Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Mü’minun suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Mü’minun suresi – Karşılaştırmalı meal

Mü’minun suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

MÜ’MİNUN SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Mü’minler gerçekten felah bulmuştur;
Diyanet Vakfı 1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Gerçekten kurtuluşa erdi mü’minler.
Süleyman Ateş 1. Felaha ulaştı o mü’minler.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Hiç kuşku yok, kurtulmuştur müminler.
Ali Bulaç 2- Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;
Diyanet Vakfı 2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
Elmalılı Hamdi Yazır 2-Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.
Süleyman Ateş 2. Ki onlar, namazlarında saygılıdırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Namazlarında/dualarında huşû sahipleridir onlar.
Ali Bulaç 3- Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir;
Diyanet Vakfı 3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Onlar ki, faydasız işe, boş lafa bakmazlar.
Süleyman Ateş 3. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
Yaşar Nuri Öztürk 3 Boş ve lüzumsuz sözden yüz çevirmişlerdir onlar.
Ali Bulaç 4- Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir;
Diyanet Vakfı 4. Onlar ki, zekâtı verirler;
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Onlar ki, zekat vermek için çalışırlar.
Süleyman Ateş 4. Onlar zekatı verirler.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Zekâtı vermek için faaliyettedir onlar.
Ali Bulaç 5- Ve onlar ırzlarını (iffetlerini) koruyanlardır;
Diyanet Vakfı 5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Onlar ki, ırzlarını korurlar.
Süleyman Ateş 5. Ve onlar ırzlarını korurlar.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Cinsiyet organlarını/ırzlarını koruyanlardır onlar.
Ali Bulaç 6- Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.
Diyanet Vakfı 6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Ancak, eşleri ve sahibi bulundukları cariyelerine karşı durumları başka; çünkü bunlarla ilişkileri yüzünden kınanmazlar.
Süleyman Ateş 6. Ancak eşleri, yahut ellerinin sahipolduğu (cariyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 6 Eşleri yahut akitleri aracılığıyla sahip bulundukları müstesnadır. Bu durumda kınanmış değillerdir onlar.
Ali Bulaç 7- Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.
Diyanet Vakfı 7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Kim de bunun ötesini ararsa, işte onlar sınırı aşanlardır.
Süleyman Ateş 7. Ama bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Kim bundan ötesini isterse, işte onlar, sınırı aşanlardır.
Ali Bulaç 8- (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.
Diyanet Vakfı 8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Ve onlar ki, emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.
Süleyman Ateş 8. Ve o(mü’min)ler emanetlerine ve ahidlerine özen gösterirler.
Yaşar Nuri Öztürk 8 O müminler, emanetlerine, ahitlerine saygı duyup sahip çıkanlardır.
Ali Bulaç 9- Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.
Diyanet Vakfı 9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Onlar ki, namazlarını muhafaza ederler.
Süleyman Ateş 9. Onlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar.
Yaşar Nuri Öztürk 9 Namazlarını/dualarını korumaya devam ederler onlar.
Ali Bulaç 10- İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.
Diyanet Vakfı 10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
Elmalılı Hamdi Yazır 10-İşte onlardır o mirasçılar,
Süleyman Ateş 10. İşte varis olacaklar onlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 10 İşte bunlardır mirasçı olanlar;
Ali Bulaç 11- Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde ebedi olarak kalacaklardır.
Diyanet Vakfı 11. (Evet) Firdevs’e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Firdevs’e varis olacaklar; orada sonsuza dek kalacaklar onlar.
Süleyman Ateş 11. Onlar (en yüksek cennet olan) Firdevs’e varis olacaklar, orada ebedi kalacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk 11 Ki, Firdevs cennetine mirasçı olurlar, onda sürekli kalırlar.
Ali Bulaç 12- Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
Diyanet Vakfı 12. Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Andolsun ki, Biz insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık.
Süleyman Ateş 12. Andolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık.
Yaşar Nuri Öztürk 12 Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.
Ali Bulaç 13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Diyanet Vakfı 13. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Sonra onu, oturaklı bir karargahta bir nutfe (tohum) yaptık.
Süleyman Ateş 13. Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk.
Yaşar Nuri Öztürk 13 Sonra onu çok dayanaklı bir karargâhta bir damlacık yaptık.
Ali Bulaç 14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
Diyanet Vakfı 14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıpyaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-Sonra o damlayı bir pıhtıya dönüştürdük, bu pıhtıyı bir et parçacığına dönüştürdük, bu et parçacığını bir takım kemiklere çevirdik,derken bu kemiklere bir et giydirdik; sonra ona bambaşka bir yaratık olarak hayat verdik. Bak ne şanlı o Allah, yaratanların en güzeli!
Süleyman Ateş 14. Sonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir!
Yaşar Nuri Öztürk 14 Sonra o damlacığı bir embriyo halinde yarattık, sonra o embriyoyu bir et parçası halinde yarattık, sonra o et parçasını bir kemik halinde yarattık ve nihayet o kemiğe de bir et giydirdik. Sonra onu bir başka yaratılışta yeniden kurduk. Yaratıcıların en güzeli Allah’ın kudret ve sanatı ne yücedir!
Ali Bulaç 15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.
Diyanet Vakfı 15. Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Sonra siz, bunun arkasından mutlaka öleceksiniz.
Süleyman Ateş 15. Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Sonra, siz bütün bunların ardından mutlaka öleceksiniz.
Ali Bulaç 16- Sonra gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.
Diyanet Vakfı 16. Sonra da şüphesiz, sizler kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Sonra siz, kıyamet gününde muhakkak diriltileceksiniz.
Süleyman Ateş 16. Sonra, siz kıyamet günü muhakkak diriltileceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Sonra, siz kıyamet gününde yeniden diriltileceksiniz.
Ali Bulaç 17- Andolsun, üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz.
Diyanet Vakfı 17. Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersiz değiliz.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Gerçekte Biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık ve yaratmaktan habersiz değiliz.
Süleyman Ateş 17. Üstünüzde de yedi tabaka (yedi gök) yarattık. Biz yaratmadan gafil değiliz.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Yemin olsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık! Ve biz yaratılıştan/yaratılmışlardan gafil de değiliz.
Ali Bulaç 18- Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.
Diyanet Vakfı 18. Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu arzda durdurduk. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Gökten bir ölçü ile bir su indirdik ve onun yerde durmasını sağladık. Oysa Biz, onu giderme gücüne de sahibiz.
Süleyman Ateş 18. Gökten belli ölçü ve miktarda su indirip onu yerde durdurduk. Biz onu (indirmeğe kadir olduğumuz gibi) gidermeğe de kadiriz.
Yaşar Nuri Öztürk 18 Gökten bir kaderle/belli ölçüde bir su indirdik de onu yeryüzünde durdurduk. Elbette ki biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz!
Ali Bulaç 19- Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; onlardan yemektesiniz.
Diyanet Vakfı 19. Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda sizin için birçok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Öyle iken durdurduk da onunla sizin için hurma bahçeleri üzüm bağları yaptık; sizin için içlerinde bir çok meyveler vardır, onlardan yer ve geçinirsiniz.
Süleyman Ateş 19. Onunla size, içlerinde sizin için birçok meyvalar bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik, onlardan yiyorsunuz.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Onunla size hurmalardan ve üzümlerden bahçeler yetiştirdik, onlarda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyorsunuz.
Ali Bulaç 20- Ve (daha çok) Tur-i Sina’da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir.
Diyanet Vakfı 20. Tûr-i Sînâ’da da yetişen bir ağaç daha meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Bir de Tur-i Sina’da yetişen bir ağaç ki, hem yağ hem de yiyenlere bir katık ile biter.
Süleyman Ateş 20. Yine onunla Tur-i Sina’dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten, yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağac(ı) yetiştirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 20 Ve bir ağaç da yetiştirdik ki, Tûr-i Sina’dan çıkar, yağlı olarak biter; yiyenlere katıktır.
Ali Bulaç 21- Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var; onlardan yemektesiniz.
Diyanet Vakfı 21. Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Hayvanlarda da sizin için gerçekten bir ibret vardır. Onların karınlarındakilerden size içiriyoruz ve sizin için onlarda hem birçok yararlar vardır, hem de etlerinden yersiniz.
Süleyman Ateş 21. Hayvanlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 21 Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır! Onların karınlarındakilerden size içiriyoruz. Onlarda sizin için birçok yarar var. Onlardan yiyorsunuz da.
Ali Bulaç 22- Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız.
Diyanet Vakfı 22. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Ayrıca hem onlara, hem de gemiye yüklenip taşınırsınız.
Süleyman Ateş 22. O(hayva)nların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız.
Yaşar Nuri Öztürk 22 Hem onlar üzerinde hem de gemiler üzerinde taşınıyorsunuz.
Ali Bulaç 23- Andolsun, Nuh’u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: ‘Ey Kavmim, Allah’a kulluk edin. Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?’
Diyanet Vakfı 23. Andolsun ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Yüceliğime andolsun ki, Biz Nuh’u kavmine peygamber gönderdik de Nuh dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin. O’ndan başka bir tanrınız yoktur. Hala sakınmayacak mısınız?
Süleyman Ateş 23. Andolsun biz, Nuh’u kavmine gönderdik: “Ey kavmim, dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur, korunmaz mısınız?”
Yaşar Nuri Öztürk 23 Yemin olsun, Nûh’u toplumuna resul olarak gönderdik de o şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk/ibadet edin! O’ndan başka tanrınız yok sizin. Hâlâ sakınmayacak mısınız?”
Ali Bulaç 24- Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: ‘Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmiş değiliz.’
Diyanet Vakfı 24. Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler: “Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Bunun üzerine kavminden küfreden kodaman güruh: “Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir, üstünüze geçmek istiyor. Eğer Allah dileseydi, elbette bir takım melekler gönderirdi. Biz eski atalarımız içinde bunu işitmedik.
Süleyman Ateş 24. Kavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: “Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik.”
Yaşar Nuri Öztürk 24 Toplumu içinden inkârcı kodaman grup şöyle dedi: “Bu adam, sizin gibi bir insandan başka şey değil; size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz ilk atalarımız arasında böyle bir şey duymadık.”
Ali Bulaç 25- ‘O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin.’
Diyanet Vakfı 25. “Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin bakalım.”
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir adamdır; Onun için bunu bir süreye kadar gözetleyin!” dediler.
Süleyman Ateş 25. O, kendisinde delilik bulunan bir adamdır, başka bir şey değildir. Hele bir süreye kadar onu gözetleyin. He is only a man in whom is a madness, so watch him for a while.
Yaşar Nuri Öztürk 25 “Cinnet getirmiş bir adamdan başkası değildir o. Belli bir süreye kadar göz altında tutun onu.”
Ali Bulaç 26- ‘Rabbim’ dedi (Nuh). ‘Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.’
Diyanet Vakfı 26. (Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Nuh: “Ey Rabbim, bana yalancı demelerine karşı yardım et bana!” dedi.
Süleyman Ateş 26. (Nuh): “Rabbim, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et (bana verdiğin sözü yerine getir)!” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Nûh şöyle yakardı: “Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!”
Ali Bulaç 27- Böylelikle biz ona: ‘Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş) onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır’ diye vahyettik.
Diyanet Vakfı 27. Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Biz de ona şöyle vahyettik: “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap sonra emrimiz gelip de tandır (kazan) kaynayınca hemen ona topundan bir iki çifti ve aleyhinde önceden huküm verilmiş olanların dışında aileni ona bindir ve o zulmedenler hakkında bana yakarışta bulunma; çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır!
Süleyman Ateş 27. Biz de ona vahyettik ki: “Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve aileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azabımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır!
Yaşar Nuri Öztürk 27 Bunun üzerine biz, Nûh’a şöyle vahyettik: “Gözlerimizin önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap. Emrimiz gelip tandır kaynayınca, ailenle birlikte her türden iki çifti gemiye sok. İçlerinden, haklarında daha önce hüküm verilmiş olanları dışta bırak. Zulmetmiş olanlar hakkında bana yakarıp durma. Onlar kesinlikle boğulacaklardır.”
Ali Bulaç 28- ‘Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: ‘Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun.’
Diyanet Vakfı 28. Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun” de.
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Sen yanındakilerle birlikte geminin üzerine çıktığında: “Hamd o Allah’a ki, bizi o zalim topluluktan kurtardı” de.
Süleyman Ateş 28. Sen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman: “Bizi o zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun.” de.
Yaşar Nuri Öztürk 28 Sen, yanındakilerle birlikte geminin üzerine çıktığında şöyle de: “Zalimler topluluğundan bizi kurtaran Allah’a hamt olsun!”
Ali Bulaç 29- Ve de ki: ‘Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, sen konuklayanların en hayırlısısın.’
Diyanet Vakfı 29. Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Ve de ki: “Ey Rabbim, beni mübarek bir yere kondur; Sen konuklayanların en hayırlısısın.”
Süleyman Ateş 29. Ve de ki: “Rabbim, beni mübarek bir inişle indir; sen konuklayanların en hayırlısısın.”
Yaşar Nuri Öztürk 29 Şunu da söyle: “Rabbim, beni bereketli bir yere indir! Sen, konuk ağırlayanların en hayırlısısın.”
Ali Bulaç 30- Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve biz gerçekten denemeden geçiririz.
Diyanet Vakfı 30. Şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından geçenlerde) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz (kullarımızı böyle) deneriz.
Elmalılı Hamdi Yazır 30-İşte bunda birçok ibretler vardır ve gerçekten Biz, pek sınavcıyızdır.
Süleyman Ateş 30. Gerçi biz, (onları) sınıyorduk ama, bu olayda (sizler için de) nice ibretler vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 30 Biz onları imtihan ediyor idiysek de bunda elbette ibretler vardır!
Ali Bulaç 31- Sonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik.
Diyanet Vakfı 31. Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Sonra arkalarından başka bir nesil yarattık.
Süleyman Ateş 31. Sonra onların ardından başka bir nesil yetiştirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 31 Sonra onların ardından başka bir nesil oluşturduk.
Ali Bulaç 32- Onlara da kendi içlerinden: ‘Allah’a ibadet edin. O’nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?’ (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.
Diyanet Vakfı 32. Onlar arasından kendilerine: “Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâla Allah’tan korkmaz mısınız?” (mesajını ileten) bir peygamber gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Onların içinden de kendilerine: “Allah’a kulluk edin, O’ndan başka bir tanrınız yoktur. Artık Allah’tan kokmayacak mısınız?” diyen bir peygamber gönderdik.
Süleyman Ateş 32. Onlara da kendi içlerinden: “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka Tanrınız yoktur, (Allah’ın azabından) korunmaz mısınız?” diyen bir elçi gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk 32 Onlara da içlerinden şu yolda tebliğde bulunan bir resul gönderdik: Allah’a kulluk/ibadet edin. O’ndan başka tanrınız yok sizin. Hâlâ ürpermiyor musunuz?
Ali Bulaç 33- Kendi kavminden, inkâr edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: ‘Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir.’
Diyanet Vakfı 33. Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler: “Bu, dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer.”
Elmalılı Hamdi Yazır 33-Dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz halde küfredip ahirete ulaşmayı yalanlayan kavminden o kodaman güruh ise şöyle dedi: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.
Süleyman Ateş 33. Kavminden, kendilerine dünya hayatında bol ni’met verdiğimiz o inkar eden ve ahiret buluşmasını (hesap ve cezasını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: “Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.”
Yaşar Nuri Öztürk 33 Toplumunun, dünya hayatında servet ve refaha ulaştırdığımız halde inkâra sapıp âhiretteki buluşmayı yalanlayan kodaman takımı şöyle dedi: “Bu adam, sadece sizin gibi bir insan; yemekte olduğunuzdan yiyor, içmekte olduğunuzdan içiyor.”
Ali Bulaç 34- ‘Eğer benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz.’
Diyanet Vakfı 34. “Gerçekten, sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Şayet sizin gibi bir insana itaat ederseniz, muhakkak ki, siz o takdirde kesinlikle hüsrandasınızdır.
Süleyman Ateş 34. Eğer sizin gibi bir insana ita’at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir.
Yaşar Nuri Öztürk 34 “Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o takdirde mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz.”
Ali Bulaç 35- ‘O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va’dediyor?’
Diyanet Vakfı 35. “Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (kabirden) çıkarılacağınızı mı vâdediyor?”
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Size, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldiğiniz zaman muhakkak çıkarılacağınızı mı va’dediyor?
Süleyman Ateş 35. O size, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman yeniden hayata çıkarılacağınızı mı va’dediyor?
Yaşar Nuri Öztürk 35 “Size, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra tekrar meydana çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?”
Ali Bulaç 36- ‘Heyhat, size va’dedilen şeye heyhat…’
Diyanet Vakfı 36. “Bu size vâdedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!”
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Heyhat, o vadolunduğunuz şey ne kadar uzak!
Süleyman Ateş 36. Heyhat, o size va’dedilen şey ne kadar uzak!
Yaşar Nuri Öztürk 36 “Heyhat! Size vaat edilen o şey ne kadar uzak!”
Ali Bulaç 37- ‘O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.’
Diyanet Vakfı 37. “Hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 37-O, dünyadaki hayatımızdan başka birşey değildir, ölürüz ve yaşarız; fakat tekrar diriltilecek değiliz.
Süleyman Ateş 37. Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz.
Yaşar Nuri Öztürk 37 “Hayat, şu dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz, yaşarız ama biz tekrar diriltilecek değiliz.”
Ali Bulaç 38- ‘O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah’a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz.’
Diyanet Vakfı 38. “Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 38-O, sadece Allah hakkında bir yalanı uyduran bir adamdır; biz ona inanacak değiliz.”
Süleyman Ateş 38. O, Allah’a yalan uydurandan başka bir adam değildir. Biz ona inanıcı(insan)lar değiliz.
Yaşar Nuri Öztürk 38 “O, yalan düzüp Allah’a iftira eden bir adamdan başkası değil. Biz ona inanmıyoruz.”
Ali Bulaç 39- (Peygamber) Dedi ki: ‘Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.’
Diyanet Vakfı 39. O peygamber: Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!
Elmalılı Hamdi Yazır 39-O peygamber: “Ey Rabbim, bana yalan söylüyorsun demelerinin öcünü al!” dedi.
Süleyman Ateş 39. (O peygamber): “Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et.”
Yaşar Nuri Öztürk 39 O peygamber şöyle yakardı: “Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!”
Ali Bulaç 40- (Allah) Dedi ki: ‘Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar.’
Diyanet Vakfı 40. Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Allah buyurdu ki: “Pek yakında pişman olacaklar.”
Süleyman Ateş 40. (Allah): “Az sonra onlar pişman olacaklar!” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 40 Allah buyurdu: “Biraz sonra kesinlikle pişman olacaklar.”
Ali Bulaç 41- Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun.
Diyanet Vakfı 41. Nitekim, vukuu kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Derken, onları gerçekten korkunç bir ses alıverdi de kendilerini bir sel süpürüntüsü yapıverdik. Artık öyle bir defolmuş oldu ki o topluluk, o zalimler!
Süleyman Ateş 41. Derken o korkunç ses, onları gerçekten yakaladı da onları sel süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun o zalim kavim!.
Yaşar Nuri Öztürk 41 Nihayet, o korkunç titreşimli ses onları tam bir biçimde yakaladı da hepsini sel süprüntüsü haline getirdik. Dönmeze gitsin o zalimler topluluğu!
Ali Bulaç 42- Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik.
Diyanet Vakfı 42. Sonra onların ardından başka nesiller getirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Sonra arkalarından başka nesiller yarattık.
Süleyman Ateş 42. Sonra onların ardından başka nesiller yetiştirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 42 Sonra onların arkasından başka nesiller oluşturduk.
Ali Bulaç 43- Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tesbit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.
Diyanet Vakfı 43. Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Hiç bir ümmet ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Süleyman Ateş 43. Hiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir.
Yaşar Nuri Öztürk 43 Hiçbir ümmet ne süresinden ileri geçebilir ne de geri kalır.
Ali Bulaç 44- Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun.
Diyanet Vakfı 44. Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından yok ettik ve onları ibret hikâyelerine dönüştürdük. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Sonra Biz, ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Ne zaman bir ümmete peygamberi geldiyse, ona yalan söylüyorsun, dediler. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve onları birer efsane yaptık. Artık imana gelmez topluluk defolsun!
Süleyman Ateş 44. Sonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Hangi ümmete elçisi geldiyse onlar onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca devirdik ve hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan toplum uzak olsun.
Yaşar Nuri Öztürk 44 Sonra, resullerimizi art arda gönderdik. Hangi ümmete resulü geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık. Dönmeze gitsin iman etmeyen bir topluluk!
Ali Bulaç 45- Sonra Musa ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Diyanet Vakfı 45. Sonra âyetlerimizle ve apaçık bir fermanla Musa ve kardeşi Harun’u gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Sonra bir takım ayetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa’yı ve kardeşi Harun’u gönderdik.
Süleyman Ateş 45. Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik;
Yaşar Nuri Öztürk 45 Sonra, Mûsa ile kardeşi Hârun’u mucizelerimizle, açık bir kanıtla gönderdik;
Ali Bulaç 46- Firavun’a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, ‘büyüklenen-zorba’ bir topluluktu.
Diyanet Vakfı 46. Firavun’a ve ileri gelenlerine de(gönderdik). Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Firavun’a ve ileri gelenlerine. Fakat bunlar, kibirlerine yediremediler ve zaten dik başlı bir topluluk idiler.
Süleyman Ateş 46. Fir’avn’e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
Yaşar Nuri Öztürk 46 Firavun’a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar.
Ali Bulaç 47- Dediler ki: ‘Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar.’
Diyanet Vakfı 47. Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki adama inanır mıyız?
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Onun için: “Biz kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi bu iki insana inanır mıyız?” dediler.
Süleyman Ateş 47. Şu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız? dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 47 Şöyle dediler: “Kendilerine bağlı toplum bize kulluk-kölelik ederken, biz kalkıp bizim gibi iki insan olan şu adamlara mı inanacağız?”
Ali Bulaç 48- Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.
Diyanet Vakfı 48. Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helâk edilenlerden oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-Böylece onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.
Süleyman Ateş 48. Onları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular.
Yaşar Nuri Öztürk 48 İkisini de yalanladılar, böylece helâk edilenler arasına katıldılar.
Ali Bulaç 49- Andolsun, biz Musa’ya kitabı verdik, belki hidayete ererler diye.
Diyanet Vakfı 49. Andolsun biz Musa’ya, belki onlar yola gelirler diye, Kitab’ı verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-Andolsun ki, berikiler doğru tutabilsinler diye Musa’ya o kitabı da verdik.
Süleyman Ateş 49. (Sonra Musa, İsrail oğullarını Mısır’dan çıkardı. İsrail oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Musa’ya Kitabı (Tevrat’ı) verdik.
Yaşar Nuri Öztürk 49 Yemin olsun, Mûsa’ya o Kitap’ı vermiştik ki, hidayete erebilsinler.
Ali Bulaç 50- Biz, Meryem’in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.
Diyanet Vakfı 50. Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Meryem oğlunu ve annesini bir mucize kıldık ve ikisini oturaklı ve temiz sulu bir tepede barındırdık.
Süleyman Ateş 50. Meryem oğlunu ve annesini bir mu’cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Meryem’in oğluyla annesini birer ayet kıldık ve onları oturmaya uygun pınarlı bir tepeye yerleştirdik.
Ali Bulaç 51- Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.
Diyanet Vakfı 51. “Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyle bilmekteyim.”
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Ey peygamberler, helal ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın; çünkü Ben, bütün yaptıklarınızı bilirim.
Süleyman Ateş 51. Ey elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim.
Yaşar Nuri Öztürk 51 Ey resuller! Güzel ve temiz şeylerden yiyin ve barışa, hayra yönelik iş yapın! Çünkü ben, yapmakta olduğuklarınızı çok iyi bilmekteyim.
Ali Bulaç 52- İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden korkup-sakının.
Diyanet Vakfı 52. “Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının” (denildi).
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve Rabbiniz de Benim; artık hep Benden korkun!
Süleyman Ateş 52. Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun. (dedik).
Yaşar Nuri Öztürk 52 İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ve ben de sizin Rabbinizim; o halde benden sakının!
Ali Bulaç 53- Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.
Diyanet Vakfı 53. Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile sevinip böbürlenmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-Derken kumandalarını aralarında kitap kitap parçalaştılar, her grup kendilerininkine güveniyor.
Süleyman Ateş 53. Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli Kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk 53 Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli zübürlere/kutsallaştırmış hizip kitaplarına ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir.
Ali Bulaç 54- Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Diyanet Vakfı 54. Şimdi sen onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Şimdi sen onları bir zamana kadar dalgınlıkları içinde bırak.
Süleyman Ateş 54. Bir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak.
Yaşar Nuri Öztürk 54 Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Ali Bulaç 55- Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
Diyanet Vakfı 55. Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile.
Elmalılı Hamdi Yazır 55-Sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklar ile,
Süleyman Ateş 55. Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,
Yaşar Nuri Öztürk 55 Sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla güçlendiriyoruz onları,
Ali Bulaç 56- Onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.
Diyanet Vakfı 56. Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 56-Onlara hayırlar sağlamaya koşuyoruz. Hayır, anlayamıyorlar!
Süleyman Ateş 56. Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni’metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller.
Yaşar Nuri Öztürk 56 Ve iyiliklerine koşuyoruz. Hayır, farkında olmuyorlar.
Ali Bulaç 57- Gerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar,
Diyanet Vakfı 57. Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 57-Herhalde Rablerinin korkusundan titreyenler,
Süleyman Ateş 57. Onlar ki Rablerine saygıdan titrerler.
Yaşar Nuri Öztürk 57 Onlar ki, Rablerine saygıdan titrerler,
Ali Bulaç 58- Rablerinin ayetlerine iman edenler,
Diyanet Vakfı 58. Rablerinin âyetlerine inananlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 58-Rablerinin ayetlerine inananlar,
Süleyman Ateş 58. Ve onlar ki Rablerinin ayetlerine inanırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 58 Onlar ki, Rablerinin ayetlerine iman ederler,
Ali Bulaç 59- Rablerine ortak koşmayanlar,
Diyanet Vakfı 59. Rablerine ortak tanımayanlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 59-Rablerine hiç ortak koşmayanlar,
Süleyman Ateş 59. Ve onlar ki Rablerine ortak koşmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 59 Onlar ki, Rablerine ortak koşmazlar,
Ali Bulaç 60- Ve gerçekten Rablerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler;
Diyanet Vakfı 60. Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 60-Ve Rablerinin huzuruna varacaklarından yürekleri çarparak vergilerini verenler,
Süleyman Ateş 60. Verdiklerini, Rablerinin huzuruna dönecekleri düşüncesiyle kalbleri korkudan ürpererek verirler.
Yaşar Nuri Öztürk 60 Onlar ki, verdiklerini, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek verirler;
Ali Bulaç 61- İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler.
Diyanet Vakfı 61. İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 61-İşte bunlar hayırlarda sürat yarışı yaparlar ve onun için ileri giderler.
Süleyman Ateş 61. İşte onlar, hayır işlerine koşarlar ve onlar hayır için önde giderler.
Yaşar Nuri Öztürk 61 İşte bunlar, hayırlarda yarışırlar. Ve hayırlarda önde gidenler de onlardır.
Ali Bulaç 62- Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiç bir haksızlığa uğratılmazlar.
Diyanet Vakfı 62. Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 62-Biz, hiçbir kimseye gücünün üstünde bir teklifte bulunmayız, katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Süleyman Ateş 62. Biz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır. (Herkesin eylemleri onda tesbit edilmiştir), onlara asla haksızlık edilmez.
Yaşar Nuri Öztürk 62 Biz, hiçbir benliğe gücünün yeteceğinden daha azını yüklemenin dışında bir teklifte bulunmayız. Bizim katımızda, hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara haksızlık edilmez.
Ali Bulaç 63- Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar.
Diyanet Vakfı 63. Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu hususta cehâlet içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 63-Fakat onların kalpleri bu konuda bir dalgınlık içindedir ve onların bundan başka bir takım işleri vardır ki, hep onlar için çalışırlar.
Süleyman Ateş 63. Fakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 63 Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka da işleri vardır ki, hep o işler için çalışmaktadırlar.
Ali Bulaç 64- Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.
Diyanet Vakfı 64. En nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya (veya azaba) uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 64-Nihayet, refah içinde olanlarını azaba çektiğimiz zaman, hemen feryada başlayacaklardır.
Süleyman Ateş 64. Nihayet varlıklılarını azab ile yakaladığımız zaman, hemen feryada başlarlar.
Yaşar Nuri Öztürk 64 Sonunda, servet ve refahla şımarmışlarını azapla yakaladığımızda, hemen bağırıp dövünmeye başlarlar.
Ali Bulaç 65- Bugün feryad etmeyin, çünkü bizden yardım göremezsiniz.
Diyanet Vakfı 65. Boşuna sızlanmayın bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz!
Elmalılı Hamdi Yazır 65-Feryat etmeyin bugün; çünkü siz, Bizden kurtarılamazsınız!
Süleyman Ateş 65. Bugün artık feryadetmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azabımızdan kurtaramaz). Supplicate not this day! Assuredly ye will not be helped by Us.
Yaşar Nuri Öztürk 65 “Bağırıp dövünmeyin bugün, bizim karşımızda kimseden yardım göremezsiniz.”
Ali Bulaç 66- Gerçekten benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;
Diyanet Vakfı 66. Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin (Kâbe’nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 66-Karşınızda ayetlerim okunuyordu da siz sırt çeviriyordunuz.
Süleyman Ateş 66. Ayetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz. My revelations were recited unto you, but ye used to turn back on your heels,
Yaşar Nuri Öztürk 66 “Ayetlerimiz size okunuyordu da siz ökçeleriniz üzerine gerisin geri dönüyordunuz.”
Ali Bulaç 67- Buna (ayetlerime) karşı kibirlenerek; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.
Diyanet Vakfı 67. Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin (Kâbe’nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 67-Ona kafa tutarak gece lakırdıları ile hezeyanlar ederdiniz.
Süleyman Ateş 67. Ayetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka’be’nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz.
Yaşar Nuri Öztürk 67 “Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz.”
Ali Bulaç 68- Onlar, yine de o sözü (Kur’an’ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Diyanet Vakfı 68. Onlar bu sözü (Kur’an’ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Elmalılı Hamdi Yazır 68-Acaba onlar bu sözü düşünmezler mi, yoksa onlara eski atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Süleyman Ateş 68. Onlar o sözü (Kur’an’ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)?
Yaşar Nuri Öztürk 68 Sözü gereğince düşünmediler de ondan mı, yoksa kendilerine ilk atalarına gelmeyen bir şey geldi diye mi?
Ali Bulaç 69- Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?
Diyanet Vakfı 69. Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır 69-Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
Süleyman Ateş 69. Yoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkar ediyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk 69 Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
Ali Bulaç 70- Yahut: ‘Onda bir delilik var’ mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.
Diyanet Vakfı 70. Yoksa onda bir cinnet olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine hakkı getirmiştir. Onların çoğu ise haktan hoşlanmamaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 70-Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, o, onlara gerçek ile geldi; fakat onların çoğu gerçekten hoşlanmıyorlar.
Süleyman Ateş 70. Yoksa “Onda bir delilik var” mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 70 Yoksa, “Onda bir cinnet mi var” diyorlar! Hayır, o kendilerine hakkı getirdi ama onların çoğu haktan tiksinen kişilerdir.
Ali Bulaç 71- Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Diyanet Vakfı 71. Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiIer.
Elmalılı Hamdi Yazır 71-Eğer Hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yeryüzü ve bunlardaki kimseler kesinlikle bozulurdu.Hayır, Biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar, zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Süleyman Ateş 71. Eğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir’lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 71 Eğer hak onların keyiflerine uysaydı, gökler de yer de bunların içindekiler de kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlara zikirlerini/Kur’anlarını getirdik ama onlar zikirlerinden/Kur’anlarından yüz çeviriyorlar.
Ali Bulaç 72- Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Diyanet Vakfı 72. (Resûlüm!) Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 72-Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin mükafatı daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Süleyman Ateş 72. Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir.
Yaşar Nuri Öztürk 72 Yoksa onlardan bir vergi mi istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O.
Ali Bulaç 73- Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
Diyanet Vakfı 73. Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
Elmalılı Hamdi Yazır 73-Doğrusu, sen onları dosdoğru bir caddeye çağırıyorsun.
Süleyman Ateş 73. Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
Yaşar Nuri Öztürk 73 Şu bir gerçek ki, sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Ali Bulaç 74- Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.
Diyanet Vakfı 74. Ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 74-Fakat ahirete inanmayanlar, o caddeden sapmaktadırlar.
Süleyman Ateş 74. Ama ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 74 Ama âhirete inanmayanlar, o yoldan hep yan çiziyorlar.
Ali Bulaç 75- Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı giderirsek (de), taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.
Diyanet Vakfı 75. Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 75-Eğer Biz onlara acıyıp da baskılarını açıversek, mutlaka azgınlıklarında inat eder, hiçbir şey görmezler.
Süleyman Ateş 75. Biz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 75 Eğer biz onlara acıyıp da üstlerindeki sıkıntıyı kaldırsaydık, azgınlıkları içinde sersem sersem bocalamaya devam edeceklerdi.
Ali Bulaç 76- Andolsun, onları azabla (da) yakaladık, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar.
Diyanet Vakfı 76. Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru ve niyazda da bulunmuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 76-Gerçekten Biz, onları azaba tuttuk da yine Rablerine karşı uslanmadılar ve yalvarmıyorlar da.
Süleyman Ateş 76. Andolsun biz onları azab ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O’na yalvarmıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 76 Yemin olsun, biz onları azapla yakaladık. Ama yine de Rablerine boyun eğmediler. Sığınıp yakarmıyorlar.
Ali Bulaç 77- Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.
Diyanet Vakfı 77. En nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
Elmalılı Hamdi Yazır 77-Sonunda üzerlerine çetin azaplı bir kapı açtığımızda birden onun içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.
Süleyman Ateş 77. Nihayet üzerlerine şiddetli bir azab kapısı açtığımız zaman, derhal O’nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 77 Nihayet, üzerlerine şiddetli bir azabın kapasını açtığımızda hemencecik ümitsizliğe düşüverecekler.
Ali Bulaç 78- O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
Diyanet Vakfı 78. O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükrediyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır 78-Halbuki, sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O’dur. Siz, pek az şükrediyorsunuz.
Süleyman Ateş 78. O’dur ki, sizin için o kulağı, o gözleri ve gönülleri inşa etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Yaşar Nuri Öztürk 78 Allah odur ki; sizin için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturdu. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Ali Bulaç 79- O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O’na (döndürülüp) toplanacaksınız.
Diyanet Vakfı 79. Ve O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sırf O’nun huzurunda toplanacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 79-Sizi yeryüzünde yaratıp yayan O’dur; hep O’nun huzurunda toplanacaksınız.
Süleyman Ateş 79. O’dur ki, sizi yeryüzünde yaratıp yaydı ve O’na götürüleceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 79 Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O’dur. O’nun huzurunda haşredileceksiniz.
Ali Bulaç 80- O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O’nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Diyanet Vakfı 80. Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O’nun eseridir. Hâla aklınızı kullanmaz mısınız!
Elmalılı Hamdi Yazır 80-Hayat veren ve öldüren O’dur; gece ile gündüzün değişmesi de O’nun eseridir. Artık akıllanmayacak mısınız?
Süleyman Ateş 80. O’dur ki yaşatıyor, öldürüyor. Gecenin ve gündüzün değişmesi O’nun(eseri)dir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 80 O hayat veriyor, O öldürüyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi O’nun için. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ali Bulaç 81- Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.
Diyanet Vakfı 81. Buna rağmen onlar, öncekilerin dedikleri gibi dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 81-Hayır, öncekilerin dediği gibi dediler.
Süleyman Ateş 81. Hayır, onlar da evvelkilerin dedikleri gibi dediler:
Yaşar Nuri Öztürk 81 İşin doğrusu şu: Onlar da öncekilerin söylediği gibi söylediler.
Ali Bulaç 82- Dediler ki: ‘Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?’
Diyanet Vakfı 82. Dediler ki: Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 82-ki: “ölüp de bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, sahi biz mi mutlaka diriltileceğiz?
Süleyman Ateş 82. Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi diriltileceğiz? dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 82 Dediler ki: “Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten o zaman mı diriltileceğiz?”
Ali Bulaç 83- ‘Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.’
Diyanet Vakfı 83. Hakikaten, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!
Elmalılı Hamdi Yazır 83-Yemin ederiz ki, bize de atalarımıza da bundan önce bu va’dolundu; bu eskilerin masallarından başka bir şey değil!”
Süleyman Ateş 83. Andolsun bu tehdid bize de bizden önce atalarımıza da yapıldı. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 83 “Yemin olsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Öncekilerin masallarından başka bir şey değil bu!”
Ali Bulaç 84- De ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve içinde olanlar kimindir?’
Diyanet Vakfı 84. (Resûlüm!) de ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?
Elmalılı Hamdi Yazır 84-De ki: “Yeryüzü ve onda bulunan kimseler kime aittir; eğer biliyorsanız?”
Süleyman Ateş 84. De ki: “Biliyorsanız dünya ve içinde bulunanlar kimindir?”
Yaşar Nuri Öztürk 84 De ki: “Eğer biliyorsanız, yeryüzü ve içindekiler kimindir?”
Ali Bulaç 85- ‘Allah’ındır’ diyecekler. De ki: ‘Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?’
Diyanet Vakfı 85. “Allah’a aittir” diyecekler. Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız! de.
Elmalılı Hamdi Yazır 85-“Allah’a aittir.” diyecekler. De ki: “O halde düşünmez misiniz?
Süleyman Ateş 85. Allah’ındır diyecekler. “O halde düşün(üp, ilk kez yaratanın, ikinci defa yine yaratılabileceğini anla)mıyor musunuz?” de.
Yaşar Nuri Öztürk 85 “Allah’ındır!” diyecekler. De ki: “Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?”
Ali Bulaç 86- De ki: ‘Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?’
Diyanet Vakfı 86. Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş’ın Rabbi kimdir? diye sor.
Elmalılı Hamdi Yazır 86-Sor onlara, de ki: “Kimdir o yedi kat göklerin Rabbi ve o büyük Arşın sahibi?”
Süleyman Ateş 86. Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir? de.
Yaşar Nuri Öztürk 86 Sor: “Yedi göklerin Rabbi ve o büyük arşın Rabbi kimdir?”
Ali Bulaç 87- ‘Allah’ındır’ diyecekler. De ki: ‘Yine de sakınmayacak mısınız?’
Diyanet Vakfı 87. “(Bunlar da) Allah’ındır” diyecekler. Şu halde siz Allah’tan korkmaz mısınız! de.
Elmalılı Hamdi Yazır 87-“Allah’a aittir.” diyecekler. De ki: “O halde korkmaz mısınız?”
Süleyman Ateş 87. Bunlar Allah’ındır diyecekler. “O halde korunmuyor musunuz?” de.
Yaşar Nuri Öztürk 87 “Allah’tır!” diyecekler. De ki: “Hâlâ benden sakınmıyor musunuz?”
Ali Bulaç 88- De ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.’
Diyanet Vakfı 88. Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor.
Elmalılı Hamdi Yazır 88-Sor onlara ki: “Kimdir herşeyin mülkiyeti ve yönetimi kudret elinde olan, kayırıp da kendisine kayırılmaz olan; söyleyin, biliyorsanız?”
Süleyman Ateş 88. Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekutu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir? de.
Yaşar Nuri Öztürk 88 Şunu da sor: “Eğer biliyorsanız söyleyin. Kimdir o, her şeyin melekûtu/aslı-esası elinde olan? O koruyup gözeten ama korunup gözetilmeyen?”
Ali Bulaç 89- ‘Allah’ındır’ diyecekler. De ki: ‘Öyleyse nasıl oluyor da (böyle) büyüleniyorsunuz?’
Diyanet Vakfı 89. “(Bunların hepsi) Allah’ındır” diyecekler. Öyle ise nasıl olup da büyüye kapılıyorsunuz? de.
Elmalılı Hamdi Yazır 89-“Allah’a ait” diyecekler. De ki: “O halde nasıl büyüleniyorsunuz?”
Süleyman Ateş 89. (Her şeyin yönetimi) Allah’a aittir diyecekler. “O halde nasıl büyüleniyorsunuz?” de.
Yaşar Nuri Öztürk 89 “Allah’tır!” diyecekler. De ki: “Nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?”
Ali Bulaç 90- Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.
Diyanet Vakfı 90. Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise hakikaten yalancılardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 90-Doğrusu Biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise şüphesiz yalancılar.
Süleyman Ateş 90. Doğrusu biz, onlara hakkı getirdik, (bizim söylediklerimiz gerçektir), onlarsa yalancıdırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 90 Hayır, hayır! Biz onlara hakkı getirdik ama onlar tam anlamıyla yalancıdırlar.
Ali Bulaç 91- Allah, hiç bir çocuk edinmemiştir ve O’nunla birlikte hiç bir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürürdü ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir.
Diyanet Vakfı 91. Allah evlât edinmemiştir; O’nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur. Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah, onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
Elmalılı Hamdi Yazır 91-Allah asla oğul edinmedi ve beraberinde bir tanrı da yoktur; Öyle olsaydı, her tanrı kendi yarattığını sürükleyip gider ve elbette birbirlerine üstünlük taslarlardı. Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.
Süleyman Ateş 91. Allah çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını götürürdü ve onlardan biri diğerine üstün gelmeğe çalışırdı. Allah, onların tanımlamalarından uzaktır.
Yaşar Nuri Öztürk 91 Allah, çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah’ın şanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır.
Ali Bulaç 92- Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir; ortak koştuklarından yücedir.
Diyanet Vakfı 92. Allah, gaybı da şehâdeti de bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
Elmalılı Hamdi Yazır 92-Allah, gaybı da aşikar olanı da bilendir. O, onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
Süleyman Ateş 92. (O), görünmeyeni ve görüneni bilir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Yaşar Nuri Öztürk 92 Gözle görülmeyeni de görüleni de bilendir O. Uzaktır onların ortak koştuklarından.
Ali Bulaç 93- De ki: ‘Rabbim, eğer onlara va’dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen,’
Diyanet Vakfı 93. (Resûlüm!) De ki: “Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka bana göstereceksen.
Elmalılı Hamdi Yazır 93-De ki: “Rabbim, eğer onlara va’dedilen azabı bana mutlaka göstereceksen,
Süleyman Ateş 93. De ki: “Rabbim, eğer onların tehdidedildikleri şeyi mutlaka bana göstereceksen (ben sağ iken onları cezalandıracaksan),”
Yaşar Nuri Öztürk 93 De ki: “Rabbim, tehdit edildikleri şeyi bana mutlaka göstereceksin.
Ali Bulaç 94- ‘Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma.’
Diyanet Vakfı 94. Bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma, Rabbim!”
Elmalılı Hamdi Yazır 94-beni o zalimler güruhu arasında bulundurma Rabbim!”
Süleyman Ateş 94. Rabbim, beni şu zalim kavmin içinde bırakma!
Yaşar Nuri Öztürk 94 Beni o zalimler topluluğunun içinde tutma Rabbim!”
Ali Bulaç 95- Gerçek şu ki biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz.
Diyanet Vakfı 95. Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.
Elmalılı Hamdi Yazır 95-Şüphesiz ki Biz, onlara yaptığımız tehdidi sana gösterme gücüne sahibiz elbette.
Süleyman Ateş 95. Biz, onları tehdidettiğimiz şeyi sana göstermeğe elbette kadiriz (onları cezalandıracağız ve sen bunu göreceksin).
Yaşar Nuri Öztürk 95 Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi sana göstermeye elbette kadiriz.
Ali Bulaç 96- Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz.
Diyanet Vakfı 96. Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır 96-Sen o kötülüğü en güzel bir davranışla defet; Biz onların ne halt edeceklerini daha iyi biliriz.
Süleyman Ateş 96. Kötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni) nasıl vasıflandıracaklarını biliyoruz.
Yaşar Nuri Öztürk 96 En güzel olan neyse onunla sav kötülüğü. Onların nasıl nitelendirme yaptıklarını biz daha iyi biliriz.
Ali Bulaç 97- Ve de ki: ‘Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım.’
Diyanet Vakfı 97. Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
Elmalılı Hamdi Yazır 97-Ve de ki: “Ey Rabbim, şeytanların dürtüştürmelerinden (kışkırtmalarından) sana sığınırım!
Süleyman Ateş 97. Ve de ki: “Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım.”
Yaşar Nuri Öztürk 97 Ve de ki: “Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım!”
Ali Bulaç 98- ‘Ve onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim.’
Diyanet Vakfı 98. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!
Elmalılı Hamdi Yazır 98-Huzuruma gelmelerinden sana sığınırım Rabbim!”
Süleyman Ateş 98. Ve onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rabbim.
Yaşar Nuri Öztürk 98 “Onların, başıma üşüşmelerinden de sana sığınırım Rabbim!”
Ali Bulaç 99- Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: ‘Rabbim, beni geri çevirin.’
Diyanet Vakfı 99. Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “Rabbim! der, beni geri gönder;”
Elmalılı Hamdi Yazır 99-Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde diyecek ki : “Rabbim, döndür, döndür beni, döndür!
Süleyman Ateş 99. Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: “Rabbim, der, beni geri döndürünüz!”
Yaşar Nuri Öztürk 99 Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: “Rabbim, beni geri döndürün;
Ali Bulaç 100- ‘Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım.’ Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.
Diyanet Vakfı 100. “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.” Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 100-Belki ben, o bıraktığımda (boşa geçirdiğim dünyada) iyi işler yaparım!” Hayır, hayır! Bu, onun söylediği boş bir sözdür. Ötelerinde ise yeniden diriltilecekleri güne kadar bir engel vardır.
Süleyman Ateş 100. Ki terk ettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım. Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde ta diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 100 Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.
Ali Bulaç 101- Böylece Sur’a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.
Diyanet Vakfı 101. Sûra üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 101-Sur’a üfrüldüğü zaman, artık o gün ne aralarında soy sop ilişkisi olacak, ne de birbirlerini soracaklar.
Süleyman Ateş 101. Sur’a üflendiği zaman, artık o gün aralarında soylar yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 101 Sûra üfürüldüğünde, aralarında artık soy-sop/şuna-buna mensup olmalar söz konusu edilemez. Birbirlerini soruşturamazlar da.
Ali Bulaç 102- Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Diyanet Vakfı 102. Artık kimlerin (sevap) tartılan ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 102-O zaman her kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar o kurtuluş bulanlardır.
Süleyman Ateş 102. Kimlerin (eylemlerinin) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Yaşar Nuri Öztürk 102 Artık kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuş olacaklardır.
Ali Bulaç 103- Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.
Diyanet Vakfı 103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 103-Her kimin de tartılan yeğni (hafif) gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenler ve cehennemde kalacaklardır.
Süleyman Ateş 103. Kimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde sürekli kalanlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 103 Tartıları hafif gelenler ise kendilerini kayba uğratanlar, uzun süre cehennemde kalanlar olacaklardır.
Ali Bulaç 104- Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.
Diyanet Vakfı 104. Ateş yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir halde bulunurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 104-Orada dişleri sırıtırken ateş yüzlerini yalar.
Süleyman Ateş 104. (Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır.
Yaşar Nuri Öztürk 104 Ateş, yüzlerini yalar. Ve onlar da içinde sırıtıp kalacaklar.
Ali Bulaç 105- Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?
Diyanet Vakfı 105. Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 105-Ayetlerimiz size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz değil mi?
Süleyman Ateş 105. Ayetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?
Yaşar Nuri Öztürk 105 “Ayetlerim size okunmadı mı?” Ve siz onları yalanlamıyor muydunuz?”
Ali Bulaç 106- Dediler ki: ‘Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi , biz sapan bir topluluk imişiz.’
Diyanet Vakfı 106. Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.
Elmalılı Hamdi Yazır 106-Derler: “Rabbimiz, bizi azgınlığımız altetti ve biz, sapık bir kavim idik.
Süleyman Ateş 106. Rabbimiz, dediler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir topluluk olduk.
Yaşar Nuri Öztürk 106 Derler ki: “Rabbimiz, bahtsızlığımız bize baskın çıktı. Sapıp gitmiş bir topluluk olduk biz.”
Ali Bulaç 107- ‘Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkâra) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz.’
Diyanet Vakfı 107. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.
Elmalılı Hamdi Yazır 107-Rabbimiz, çıkar bizi buradan; döner bir daha yaparsak şüphesiz ki biz zalimleriz.
Süleyman Ateş 107. Rabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz.
Yaşar Nuri Öztürk 107 “Rabbimiz, çıkar bizi oradan. Eğer bir daha aynısını yaparsak, gerçekten zalimler olacağız.”
Ali Bulaç 108- Der ki: ‘Onun içine sinin ve benimle söyleşmeyin.’
Diyanet Vakfı 108. Buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık!
Elmalılı Hamdi Yazır 108-Allah buyurur: “Orada sinin, Bana birşey söylemeyin!
Süleyman Ateş 108. Buyurdu ki: “Sinin orada, bana bir şey söylemeyin!”
Yaşar Nuri Öztürk 108 Buyurur: “Yıkılıp gidin oraya, konuşmayın benimle!”
Ali Bulaç 109- ‘Çünkü gerçekten benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de,’
Diyanet Vakfı 109. Zira kullarımdan bir zümre: Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi affet; bize acı! Sen, merhametlilerin en iyisisin, demişlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 109-Çünkü Kullarımdan: “Ey Rabbimiz, iman ettik; bizi bağışla, bize acı; Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!” diyenler vardı.
Süleyman Ateş 109. Zira kullarımdan bir zümre: ‘Rabbimiz inandık, bizi bağışla, bize acı, sen acıyanların en hayırlısısın’ dedikleri için
Yaşar Nuri Öztürk 109 Kullarımdan bir zümre “Rabbimiz, inandık; affet bizi, acı bize, sen merhametlilerin en hayırlısısın” diyorken,
Ali Bulaç 110- ‘Siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz.’
Diyanet Vakfı 110. İşte siz onları alaya aldınız; sonunda onlar (ile alay etmeniz) size beni yâdetmeyi unutturdu, siz onlara gülüyordunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 110-Siz, onlarla alay ettiniz, hala Beni anmayı size unutturdular, onlara öyte gülüyordunuz.
Süleyman Ateş 110. Siz onlarla alay ettiniz, (sürekli onlarla uğraştığınız için onlar) size beni anmayı unutturdular. Siz daima onlara gülüyordunuz.
Yaşar Nuri Öztürk 110 Siz onları alaya aldınız. Öyle ki, zikrimi/Kur’anımı size unutturdular. Siz onlara hep gülüyordunuz.
Ali Bulaç 111- ‘Bugün ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir.’
Diyanet Vakfı 111. Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muratlarına erenlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 111-İşte Ben onlara sabretmelerine karşılık bugün bu mükafatı verdim. Murada erenler onlardır, onlar!
Süleyman Ateş 111. Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar (evet) işte kurtulup murada erenler onlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 111 Bugün onlara ben, sabretmiş olmalarının karşılığını verdim. Başarıya erip kurtulanlar, onlardır.
Ali Bulaç 112- Dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?’
Diyanet Vakfı 112. (Allah inkârcılara) “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.
Elmalılı Hamdi Yazır 112-“Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye soracak Allah
Süleyman Ateş 112. Ve buyurdu: “Yer yüzünde yıllar sayısınca ne kadar kaldınız?”
Yaşar Nuri Öztürk 112 Buyurur: “Yeryüzünde yıllar sayısıyla ne kadar kaldınız?”
Ali Bulaç 113- Dediler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.’
Diyanet Vakfı 113. “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte sayanlara sor” derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 113-Onlar: “Bir gün veya bir günün bir kısmı, sayanlara sor.” derler.
Süleyman Ateş 113. (Herhalde) Bir gün, yahut günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor, dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 113 Derler: “Bir gün yahut günün bir kısmı kadar; sayanlara sor.”
Ali Bulaç 114- Dedi ki: ‘Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,’
Diyanet Vakfı 114. Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!
Elmalılı Hamdi Yazır 114-Allah buyuruyor ki: “Bilmiş olsanız, gerçekten pek az kaldınız.”
Süleyman Ateş 114. Buyurdu ki: “Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz!”
Yaşar Nuri Öztürk 114 Buyurdu: “Sadece birazcık kaldınız. Keşke biliyor olsaydınız.”
Ali Bulaç 115- ‘Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?’
Diyanet Vakfı 115. Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
Elmalılı Hamdi Yazır 115-Yoksa siz, Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?
Süleyman Ateş 115. Bizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
Yaşar Nuri Öztürk 115 “Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
Ali Bulaç 116- Hak melik olan Allah pek yücedir, Ondan başka ilah yoktur; Kerim olan Arş’ın Rabbidir.
Diyanet Vakfı 116. Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O’ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş’ın sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 116-Demek ki Allah,o hak padişah yüksek, çok yüksek! Başka tanrı yoktur; ancak O vardır. O, şanlı Arş’ın sahibidir.
Süleyman Ateş 116. Hak padişah olan Allah, pek yücedir. O’ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş’ın sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk 116 Yücelerden yücedir, o hak padişah olan Allah! İlah yok O’ndan başka. O şanlı arşın Rabbidir O!
Ali Bulaç 117- Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin katındadır. Şüphesiz inkâr edenler kurtuluşa eremezler.
Diyanet Vakfı 117. Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsa, -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kâfirler iflah olmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 117-Her kim Allah ile birlikte başka bir tanrı olduğunu iddia ederse, onun bu hususta hiçbir delili yoktur ve onun hesabı Rabbinin katında görülecektir ancak! Gerçek şu ki, kafirler kurtuluşa eremezler!
Süleyman Ateş 117. Kim Allah ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allah cezalandırır) çünkü kafirler iflah olmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 117 Kim Allah’ın yanında, hakkında hiçbir kanıt olmayan bir başka ilaha yakarır/davet ederse, onun hesabı rabbi katındadır. Hiç kuşkusuz, küfre sapanlar iflah etmezler.
Ali Bulaç 118- Ve de ki: ‘Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’
Diyanet Vakfı 118. (Resûlüm!) De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.
Elmalılı Hamdi Yazır 118-Ve de ki: “Rabbim, beni bağışla, merhamet buyur; Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!
Süleyman Ateş 118. De ki: “Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın.”
Yaşar Nuri Öztürk 118 Şöyle yakar: “Rabbim! Affet, merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın!”

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Mü’minun suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir