Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Neden sadece Kur’an
imanilmihali.com
Neden sadece Kur’an

Neden sadece Kur’an

Neden sadece Kur’an

Başlığın bazılarınca itici bulunmasının tek nedeni yüzyıllardır İslam üzerinde oynanan dinci ve müşrik oyunların etkisiyledir. Bu yobaz gayret o kadar sinsi ve haindir ki sadece Kur’an dendiğinde sanki Hz. Peygamber din dışına itiliyormuş hissi yaratırlar. Bu yalana sığınarak sünnetçiliğe soyunurlar ki Sünnetullah’ın elden gittiği yaygarasını koparırlar. Oysa sünnettullah Allah’ın iş yapış, yaratış ölçü belirleyiş ve hesap soruş yöntemidir, değişmez ve sadece Allah’a aittir. Dinci kadrolar o kadar egemen hale gelmiştir ki bunu bile peygambere yamayarak manaları çok alakasız yerlere taşırlar.

Oysa rahmet Peygamberi risalet öncesi ve sonrasıyla ahlaklı, emin, güvenilir ve dürüst karaktere sahip bir insan, risalet sonrası ise İslam’ın elçiliğini layıkıyla yerine getiren ilahi vahye muhatap olmuş bir yüce insandır. O’nun sözü doğru, işi doğru, hareketi doğrudur, güzeldir, İslam’a uygundur.

Sadece Kur’an demek şudur ki Peygamberimiz bile dini yani İslam’ı Kur’an’dan öğrenmiş ve başkaca kaynak kullanmamıştır. Yani din ve iman adına Peygambere öğretilen herşey Kur’an ayetleridir. Yani biz istesek bile peygamberi ayrı bir kaynak gösteremeyiz. Çünkü O’nun din adına buyurduğu, işaret ettiği, söylediği herşey vahyin eseri yani Kur’an’ın kendisidir.

Rahatsızlık uydurma hadisler bahsinde ise kimseler kusura bakmamalıdır ki zaten İslam’ı bu hale getiren mendebur kaynaklar bu yalan söz ve rivayetlerdir. Asr-ı Saadet döneminde tüm zorlamalara rağmen sayısı 30 hadi 500’ü geçmeyen hadislerin bugün milyonlarla ifade edilmesi bunun en bariz delilidir.

O halde peygambere isnat edilen dini yorumlar, hadisler bile Kur’an kaynaklıdır, olmak zorundadır. Hadis ve yorumların, mezhep ve tarikatlerin, rivayet ve hurafelerin, kıssa ve içtihadların geçerliliği sadece Kur’an’a uygun olması ve sonra mütevatir yani doğrulanmış olmasıyla mümkündür.

Kur’an ise ilk günkü gibi değişmemiş haliyle gözler önünde, eller altında, kalpler üstündedir.

Peygamberimizin yüceltilen sevgisinde sınır, O’nu ilahlaştırmamak, sünnet ve hadislerini din dışına taşımamaktır. Şekilci kopyacılar ise bu hususa en büyük darbe vuranlardır. Sakal, uzun etek, tesbih, takke gibi zamanın coğrafi gereklerden kaynaklanan arap örflerini din adına yutturmaya çalışanlara cevap vermeden bir soru sormak yeterlidir.

Peygamberimizin risalet öncesi ve sonrası kıyafeti değişmiş midir? Ulu Peygamber bu kıyafetleri giyerken, müşriklerin başı olan amcası da aynı kıyafeti giymekte midir?

Bu iki soru şekilci sünnetçiliğin çöküşüdür ki Kur’an’ın özü manadır, anlamadan okumak değil, şekil hiç değildir. Çünkü şekil riyaya müsait, gösterişe hassas, kandırmaya elverişlidir. Oysa ki mana hakikattir, amel göstergedir, iman Allah kontrol ve denetimindedir. Bu yüzden takva, sadece Allah katında ve sadece insanlar arası bir değerdir. Bu değerde şekle yer yoktur. Anlamadan okumak ise dine yapılacak en büyük ihanettir.

Dini Kur’an’a değil de başkaca kişi ve kitaplara yaslamanın ardındaki dehşet ve hile Kur’an’a dokunamamaktan ve Kur’an’a yalan söyletememekten geçer. Çünkü ayetler açık, manalar açıktır. Şu konuda şöyle bir ayet var diyerek uydurma mümkün olmadığından sünnet ve hadisler tercih edilmiştir. Bu uğurda da önce peygamber dışı kişiler yani sahabeler günahsız ilan edilmiş, tartışılmaz kişiler sınıfı yaratılmış ve sonra yalanlar bu kişiler aracılığıyla veya çoğu zaman onların da haberi yokken onlar adına üretilmiştir. Hepsinin ortak gayesi ise dinciliğe ve özellikle saltanat dinciliğine hizmettir. Bunların dinle alakası yoktur ve İslam’ın kaderini yerle bir eden bu yanlış oyunlardır.

Akıl sahibi bir kişi şöyle düşünmelidir ki peygamberin din adına ağzından çıkan herşey bir kenara yazılmış olsa yinede milyonlar etmez. Kaldı ki pek çok hadis kendi arasında tam terstir. Dahası hadis uleması arasındaki yahudilerin veya devşirmelerin, güvenilmez yalancıların sayısı azımsanacak gibi değildir. Daha ileri gidersek te bazı hadis üreticileri mezhep imamlarının fikirleriyle de oynayarak, onları sözde ömürlerini verdikleri davaların tam tersine beyanatla sunmaktadırlar. İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye, Buhari tarafından yapılanlar buna delildir.

Kur’an ise basit, kolay ve yeterlidir. Dinin yani tevhidin tamamlanmış hali ondadır. Allah bize seçtiği dini o Kur’an’la duyurmuştur. Risaletle birlikte sona eren Peygamberin hayatı tam 23 yıl boyunca yaşayan bir ayetler zinciridir ve hayata, insana, toplumlara, din tarihine, kainata, ahirete ait ne varsa hepsi Kur’an’dadır.

Kısaca Kur’an tek, yeter ve doğru olandır, tartışma üstü olan tek ilahi beyandır. Dinin emir ve yasakları sadece ondadır. Ahirette sorulacağımız nimetlerin başında gelen de odur.

Ayetlere başkaca insan yapımı kaynakları karıştırmanın ağır bedelini bugün tüm İslam alemi kanla, canla, yoklukla ödemektedir. İsrailiyatın, hristiyanlığın, yobazlığın, ateistliğin elele verip oynadığı bu oyunların maalesef dindeki destekçileri ise din adamlarıdır.

Zulmü ve Allah ile aldatmayı bilip te söylemeyen, görüp te susan, anladığı halde salağa yatan ve görevini yapmayarak (görmezden gelen) zalimlerin suçuna ortak olmadığını sanan bu gafiller İslam’ın kanlı gözyaşlarından sorumludur. Bu manada diyanet işleri en ağır vebal altındadır ve bu kümedekilerin hakikati savunmadıkça ahiretten nasipleri de olmayacaktır.

Bu kirli oyunun oynanabilmesi de maalesef işte bu hadis ve sünnet tezgahından ileri gelmektedir. Son zamanlarda artan meal ve tefsir üretimlerinin ardındaki gerçek te Kur’an’ın tahrif edilmesi gayretidir. Akıllar bu sayede karıştırılacak, cahil halk Kur’an’ı anlayarak okumaya başladığı halde kaynaklar arası farklı meal ve tefsirler ile kafası karışacak ve dini yine din adamlarına bırakarak anlamadan namaz kılmaya devam edecektir. Bu meal ve tefsir oyunlarının bir gayesi de Kur’an’ın evrensel mesajlarının engellenmesidir ki hırsızlık, kamu malı talanı, zina, vergi kaçırma, katliam, terör, hile ve tuzak gibi dinen kesin yasak olan hususlar sulandırılacak, seçlara verilen cezalar yumuşatılarak (!) azarlanmayla yetinilecektir.

Din içi teşkilatlanmaların da en büyük zararı budur ki bir gruba dahil olanlar dieğr grupları din dışı görerek, kendi dinlerini yaratarak, şeyhlerini tartışılmaz kılarak zaten şirke batmış haldedir. Tasavvufun da doğuşu dine ısındırmak ve dine katmak iken şimdilerde gayba ve vahye dayalı sözde duyumlarla işler din dışı hale getirilmekte, rüya ve ilham yoluyla hala vahiy aldığı iddiasındaki sahtekarlar kendi dinlerini ve tarikatlerini yaratmaktadır. Yani din bölünmekte ve tanınmaz hale gelmektedir.

Dinin bölünmesindeki bu suç ise din adına Kur’an’dan başka kaynak tanıyanların hepsinin boynuna vebal olarak kalacaktır. Kötü bir çığır açanın vebali kıyamete kadar süreceğinden bu tür sahtekarlıklarla Allah’ın dinini bölenlerin günah defterleri de kıyamete kadar hep açık kalacaktır.

Kur’an’ın tek kaynak olması dışındaki tüm haller, en iyi niyetle bile yapılsa yorumlara, alt yorumlara, daha alt yorumlara ihtiyaç duyulacak, zaman fasılalarıyla yorumlar dine, din yoruma tabi olacaktır. Bugün yaşanan hal budur.

Diğer tüm dinlerdeki kutsal kitap tahrifleri, Kur’an’da yaşanmıyorsa bunun nedeni onun Allah korumasında olması ve Peygamberimizin vahiy ve sünneti birbirine karıştırılmamasına verdiği önem nedeniyledir. O zaman da sahabe adeta yalvararak hadislerin kayda geçirilmesini istemiş ama Peygamber bu günleri öngörerek buna müsaade etmemiştir. Üçüncü halifeden başlayarak ise sahte hadisler piyasaya sürülmeye başlamış ve bugün bunların sayısı milyonları geçmiştir.

Rivayet, duyum, mişnalar, içtiyatlar, kıyas ve icmalar için de durum aynıdır. Bunlar Kur’ansal beyan veya mütevatir hadis bulkunmayan hallerde kullanılabilecek veya kişilerin kendi gönül terbiyeleri için okunabilecek yardımcı kaynaklardan öte gitmeyen şeylerdir. Bunalrın dine uygunluklarını sorgulamak ise o kulun kendi görevidir. Çünkü Allah insana akıl vermiş, aklını kullanmayanlar üzerine pislik atacağını buyurmuştur.

Dinde derinleşme gayesindekiler için bile Kur’an yeterlidir. Çünkü Kur’an her okunuşta kula başka şeyelr anlatır. ben okudum bitti demek kula yakışmaz. Çünkü kul her defasında yeni hayatlar, yeni ilhamlar, yeni anlayışlara gebedir. Kur’an bu yüzden bu kadar çok okunur ve asla sıkmaz.

Özetle; din adına hüküm koyma yetkisi sadece Allah’a aittir ve Kur’an Allah kelamıdır. Peygamberimiz dahil tüm insanlık İslam’ı Kur’an’dan öğrenmiş, tevhidi Kur’an tamamlamıştır. Bu yüzden emir ve yasakların tamamı ondadır. O, okunması kolay, açık, sade ve sıkmayan tarzıyla dua, büyü, mezarlık kitabı değil, hayat ve ahiret rehberidir.

Peygamberimizin vahyin dışına çıkması mümkün olamayacağından tüm söz ve davranışları zaten Kur’an kaynaklıdır ve Kur’an anlayarak okununca zaten peygamberin örnek ahlakı da anlaşılmış olur.

İslam’da ruhbanlık ve aracılar sistemi olmadığından da her kul kendisi, anlayarak okumalı, okutmalıdır. Bu bir rica değil farzdır. En başta Allah hakkına riayettir.

O, anlayarak yavaş yavaş baştan sona okunmayı ister.

Anlayarak okuyan ise dine girer, imanını artırır, nefsini terbiye etmeye başlar.

Kur’an, tek başına yeter, değişmez, baki ve tek doğru olandır. Diğer tüm ilahi kitapların tahrif edildiği de düşünülürse, Kur’an’ın değişemeden muhafazası sadece İslam alemi için değil tüm insanlık için en kıymetli vazifedir.

Rabbim bizleri Kur’an nurundan uzaklaştırmasın. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir