Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / MÜMİN VE MÜSLÜMAN
imanilmihali.com
ölçü ve tartıda hile

MÜMİN VE MÜSLÜMAN

MÜ’MİN VE MÜSLÜMAN FARKI

Mümin ve müslüman kimdir? İnanç bakımından insanlar kaça ayrılır? İmanı dille ifade etmek yeterlimidir? İman kalpte yaşatılırmı? Mümin ve müslüman farkı?

İslamiyet temizlik ve teslim olmak anlamındadır. Müslüman ise teslim olan, can-ı gönülden Allah yoluna baş koyan insandır ki İslamiyet’i benimseyip, kelime-i şehadet getiren herkes Müslümandır. Toplumumuzda çok şükür Müslüman sayısı tam’a yakındır ve mescitler dolup taşmaktadır. Ama mü’min ve Müslüman aynı şey değildir.

“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”(Ahzab 33/35)

Mü’min kavramı ise Müslüman olmaktan bir adım öte yürekten iman eden, imanın gereğini yerine getiren, imanı yaşama yansıtan kimsedir. Bu anlamda mü’min olmak için sadece kelime-i şehadet getirmek yetmeyeceği gibi, mü’minin sahip olduğu bu imanın sağlamlaştırılarak ecele kadar muhafaza edilmesi de zordur. Özetle mü’min imanı tam olandır.

Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”(Bakara 2/285)

Çünkü iman nefis gibi, bebek gibi her gün beslenmesi gereken bir şeydir. Nasıl ki bebek mama yiyerek büyürse, nasıl ki nefsimiz biz onu beslediğimiz sürece devasa büyür ve bizi yutarsa, iman da her gün beslenmelidir ki gelişip kalıcı hale gelebilsin.

Bu açıdan mü’min’i parıldayan, tertemiz, saf ve emin bir altın madenine hatta bir tam altına benzetmek mümkündür. Asla değerinden kaybetmez, çamura düşse de saf ve diriliğinden kaybetmez, güzelliğini ve asaletini yitirmez. Müslüman ise yine pırıl pırıl ve temizdir ama mü’min kadar fedakâr, itaatkâr olmadığı için değeri onun kadar değildir. Bir benzetme yapacak olursak – her şeyi dünyevi kıyas yoluyla anlayanlar için – tam değil çeyrek altın gibidir. Müslüman İslam’a giren ümmetin her bireyinin ortak adıdır.

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!”(Hac 22/78)

Müslüman kendisini geliştirir, besler, büyütür ve azimle iman, ahlak ve ibadet yolunda yürürse bir gün Allah’ın izni ve rızasıyla mü’mine yani tam altına dönüşür. Mü’min ise tam tersine iman ve vecizelere icabetten uzaklaştığı müddetçe – doğrusunu Allah bilir- tam altından çeyrek altın değerine düşer.

Mü’min ile Müslüman’ın arasındaki farkı anlayabilmek için; İslam’ı yaşam tarzlarına bakmak, duygu ve düşüncelerinde önem derecelerinin nerelerde yoğunlaştığını görmek, dünyevi hırs ve arzulara meyil durumlarını ölçmek, ahlaklı yaşam ve ahlaksızlarla mücadele derecelerine göz atmak, müşrik, kafir ve fasıklarla işbirliği derecesini bilmek yeterli olacaktır.

Aradaki farkı anlamak için; dökülen gözyaşlarının kullar veya anlık çıkarlar mı yoksa Allah için mi olduğuna, Kur’an ve Peygamber sünnetlerinin o kimsedeki kabul derecesine, adalet ve hak ölçüsüne, adaletsizliğe ve haksızlığa yükselttiği sese bakmak gerekir.

Hepimiz Müslümanız elhamdülillah ama mü’min sayımızı Allah bilir. Bu nedenle Allah herkese mü’min olmayı nasip etsin. Bu cennet vatanda, bu güzel insanlar arasında mü’mince yaşayamamak için önümüzdeki engelleri kaldırmak o kadar zor değil.

Biraz sabır ve sebatla tertemiz duru bir İslam’ı yakalamak, iman edip bu imanı zirvelere taşımak, ahlaklı, ibadetli ve imanlı olmak çok kolay. Bu ülkenin her insanı tam altın olmayı hak ediyor. Çünkü hepsi pırıl pırıl.

Mü’min ile Müslüman’ın farklarından biri de beşeri ve içtimai olaylara verdiği tepkidir. İlimle donanmış, hakikati ve Hakk’ı bilen mü’min’i kandırmak zordur. Çünkü mü’min dinin emrettiğini bilen, okuyan, anlayandır. Müslüman ise kandırılması daha kolay ve çoğunluğu teşkil eden gruptur ki içinde okuyan, anlayan ve uygulayandan ziyade dinleyen, kopya eden büyük bir çoğunluk vardır.

Mü’min tüm bu meseleler de Allah yolundan, hak ve adaletten ne pahasına olursa olsun uzaklaşmaz iken Müslüman bu ahlaksızlıklara kimi zaman hatta istemeyerek göz yumma gafletine düşebilir. İstemeden düşebilir çünkü ona doğru olduğu söylenen şey doğru olmayabilir ama o bunu bilemez çünkü okumamış sadece dinlemiştir. Mü’min’den farkı da buradadır. Müslümanın doğruları başkalarının doğrularıdır. Bu yüzden hata yapma ihtimali çok yüksektir. Maazallah ahiretini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çoğu zaman kendisi lehine olmayan, hatta kendisiyle alakası bulunmayan meselelerde bile gösterdiği körü körüne itaat onu dipsiz uçurumlara sürükleyebilir. O zaman bilmemesi de mazeret teşkil etmeyecektir.

Müslümanın iman zayıflığı nedeniyle gaflete düşmesi mü’mine göre çok daha kolaydır. Aldatmak ve aldatılmak mü’min kitabında yokken Müslüman kandırılabilir ve kalpten olmasa bile eylemleriyle ahlaksızlık ve adaletsizliği destekler vaziyete düşebilir.

Kanmamak, aldanmamak için Allah’ın ipine dört elle sarılmak, dünyevi hırs ve arzulardan uzaklaşıp, vicdan ve kalbe kulak vermek, vefa borcunu bir kimse veya gruba değil asıl malikimiz Allah’a göstermek mü’mine düşendir.

Fasıklara, kâfir, müşrik ve münafıklara da iki çift lafımız var elbet. Teneke parçası kadar değersiz dünya malına meyleden, makam ve mevki için, dünyevi hırs ve hevaları için ahiretinden vazgeçen bu insanlar için tevbe kapısı her zaman açıktır.

“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz? Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın. Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir. “(Nisa 4/144-146)

Yüce Allah tevbeleri kabul eden, bağışlayan, merhamet edendir.

“Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.”(Nisa 4/139)

“Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.”(Al-i İmran 3/68)

“O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun.”(Al-i İmran 3/175)

“Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.”(Nahl 16/81)

Herkes kendi bacağından asılır, kimse kimsenin günahını üstlenemez ve her kul kendi değerini kendisi belirler. Allah kimseye zulmetmez ama insanlar kendisine zulmeder. Kafirlerin cenneti, mü’minlerin zindanı bu dünya ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekilirse ahirette karşımıza o çıkacaktır. Yol yakınken imana dönmek, değerimizi yükseltmek kendi elimizde.

Bunun için Allah’ı unutmamak, imanlı, ibadetli ve ahlaklı olmak yeterlidir.

“Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.”(Nisa 4/115)

MÜMİN VE MÜSLÜMAN

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din Allah’ındır

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir Pek çok Müslümanın diline pelesenk olmuş bu sözün derin ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir