Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Müslüman Müslümana karşı
imanilmihali.com
Müslüman Müslümana karşı

Müslüman Müslümana karşı

Müslüman Müslümana karşı

Müslüman, dini manada sadece Allah’a teslim olan ve sadece O’na sığınan demektir. Bu teslimiyet ise tam, samimi ve sabit olmalıdır. Dinin ve imanın özü bu teslimiyettir ve ecele dek bu inanç muhafaza edilmek mecburiyetindedir. Kulun yaşamı da, ölümü de, ibadetleri de sadece Alemlerin Rabbi Allah içindir, olmalıdır.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran 3/102)

“Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.” (En’am 6/162,163)

Ahiret yurdu, hakikatlerin görüleceği, hesapların kapatılacağı, pişmanlıkların veya müjdelerin yaşanacağı sonsuz yurttur ve orada sevinenler ancak Allah’a teslimiyette şüphe duymayanlar olacaktır.

“Elif Lâm Râ.  Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir. İnkâr edenler, “Keşke müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir. Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.” (Hicr 15/1-3)

“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab 33/35)

“Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet 41/33)

“(Allah, şöyle der:) “Ey âyetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de.” (Zuhruf 43/68,69)

Sadece Allah diyebilen, ilahi irade ve hükme ortaklar atamayan, İslam’a tabi, kalbi imanlı, dilleri doğru Müslümanlar ise ancak kardeştir ve bu kardeşliğin adı “iman kardeşliğidir.”

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurat 49/10,11)

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i İmran 3/103)

Dikkat edilirse bu kardeşlik cihandaki en kıymetli bağdır ve dünyevi sorunların dahi düzeltilmesi istenmekle çıkar ve menfaat ilişkilerinin bu kardeşliğe zarar vermesi engellenmeye çalışılmaktadır. benzer şekilde zenginlik, makam ve mevkiler kardeşler arası bir üstünlük vesilesi olmamalı, fikirlerdeki farklılıklar küfür veya şirk noktasına varmadıkça barışçı yollarla doğruyu bulmalı, hoşgörü ve sağduyu kalplere egemen olmalıdır.

Küfür veya şirk noktasına varan fikir ayrılıkları durumunda ise zaten bir kardeşlikten söz edilemez ve bu kez onlardan uzaklaşma emri geçerlidir. Eğer bu farklılık amele dönüşür ve zulüm mertebesine varırsa da yapılacak şey o küfür odaklarıyla mücadele yani cihat etmektir ki bu durumda zaten bir iman kardeşliğinden de söz edilemez. Bu durumda ana babalar ve hatta öz kardeşler dahi terk edilmelidir. Şayet ayetin bu emri hilafına kan bağları ve menfaat ilişkileri Allah’ın emirlerinin üzerine çıkarılıyorsa bu kez de cehennem azapları devreye girecektir. Çünkü bu Allah’ın ahdidir.

Yani özetle zulüm, küfür ve şirke varan bedbahtlıklar varsa kardeşlik yoktur, kardeşlik var fakat fikir ayrılıkları cüzi seviyede yaşanıyorsa doğru bulunmalı ve kardeşlik bağları zarar görmemelidir.

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”” (Tevbe 9/23)

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Mücadele 58/22)

Unutulmamalıdır ki Müslüman olmak, Müslüman ana babadan doğmuş olmak, Müslüman bir ülkede dünyaya gelmek Allah’ın o kullara bir lütfu ve merhametidir, nimetidir. Müslüman olmakla kazanan kulun kendisidir, kulun kendisine yaptığı iyiliktir ve Allah onlardan inşallah razı olacaktır ama bu başa kakma vesilesi asla değildir.

Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.” (Hucurat 49/12)

Müslümanların kardeşliği; din kardeşliği, iman kardeşliğidir. Bunun şartı sadece Allah’a teslim olmak ve rızkı, medeti, nimet ve şifayı sadece O’ndan beklemek yani şirk koşmamaktır. Bu aynı zamanda dini sadece Allah’a mal etmek, hesap gününü ve hesabı sadece Allah’a yaslamaktır. Bu kardeşlik hem Allah sevgisini hem Allah’a düşman olan unsurlara düşmanlık beslemeyi, yani Allah için sevmeyi ve Allah için sevmemeyi zorunlu kılar.

Bu düşmanlık hissi adı Müslüman olsa da kalben Müslüman olmayanlara ve sevgi bağları kalbi ve diliyle Müslümanlığı kabul edenleredir. Kimin dinde ve kimin değil olduğunu da bilen (kul kendi ağzıyla açıkça ifade etmedikçe) sadece Allah’tır. Birisinin hareket ve davranışlarına bakarak onu din dışı ilan etmek yani tekfir bu nedenle büyük vebal gerektirir. Kişinin kendi ağzıyla din dışına çıktığını ifade etmesi ise irtidattır ve bunu yapana da mürted denir.

Dinde zorlama hem girişte, hem içeride ve hem de çıkışta asla yoktur. Dileyen Müslüman olur ve dileyen olmaz. Kimse zorlayamaz, baskı yapamaz, aforoz edemez, karalayamaz. Kaybın sahibi, hesabın tek sahibi Yüce Allah’tır, vebal ise o kuldan başkasına ait değildir.

O halde diliyle dinde olduğunu söyleyen kimseyi herkes Müslüman kabul etmek zorundadır. o kimse yalan söylese de, riya ve gösteriş yapsa da, farklı mezheplere mensup olsa da beşeriyatta Müslümandır. Şayet samimi değil ve münafıklık ediyorsa onun hesabını zaten herşeyi bilen Allah görecektir. Ama bu hesapta kullara düşen görev yoktur.

Hz. Peygamberin risâlet görevi dahi sadece tebliğ, davet ve nasihatten, örnek seviyede uygulayarak göstermekten ve iknaya çalışmaktan ibarettir. O’nun hiçbir cihadı birilerini Müslüman yapmak için değildir, sadece zulmü bastırmak ve zulme varan küfrü, işkenceleri, bozgunları ve sinsi entrikalar ile düşmanlıkları yok etmek içindir. Bu sebeple Müslümanım diyen biri Müslümandır ve Müslümanlar kardeş olmak zorundadır.

Kur’an, Hz. Peygamber ve fıkıh bunu emrederken, birilerinin Müslümanlara arsına fitne sokmak maksadıyla yahut kendi lehine çıkar sağlamak gayesiyle birilerini din dışı ilan etmesi büyük günahtır, aksine o kişiyi dinden çıkarır.

Müslümanların arasını bozmak maksadıyla fitne ve fesat üretenlerin, tuzaklar kuranların, yalan ve iftira edenlerin, sahte ve caiz olmayan yollarla yeryüzünde ve İslam coğrafyalarında bozgunculuk yapmaya kalkışanların ise hali fenadır.  Bunların hali samimi Müslüman olmama ve münafıklık etme durumudur ki cehennemdeki yerleri zaten kafirlerden de aşağıdadır.

Müslümanlar ise bu kışkırtma ve kandırmacalara gelmeden, gaza gelmeden, hakikati aramak ve bulmak mecburiyetindedir ve o iddia doğru bile olsa zorlama veya cezalandırma yetkisinin sadece Allah’ta olduğu unutulmamalıdır.

Bu dinden çıkış (irtidat) devlet düşmanlığı veya vatan hainliği seviyesine varmadıkça cezası sadece Allah’a aittir ve işlenen başkaca suç yoksa o kula ceza vermek de dinen doğru değildir. Bu ceza yasalar yoluyla veya toplumsal dışlama şeklinde de olsa fark etmez.

Ancak hak, hukuk ve adalet her hâlükârda muhafaza edilmeli ve din içindeki ile dışındakine aynı adil muamele yapılmalıdır ki bunun aksi bilakis o taraf tutanları günahkâr kılar. Tume Bin Ubeyrık olayı buna güzel bir delildir.

Modern zamanlarda görülen ise maalesef bu anlatılanların aksidir ve Müslümanlar ayrışmış, bölünmüş, kutuplaşmış ve birbirine düşman ettirilmiş haldedir. Buna sebep cehalet, gaflet ve ihanettir.

Cehalettir çünkü Müslüman olduğu iddiasındaki kitleler Kur’an’dan habersiz bir din yaşamaktadır. Gaflettir çünkü bu adaletsizliklerde bir sakınca görmemekte, seyirci kalmakta, karşı çıkmamaktadır. İhanettir çünkü din parçalanmakta, iman kardeşliği zarar görmektedir.

Hiziplere, tarikatlara, mezheplere bölünmüş sözde İslam, maalesef iman ve din kardeşliğini tesisten de uzaktır. İsrailiyat ve arabizm altında inleyen bu Kur’an dışı İslam elbette şeytani dokunuşların eseridir ve Müslümanı Müslümana kırdırmak buldukları en kolay ve sağlam yoldur.

Kan ve göz yaşının hâkim olduğu tüm coğrafyalarda çekilen ıstırapların hep Müslümanlara ait olması buna delildir. Oysa dinin tek düşmanı zulümdür ve şirk dahi zulüm olduğu için afsızlığa mahkûmdur. O halde tüm entrika ve münafıkların ortak adı zulümdür ve Kur’an’ın savaşı bu zulümledir.

Müslümanlar ise ancak kardeştir. Ekmeğini paylaşan, dertleşen, sevinçleri bölüşen, yardımlaşan Müslümanlar cemiyetinin, küfür cephesine karşı galip gelmemesi için hiçbir sebep yoktur. Ama bunun şartı bir ve beraber olmaktır ki küfür cephesinin ilk gayesi bu birlikteliği engellemek ve hatta Müslüman toplum ve devletleri birbirine düşman ederek kırdırmaktır.

Hiziplerin diğer mezhep, tarikat veya fırkaya mensup Müslümanları din dışı görmesine değin varan oranda düşmanlık üretmesi ise yazık ki servet ve makam sevdasındandır.

Allah yolunda olma ve yürekleri yumuşatma ve İslam’a ısındırma sevdasıyla teşkile dilmiş bu sözde yuvaların kin ve nefret üretir, çocuklara tecavüz eder, saldırılar düzenler, terör üretir, cihat adına ortalığı kana bular, servetler elde eder ve himayelere sahip hale gelmesi maalesef maksadın çoktan dışına çıkıldığının da ispatıdır.

Oysa Allah’ın ipi tektir, Kur’an’dır. Yüce Allah bu ipe sımsıkı sarılmayı emrederken parçalanıp bölünmemeyi de emredendir.

Farklılaştırmak, bölüştürmek, kutuplaştırmak gayeli tüm adımlar işte bu farz emre ve dinin tam kendisine isyan manası taşır ve yapanı elbette dinden çıkartır. Sonrasında bu zulmü üretenlerin dindeymiş gibi yapageldikleri ise münafıklıktır ve ahiret vebali azapların katmerlisi olmaya mahkûmdur. Ayrıca bu bölünmeyi arzulama ve zorlama işi başlı başına bir zulümdür, iman kardeşliğine vurulmuş bir darbedir, dinin erdiriciliğini yok eden, yeryüzüne İslam’ın egemen olmasına da engel olan bir bozgunculuktur. İslam’a ısındırılması istenen gayri Müslimlerin dinden korkmasına ve kaçmasına ve hatta terör ile ilişkilendirmesine de sebep bu bozgunculuktur. yani vebal çok ama çok büyüktür.

Örnekleyecek olursak farklı mezheplere mensup olanların diğer mezheplerce, farklı mezhepleri devlet dini olarak benimseyen ülkelerin diğer ülkelerce din dışı ve hatta dinsiz gösterilme gayreti sayılabilir. Oysa tamamı aynı Allah’a, aynı Kur’an’a ve aynı Peygamber’e tabidir ve tamamı Müslümandır.

Arayı açanlara bu nedenle iyi bakmak gerekir. Onların aslında bizlerden olmadığı ancak bu sayede anlaşılabilir ve yine bu sayede onlara gereken reaksiyon gösterilebilir.

Bu mücadelede en büyük hata fanatizm yani sorgulamadan hesap sorma ve destek olma düşüncesidir ki bağlı olunan tarikat veya grup aksine davransa bile kula düşen o işi kalple sorgulamak ve Kur’an’a müracat etmektir. Yanlış işin yapılmasından doğan vebal, birileri o işi istedi veya emretti diye asla azalmaz aksine artar. Çünkü organize hale gelir ve kurumsallaşır, kalıcı hale gelir.

Tahakkum altındakilerin o şeytani işe destek vermeleri ise elbette ziyandır ve zarar gören Müslüman olduğu için de bunun adı zaten zulümdür.

Velhasıl Müslümanlar din ve devlet işlerini birbirinden ayırt edemedikçe, cehalet sürdükçe ve Kur’an’sızlık devam ettikçe bu kanmalar ve aldanmalar sürüp gidecektir. Ancak Yüce Allah çok önceden kullarını uyarmış ve şeytanların Allah ile aldatmalarına kanmamayı emretmiştir.

Demek ki kanmak ve aldanmak masum bir gaflet değil, şeytani bir planın parçası olmaya rızadır ve bu nedenle bu rıza sahipleri tevbe ile imana dönmedikçe din dışıdır. Çünkü küfür cephesinin iman sahiplerine yaptığı işkencelerden çok daha can yakıcısı olan bu kardeş ihaneti, kalpleri çokça acıtandır.

Yüce Allah ‘artık kâfirlerden korkmayın sadece benden korkun’ demekle küfür cephesinin iman sahiplerini yenemeyeceklerini anladıklarını buyurmakta ve fakat münafıklara dikkat çekmektedir ki münafık mü’min gibi sokulup hançeri yüreğe sapladığı için zararı da fazla olandır. Azabı da bu nedenle çoktur.

Ne olursa ve kimden gelirse gelsin zulüm, şiddet ve baskının dinde yeri yoktur, hak ve adalet temel değerdir, din ve devlet işleri tamamen ayrıdır, dinde fanatizme asla yer yoktur, mutlak doğru ve güzel sadece Kur’an’dadır, Müslümanlar ancak kardeştir, kardeşler arasına nifak sokanlar bizden değildir.

Bunlar bilinir ve dikkatli olunursa, Allah’ın ayetleri okunur ve anlaşılırsa zaten kanmak mümkün değildir. Kur’an’sız bir İslam’a ve imandan habersiz (mü’min olmayı dilemeden) Müslüman olarak yaşayıp ölmeye razı bedenler içinse kanmak ve aldanmak her zaman olasıdır.

Kandıranlar ise dışarıdan olabileceği gibi aslen ve daha çok din içindendir, menfaat ve servet tutkunu münafıklardır. Münafıkların bu becerilerine şeytanlar dahi şapka çıkartırken Müslümanlara düşen kanmamak ve aldanmamaktır.

Çünkü aldanmak ve kanmak mazeret değil, mutlak doğruları bilmemek mazeret değildir.

Kardeş ve birlik olması gereken Müslümanların yapması lazım gelen şey dünyayı yaşanası bir huzur ve refah ortamına çevirmek için evvela iyilik üretmek ve sonra bu kirli ellerle mücadele yani cihat etmektir.

İyiler kötüler kadar inançlı ve cesur olamazsa zaten kötülük daima kazanacaktır. Lakin bu dünyada kötülük kazansa da ahiret yurdunun kazananları daima mazlumlar ve iyilerdir.

Ahiret ve hesap yokmuş gibi, şefaat ile kurtulurum hayaliyle, birileri nasılsa kurtarır veya Allah nasılsa affeder diye rüyalarla yaşamak ise enayiliktir, dinden habersiz olmaktır. O gün zerrece haksızlık yapılmayacak ve haklar sahiplerine tam olarak ödenecekse bu dünyada yapılan hiçbir şey noktasına kadar karşılıksız kalmayacaktır.

Ahiretin alevli cehennem azabına mazhar zalimlerin keşke diyerek bu dünyaya geri dönmek ve iman etmek dilekleri de o gün kabul edilmeyecek, Allah onlarla konuşmayacaktır bile.

O halde Müslümanlar arasını düzeltmek yerine, araya nifak sokmak her yönüyle pis ve haram bir vesiledir, kaçınılması ve tevbe edilmesi gerekendir.

Yapılırsa ne ala, yapılmaz ise cehennemin ağzına dek dolacağını bildiren Yüce Allah’ın rahmeti bol olduğu kadar … azabı da çetindir!!

Müslüman olmak bir nimettir. O halde her müslüman bu nimetin hakkını vermeli, gereğini Kur’an istikametinde vermelidir.

Müslüman olarak kalmaya rıza göstermemek ve iman edip Mü’min olmak ise çok daha güzeldir. Çünkü iman hem cennet anahtarları hem şeytanlara karşı tek sağlam siperdir. 

NOT: Bu arada Türklüğe ve Atatürk’e düşman edilmeye çalışan tuzaklara düşenler şunu çok iyi bilmelidir ki Türklük ve İslam ayrılmaz bir bütündür ve laik Cumhuriyet İslam’ın hür ve çağdaş mevcudiyetinin güvencesi, Ulu Önder Atatürk hür ezan seslerini temin edendir. 

Bu yazıyı okudunuz mu?

Bütünleşemeyen İslam

İslam’a hizmet nedir

İslam’a hizmet nedir “… Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir