Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Müslüman kimdir?
imanilmihali.com
Müslüman kimdir

Müslüman kimdir?

Müslüman diye anılanlar kimlerdir

Elhamdülillah hepimiz Müslümanız! Ve umulur ki öyle olalım.

Peki dilimizdeki bu en manalı kelime Müslümanlık nedir? biliyor muyuz? Çünkü tanımını ve vasfını bilmeden gereklerini yerine getiremeyiz. Doğru cevap her zaman olduğu gibi Allah kelamı Kur’an ayetlerindedir.

Öncelikle Yüce Rabbimizin bize neyi emrettiğine bakalım.

“Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet 41/33)

“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır. Biz Müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?” (Kalem 68/34,35)

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!” (Hac 22/78) (Bu âyette, bütün ilâhî dinlerin temelde bir oldukları, ortak adlarının İslâm olduğu vurgulanmaktadır. Nitekim Kur’an’ın birçok yerinde Hz.İbrahim, Müslüman diye nitelenmektedir.)

“Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab 33/35)

“İnkâr edenler, “Keşke Müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir.” (Hicr 15/2)

“(Allah, şöyle der:) “Ey âyetlerimize iman eden ve Müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de. Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete giriniz.” (Zuhruf 43/68-70)

“…Çünkü Müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir. Kâfirler de Müslüman hanımlara helâl olmazlar…” (Mümtehine 60/10)

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran 3/102)

“Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, Müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.” (Nahl 16/81)

“(Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 16/89)

“Ey Muhammed! De ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, Müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur’an’ı Rabbinden hak olarak indirdi.” (Nahl 16/102)

“(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. De ki: “Bana ancak, ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık Müslüman oluyor musunuz?” (Enbiya 21/107-108)

Yüce Allah tüm kullarının Müslüman olmasını, böyle yaşayıp böyle ölmesini emretmektedir. Kur’an’da, tüm kitap ve peygamberlerde kulların Müslümanlığa davet edilmesi için indirilmiştir ki Müslüman olabilenlere dünyada da ahiret yurdunda da korku yoktur.

Müslüman kimdir?

Öncelikle şuna dikkat etmek gerekir ki her mü’min Müslümandır ama her Müslüman mü’min değildir. 

“Müslüman, Allah’a ve İslam’a teslim olan, tahkiki ve tafsili olarak iman eden, Allahtan başkasına tapmayan = şirk koşmayan, sadece Allah’a tevekkül eden, İslam’ın tek ve ezeli tevhid dini olduğunu kabul eden, şükreden, isyan etmeyen, hidayet dileyen, Allah’a döneceğini bilen ve ahiret günü, din günü dirilmeyi, hesap ve mizanı kabul eden, Peygamberimizin ve diğer tüm peygamberlerin, tüm kutsal kitapların Allah katından olduğuna ve Hak’kı getirdiğine inanan kimsedir.

Burada iki temel kelime teslimiyet ve imandır.

Fıkıhta İslamın şartlarına baktığımızda Kelime-i şehadet getirmek, namaz, oruç, zekat ve hac farziyetini görürüz. Burada Kelime-i şehadet getirmek; Allah’ın Bir’liğine Peygamberimizin O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahit olmak demektir. Yani iman etmek.

İman; kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır. Esasları ise bilindiği üzere; Allah’a, ahirete, Peygamber ve kitaplara, meleklere ve kadere itikat etmektir.

Müslüman olmak terim manasıyla İslam’a girmek olduğundan, kalp ile iman etmeyi de gerektirir.

Müslümanlık; Kelime-i Şehadet getirerek geri kalan hükümleri göz ardı etmek şeklinde geçiştirilecek kadar kolay ve basit bir şey değildir.

Kelime anlamı olarak barış, huzur, esenlik ve teslimiyet olan İslam olabilmek ile yani dine girmek ile iman etmek faklı şeylerdir.

“Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat İslâm’a girdik” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Hucurat 49/14)

İman dille ifade edildiğinde de kişi Müslüman olabilir ama mü’min olamaz.

Allah gelmiş geçmiş tüm kullarına Müslüman olmayı emreder. İman edenler yani mü’minler ise takvada daha ileri olanlardır.

Müslüman olmak teslim olmak, kabullenmek, kalp ile tasdik ederek inanmak ve buna göre yaşamaktır. Bu tüm dinlerde de insan olmayan topluluklarda da değişmez bir kuraldır.

“İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Al-i İmran 3/67)

“İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi. Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?” (Bakara 2/132,133)

“Orada (Lût’un yöresinde) bulunan mü’minleri çıkardık. Zaten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.” (Zariyat 51/35,36)

“İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.” (Al-i İmran 3/52)

“De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.” (Al-i İmran 3/64)

“Bu Kur’an’dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, işte onlar ona da inanırlar. Kur’an kendilerine okunduğu zaman, “Ona inandık, şüphesiz o Rabbimizden gelen gerçektir. Şüphesiz biz ondan önce de müslümandık” derler. (Kasas 28/52,53)

“Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz! Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.” Dediler ki: “Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz. Sen sırf, Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.” (A’raf 7/123-127)

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi.” (Yunus 10/90)

“Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah’a aittir. Bana (Nuh Peygamber) müslümanlardan olmam emredildi.” (Yunus 10/72)

“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim (Yusuf Peygamber) canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (Yusuf 12/101)

(Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız. Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş. Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk. Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı. Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı. Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk. Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur. Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi? Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz. Muhakkak ki biz Allah’ı yeryüzünde âciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu âciz bırakamayacağımızı anladık. Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur’an’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar. Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır. Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (Cin 72/1-15)

Peygamberlerin ve kutsal kitapların tamamının gayesi; Müslüman olmaya davet, teşvik, kabullenenleri müjdeleme ve kabullenmeyenleri korkutmadır.

“De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, Müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.” (Neml 27/91,92)
“Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da Müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.” (Neml 27/80,81)

“Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.” Onun size, “Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin.” diye emretmesi de düşünülemez. Siz Müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?” (Al-i İmran 3/79,80)

Müslüman olmak, İslam’a girmek, Allah ve dostlarına teslim olmak cennete girmenin de ahiret yurdunda hesabı kolay atlatabilmenin de inşallah anahtarı, mükâfatı olacaktır. Ve Müslüman olabilmek sadece İslamiyet’e has bir konu da değildir. İslamiyet’ten öncekilerin durumu, İslamiyet’ten bihaber olanların durumu böyledir. Umulur ki iman ve teslimiyet konusunda iyi niyetli, gayretli, salih amel işleyen, ahlak ve ibadet sahibi, şirkten uzak duran diğer din mensuplarının İslamiyet sonrasında da belli bir mükafatları olacaktır.

Çünkü tüm dinler Allah’ın, tüm kitaplar Allah’ındır. Değiştirilip, saklanmayan orijinal kitaplar bulunabilse ana esaların Kur’an ile aynı olduğu, tüm peygamberlerin kulları aynı Allah’a çağırdığı görülecektir. Sorun bazı fesat ve gafil kulların menfaat karşılığı sattıkları dinleri nedeniyle tahrif ettikleri tevhiddir.

Allah’ın dini tevhid dini yani İslamiyet’tir. İlk insandan bu yana sadece ve sadece İslamiyet vardır. İsmi farklı olsa da, tebası farklı olsa da, haram ve helalleri değişik olsa da emri veren Allah, tebliğ eden O’nun peygamberi ve davet yapılanlar O’nun kullarıdır.

“Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).” (Bakara 2/62)

Müslüman olmak bir sevinç payesi olabilir ama bir övünme payesi değildir. Çünkü Allah dilediği ve müsaade ettiği için kul teslim olup İslam’a girebilmiştir. O dilemeseydi kul İslam’a kalp kapılarını kapatır ve gözleri kör olarak yaşar giderdi. Aksine Allah o kuluna İslam’ı lütfetmiştir. Mesele bu lütfa uygun yaşamak, bu imkanı iyi değerlendirmek ve gerisin geriye küfre dönmemektir.

“İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. (Ey Muhammed!) De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.” (Hucurat 49/15-17)

Özetle; Müslümanlık Allah’a ve İslam’a teslimiyet, Müslüman ise teslim olandır. İlk insandan kıyamete kadar Allah’ın dini olan İslam tevhid dinini adıdır ve iman edip teslim olanların inşallah tamamı ahiret yurdunda korkudan uzak kalacaktır. Lakin bunun şartı; imanın ve teslimiyetin kalpten olması, şirk dininden uzak, samimi ve sürekli olmasıdır.

İslam’a girmek ile iman etmek bu yüzden farklıdır. Salih amel işlemek ve ibadet görevlerini yerine getirmek imanın ve İslam’ın gereğidir. Ancak bunlarda da gereken şart sadece Allah rızası için yapılması ve sadece Allah’a sığınılmasıdır. Yapılacak şey Kur’an ve Peygamberin getirdiklerine koşulsuz itaat ve sürekli – taze – güçlü imandır.

Bu yolda en büyük iki düşman nefis ve şeytan, en büyük gaflet riya ve gösteriştir.

İlk insandan beri süregelen tevhid dini olan İslam’ın karşıtı = düşmanı şirk dini, İblis dinidir. Bu yüzden Kur’an insanları sadece iki grupta tanımlar; iman edenler ve etmeyenler ve yine Kur’an dini de ikiye ayırır; tevhid dini ve şirk dini.

İslam’a giren belki pek çok azaptan kurtulacaktır ama gaye bir adım daha ileri gidip içten iman edebilmek yani mü’min olabilmektir.

Kur’an Müslüman olmayı öğütlerken pek çok yerde bu yüzden “Ey iman edenler…” diye hitap etmekte ve iman edenlerin nasıl yaşaması gerektiğine işaret etmektedir.

Sözün kısası; sadece dil ile söylenen kelime-i şehadet veya kelime-i tevhid -doğrusunu Allah bilir diyerek- belki sizi Müslüman yapabilir ama Müslümanlık bile Allah’a ve İslam’a teslim olmaktır. İman etmek ise Allah’ın hidayeti ile dileyene ve kendisinin dilediğine bahşettiği bir lütuftur.

Allah sonsuz ilim, kudret ve ilmiyle dilediğini yapandır ama bu merhametsiz, kuralsız, adil olmayan bir durum değil aksine adil, şefkat ve rahmet dolu, bir kudrettir. O, sonsuz iradesi ile kulunun cüzi iradesine destek olan, ezeliyet vasfı ile başı ve sonu bilen, hayatı veren ve alandır.

O, kulları kendisine gözyaşı ve içtenlikle geldiğinde, tevbe ve istiğfarlara, niyaz ve dileklere cevap verendir. O, tek bir şey ister; vefa ve sözüne sadakat.

Hangi söze dersek te karşımıza Fatiha suresi çıkar.

Kur’an surelerinin ilki Fatiha ile kullar Rablerine şöyle seslenirler;

“Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!)”

Bu ancak sadece demektir. Tevhid dinini şirk dininden, ihlası riyadan, hikmeti göz boyamadan ayıran bu kelimedir. Cennet ve cehennem yolcularının biletlerinin arkasında da bu sadece kelimesi var veya yoktur.

Müslüman olmak borcumuz, mü’min olmak mükâfatımız, İslamiyet esenliğimiz, Hz. Peygamberimiz önderimiz, Kur’an hidayet rehberimizdir.

Tüm kitap ve Peygamberlere iman etmek boynumuzun borcu, ahlaklı ve ibadetli yaşamak farziyetimizdir.
“Kalp” ile tasdik edilmeyen iman, “yürekten” eda edilmeyen ibadetler ve “sadece” ile desteklenmeyen tevbe ve niyazlar, kulu Allah’ın lütfu ile belki Müslüman yapabilir ama mü’min yapmaz.

Sıradan, şefaate muhtaç, zayıf iradeli, ecele kadar inancını koruyamayacak kadar zayıf iradeli Müslüman olmak veya imanı sağlam ve taze mü’min olmak sizin seçiminiz.

İyi bir Müslüman olmayı, mü’min olabilmeyi Rabbim tüm kullarına nasip etsin inşallah!

Unutmayın!

Mesele tüm dünyanın Müslüman olması değildir. Müslümanların Müslüman olabilmesidir.

Müslüman kimdir?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır Başlık bu olunca akıllara hemen Müslüman devletlerdeki milyarlarca insan gelir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir