Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Necm suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Necm suresi – Karşılaştırmalı meal

Necm suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

NECM SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Battığı zaman yıldıza andolsun;
Diyanet Vakfı 1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
Elmalılı Hamdi Yazır 1-İnmekte olan necme (yıldıza, Kur’an’ın inen miktarına) yemin ederim ki,
Süleyman Ateş 1. Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:
Yaşar Nuri Öztürk 1 Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı’na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,
Ali Bulaç 2- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
Diyanet Vakfı 2.Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da!
Süleyman Ateş 2. Arkadaşınız sapmadı, azmadı.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
Ali Bulaç 3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
Diyanet Vakfı 3.O,arzusuna göre de konuşmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Hevadan (arzusuna göre) söylemiyor.
Süleyman Ateş 3. O heva’dan konuşmaz.
Yaşar Nuri Öztürk 3 O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
Ali Bulaç 4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Diyanet Vakfı 4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-O (Kur’an) sadece vahyolunan bir vahiydir.
Süleyman Ateş 4. O(nun okuduğu Kur’an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 4 İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.
Ali Bulaç 5- Ona (bu Kur’an’ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
Diyanet Vakfı 5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Ona, kuvvetleri çok güçlü olan öğretti.
Süleyman Ateş 5. Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti;
Yaşar Nuri Öztürk 5 Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona.
Ali Bulaç 6- (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
Diyanet Vakfı 6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Bir kuvvet sahibi; hemen duruklandı (doğruldu).
Süleyman Ateş 6. Üstün akıl sahibi (melek). Doğruldu;
Yaşar Nuri Öztürk 6 Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi.
Ali Bulaç 7- O, en yüksek bir ufuktaydı.
Diyanet Vakfı 7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-O en yüksek ufukta idi.
Süleyman Ateş 7. Kendisi yüksek ufukta iken.
Yaşar Nuri Öztürk 7 En yüksek ufuktadır o.
Ali Bulaç 8- Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Diyanet Vakfı 8. Sonra (Muhammed’e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Sonra yaklaştı ve sarktı.
Süleyman Ateş 8. Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı.
Yaşar Nuri Öztürk 8 Sonra iyice yaklaştı ve sarktı,
Ali Bulaç 9- Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
Diyanet Vakfı 9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Aradaki mesafe iki yay boyu oldu, hatta daha yakın;
Süleyman Ateş 9. (Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.
Yaşar Nuri Öztürk 9 İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.
Ali Bulaç 10- Böylece O’nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
Diyanet Vakfı 10.Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 10-kuluna verdiği vahyi verdi.
Süleyman Ateş 10. Kuluna, vahyettiğini vahyetti.
Yaşar Nuri Öztürk 10 Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.
Ali Bulaç 11- Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
Diyanet Vakfı 11.(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Gözün gördüğüne kalp yalan demedi.
Süleyman Ateş 11. Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).
Yaşar Nuri Öztürk 11 Kalp yalanlamadı gördüğünü.
Ali Bulaç 12- Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
Diyanet Vakfı 12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Gördüğü hakkında şimdi siz, onunla tartışıyor musunuz?
Süleyman Ateş 12. Onun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 12 Onun gördüğü şey hakkında kuşkuya düşüp onunla çekişiyor musunuz?
Ali Bulaç 13- Andolsun, onu bir diğer inişte de görmüştü.
Diyanet Vakfı 13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Andolsun ki, o onu bir kez daha inişinde gördü;
Süleyman Ateş 13. Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü;
Yaşar Nuri Öztürk 13 Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü.
Ali Bulaç 14- Sidretü’l-Münteha’nın yanında.
Diyanet Vakfı 14.Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında .
Elmalılı Hamdi Yazır 14-ki, Cennetu’l-Me’va onun yanındadır.
Süleyman Ateş 14. Sidretü’l-Münteha(uzak ağaç)ın yanında,
Yaşar Nuri Öztürk 14 Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında.
Ali Bulaç 15- Ki Cennetü’l-Me’va onun yanındadır.
Diyanet Vakfı 15. Cennetü’l-Me’vâ da onun yanındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-ki,Cennetu’l-Me’va onun yanındadır.
Süleyman Ateş 15. Ki onun yanında oturulacak bahçe vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 15 O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe.
Ali Bulaç 16- Sidreyi örten örtmekte iken,
Diyanet Vakfı 16. Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-O zaman ki, o Sidre’yi bürüyen bürüyordu.
Süleyman Ateş 16. Sidre’yi kaplayan kaplıyordu.
Yaşar Nuri Öztürk 16 O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre’yi kuşatıp saran,
Ali Bulaç 17- Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.
Diyanet Vakfı 17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Göz ne şaştı, ne (de sınırı) aştı.
Süleyman Ateş 17. (Muhammed’in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı.
Ali Bulaç 18- Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.
Diyanet Vakfı 18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Andolsun ki, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.
Süleyman Ateş 18. Andolsun, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.
Yaşar Nuri Öztürk 18 Yemin olsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Ali Bulaç 19- Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza’yı.
Diyanet Vakfı 19. Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ’yı?
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Siz de gördünüz değil mi Lat ve Uzza’yı?
Süleyman Ateş 19. Gördünüz mü o Lat ve ‘Uzza’yı?
Yaşar Nuri Öztürk 19 Gördünüz mü Uzza’yı, Lât’ı.
Ali Bulaç 20- Ve üçüncü (put) olan Menat’ı(n herhangi bir güçleri var mı)?
Diyanet Vakfı 20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât’ı.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Üçüncü olarak da öteki Menat’ı?
Süleyman Ateş 20. Ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menat’ı?
Yaşar Nuri Öztürk 20 Ve ötekini, üçüncüsü olan Menât’ı.
Ali Bulaç 21- Erkek (evlat) sizin, dişi O’nun mu?
Diyanet Vakfı 21. Demek erkek size, dişi O’na öyle mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Size erkek, O’na dişi öylemi?
Süleyman Ateş 21. Demek erkek size, kadın Allah’a mı?
Yaşar Nuri Öztürk 21 Erkek size, dişi Allah’a mı?
Ali Bulaç 22- Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşmadır.
Diyanet Vakfı 22. O zaman bu, insafsızca bir taksim!
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Öyle ise bu çok hayıflı (haksız) bir taksim!
Süleyman Ateş 22. O halde bu insafsızca bir taksim!
Yaşar Nuri Öztürk 22 İşte bu, insafsız bir bölüştürme.
Ali Bulaç 23- Bu (putlar ve yücelttikleriniz ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili ‘hiç bir delil’ indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
Diyanet Vakfı 23. Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığı kuru isimlerdir. Allah onlara öyle bir saltanat indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerinin sevdasına uyuyorlar. Oysa Rablerinden kendilerine doğru yolu gösteren geldi.
Süleyman Ateş 23. Onlar, sizin ve babalarınızın, (tanrı) diye isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlara hiçbir güç (tanrı oldukları hakkında hiçbir delil) indirmemiştir. O(putlara tapa)nlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk 23 Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Yemin olsun, onlara hidayet Rablerinden gelmiştir.
Ali Bulaç 24- Yoksa insana ‘her dileyip arzu ettiği’ şey mi var?
Diyanet Vakfı 24. Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Yoksa insana her kurduğu hülya mı var?
Süleyman Ateş 24. Yoksa insan, her arzu ettiğine sahip mi olacaktır?
Yaşar Nuri Öztürk 24 İnsan için, her özleyip hayal ettiği var mı acaba?
Ali Bulaç 25- İşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah’ındır.
Diyanet Vakfı 25. Ahiret de dünya da Allah’ındır.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Ama ahiret ve dünya Allah’ındır.
Süleyman Ateş 25. Son da ilk de (ahiret de, dünya da) Allah’ındır.
Yaşar Nuri Öztürk 25 Sonrası da öncesi de/âhiret de dünya da Allah’ındır.
Ali Bulaç 26- Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiç bir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah’ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.
Diyanet Vakfı 26. Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah’ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Göklerde nice melekler vardır ki, Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce şefaatleri hiçbir işe yaramaz.
Süleyman Ateş 26. Göklerde nice melek var ki onların şefa’ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun (ancak o zaman şefa’atin faydası olur).
Yaşar Nuri Öztürk 26 Göklerde nice melekler var ki, şefaatler hiçbir işe yaramaz. Allah’ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna.
Ali Bulaç 27- Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
Diyanet Vakfı 27. Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Evet ahirete inanmayanlar meleklere dişi adı takıp duruyorlar.
Süleyman Ateş 27. Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 27 O âhirete inanmayanlar, meleklere mutlaka dişilerin adlarını takarlar.
Ali Bulaç 28- Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiç bir yarar sağlamaz.
Diyanet Vakfı 28. Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Aslında onların buna dair bilgileri yoktu, sadece zanna uyuyorlar. Oysa zan gerçekten yana hiçbir şey ifade etmez.
Süleyman Ateş 28. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz.)
Yaşar Nuri Öztürk 28 Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir şey kazandırmaz.
Ali Bulaç 29- Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.
Diyanet Vakfı 29. Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-O halde sen de Bizi anmaktan yüz çevirip de dünya hayatından ötesini istemeyen kimselere bakma!
Süleyman Ateş 29. Bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir.
Yaşar Nuri Öztürk 29 Bizim zikrimizden/Kur’an’ımızdan yüz çeviren ve iğreti dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden, sen de yüz çevir.
Ali Bulaç 30- İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O’dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O’dur.
Diyanet Vakfı 30. İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 30-İşte budur onların ilimde erişebildikleri son sınır!. Şüphesiz Rabbin, O en iyi bilendir yolundan sapanı, hem de O en iyi bitendir hidayet yolunu tutanı.
Süleyman Ateş 30. İşte onların erişebilecekleri bilgi (sınırı) budur. (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir.
Yaşar Nuri Öztürk 30 Onların, ilimden ulaşacakları şey işte budur. Kuşkusuz, yolundan sapmış olanı Rabbin çok iyi bilir. Hidayet üzere yürüyeni de en iyi O bilir.
Ali Bulaç 31- Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.
Diyanet Vakfı 31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Bu, Allah’ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Bütün göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır! Sonunda kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak; güzellik yapanları da daha güzeliyle mükafatlandıracak!
Süleyman Ateş 31. Göklerde ve yerde bulunan herşey Allah’ındır. (Bunları yaratmıştır) Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezalandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükafatlandırsın.
Yaşar Nuri Öztürk 31 Göklerde ne var yerde ne varsa Allah’ındır. Bu, Allah’ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir.
Ali Bulaç 32- Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.
Diyanet Vakfı 32. Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Onlar ki günahın büyüklerinden (vebalden) ve çirkef davranışlardan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusurlar hariç; şüphesiz ki, Rabbin geniş mağfiretlidir. O sizin her halinizi en iyi bilendir, sizi topraktan meydana getirdiğinde ve sizler analarınızın karınlarında cenin halinde iken. Şimdi nefislerinizi temize çıkarmaya kalkışmayın! O’dur en iyi bilen günahtan korkup sakınanı!
Süleyman Ateş 32. Onlar, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatalar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşa ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her halinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir.
Yaşar Nuri Öztürk 32 Öyle kişilerdir ki onlar, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilen O’dur: Hem sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler halinde bulunduğunuz zaman. O halde kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin sakındığını en iyi bilen O’dur.
Ali Bulaç 33- Şimdi, o yüz çevireni gördün mü?
Diyanet Vakfı 33. Gördün mü arkasını döneni?
Elmalılı Hamdi Yazır 33-Şimdi gördün ya, o haktan yüz çevireni?
Süleyman Ateş 33. Gördün mü şu adamı ki arkasını döndü?
Yaşar Nuri Öztürk 33 O yüz geri döneni gördün mü?
Ali Bulaç 34- Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.
Diyanet Vakfı 34. Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Biraz verip de dayatıvereni?
Süleyman Ateş 34. Azıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu?
Yaşar Nuri Öztürk 34 Azıcık verdi, sona inatla sıkıca tuttu.
Ali Bulaç 35- Gaybın bilgisi yanında da o mu görüyor?
Diyanet Vakfı 35. Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Gaybın bilgisi yanında da görüyor mu?
Süleyman Ateş 35. Gayb’ın bilgisi kendi yanında da o mu (alemin esrarını) görüyor?
Yaşar Nuri Öztürk 35 Gaybın bilgisi onun yanında da o mu görüyor?
Ali Bulaç 36- Yoksa Musa’nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi?
Diyanet Vakfı 36. Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa’nın sahifelerinde bulunan,
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Yoksa haber mi verilmedi Musa’nın sahifelerinde yazılı olanlar?
Süleyman Ateş 36. Yoksa kendisine haber mi verilmedi: Musa’nın sahifelerinde bulunan,
Yaşar Nuri Öztürk 36 Yoksa haber verilmedi mi ona, Mûsa’nın sayfalarındakiler?
Ali Bulaç 37- Ve vefa eden İbrahim’in (sahifelerinde) olan…
Diyanet Vakfı 37.Ve ahdine vefa gösteren İbrahim’in( sahifelerinde bulunan şu gerçekler):
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Ve çok vefakar olan İbrahim’inkindeki?
Süleyman Ateş 37. Ve çok vefalı İbrahim’in (sahifelerinde bulunan şu gerçekler):
Yaşar Nuri Öztürk 37 Ve o çok vefalı İbrahim’in sayfalarındakiler…
Ali Bulaç 38- Doğrusu, hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.
Diyanet Vakfı 38. Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Ki, doğrusu hiçbir günahkar başkasının günahını çekecek değildir.
Süleyman Ateş 38. Ki hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü sırtlamaz.
Ali Bulaç 39- Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.
Diyanet Vakfı 39. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır 39 -Doğrusu insanın çalıştığından başkası kendinin değildir.
Süleyman Ateş 39. İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.
Yaşar Nuri Öztürk 39 Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.
Ali Bulaç 40- Şüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir.
Diyanet Vakfı 40. Ve çalışması da ileride görülecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Ve elbette çalışması yarın görülecek,
Süleyman Ateş 40. Ve çalışması da yakında görülecektir.
Yaşar Nuri Öztürk 40 Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir.
Ali Bulaç 41- Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir.
Diyanet Vakfı 41. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Sonra ona en değerli mükafat verilecek.
Süleyman Ateş 41. Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir.
Yaşar Nuri Öztürk 41 Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir.
Ali Bulaç 42- Elbette son varış Rabbine olacaktır.
Diyanet Vakfı 42. Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Ve elbette sonunda Rabbine gidilecektir.
Süleyman Ateş 42. Ve sonunda senin Rabbine varılacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk 42 Hiç kuşkusuz, son varış Rabbinedir.
Ali Bulaç 43- Doğrusu, güldüren ve ağlatan O’dur.
Diyanet Vakfı 43. Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Doğrusu güldüren, ağtatan O’dur.
Süleyman Ateş 43. Güldüren de O’dur, ağlatan da O’dur.
Yaşar Nuri Öztürk 43 Hiç kuşkusuz, güldüren de O’dur, ağlatan da…
Ali Bulaç 44- Doğrusu, öldüren ve dirilten O’dur.
Diyanet Vakfı 44. Öldüren de dirilten de O’dur.
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Doğrusu öldüren, dirilten O’dur.
Süleyman Ateş 44. Öldüren de O’dur, yaşatan da O’dur.
Yaşar Nuri Öztürk 44 Hiç kuşkusuz, öldüren de O’dur, dirilten de…
Ali Bulaç 45- Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O’dur.
Diyanet Vakfı 45. Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O’dur.
Süleyman Ateş 45. O yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi,
Yaşar Nuri Öztürk 45 Hiç kuşkusuz, iki çifti, erkeği ve dişiyi yaratan O’dur;
Ali Bulaç 46- Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.
Diyanet Vakfı 46.(Rahime) atıldığı zaman nutfeden.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-(Rahime) ekildiği zaman bir nutfeden.
Süleyman Ateş 46. Atıldığı zaman nutfe(sperm)den.
Yaşar Nuri Öztürk 46 Meni halinde atıldığı zaman bir spermden…
Ali Bulaç 47- Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş’et) de O’na aittir.
Diyanet Vakfı 47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Şüphesiz sonraki yaratmada O’na aittir.
Süleyman Ateş 47. Şüphesiz tekrar yaratmak da O’nun işidir.
Yaşar Nuri Öztürk 47 Hiç kuşkusuz, o ikinci oluşum da O’nun işidir.
Ali Bulaç 48- Doğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı.
Diyanet Vakfı 48. Zengin eden de yoksul kılan da O’dur.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-Doğrusu zengin eden, sermaye veren de O’dur.
Süleyman Ateş 48. Zengin eden O’dur, bol verip memnun eden O.
Yaşar Nuri Öztürk 48 Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O’dur, nimete boğan da…
Ali Bulaç 49- Doğrusu, ‘Şi’ra (yıldızı)nın’ Rabbi O’dur.
Diyanet Vakfı 49. Doğrusu Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-Şüphesiz şi’ra (yıldızı) nın Rabbi O’dur.
Süleyman Ateş 49. (Taptıkları) Şi’ra(yıldızı)nın Rabbi O’dur.
Yaşar Nuri Öztürk 49 Hiç kuşkusuz, Şi’ra yıldızının/şuurlanmanın Rabbi de O’dur.
Ali Bulaç 50- Doğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı.
Diyanet Vakfı 50. Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Nitekim O helak etti önce gelen Ad’ı.
Süleyman Ateş 50. O helak etti, önce gelen ‘Ad’ı,
Yaşar Nuri Öztürk 50 Hiç kuşkusuz, daha önceden gelmiş olan Âd’ı helâk etti.
Ali Bulaç 51- Semud’u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı.
Diyanet Vakfı 51. Semûd’u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Ve Semud’u da hiç bırakmadı!.
Süleyman Ateş 51. Semud’u, komadı (onları).
Yaşar Nuri Öztürk 51 Semûd’u da. Böylece geriye bir şey bırakmadı.
Ali Bulaç 52- Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
Diyanet Vakfı 52. Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helâk etmişti).
Elmalılı Hamdi Yazır 52-Daha önce de Nuh kavmini (helak etmişti); çünkü onlar çok zalim ve çok azgındılar.
Süleyman Ateş 52. Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti). Çünkü onlar daha zalim ve azgın idiler.
Yaşar Nuri Öztürk 52 Daha önce de Nûh kavmini. Çünkü onlar, evet onlar zulmettiler, azdılar.
Ali Bulaç 53- Altı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi.
Diyanet Vakfı 53. Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-Mü’tefikey’i de haviyeye attı (altını üstüne getirdi).
Süleyman Ateş 53. Altı üstüne getirilen kentleri (Lut kavminin oturduğu bölgeleri) devirip yıktı.
Yaşar Nuri Öztürk 53 Altı üstüne gelmiş kentleri de yere geçirdi O.
Ali Bulaç 54- Böylece ona (o topluluğun başına) sardırdığını sardırdı.
Diyanet Vakfı 54. Onların başına getireceğini getirdi!
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Sardırttı da onlara o ı sardırdığını.
Süleyman Ateş 54. Onların üstüne neler çöktü, neler!
Yaşar Nuri Öztürk 54 Sarıp doladı onlara, sarıp doladığını.
Ali Bulaç 55- Öyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun?
Diyanet Vakfı 55. Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.
Elmalılı Hamdi Yazır 55-Şimdi Rabbinin hangi nimetlerine kuşku duyarsın!
Süleyman Ateş 55. O halde Rabbinin hangi ni’metinden kuşku duyuyorsun?
Yaşar Nuri Öztürk 55 Peki, Rabbinin nimetlerinden hangisinde kuşkuya düşüyorsun?
Ali Bulaç 56- Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
Diyanet Vakfı 56. İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 56-İşte bu, ilk uyarmalardan bir uyarmadır.
Süleyman Ateş 56. Bu (Kur’an veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
Yaşar Nuri Öztürk 56 Bu da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
Ali Bulaç 57- O yaklaşmakta olan yaklaştı.
Diyanet Vakfı 57. Yaklaşan yaklaştı.
Elmalılı Hamdi Yazır 57-Yaklaşan yaklaştı.
Süleyman Ateş 57. O yaklaşıcı, yaklaştı.
Yaşar Nuri Öztürk 57 Yaklaşmakta/yaklaşacak olan yaklaştı.
Ali Bulaç 58- Onu Allah’ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiç bir güç yoktur).
Diyanet Vakfı 58. Onu (vaktini) Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır 58-Ona Allah’tan başka açıcı yoktur.
Süleyman Ateş 58. Onu Allah’tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur.
Yaşar Nuri Öztürk 58 Onu Allah’tan başka kaldıracak/uzaklaştıracak yok.
Ali Bulaç 59- Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz?
Diyanet Vakfı 59. Şimdi siz bu söze (Kur’an’a) mı şaşıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 59-Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?
Süleyman Ateş 59. Şimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 59 Şimdi siz bu sözden mi hayrete düşüyorsunuz?
Ali Bulaç 60- (Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz.
Diyanet Vakfı 60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır 60-Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
Süleyman Ateş 60. Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 60 Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz.
Ali Bulaç 61- Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz.
Diyanet Vakfı 61. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!
Elmalılı Hamdi Yazır 61-Siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller?
Süleyman Ateş 61. Ve siz baş kaldırıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 61 Ve siz, kibirlenip kafa tutarak sersemce somurtuyorsunuz.
Ali Bulaç 62- Hemen, Allah’a secde edin ve (yalnızca O’na) kulluk edin.
Diyanet Vakfı 62. Haydi Allah’a secde edip O’na kulluk edin!
Elmalılı Hamdi Yazır 62-Haydi secdeye kapanın ve kulluk edin!
Süleyman Ateş 62. Haydi Allah’a secde edin ve kulluk edin!
Yaşar Nuri Öztürk 62 Artık Allah için secdeye kapanın, ibadet edin/iş yapıp değer üretin!

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Necm suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir