Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Müsterih olmak kimin hakkıdır
imanilmihali.com
Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, doğru şeyler yaptığına inançla korkusuz ve mutlu olma halidir.  Bu hal ise evvela doğru yolu bulmuş olanlara yani Allah’tan başka şeylere kul ve köle olmayanlara haktır.

“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am 6/82)

Huzur ve güven, esenlik ve kurtuluş İslam’dır, Allah’a teslim olma halidir. Şeytanlar ise aldatıcı ve saptırıcı olarak huzur ve güveni bozan, vicdanları rahatsız eden, korku ve karanlık nasip edendir.

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Bakara 2/208)

Tevekkül, imanla birlikte tercüme edildiğinde sadece Allah’a sığınıp güvenmektir ki korkusuzluk hali ve akıbetten emin olma durumudur.

“De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe 9/51)

“O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih 48/4)

Kısaca Yüce Allah’a tam imanla yönelmek, sadece O’na sığınıp güvenmek müsterih bir hayat sürmenin de akıbetten inşallah emin olmanın da tek yoludur.

“O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.” (Haşr 59/23)

Ahiret halleri de bu dünyada yapılan ve yapılmayıp ihmal edilen söz, niyet ve amellerin ceremesinin karşılığı, bedeli ve hesabı demektir ve o sonsuz hayatta da müsterih olacaklar ancak iman sahipleri ve Allah dostlarıdır. Güzelliğe bir ömür adayanlar ile kötülük ve fenalıkta yarışanlar aarsında elbet bir fark olacaktır ve bu farkın asıl görüleceği yer ahiret yurdunun mahşer alanı yani hesap günüdür.

“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır. Onlara, “Girin oraya esenlikle, güven içinde” denilir. Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar. Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.” (Hicr 15/45-48)

“Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.” (Sebe 34/37)

Müsterih olmanın ilk maddelerinden olan huzur veya huzurlu olma durumu ayetin ifadesiyle ancak Allah’ı anmakla, zikretmekle, derin düşünmekle ve Kur’an okuyarak fıtratı ve hayatı anlamaya çalışmakla mümkündür. Bu koskoca kainat, bu bedenler boşuna yaratılmamış, bu Kur’an boş söz olsun diye vahyedilmemiştir. Bunların idrakinde olmak müsterih ve rahat olabilmek için yapılacakların ilk adımı yani fikriyat ve tatmin aşamasıdır ki akabinde derhal itaat ve teslimiyet zaten hasıl olacaktır.

“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad 13/28)

Esenlik, ahirette rahat, mutlu ve emin olmanın, kurtuluşa ermenin adıdır. Ahiret; iman edip salih amel işleyenlerin esenlik yurdu iken, imansız, şeytanlarla ortak, kötülük üretenler için birer azap ve korku yurdu olacaktır. Yani vicdanların rahatsızlığına sebep şeyleri inat ve ısrarla yapagelenlerin ızdırabı sadece bu dünyadaki acı ve korkularla sınırlı kalmayacak ahiret yurdunda bu azapları misliyle yaşanmaya devam edecektir. Bunun tam tersi bu dünyada güzel işler yapmakta olanların umut ve hayalleri inşallah bu salih kulları ahiret yurdunun da esenliklerine taşıyacaktır.

“Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.” (Yunus 10/25)

“İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır.” (Furkan 25/75)

Ayette görüldüğü gibi sınırsız bir tevekkülün verdiği en büyük duygu sabırdır ve sabredenler, azla yetinenler, tevekkül edenler, azmayanlar, isyan etmeyenler, helal ve doğrudan sapmayanlar, şükretmesini bilenler, başa gelen her şeyin Allah’tan olduğuna inananlar için bu sabır inşallah o kula cennetlerde yüksek mertebeler temin edecektir.

Kurtuluş ise ayetin tarifiyle ahirette ateşlerden ve azaptan emin olma halidir. Bu hal ise ancak iman sahiplerine, sadece Allah’a ve tam teslimiyetle yönelenlerin, Allah’tan başka kişi veya varlıklara ilahlık payesi vermeyenlerin, şirke yani Allah’a ortak koşmaya bulaşmayanların hakkıdır. Çünkü cennetler Müslümanların dahi değil sadece mü’minlerin hakkıdır. Bu ikisi arasındaki muazzam fark ise İMAN’dır.

Not: Dine giren herkes Müslüman ama sadece iman edebilenler mü’mindir. Bu gerçek İslam aleminden asırlarca saklanmış olsa da inanç yani iman ederek sadece Allah’a teslim olma hali ibadet ve amellerden de öncedir, en büyük şefaat ve esenlik vesilesidir. Bunun tam tersi yani imansız bir hayat sürmek yanılgısı ise ot gelip saman gitmek, Allah’a değil kişi ve şeytanlara iman etmek, en azından neye, neden ve nasıl iman edileceğini bilmeden kopya bir din yaşamaktır ki erdiriciliği olmayacaktır. Bu yüzden mü’minler inşallah ateşlerden emin iken Müslümanlar için böyle bir şey yoktur ve hadisin tarifiyle cehennemin Müslümanlara ait tabakası bir süre sonra boşalacak dahi olsa bu Müslümanların İMAN EDEMEDİKLERİ için uzun müddet ateş azabına mazhar olacakları anlamına gelir.

“Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.” (Mü’minun 23/1)

Zulmetmek başlı başına bir inkâr ve isyandır ki şirk dahi zulüm olduğu için afsızlığa mahkûmdur. Zalimler bu dünyada keyifli bir hayat sürse ve vicdanlarını sahte aşklarla doldurup sözde emin bir hayat sürseler de zulümlerinin ağır bedelleri en geç ahiret yurdunda ama mutlaka karşılık bulacak, Allah onlarla konuşmayacak ve ateşler onların sonsuz mekânı olacaktır. Kurtuluşa eremeyecek bu zalimlerin bu dünyadaki halleri de dolayısıyla müsterih olmaktan çok uzaktır. Olmalıdır da.

“De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler.” (En’am 6/135)

Çünkü kurtuluşa erecekler zulümden, haram ve günahtan mümkün mertebe kaçınanlar, Allah için seven ve Allah için düşmanlık edenler, Allah emrettiği için yapan veya yapmayanlar, Kur’an ile bildirilen Allah sınırlarına riayete çalışanlar, güzel düşünüp güzel ve faydalı işler yapanlar, paylaşanlar, sevenler, merhamet edip affedenler, teselli edip nasihat verenler, tevazu ile yaşayanlar, doğru ve dürüst olanlar, çalışkanlar, namuslular, iffetini koruyanlar, ayetleri dikkate alanlar, Kur’an ajhlakı ile ahlaklanmaya çalışanlardır.

“O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (A’raf 7/8)

Kurtuluşa ermenin ilk şartı elbette sadece Allah’a iman ve teslimiyettir. Bunun yaşamdaki yansıması ise Kur’an ve Hz. Peygamber’e imandır, çünkü vahye muhatap olamayan diğer insanlar için Peygamber’imizin ilettikleri ve Kur’an’da yazılı olan kutsal hususlar yaşamın ve hesabın tek kıloavuzu, rehberidir. Kur’an’ın da, Hz. Peygamberin de işaret ettiği doğru yol Allah yoludur, Sırat-ı Mustakim’dir. Bu yola girenler, bu yola davet edenler, bu yola gelmek isteyenlere yardım edenler, bu yolda kalmaya sebat edenler, kısaca Allah’ın dinine yardım edenler inşallah Allah’ın yardımına da mazhar olacak olanlardır.

“Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.  Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (A’raf 7/157)

Fıtratı, tevhidi, takvayı kendi şeytani fikirleri istikametinde saptırarak tercüme etmeye çalışan soytarılar içinse Kur’an’ın kullandığı tabir zulümdür. Ayetlerle bildirilenleri inkar edip alay edenler, iman sahiplerini aşağılayanların ürettiği bu zulüm Kur’an’ın savaş açtığı tek yanılgıdır ve tevbe edilip doğruya dönülmedikçe ve bu hal üzere ölünmesi halinde afsızlığa mahkumdur.

“Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.” (Yunus 10/17)

“De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.” (Yunus 10/69)

“Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (Hac 22/77)

“ … Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur 24/31)

Tam teslimiyetin dindeki karşılığı kelime olarak “SADECE Allah” kelimesidir. Bu sadece kelimesi iman ile imansızlığın, tevhid ile şirkin, din ile dinsizliğin, iman etmekle küfrün ayrım noktasıdır. Çünkü sadece diyememek araya kişi ve varlıkları da ilah olarak koymaktır ve bunun adı şirktir.

Şirk, illaki bir kişi veya varlığa ilah sıfatı vermek değildir. Ama şirk, kişiler için konuşulursa, o kişinin rızasını aramak, o kişiden rızık, medet ve nimet beklemek şeklinde olur. Varlıklara ilah mevki vermek ise başta şeytanı, parayı ve dünya süsleri makamları ilahlaştırmaktır ki bu bunlardan medet ummak, bunlardan alınan güçlerle zulüm üretmek şeklinde olur.

Teslimiyet ise tam ve sadece Allah’a olmalıdır. Mü’minlerin “işittik ve itaat ettik” sözü kafidir ve iman sahipleri başkaca söz ve yol bilmezler.

“Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Nur 24/51)

Nefis müsterih olma halini engelleyen, paraya tapar hale getiren, hırs ve kibirleri körükleyen kontrolsüzlüğü ve yasağı emreden, doymak bilmez açlıkları öne çıkartan, terbiye edilmedikçe kötülüğü emredendir. Nefisleri temizleyen ise sadece Allah’tır. Yani kul nefsi kontrol ve terbiyeyle mükellef ve meşgul iken nefsini temizlemesi için sürekli ve sadece Allah’a dua edendir.

“ … Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr 59/9)

Bu dilek ve arzuların temeli ise Allah’ı başta vurgulandığı gibi daima anmak ve fıtratı anlamaya çalışmaktır.

“ … Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma 62/10)

Sonuç olarak evvela ayetlere bakarsak;

“ … İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Mücadele 58/22)

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems 91/7-9)

“Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.” (Nahl 16/112)

“Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Tevbe 9/88)

“İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler.” (İbrahim 14/21)

“Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.” (Mü’minun 23/117)

İnsanoğlu zalim, nankör ve cahildir. Acelecidir. Sabretmek yerine derhal, çok, bol ve kolay olsun ister. hak ve adaleti düşünmeden, haram dahi olsa sahiplenmeyi, elde etmeyi ve o imkandan doğan güçle büyüklenmeyi ister.

İman sahipleri ise Allah’ın izni ve bilgisi olmadan bir tek yaprağın yere düşemeyeceğini, bir taşın yuvarlanamayacağını, bir kuşun uçamayacağını ve bir annenin doğuramayacağını bilenlerdir.

“Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi.” (Kehf 18/10)

Neticede bu dünyada ahiret yurdundaki hesaptan emin olma umudu (kimse emin olamaz çünkü hüküm ve hesap sadece Allah’ındır) müsterihlik durumudur. Müsterih olmak ise kalp ve vicdanın kula huzur vermesidir. Kalp sıkışmıyor ve kan ağlamıyorsa kul doğru yoldadır. Kalp kararıyor, mutsuzlaşıyor ve rıza göstermiyorsa o iş kötü veya çirkindir. Bu halde müsterih olmak da mümkün değildir.

Zalim insan kalbine rağmen, doğruyu terk edip aklına ve menfaatine, tabiki nefsine ve şeytanlara uyup kötü ve haram işlere de razı olabilir. Bu durumda sahte bir mutluluğa imza atsa da müsterih yani huzurlu ve emin değildir. Ama o bir tercih yapmış ve fani hayat için sonsuz ahiretten vazgeçmiştir. O dünya süslerine aldanıp, mevki ve makamlardan aldığı güçle zulmeder, imanı reddeder ve Allah’ı anmaktan imtina ederken, büyüklenmekte, kibirle aşağılamakta, servetle şımarmakta dolayısıyla zafer ve malları kendi bileğinin hakkı sanma gafletine düşmekte, sınavı unutmaktadır.

Bu unutuş ve aldanış o kula kısa, yalan ve geçici bir huzur verir vermesine ama ahiret hesabına dair çeteresini de günah ve haramlarla doldurur. Gerçek kurtuluşa Allah dilemedikçe asla eremeyecek bu kimselerin müsterih olma halleri dahi yalan ve sahtedir, kendilerini kandırmaktan öte değildir.

Gerçek kurtuluşa erecekler ise inşallah sadece iman sahipleri olacaktır ki onlar bu dünyada Kur’an ile yaşamış ve Allah için can vermişlerdir. Ahiret yurdunda şefaat de, inşallah müjdeler de onlar içindir ve Allah’ın rahmeti boldur.

Lakin zalim inkarcılar için şefaat ve bağışlanma söz konusu değildir.

Dolayısıyla müsterih olma kimin hakkıdır sorusunun cevabı; sadece Allah diyebilen, sabreden, iman eden ve salih amel üreten Allah’ın Rahman kullarıdır.

O halde vakit varken, ecel henüz gelmemişken Kur’an’a dönmek ve Allah dostları ile aynı safta yer alarak şeytanlara, münafıklara, dincilere, dini siyaset ve ahlaksızlıklarına alet edenlere, dinle alay edenlere, dine yalan söyletenlere, Allah’a eş ve ortaklar atayanlara sırt dönmek, tevbe ederek Sırat-ı Mustakim üzere olmayı dilemek ve nefsi temizlemesi için Allah’a dua etmek güzel ve lazım olandır.

Çünkü Allah’a kul olamayanlar için, kurtuluş ve esenlikten uzak, azap ve ateş dolu bir ahiret yurdundan başka bir akibet yoktur. Buna razı olmak ise aptallık üzere aptallıktır. Ve aptallık mazeret değildir!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hak ve hakkaniyet üzerine

Hak ve hakkaniyet üzerine

Hak ve hakkaniyet üzerine Kanunlar karşısında haklı olmak, hatta toplum nezdinde haklı olmak ile Kur’an ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir