Anasayfa / DAHA FAZLA / Nasihatlar / Müslümana mektup 2
imanilmihali.com
Müslümana mektup

Müslümana mektup 2

Din kardeşim, Allah’ın rahmet ve bereketi üzerine olsun.

İnşallah sağlık ve afiyettesindir. Umarım ailen, yakınların, kardeşlerin ile mutlu ve huzurlu günler geçirmektesin. Dilerim işlerin yolunda, başın salim, kaza ve belalardan uzak yaşayıp gitmektesin. İnşallah Rabbimin rızasını kazanmak adına imanını, ibadetini, ahlakını ve salih amelini her gün artırmakta, iblis ve soyundan fersah fersah uzaklarda, saadet rüzgârlarına yelken açmaktasın.

Kalbin temiz, niyetin saf ve vicdanın rahat olarak iyiliğe attığın her adımı dilerim Rabbim daha da yüceltsin, kötülüğe yeltendiğin her daim, Yüce Rabbim, nefsine terbiye, sınırsız arzularına destur versin. Olur ya hata eder, günah işlersin, o anlarda da Rabbim tövbe etme hazzını yaşamaktan seni mahrum etmesin.

Kardeşim, buralarda havalar iyice soğudu. Kar üştü bazı yerlere, bazı yerlere de uzaktan gelen karın teni yakan soğuğu. Ekinler çoktan toplandı, zeytinler bitti, toprak kış uykusuna öyle derin yattı ki inşallah baharda filizlenip daha gür çıkacak.

Lakin soğuk sadece evlerimize, tarlalara değil kalplerimize de vurdu bu sene.

Terör bir yandan, kardeş kavgaları, geciken adalet, haddi aşan eylemler, konuşmayı bile beceremeyen insanlar, yüreklerini dinlemeyi unutmuş, ortak kadere bile vefa gösteremeyen menfaatçiler, sahipsiz cinayetler, yetim kalan çocuklar, pahalı yiyecekler, insanları birbirine düşman edecek söylemler, bir de hemen yanı başımızdaki savaş senaryoları bir yandan pek tadımız yok.

Hani insanın aklına acaba Yüce Allah bizlerden hoşnut değil mi ki bu denli ızdırabı bize layık görüyor diyesi geliyor. Öyle ya Ortadoğu’ya baksan aynı, ülkeye baksan aynı, dünyadaki Müslüman camiaya baksan hep aynı. Yeni yıla dünya alem umutla ve sevinçle girerken Müslümanlar kan ve gözyaşı ile giriyor. Neden diye düşünmeden edemiyor insan.

Ekranlarda, gazetelerde pek yazmıyor ama bir hayli muhacir canından oldu bu vatan topraklarında. Onlara ev sahipliği de edemedik sanki. Onlar daha batıya gitmek derdinde buraları pek sıcak bulmadılar, bizler onlara gönül kapılarımızı yeterince açamadık, birileri onları bizlerle kardeş olsunlar istemedi herhal. Ama en acısı o minicik bebeklerin Ege denizi sularındaki umuda yolculuklarına son veren sahile vurmuşlukları. Hatırlarsın gazetelere de çıktı resmi. Minicik bebekler bu hain savaşların en büyük mağduru.

Kardeşim, bir kısım yerlerde adeta savaş yaşanır oldu memlekette. İnsanlar vicdandan, anlayış ve merhametten uzaklaştı. Affetmeyi, paylaşmayı, sevmeyi öğrenemedi pek çoğu. Yan yana namaz kılanlar az sonra birbirine lanetler okur, densizler camileri yakar, imansızlar çocukları şer maksatlarına kalkan yapar oldu.

Kış bu sene soğuk geldi, karanlık geldi, çabuk geldi. Uzun süre de bahar gelemeyecek gibi.

Buralarda yaşayanlarınsa pek umurlarında değil gibi. Akşam haberlerde 45 dakika seyretmeye bile dayanamıyorlar. Atılan her merminin, yakılan her okulun, düşen her bir cansız bedenin selameti geciktirdiğinden habersizler.

İnsanlar birbirine mermi atarken şunu hesap etmiyorlar. Bir taraf memleketin huzur ve asayişi için atarken, diğer taraf buna karşı atıyor. Hak olan tabi ki devletin mücadelesi, asker ve polisin gayreti, masumları savunan kardeşlik duygusu. Terör Allah’ın hangi kitabında var? Hangi maneviyat bebelere ateş etmeyi emreder? Hangi vicdan yakar camileri? Velhasıl memleketim insanları dini yaşayamaz, imanlarını savunamaz, ibadetlerini yapamaz hale gelmekteler.

Geçen mektubumda da yazdım sana. İnsanlar dünyaya öylesine daldılar ve öylesine bencil hale geldiler ki diğerleri umurlarında değil. İnsanlar o denli hain oldular ki imanlarına sahip çıkamıyorlar.

İnsanlar o denli nankör ve cahil oldu ki ayet tasvirlerine yakışır, meleklerin itirazına yakışır, iblisin iddiasına yakışır rezillikler sergilemekteler.

Bilirim gülmektesin ve dersin ki bunun böyle olması yazgı iledir. Dersin ki Rabbim dileseydi herkesi tek ümmet eder ve herkesin iman etmesini sağlardı. Gülersin ki bu dünya imtihanında şeytan da melek te olacaktır ki sınav olabilsin.

Haklısın. Yerden göğe, beyazdan siyaha kadar haklısın.

Lakin insanın yüreği sızlar. İnsan diler ki mermiler yerine sözler, haykırış ve kavgalar yerine kardeşlikler, umutsuzluk ve kara bulutlar yerine umutlar ve esenlikler olsun. Ekmeğin peşindeki milyonlar huzur ve barış ile yaşayıp, bebeler mutlu ortamlarda büyüsün. Büyüsün ki okullarda bilimler öğretilsin, bilim ve ilim öğrenenler yanlışları, yaban otlarını temizlesin. Temizlesinler ki İslam hayata egemen, Kur’an hayata rehber olabilsin.

Yine dersin ki sen şimdi yıllardır böyle değil miydi ki şimdi serzeniştesin? Haklısın. İslam alemi Kur’an’ı terk ettiğinden beri böyle. Boşuna değil Hz. Muhammed Mustafa (sav) mahşerde bizden Kur’an yüzünden şikayetçi olacak, boşuna değil Rabbim soracak “Ben size şeytan en kötü arkadaştır demedim mi?” diye.

O gün geldiğinde halimiz harap. Rabbimin rahmeti bizi kurtarır mı bilinmez ama bu cehalet, gaflet ve delaletlerimizin elbet bir vebali ve azabı olacaktır. Rabbim bizleri muhafaza eylesin.

Şimdi sokaktakilere bunları deyince tebessüm ediyorlar. Gelin önce iman edin, iman dilinizde kalmasın, kalple, elle destekleyin dedikçe kaçıyor, umursamıyorlar. Sanıyorlar ki iman etmeden örtünmek, namaz kılmak, sadaka vermek yeter. Sanıyorlar ki farzlardan ziyade sünnetlere yönelinirse şefaat nimetinden istifade edebilirler. Sanıyorlar ki… ama bilmiyorlar ki Rabbimiz razı olduğu kullardan başkasına kimseler şefaat edemez ve Rabbimin razı olacağı kullar sadece mü’minlerdir. Bilmiyorlar ki iman etmeden gidilebilecek en güzel yer ancak A’raf’tır. Cenneti görüp te içine girememek, cehenneme mahkum olmak ne kötüdür?

İnsanlara bunları anlatmak zor. hele gençler çok kötü ve vurdumduymaz haldeler. Biçare misyonerlere, hurafelere, akımlara, saplantılara maruz, cep telefonları ve internete bağlı bir hayat yaşamaktalar. İmandan, abdestten, İslam’dan çok ta haberdar değiller. Pahalı kıyafetler, moda tutkusu, yeni çıkan telefonlar daha çok çekiyor dikkatlerini.

Ana babaları ise evlatlarına sevgi yerine para, zaman yerine özgürlük verme derdinde.

Sahipsiz kalan gençliğin kanatlarına ise şeytanın pislik tohumları yapışıveriyor.

Karanlık müzikli yerlerde, alkol şişeleri eşliğinde, kızlı erkekli sabahsız gecelerde, çoğusu boşanmış insanlarla şeytan zevkten dört köşe halde. Kendisine tabi kul bulmaya yeltenmiyor bile. Kendisi adına bu işi yapacak o kadar insan var ki ve kendisine tabi olmak için yalvaran o denli cahil var ki akıllara zarar!

Kardeşim için karardı bilirim. Ama unutma ki bu günler elbet geçecek. Verdiğimiz her bir vatan evladı şehit İslam’ın selameti, ülkenin payidarlığı adına bir umuttur, kefaret ve kurbandır. Yüce Allah o şehitler hürmetine bu ulusu ve inşallah ümmeti bağışlayacaktır. Lakin ümmet ile alakalı endişelerim vardır.

Şimdilerde mezhepleri din yapan, mezhep ehillerini peygamber sayan, Kur’an üstü kitaplar tanıyan, diğer mezhepleri dinsiz görenler peyda oldu. Bunların nerelerden desteklendiğini ve ne yapmaya çalıştığını sen bilirsin. Bende bilirim ama yazık ki çok yakında İslam alemi iki ayrı devlete bölünecek, iki ayrı İslam yaşanır olacak ve nihayet küfürle cihad etmesi gereken İslam, kardeşleriyle savaşır olacaktır diye endişelenirim.

Bunlara sebep, bunları destekleyen, bunlardan nemalananlar ise sıcacık evlerinde noeli beklemekteler. Evsiz barksız milyonlarca Müslüman kan ve gözyaşı içinde umutsuz yaşarken, yiyecek bir lokma yemek, bir kutu ilaç ve ısınacak birkaç odun peşindeyken maalesef İslam alemi hala neden bu haldeyiz diye düşünmemekte.

Kabeye düşen yıldırımlar, Mescid-i Aksa’ya gavur ayaklarının girmesi, Arap baharı diye yutturulanlar, Ortadoğu’da yaşanan kanlı savaşlar hiç düşündürmüyor insanları neden diye? Hiç kimse demiyor ki neden bir tek yabancının burnu kanamaz da biz rahmet peygamberi izindekiler birbirimize gireriz? Biz Kur’an’a tabi olmaya yemin etmişler neden Kur’an hilafına iş yapar olduk diye soran yok!

Gözlerinin yaşlandığını görür gibiyim.

Haklısın acınacak haldeyiz. Rabbimizin rahmet ve merhametinden mahrum olmayı hak etmiş, rızıksız, nimetsiz kalmayı hak etmiş haldeyiz. Bu denli ahmak, zalim ve cahilken kurtuluşumuz da Allah müsaade ederse çok zor olacaktır elbet. Gavur gavurluğunu mü’min mü’minliğini yapacaktır elbet ama Müslümanlar mü’min olmaya gayret etmedikçe bu savaşı kazanmak çok zor.

İnsanların Müslüman ile mü’min arasındaki farkı bilmemesi, bilse de umursamaması zoruma gidiyor. Bu insanların dini sosyal bir hobi gibi görmeye başlaması, hak din İslam yerine batıl dinlere ve tahrif edilmiş semavi dinlere özenerek bakması, apartman köşelerindeki kiliselerde hem de ceplerine tomarlarla para konarak, sayısız kız ve erkekle çemberler kurulmuş halde dinden çıkmasını izlemek insanın canını acıtıyor.

İnsan iblisin ahdi ortada duruyorken, Rabbimizin nuru ortada duruyorken, akıl ve vicdan her saniye feryat ederken nefsin bu hak etmediği galibiyetleri insana zor geliyor. Öyle ya nefis haksızı, kolayı, zevkli olanı ister. Nefis düşünmez ki helal mi, hak ettim mi diye. Nefis düşünmez ki ehil miyim, liyakatim tam mı diye. Nefis sadece ister, yine ister, nasıl olursa olsun ister.

İblis nefsi, nefis uzuvları kışkırtır ve günah yuvasına çöreklenmiş dişi örümcekler gibi kul, iğrenç günah ağlarına takılıverir ve bir daha da kurtulamaz Rabbim dilemedikçe. O takıldığı ağlarda geçireceği birkaç zevkli anın ertesinde hem de birlikte zevkli anlar yaşadığı o dişi örümceğin kendi zehirli iğnesiyle bu hayata veda edeceğinin farkında değildir bu biçareler. Ayet şeytanı işte bu misalle anlatırken ağlara takılan iman fukaralarının cehaleti asıl acınacak olandır.

Herkesi kendi dininden, herkesi doğru, her ileri geleni Müslüman sanan bu cahiller güruhu nedeniyle değil midir bu karanlık şafaklar? Oysa kulun dediği değil yaptığı önemlidir. Yapılanlar ve bunların varacağı nokta o ameli yapanın gerçek kimliği değil midir? Senaryolar, yalanlar, timsah gözyaşları arasındaki hakikat pırıltılarını görmek sadece iman edenlere mahsustur haklısın ama insan diliyor ki bu iman fukaraları hiç olmazsa bir kez durup düşünsünler ve Kur’an’ı bir kez hiç olmazsa anlayarak okusunlar. Çünkü hak ve hakikat, nur ve selamet, esenlik ve huzur sadece Kur’an’dadır.

Ama okumuyorlar…. okumadıkları için de bilmiyorlar…. bilmedikleri için de şeytana yem oluyorlar.

Diyeceksin ki cehenneme ateş olsunlar. Bu denli aklı inkar edene, vicdanı eliyle itene, söyleneni dinlemeyene, ayetleri okumayana, kainattaki ve bedendeki ayetleri görmeyene neden acınsın? Aslında haklısın ama insan yüreği dayanamıyor.

İnsan şer’rin göbeğine düşmüş, ağlarda çırpınan sinekler gibi şeytanın oyununa gelmişleri gördükçe içerliyor. Elini uzatıp onları kurtarmak istiyor ama onlar yardımı ters anlıyorlar. Hz. Peygamber ateşe uçan sinekleri engellemeye çalışan adam gibi ümmetini uçurumdan çevirmeye çalışmadı mı? O ümmet rahmet peygamberine rağmen uçurumlara atlamadı mı? O Peygamber ümmetinden ahirette şikâyetçi olmayacak mı?

Ümmeti arasında 23 sene vahyi görevle risaleti yerine getirmiş o muazzez Peygambere rağmen ancak yüzbin kişi kadar iman eden çıktıysa bu ümmet 14 asır sonra neden bu halde diye pek te sormamak lazım. Kur’an kursları diye arapça kursları verilen bir ülkede gençler niye bu halde diye sormamak lazım ki emevi ve abbasilerin yatacak yeri olmayacaktır ahiret yurdunda. İslam’ı anlamadan okumaya zorlayan, Arapçayı kutsallaştıran bu zihniyet inşallah ceremesini de ödeyecektir.

Diyeceksin ki hadi o zamanlar ve o adamlar devrinde öyleydi, peki şimdi neden birisi çıkıp ta ey iman edenler hatim indirecekseniz, Kur’an’ı hayata rehber edinecekseniz mealinden okusanız da olur niye demez? Kur’an’ın ölüler kitabı olmadığını, dua kitabı hiç olmadığını, Allah’ın emir ve yasaklarını barındıran kurtuluş rehberi olduğunu, ama bunun da sadece anlayarak okunursa mümkün olabileceğini neden bir tek din âlimi telaffuz etmez? Neden görmüş geçirmiş, mürekkep yalamış, dirsek çürütmüş bu kadar din alimi varken birisi çıkıp ta ey iman edenler Allah rızası için ayetleri hazmederek okuyun, bu Kur’an’ın emridir demez? Neden birileri hala hurafelerden, muskalardan, örflerden, arap geleneklerinden sıyrılıp ta İslam’ı sil baştan yaşamayı, Kur’an ile yeniden yapılanmayı tavsiye etmez?

Gördün ya çok acı haldeyiz ve alimler çok daha vahim halde.

İnsanlar beşeri hayattan sıyrılamadığı içindir ki o rahmet peygamberinin sadece beşeri kıyafeti, sakalı ile ilgilenmekte. Vahyin özüne, İslam’ın nuruna, Kur’an’ın mucizesine temas edemez haldeler. Sonra sen diyorsun ki İslam âlemi neden bu halde? İşte sana cevabı!

Namazlar huşu ile kılınamazsa, iman dilde kalırsa, fitne ve fesat menfaat için şart olursa, adalet ayaklar altına alınır, barış unutulursa, aklı imanı kadar büyük olmayanlarca din çıkmaz karanlıklara sokulursa kurtuluş nasıl mümkün olur ki?

Olur elbet diyeceksin. Yüce Rahman dilerse bir ol demesiyle olur. Ama o zaman geç olur. O bir kez diledikten sonra iman etmenin de, dine dönmenin de, tövbe etmenin de imkanı kalmaz. Çünkü iman mucizeler ve melekler görünene kadar, sonrasında salih amel işleyecek vakit varsa makbuldür. Sonra sınav biter, defterler kapanır. Bu pislik bataklıklarında debelenen gafiller ise elbet cehennem yoluna koyulurlar.

Dedim ya insan kendini düzeltir ve hesaba çekerken başkalarına da el uzatmak istiyor. İstiyor ki onların kurtuluşuna da vesile olayım ama tüm kapılar kapalı, cehalet diz boyu ve menfaat ön plandayken bu olmuyor maalesef.

Paranın, makamın, şehvetin, siyasetin kandırılmışlığında yaşayan cahiller sürüsü dünyadan başını kaldırıp ta göğe bakıp hakikati göremiyor.

Ellerine bakıp ta bu eller kimin, kim verdi bu elleri bana, bu eller nasıl yemek yiyor… demiyor, diyemiyor!

Varsa yoksa para, kadın, şehvet, hırs, kibir, şarap, kumar, zina, haram… Şeytanın yemi çok, zamanı bol. Ortalıkta yüzlerce de ahmak olunca şeytanın işi gayet kolay.

Oysa iman beklemez. Kıyametin bir saat sonra kopmayacağı ne malum? Herkesin kıyametinin kendi eceli olduğu neden unutulur? O zaman mahşerde huzura çıkıldığında hangi yürek şefaat dilenebilir, hangi ten masumum, hangi nefis temizim diyebilir? Şefaate mazhar olunsa bile o mahşerde suçlanarak beklemek ne acı ve korkutucudur? Bu zalimler Kur’an’ın, rahmet peygamberinin yüzüne ahirette nasıl bakacaktır?

Yenen haklar, edilen zulümler, yapılan kötülükler ödenmeden, vebali yaşanmadan, haklar sahiplerine iade edilemeden affedilebilir mi? Elbette hayır! Bu hakları ödeyip, veballerden kurtulup hala sevaplı kalabilmek mümkün müdür ki cennetler hayal edilebilsin?

Diyorlar ki küçük-büyük günahlar bile affedilir, küfürler affedilir, ihmaller, kusur ve kabahatler affedilir sadece şirk affedilmez. Doğrudur lakin bilmezler mi ki hata bir kez yapılır, bir daha bir daha yapılırsa o hata olmaz günah, sonra büyük günah ve sonra isyan olur ki günahtan elzem olan günahın vebalinden çekinmemektir. İsyana yeltenen kula kim şefaat edebilir? Ömür boyunca pislik olarak yaşamışların ölüm anında iman ettim demesi firavunu kurtaramamışken o kulu nasıl kurtarır?

Rabbimizin rahmet ve merhameti sonsuzdur. Biliriz ki o bugün yaşadıklarımızı ümmetin ve milletin kaderine yazmıştır ve diler ki bu zor günlerden kurtulmak için kullarım bir şeyler yapsın da ben yardımımı sonradan göndereyim. Ama bizler adım atmaz isek, imana dönmez isek, şeytana savaş açmaz, Allah düşmanlarına düşman olamaz isek Allah bize neden yardım etsin ki?

Gördün ya her şeyin başı iman, imanın başı kalp. Allah sevgisi ve korkusu yüreğe yerleşmeden ne Müslüman olunur ne de şeytanla savaşacak güç bulunur. Rabbim iman nasip etsin. Rabbim düşmanı tanımayı nasip etsin. Rabbim Allah düşmanları ile ilişkimizi kesmeyi, onlarla savaşabilecek cesareti bulabilmeyi nasip etsin.

İslam’ın gözyaşları durmadan akarken birilerinin hala fistanla uğraşıp, amcasının oğlunun boşadığı kadınla evlenip evlenemeyeceği hakkında fetva arayışında olması ne acıdır? İslam bu değildir. İslam imanı kalpte yaşamak ve amelle ispat etmektir.

Geçenlerde birisine yine anlattım böyle de teorilere vaktim yok dedi. Dedim ki siyon yılanı dünyayı emdi bitirdi sıra son kale İslam ümmetinde ve ülkemizde. Dedi ki komplo teorileri ile işim olmaz. Var sen cevap ver bu densize! Akletmeyi, sorgulamayı ihmal eden, hakikati aramayan, adaletin peşinde olmayan birisi imanı nasıl savunabilir?

Yaşananlarla, maksatlar arasında köprü kuramayan gafilleri nasıl iman nuru aydınlatabilir?

İçim acıyor, bilirim sende kederlisin. Lakin Allah’tan umut kesilmez. O’ndan sadece kafirler umut keser. İnşallah bu zor günler ağır yaralı da olsak geçecektir. Ancak korkarım ahir zamanın sonlarına geldik ve küfür cephesi ile son bir savaşa ramak kaldı.

Bunu bile reddeden cahiller, Bedir’leri, Uhud’ları inkar eder haldeler. O cihadlarda küfre karşı tek yürek olmuş iman kardeşleri şimdi paramparça. Terörle barış, mezheple diğeri, bir milletle öteki ama hepsi Müslüman, hepsi Allah’ın kulu…birbiriyle savaş halinde. Bu ümmet bu halde şeytanla nasıl savaşır ve yener meraktayım. Rabbimin orduları olmadan bu şer, bu imansız sahte Müslümanlarla yok edilemez gibi ama umudum bir avuç imanlı kulun Rabbimizin rahmet ve kudretiyle desteklenmesi.

İnşallah bu da olacak, şer yerden silinecek, hainlerin hepsi belki de kıyamete kalmadan canlarını Hakk’a teslim edecektir. Ama öte yandan bu bizim de ecelle sınavımız olacak ve cihadla sınanmadan cennetlere girilemeyeceği anlaşılmış olacaktır.

Hala siyon yılanını komplo sanan bu gafillerin cehaletini görüyorsun değil mi?

Neyse bir hayli uzun oldu. Yüreğim dolu, içim kan ağlıyor ama bitireyim de sonraki mektuba birşeyler kalsın.
Rabbimiz ihsan ve lütfu, nimet ve bereketi, rahmet ve merhameti üzerinize olsun. Allah’a emanet olun, sağlıcakla ve esenlikle kalın.

Tanıyan tanımayan herkese selamlar olsun, Kur’an nuru hayatınıza dolsun, iman kalplerinize dolsun da taşsın.

Allah ısmarladık. Yine yakında yazarım.

Müslümana mektup 1

Müslümana mektup 2

Bu yazıyı okudunuz mu?

Siyon liderlerinin protokolleri

Siyon liderlerinin protokolleri

Siyon liderlerinin protokolleri Dünyada özellikle son asırda meydana gelen melanetlerin tesadüf olmadığı, hepsinin bir planın ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir