Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İBADET / namazın farzları ve mahiyeti
imanilmihali.com
namazın farzları ve mahiyeti

namazın farzları ve mahiyeti

namazın farzları ve mahiyeti

Namazın farzları; namazın öncesinde altı ve edası esnasında altı olmak üzere toplam on iki adettir. Namaz öncesindekilere “Namazın şartları”, namaz esnasındakilere de “Namazın rükunları” denir.

Namaz, dinin direği ve mü’minin en büyük göstergelerindendir. Bu nedenle doğru, has ve samimi olarak eda edilmesi son derece önemlidir. Bu nedenle namazın farzlarına yüzeysel bakmak ve şartlarını yerine getirmeden niyet etmek doğru ve uygun değildir. Dolayısıyla namaz öncesi hazırlıklar diyebileceğimiz namaz dışı farzlar öncelikle ve mutlaka takbik edilmesi gereken şartlardır.

Sırasıyla bakacak olursak; hadesten taharet aslen görünmeyen kirlerden kurtulmaktır. Bu sadece abdest almak demek değildir. Daha doğru bir ifade ile abdesti hakkıyla almak gereğidir. Yani namaza duracak kişinin başkalarının göremeyeceği ama kendisinin bildiği pisliklerden arınmasıdır. Bu sadece abdestsiz olmakla alakalı bir bahisten ziyade, dünyanın ve bedenin tüm kirlerinden, kibir ve gururundan, dünyevi istek ve arzulardan uzaklaşmak manasınadır. Huşu içinde namaz kılabilmenin ilk şartı da budur. Kul; kıskançlık, gösteriş, telaş, açlık, acı gibi nefsin ve şeytanın tüm etki ve aldatmalarından arınmış, dünyevi hayata ait tüm his ve düşüncelerden sıyrılmış olarak namaza durabilmek adına zihnini, kalbini boşaltabilmeli ve sadece Allah için yapacağı ibadete sadece Allah rızası kazanmak için kılacağı namaza başkaca etki ve beklentilerden uzaklaşmış olarak hazırlanmalıdır.

Necasetten taharet ise görünen kirlerden kurtulmaktır. Buna bedenin, ortamın, giysilerin temizliği dahildir. Kul namaz esnasında adeta miraçtadır. Allah’ın huzuruna çıkan kulun ise kirli, sıradan, özensiz, tam tersi abartılı kıyafetlerle çıkması, kirli elbise, çorap ve kokularla huzurda kıyam etmesi uygun değildir. Dahası namaz cemaat ile eda ediliyorsa kulun bu hali diğer scde edenleri de olumsuz etkileyeceğinden kaçınmak gerekir.

Avret yerini örtmek demek olan Setr-i avret, örtülmesi gereken yerlerin kapatılması demektir. Abdest ve namaz esnasında vücudun erkekler ve kadınlar için kapatılması gereken yerlerin örtülmesi Rabbimizin huzuruna çıkacak olmamızdan kaynaklanan saygı ve bizi o halde gören başkalarının namazlarının sakatlanmaması anlamında önem arz eder. Kadınların erkeklerden geride durması gibi kaideler aslen kulun aklına başkaca şeylerin bir an için bile olsa gelmemesi içindir.

Namaz kılarken kıbleye dönmek temsili olarak ama farz olmak üzere bedenlerin Allah’a yönelmesi manasınadır ki gereksiz ve aşırı istikamet kayıpları namazı bozar.

Namazın vaktinde kılınması esastır. Namaz vaktinden önce kılınamaz lakin mühim hallerde kazası (sadece farzların) mümkündür. Özürsüz olarak namazı eda etmemek ne kadar yanlış ise namaz vakti girdiğinde oyalanmak ta yanlıştır. Kul mümkün olduğu takdirde vakit girince oyalanmadan namaza durmalı ve eda etmelidir.

Namaza dururken edilen niyet kalp ile içten ve samimi olarak edilmeli, dil ile de ikrar edilmelidir. Niyet etmek, kılınacak namazın ismini, vaktini, kıbleyi, cemaatle kılınıyorsa imama uymayı, kalpten geçirmek demektir. Niyet, kılınacak olan namazın zihnen hatırlanmasıdır. Niyetlerde en önemli husus sadece “Allah rızasına mazhar olmak” dileğidir.

Buraya kadar olan kısım namaz öncesi hazırlıklarla alakalıdır ve bedenin, kalbin, aklın dünyevi pislik ve endişelerden uzaklaşıp, Rabbimizin huzuruna, huşu, ihlas ve samimiyetle çıkmayı sağlayabilmek içindir. Bu özen ve gayretin aynısı ve belki de daha fazlası namaz içinde de geçerlidir.

İftitah tekbiri, namaza başlarken niyetten sonra “Allahu Ekber” deyip eller yukarı kaldırılıp tekbir almaktır. Rabbimizin en yüce olduğunu ifade ederek başlayacağımız namaz tüm hazırlık ve edası ile birlikte sadece Rabbimiz için kılınır. Gösteriş, riya, aldatış, başkaca niyetler bize şah damarından yakın olan Rabbimizi kandıramayacağımız için namazımızın kabulünü engelleyen şeylerdir.

Keza, namazda ayakta durmak demek olan kıyam Rabbimizin huzurunda, saf ve boynu bükük durmak, O’nun emir ve yasakları karşısında bedenimizin ne denli aciz olduğunun ifadesi, varlığımızla O’nun kulu olduğumuzun göstergesi, sadece O’na kulluk ve ibadet etmek için yaratıldığımızın kabulü, Rabbimizin bizim için dilediği her şeyin koşulsuz şartsız kabulü anlamınadır.

Kıraat, namazda, Kur’an-ı kerimden kolaya gelen sure veya âyet okumaktır. Bu sadece namaz dualarından seçilebileceği gibi başkaca ayet ve sureler de olabilir.

Rüku, ayakta okuma bittikten sonra, eğilip elleri dize koymaktır. Tüm dünya malını, istek ve arzularını geride bırakıp sadece Rabbimiz huzurunda olmanın acizliği ve huzuru ile sırtın yere paralel hale gelmesi demek olan rüku, adeta ayakta yapılan secde mahiyetindedir.

Secde (Sücûd) ise rükûdan sonra ayaklar, dizler ve ellerle beraber alnı ve burnu yere koymaktır. Namazın belki de en mühim anı bu andır. Rivayet odur ki şeytanın giremeyeceği tek yer işte bu secde anıdır. Kul secde anında, Rabbinin huzurunda bir karınca kadar ufak, bir kuş tüyü kadar çaresiz ve güçsüz, bir su damlası kadar Yaratan’a muhtaç, bir çiçek kadar narin ve bir günahkar kadar suçluyken, affına, rahmetine muhtaç olduğu Rabbine tüm kalbi ve bedeni ile teslim olmuş haldedir.

Kâde-i Âhıre [son oturuş] ise malum olduğu üzere son rekâtta Ettehıyyatüyü okuyacak kadar oturmaktır.

Kanaatimizce ilk rekat başında (ve her rekatta) okunan Fatiha ile bütünlük arz edecek şekilde Nas suresinin namazın son oturuşunda okunması uygun olacaktır. Bu Kur’an surelerinin sırasına da uygundur.

Özetle; namaz öncesi yapılan hazırlıklar az sonra huzuruna (adeta) çıkacağımız Rabbimize yakışır temizlik, ciddiyet, güzellik ve arınmış hali temin etmeli, namazın edası aciz birer kul olduğumuzu unutmayarak tüm hayatı Yaratan Rabbimizin huzurunda olduğumuz bilinciyle icra edilmelidir.

Fatiha, namazın en önemli suresidir ki mealen sadece Rabbimize kulluk ve ibadet edeceğimizin, yalnız O’ndan bekleyeceğimizin kalben ve dille tekrarıdır ki dinin de, namazın da özü bu düşünce ve ifadedir.

Hadesten ve necasetten taharet yani görünen ve görünmeyen kirlerden temizlenmek sadece abdest almaktan ibaret değildir. Namazın makbul ve muteber olması muhakkak Rabbimizin dilemesi iledir ancak kalplerde fesat, fitne, kıskançlık, kibir, gurur gibi alçaltıcı hisler oldukça, namazın edası için Allah rızasını kazanmaktan başkaca dilekler niyet edildikçe namazdan beklenen sevapların da hasıl olmayacağı bir gerçektir.

Riya ve gösteriş ise muhakkak ki namazın lanetlenen şeklidir ki siyasi, ekonomik, imani istek ve arzulara kılıf yapılan namaz lanetlenmeye mahkûmdur.

Kul, sadece Rabbi için ve sadece Allah rızasına mazhar olabilmek umuduyla namaza hazırlanmalı ve eda etmelidir. Başkaca niyet ve beklentiler sadece namazı sakatlamakla kalmayacak muhakkak kulu küfür ve şirk karanlıklarına atacaktır.

Bu nedenle sadece cuma namazının cemaatle kılınmasının farz olduğu kabulü ile gösteriş, riya tehlikesinden sakınmak ve huşu ile eda edebilmek adına diğer vakit namazlarının evde, tek başına, mümkünse sessiz ve karanlık ortamlarda kılınması daha uygun olacak kanaati hâkimdir.

Namaz ibadetinde en önemli hususlar farzların ve kazaların edasıdır. Bu nedenle nafile namazlar kılmak yerine öncelikle kazaların tamamlanması esastır. Değişik adlar altında sayısız namaz bulunsa da aslolan vakit namazları ve özellikle bunların farz rekâtlarıdır. Diğerleri adı üstünde olduğu gibi sünnet, vacib veya nafile namazlardır. Diğer namazları farz mahiyetine sokmaya çalışmak uygun değildir.

Ahiret yurdunda öncelikle sorulacak olan namazlar; kanaatimizce vakit namazlarının farz rekâtlarıdır. Bu nedenle namaz için vakit ayıramayanlar hiç değilse farzların edası için zaman ayırmaya gayret etmelidir.

Rabbim kıldığınız ve kılacağınız namazları makbul ve muteber eylesin.
Rabbim kullarının başlarını secdeden kaldırmasın.
Rabbim ezan seslerini kulaklarımızdan, ibadetlerimizi bedenlerimizden uzak etmesin.
Rabbim bizleri Kur’an yolundan ayırmasın.
Rabbim bizleri küfür ve şirke varan riya ve gösteriş yollarından muhafaza eylesin.
Amin!

namazın farzları ve mahiyeti

Bu yazıyı okudunuz mu?

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi İbadet ve kulluk, fıtrati gayedir ve insan sadece Allah’a ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir