Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Mutlak iyilik ve kötülük
imanilmihali.com
Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.” (Al-i İmran 3/110)

Yüce Allah, kitabı Kur’an’da İslam ümmetinin hayırlılarını (mü’minlerini) yukarıdaki ayetle tanıtır ve onların hem iyilik yapmada, iyiliği nasihat ve emir etmede, hem kötülükten sakınma ve sakındırmada, kötülükle mücadelede hem de iman etmede öne çıktıklarını duyurur.

Yani iyilik yapmak yani iyilik, kötülükten sakınma yani kötülüğü men etme ve bulaşmama ve en başta da iman etmek Allah emridir ve kurtuluşa erenlerde ancak bu sayılanları yapabilenler olacaktır.

İyilik ve kötülüğe dair sayısız açıklama ve tarif varsa da yazımıza esas mutlak iyilik ve kötülük tabiri ancak Kur’an’ın tarif ettiğidir. Çünkü bu tarif gerçektir, kalıcıdır, makbul olandır ve ahiret ehsabından sorumlu tutacak olandır. O halde tanımlamayı Kur’an ile yapmak da mü’mine borçtur. Aksi olursa tanımlar beşeri kabullerden, alışkanlıklardan öte gidemez ve her mutluluk veren şey nasıl iyi değilse her üzen şey de kötü değildir. Oysa kulların yaptığı eksik tanımlamalar iyilik ve kötülüğü, insanlarda bıraktıkları izler üzerinden yaparlar ve dolayısıyla yanlıştır.

Mutlak iyi ve kötü ise en azından bir kısmıyla kulların sonucunu veya mahiyetini bilemeyeceği şeylerdir ve fakat niyetles has ve selim olursa inşallah vebal olmayacaktır. Bu karışık konuyu şöyle toparlayalım;

İyilik; Allah’ın emrettiği ve Kur’an’da belirttiği, Allah rızasına hizmet eden, Allah’ın makbul göreceği, hayır ve hasenattır. Kötülük ise; Yüce Allah’ın sakındırdığı, ikaz ve ihbar ettiği, yasakaldığı her türden iş ve oluştur ki sözler de buna dahildir.

O halde kanundan kaçan bir eşkiyayı saklamak nasıl iyilik olamazsa, sadaka verip karşılığında güleryüz beklemek de değildir. Nasıl ki cihadda bir insanı öldürmek kötülük değilse (aksine iyilikse), kavga edenelri ayırmak ve haklı olan yanında (zayıf ve fakir olsa da) yer almak da kötülük değildir.

Örnekleyecek olursak mutlak iyilik; kainata, ilme, insanlığa, dine, imana, barış ve huzura, esenlik ve asayişe, sevgi ve şefkate, güzel ve hoş olana, Kur’an’a ve Allah’ın sınırlarına uygun ve sadece Allah emrettiği için yapılan ve sadece Allah rızası gözetendir. Maksadın sadece Allah rızası olması gerektiğinin altını da bu arada kalın çizgiyle çizmek lazım gelir. Şayet başkaca niyetle veya kısmen başkalarının rızasını da aramak için yapılıyorsa o iş mutlak iyilik olmaktan uzaktır belki sadece iyiliktir ve sonuçlarını da sadece Allah bilir.

Mutlak kötülük ise; karanlığa, şerre, şeytana, küfür ve şirke, batıla, çirkin ve pis olana hizmet eden herşeydir ve fakat bunun hayata geçmesi ancak kulun dilemesi yani irade ortaya koyması iledir ki istemsiz hayata geçenler veya iyi niyetle başlayıp kötü sonuçlananlar için inşallah kula vebal yoktur.

O halde, iyilik ve kötülükte ilk adım niyettir ki cüzi irade ile kulun ortaya koyduğu maksat doğrudan vebali getirendir. Yani sonuç veya ilerleme safhası değil ilk adım yani maksat vebaldir.

Rızanın salih ve selim olması yani sadece Allah rızası umularak yapılması ikinci adımdır.

İyilik veya kötülüğe katkı sağlamak, az veya çok olsun şarttır ki düşüncede kalan veya etki edilmeyen amellerden kula nasip yoktur. Hem kötü hem iyi manada kul o işi fikren desteklese dahi katkı sağlamadıkça sonuçtan sevap veya günah kazanamaz.

Para ile destek sağlamak, amele destekten sayılırsa da elbette bedenle veya toptan gayret etmek ile eş anlamlı değildir. Bunun en yüce örneği elbette cihattır ki canını ortaya koyan ile, o cihadı para ile destekleyenlerin durumu asla aynı değildir.

Kötülük ve iyilikte büyüklük ve küçüklük elbet vardır ve veballeri de farklıdır. Lakin bunun kıymetinin takdiri sadece Yüce Allah’tadır ve fakat bu ameller küçük dahi olsalar unutulmaması gereken bir zaman sonra alışkanlık yapacağı ve daha büyük amellere yol açacağıdır.Bu cihetle mesela yumurta çalan bir çocuk telkin ve nasihatler ile düzeltilmez ise ileride çok daha büyük bela ve soygunlara el atacaktır. Keza olumlu anlamda da kuşlara yem veren bir çocuk takdir edilir ve ödüllendirilirse ileride çok daha hayırlı işlere öncülük edecektir.

O halde toparlayacak olursak mutlak olan din, ahlak, amel, ibadet veya iman olsun sadece Kur’an’dadır. Tamamının koşulu Kur’an’ın emirleri yani Allah’ın sınırlarıdır. Niyet ve irade ortaya konmayan işlerin sonuçları kula vebal yüklemez ama hayır veya şerre bir şekilde katkı sağlayanların tamamı o neticeden mesuldür.

Derecelendirme ve sevap-günah miktarı farklıysa da amel ve niyetlerin sonuçlarına dair takdir sadece Yüce Allah’ındır. Şayet ayetler ile bildirilmiş neticeler varsa mutlaktır ve haktır. Şayet bildirilmemişse o durumda kararı Yüce Allah ahiret yurdunda yine bizzat kendisi verecektir.

Toplumun, kişilerin, mesleklerin, ulusların, değişik dinlerin, teknolojinin iyi tarifi ile mutlak iyi arasında, keza kötülük tarifleri arasında, muazzam fark vardır ve doğru tanım, ahirette de vebal yükleyecek olan Kur’an tarifidir. Çünkü Allah, dinini ve din gününün, hesap ve mizanın, kudret ve mülkün tek sahibidir.

Karanlıkta, kuytularda, saklılarda yapılan gizli anlaşmaları da, yeminleri de, maksatları da, akıldan ve kalpten geçenleri de bilen Allah, niyetlere tek şahit olandır ve hesap aslen niyetlerden olacaktır.

Niyet bu yüzden amelden daima üstündür.

Hayır ve şer ise insanların tahmininden öte bir şeydir ve ilahi nizamın takdirindedir. Yani iyi veya kötü bir şeye niyet ederek hayata geçirmenin yaratacağı sonuçların nasıl olacağını bizler bilemeyiz. Bizler sadece umar ve dileriz ama sonuç daima Yüce Allah’a aittir.

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” (Bakara 2/177)

Rabbim, bizi doğru ve has niyetlilerden, selim akıl ve kalp sahiplerinden, sadece Allah rızasını arayanlardan eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Ahiret hesabı mustakildir

Ahiret hesabı mustakildir

Ahiret hesabı mustakildir Allah, yaşamı ve eceli kimin daha iyi işler yapacağını ve kimlerin imana ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir