasa da arapça okumak suretiyle vicdanların rahatlatılmaya çalışılması, sevap kazanma temennisidir.

Trajikomik olan ise şudur ki; kul nasıl ve hangi dilde okuması gerektiğini Kur’an’dan öğrenecektir ama o bir kez dahi anlayarak Kur’an okumadığı için bu emirden habersizdir ve en büyük farzı eda etmemektedir.

Haramdan korkan Müslüman dünya nelerin haram olduğunu Kur’an’dan öğrenemez çünkü anlayarak okumamaktadır. Günahları, farzları, sevapları, küfrü, şirki, şeytanı tanıması ve tedbir alması gereken İslam alemi Kur’an’ı anlamadığı dilde okumaya şartlandırıldığı için dini okuyarak değil dinleyerek yarım yamalak öğrenir ve Kur’an nimetinden asla yararlanamadığı gibi, Kur’an’ın şefaatinden de yoksun kalır.

Lakin dinde zorlama yoktur ve kul istediği şekilde inanmak veya inanmamakta serbesttir bu şu demektir ki İslam cennete giden yolları gösterir ama cehenneme giden yolları da tıkamaz. O halde Kur’an’ın farzlarına uymak veya uymamak herkesin kendi vicdanına kalmıştır.

Öte yandan mukabelelerde okuyucuların manadan ve mealden habersiz olması, ayetlerde bahsedilen oruç, hac, zekat, fitre, sadaka, infak, namaz, hatim, Ramazan, Kur’an ve Kadir gecesinden de yoksun olmaya sebeptir ki bu içinde bulunulan ayın mukaddesatına da kesinlikle aykırıdır.

Toplumun aradan geçen on dört asır boyunca hala orucu bozan şeyleri anlamamasına de bu sebeptir. Çünkü genelde toplumda bu soruların muhataplarının her biri bir mezhebe tabidir ve verdikleri cevaplarda o mezhebe ait yorumdur. Oysa aynı konu diğer mezheplerde orucu bozmamaktadır. Ama kimseler de Kur’an’a bakmak meylinde değildir ve bakanlar da arapça baktığı için Kur’an nassları unutulmakta, köşeye atılmakta ama mezhep yorumları dinleştirilmektedir. Bu nedenle de insanların din diye yaşadığı çoğu şey mezhepsel görüş veya diyanettir (şeriat) ki yorumlara ait ve beşeri demektir. Oysa Kur’an ilahidir ve dinin sahibine aittir. Din adına hüküm koyucu da yalnız Allah’tır.

Allah’ın verdiği emirlerden habersiz olarak dini yaşamaya çalışmak suretiyle, ecele yakın sözde dine dönerek ama yine arapçaya mahkum kalarak, anlamadan okuyuşa yönelenlerin yeri cennetler olmayacaktır. Çünkü bu en başta Allah’a, Kur’an’a ve Peygambere haksızlıktır.

Kelam sahibine yapılan haksızlık da affedilir bir şey asla değildir.

Ayrıca huşu ile dine sarılma gayretindeki tevhid yolcuları, cennet hayalleri kurarken şeytanın hangi oyunlarıyla, tuzaklarıyla karşılaşacaklarını asla öğrenemeden dikenli yollara sapar, iman ettik sanırken, hatta ibadet ediyoruz sanırken şeytana kölelik yaparlar. Çünkü mutlak hakikatten uzak yaşarlar ve dini azıcık öğrenir, okumaktan ziyade dinlerler.

Sokaktaki insanın maalesef dinden anladığı tesettür, namaz, oruç, hac, şekli sünnetten ibarettir. Bu anılanlar ise dinin çeyreği dahi değildir. Kur’an’a müracat edilmediği için de kalan üç çeyrekten habersiz ecelle tanışılır ve akibet karanlık olur.

Mukabele bu anlamda fırsattır. Hem anlayarak okuyuşun şart ve farz oluşunun izahı, hem anlayarak okumak suretiyle mananın anlaşılması hem de en azametli farzlardan birini eda etmek demek olan anlayarak okuma için mukabeleler fırsattır.

Yapılmazsa kaybedilen çok ama değişen bir şey yoktur.

Ana dilde okumayı reddedenler neden böyle yaptıkları araştırılırsa tamamı birilerince kendilerine verilen talimat veya emri ispat gösterecektir ve hiçbirisi Kur’an’ın bir ayetiyle cevap veremeyecektir. Çünkü hiçbiri bir kez olsun Kur’an’ı anlayarak okumamıştır ve onlar için doğru birilerince kendilerine enjekte edilendir, Allah’ın buyurduğu değildir.

Peki o halde soru şudur; din ve Kur’an okuyuşu anlamında Allah’ın yerine sözü dinlenen o kimselerin dindeki tanımı nedir?

Bu tanımın yapılabilmesi de ancak Kur’an okunursa anlaşılacaktır.

Aklın reddi, bilimin inkarı, yaratılışın mizacına ters bu anlamadan okuma illeti toplumun iliklerine kadar girmiş bir hatadır, noksandır, günahtır ve fakat kimse günahın farkında dahi değildir çünkü bunun günah ve zulüm olduğunu söyleyen Kur’an’ı inatla okumamaya direnmektedir.

Başkalarını suçlamak veya başkalarının söylediklerini mazeret göstermek diye bir şey yoktur ki Yüce Allah kimsenin bir başkasının günahını üstlenemeyeceğini açıkça buyurmuştur. Bu demektir ki sizi aldatan ve anlamadan okumaya sevke ednleri suçlayarak günahın vebalinden kurtulamazsınız.

O halde hatim indirirken, mukabele yaparken bu anlatılanlar ışığında ve aslen Kur’an emri istikametinde anlayarak, hazmederek okumak şart ve farz olandır. Kişi sayısı, zamanı, yeri hiç önemli değildir lakin niyetler, bedenler temiz olmalı, acele etmeden, anlayarak, takip ve kontrol ederek okunmalı, ayetlerin tamamı ay sonuna dek bitirilmelidir.

Ötesi kulun gayretine, Yüce Allah’ın rahmetine kalmıştır ki o kalplerin özünü bilen olduğu içindir ki gayretler nihayete eremese dahi ödülü verecek olandır. Ama yine O, anlamadan okunuşa cüzi sevap verse de anlamadan okumakta ısrar edeni en ağır şekilde cezalandıracak olandır.

Özetle

Ramazan ayı mübarek bir Kur’an ve ibadet ayıdır, kutsaldır, fırsattır, maneviyatın doruklara ulaştığı, rahmet kapılarının açıldığı aydır. Hiç olmazsa bu ayda kullar Allah’ın kelamı Kur’an’ı anlayarak okumak ve dinin ne demek olduğunu öğrenmek, imanı tanımak mecburiyetindedir. Kulu cennete götüren sevaplar değil Allah rızası, iman ve Kur’an’dır. Okumamakta ısrarla Kur’an’la dikleşenler, ahirette Kur’an ile aynı mekanda buluşamazlar. Ve KUR’AN’IN ANA MEKANI CENNETLERDİR!

Mukabele ve hatimlerde nelere dikkat etmek gerekir sorusuna verilecek cevap; önce anlayarak, sonra acele etmeden okumak ve nihayet anlaşılan emir ve yasakları kalbe yerleştirmek ve hayata yansıtmaktır.

ÇOK ÖNEMLİ NOT; Mukabele veya hatimin sevabını verecek olan sadece Allah’tır. hatim ve mukabelenin niyeti de sadece Allah rızasıdır. Bu rıza dışında kalp veya akıllarda nokta kadar başka rıza varsa veya riya ve gösteriş bedeni kaplamışsa, birilerinin hoşnut olacağını düşünmek gayesi dahi varsa, okuyucu veya dinleyicileri bir hizip veya parti veya grup adına etkilemek gibi düşünceler varsa o okuyuşların sevabı yok ama günahı çoktur. 

Çünkü şeytanlar anlamadan okumaya sevk eder ve Allah ile aldatırlar. Bu emrin detayı, tamı ve doğrusu ise Kur’an’dadır.

Yoksa Hz. Peygamber tüm ümmetten Kur’an’ı hayatın dışına ittikleri, anlamadan okudukları veya hiç okumadıkları için şikayetçi olacaktır.

“Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” (Furkan 25/30)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir Yüce Allah kelamı Kur’an, yaratılış öncesinden, ezel sonrasına, göklerden yer ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir