Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Müsterih olmak iman ile kalabilenlerin hakkıdır
imanilmihali.com
Müsterih olmak iman ile kalabilenlerin hakkıdır

Müsterih olmak iman ile kalabilenlerin hakkıdır

Müsterih olmak iman ile kalabilenlerin hakkıdır

Ümmetlerin tarihinde çok zor anlar vardır ki bu Peygamberimize dahi nasip olmuştur. İman cephesinin daraldığı, zorlandığı bu anlarda Peygamberimizin ve mü’minlerin kalbinde tek bir soru vardı; ALLAH’IN YARDIMI NE ZAMAN ?

“Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara 2/214)

Hayat, kısa bir serüven, adil bir sınav ve imana sadık kalabilme mücadelesidir.

Servetler, makamlar, nüfuslar, salma atlar, kadınlar, yatlar, katlar bu sınavın süsleridir. İman, imtihan edilendir ve Allah kulları için fırsatlar, sebepler yaratandır.

Kimi insan iman ve tevbe ederek hakikate yanaşır, tevekkülle Rabbine döner, kimisi münafıklığına devamla dünya mallarına daha çok başlanır ve geleceğini, ahireti, hesabı düşünmeden batıla köle, şeytanlara esir olmaya devam eder.

İmanlar imtihan edilmez ise cennet yolcuları seçilemez.

İmtihanı kazananlar, beşeri galibiyetlere imza atanlar değil, ilahi nizama uygun hareket edenlerdir ki en güçlü, zalim ve hain müşrik ordularına karşı Peygamberimizin ve bir avuç mü’minin verdiği savaşlar buna delildir ki Yüce Allah’ın müjdesi daima ve muhakkak İMAN CEPHESİNİN kazanacağına dairdir. Şimdi veya yakında, ama muhakkak!

Asıl kazananlar daima iman edenler, imana shaip çıkarak gereğini yapanlar, iman yoluna baş koyanlardır. Müsterih olmak da, esenliğe kavuşmak da, beraat etmek de işte bu hak yolcularının hakkıdır, beşeri galibiyetlerle sarhoş olanların değil!

“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün gelecek sizlersiniz. Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.” (Al-i İmran 3/139-141)

Yüce Allah, yaşamı ve eceli, imtihan için var eden, kimin iman edeceğini görmek isteyendir. O, asla zulmetmeyen ama yapılan herşeyin karşılığını zerrece haksızlık olmadan verecek olandır.

Allah dostları tarafında olduktan sonra mevzi kaybetmenin, makam yitirmenin, üzülmenin ne manası vardır. Dünya ve ahirette kazanacak hak yolcuları olduktan sonra, haksızlık ve adaletsizlikle zulmedenlerin kanlı ve geçici zaferlerinin ne önemi vardır.

Sınav, yaşam boyu sürecek, kazananlar kalplerindeki imanla kalabilenler, tevhidden şerre ve şirke geçmeyenler, yaşananlardan ders çıkarıp tevbe edenler, imanı küfre ve paraya değişmeyenler, doğrulukta sebat edenler ve müsibetlere sabredenler olacaktır.

“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 2/153)

O halde, lazım ve hak olan, doğruluk ve dürüstlükten ayrılmadan, Kur’an mihverinde yaşamaya devam etmek, mevzi kayıplara üzülmemek, imtihanı unutmamak ve Allah’ın yardımının elbet geleceğini bilmektir.

Lakin bunun tek şartı iman cephesinin samimi ve mücadeleye azimli olmasıdır ki vazgeçmek yoktur. Çünkü Allah’ın yardımı daima, mü’minler canlarıyla ve mallarıyla küfre karşı mücadeleye başladıktan sonra gelir. Yani önce inancın ortaya konması ve Allah dostları safında olduğunun, Allah için cihada hazır olunduğunun ispat edilmesi gerekir.

“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am 6/82)

Özetle; hak ve adalet için, insanca yaşam için, Kur’an ve Allah için çarpan yürekler, bu yolda niyet ve teşebbüs ettiği sürece, muzaffer olamasalar da Allah’ın sevgili kullarıdır ve akibetleri güzel olacaktır. Çünkü niyet ve amellere şahit olan sadece Allah’tır.

Riya ve gösterişle ucundan inananlar, servet ve kişilere tapanlar ise beşeri galibiyetlere imza atsalar da ilahi kayba mahkumdurlar.

Müsterih olanlar, imana sarılanlar, tonlarca vebal altında ezilenler ise üç kuruş için haktan ve Allah’tan vazgeçenlerdir.

Darlık ve zorluk anlarında dahi tevekkül edilecek tek Veli Allah’tır, Allah’ın yardımı elbet gelecektir ve fakat iman yılmadan cihadı, şerre teslim olmamayı, ölüm korkusu altında dahi tevhid saflarında kalmayı emreder.

Hz. İbrahim (as) olabilmek, putları yıkmak, sadece Allah’a yönelmek, şeytanların kilitlerini kırabilmektir. Bunu yapanlar esenliğe kavuşacak, yapamayanlar vebal altında inleyecektir.

Vicdanlar, doğru ve yanlışı elbet gösterir ve kalp en yüce fetva makamıdır.

Kurtuluş umutlarını, aklanma sebeplerini, tevbe fırsatlarını fütursuzca heba edenler, dünyevi zevklerle şahlansalar da, servetlere konsalar da kalpleri acılarla kanayacak ve bunun azap ve vebal olarak elbet bir karşılığı da olacaktır. Çünkü cehennemler ağzına dek dolacaktır.

İman için şeytanlara teslim olmayanlar ise o anlarda Peygamber sancağı altında cennet gölgeliklerinde serinliyor olacaktır.

Bu yüzden hakları helal etmemek, eziyetlere sessiz kalan ve destek verenleri affetmemek mü’minlerin hakkıdır.

Yüce Allah (cc) zaten o zalimleri affetmeyecektir.

Kahır altında yaşamaya imkan veren, ortam ve güç sağlayanlar çok geçmeden hatasını elbet anlayacaktır ama Atatürk’e vefasızlık eden, Kur’an’ı terk eden, hurafelere ve örflere din diye sarılan, dincilerin peşinden fare sürüsü gibi giden, imanı paraya değişenlerden kullar da Yüce Allah da asla razı olmayacaktır.

Kullar halini değiştirmeyip şerre gömülü kaldıkça da toplum asla refaha eremeyecektir ve bunun vebali Kur’an ile öğüt alamayanlaradır.

Kur’an nasipsizleri, iman yoksunları, sahte dinciler peşinde süregetirdikleri aldanışları ile hayatı karanlıklara mahkum etmekle, ne büyük bir hadsizlik yaptıklarını da çok geçmeden anlayacaklardır.

Mü’minler ise üzgündür ama müsterihtir, çünkü imanlarına kalben, dille ve elleriyle destek vermişler, sonucu tevekkül ile Allah’a bırakmışlardır. Allah bunu ödülsüz elbet bırakmayacaktır.

Son söz; gerçekten iman edebilen toplum Allah’ın yardımına her zaman mazhardır ve Allah’ın yardımı haktır. Sabrederek doğrulukta sebat lazım gelendir. Beşeri kayıplara üzülmektense ilahi kazanımlara sevinmek doğru olandır.

Allah’a itaatsizlik, peygambere hadsizlik, Kur’an’a haksızlık edenlerin ise vebali ilelebet sürecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir