Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Nefis, para, varlık, kişi ve ibadet putları
imanilmihali.com
münafık, kafir ve şirk

Nefis, para, varlık, kişi ve ibadet putları

Nefis, para, varlık, kişi ve ibadet putları

İslam sadece Allah’a kulluk etmeyi, sadece O’ndan dilemeyi ve ummayı, O’na sığınmayı emreder. Kur’an’ın savaşı bu yüzden zulümledir ve şeytan dini şirk en büyük zulümdür. Gizlisi açığıyla, büyüğü ve küçüğüyle, bilineni ve bilinmeyeni ile şirk belaların belası, ümitlerin kahrıdır.

Şirk, Allah’ı inkar değil ama bilerek veya bilmeden O’nun yanına eş, ortak, evlat atamak, ilahi kudreti parçalara ve varlıklara taksim etmektir.

Aklı başında hiç kimse, en koyu ateist geçinenler bile Allah’ı inkar edemez. Lakin bu şirk belası, İblisin yaratılıştaki ahdine uygun olarak, örümceğin ağı gibi vicdanları kaplar ve karartır. Bunu da asla inkar ettirme veya zorlama şeklinde değil, süslü göstererek ve aldatarak yapar.

Cahiliye döneminde bu yedek ilahlar HER ZAMAN GERİ PLANDA İBLİS VE SOYDAŞLARI OLMAK ŞARTIYLA el imali, taş veya çamurdan yapılmış heykeller şeklindeyken zamanla kılık ve mahiyet değiştirmiş, İslam’ın tebliğinden sonra cismani boyuttan manevi ve soyut boyuta geçmiştir. Zamanımızda şirkin bu denli sinsi ve güçlü olmasının sebebi de budur.

Nefis, para, varlık, kişi ve ibadet putları, gerçek imanın yerini almaya hevesli, son derece zararlı ve cehaletten ama bir o kadar da nefse tabi olmaktan kaynaklanan şeytan imali aldanışlardır. 

Ahir zamanda değişen bu putların başlıca nevileri;

1. Nefis (ego) putu
2. İbadet putu
3. Varlık (şeytan, tabiat , maddecilik vs.) ve kişi / makam putları
4. Para ve servet putlarıdır.

Kısaca özetlersek, nefis putu ile kast edilen kulun kendi aklı ve kalbiyle doğrular yaratması ve bunları tüm idraklerin üzerinde bilerek, yanılmaz kabul etmesidir ki çoğu zaman görmeden inanmamaya dayalı bu putlar kişiyi yüksek egoya ve kibre mahkum eder.

Nefis, terbiye edilmemiş gönüllerde sürekli kötülüğü emreder ki vicdanın sesini bastırmakla kula en büyük kötülüğü eder. Maddi kazançlar, mevkiler, tahsil ve diplomalar ile gelen kişisel tatmin kulu haksız bir büyüklenmeye sevk ederken, diğerlerini de aşağılamaya sevk eder. Bu sayede kendisini yanılmaz, bilir ve tartışılmaz gören kişi, muhtaç ve mağdurlar ile arasına duvar örmekle kalmaz, onları basamak diye kullanarak üstlere tırmanmak gayesindeyken çoğu zaman onları ezer ve zulmeder. Buna rağmen kişi haklı olduğu iddiasını sürdürürken öte yandan kendisine söylenenleri ve vahyin mayasını inkar ederek, olay ve yaratılışları akıl yoluyla çözme cihetine gider ve kaybeder.

İbadet putu; imanı geri plana atan veya unutturan, amel ve ibadeti ön plana çıkartan, ibadetin has niyetinin sadece ALLAH RIZASI olduğunu unutturan, ruhsuz ibadetler ile cenneti garantileyeceğini sanan, ibadeti gösteriş ve riyaya bulayan putlardır ki zararı bir hayli fazladır.

İman ve İslam ayrılmaz iki bütündür ve amel imandan parça değildir. Değildir çünkü parçası olduğu anda riya ve gösteriş imanı önce yaralar ardından alır götürür. Bu ayrımı yapan Kur’an gizli şirkin önünü kestiği halde kullar imansız İslam’a, yani anlamadan ve hissetmeden kuru kuruya ibadete meyillidir ve dinin sadece işlerine gelen parçasıyla ilgilenirler. Böyle olunca da asıl maya zamanla kurur ve kaybolur. İman ötelenerek eda edilen ibadet beraberinde ahlak ve salih amel olsun veya olmasın imandan yoksunsa spordan öte mana taşımayacağı için o kul kaybeder. İbadeti yapıyor olmak, hatta aksaksız, devamlı ve hatta aşırı yapıyor olmak kula rahatlama verir, cennete kesin gidecek hissi verir ki bu kadar namaz ve ibadetlerden uzak insan varken ben cennetliğim diye düşündürür ve cehenneme yollar. Öte yandan ibadetin ispatı maksadıyla şeklen acaip kılıklara bürünür, ibadetini anlatmak ve ispat etmek ihtiyacı duyar ve bu sayede gayesini Yüce Allah rızasından kulların takdir ve beğenisine çevirir. Bundan kötü bir ayıp ve kayıp var mıdır?

Din bir amaç değil araçtır. Bunun da ötesine geçmek yani dini kişiselleştirip tamama erdirmek iddiası da gayet sakıncalıdır.  Nitekim bu yüzden cennetliğim diyen cehennemdedir. Dini ana gaye edinip dünyaya sırt çevirmek te aynı haldedir.

İbadet putunun ata kabullerini yıkamayışı, örflerden, hurafe ve rivayetlerden sıyrılamayışı beraberinde sünnetleri Allah kelamı farzların üzerine çıkarmayı ve din adına birilerini tahrim yetkisiyle donatılmasını getirir. Oysa tahrim yetkisi sadece Allah’tadır, din ve hüküm, mülk ve kudret sadece Allah’tadır. tarikat ve cemaat yapılanlmaları gibi dinin bölen icraatlar yorum farkı ile açıklanamayacak kadar ciddi ve tehlikeli meselelerdir. Bu yapılanmaların başlarındaki kimselerin dediklerinin tartışmaz olması, helal ve haramları o kişilerin belirlemesi, Kur’an’ın çoğu zaman o tarikat kapılarından içeri girememesi zaten o yapılanın dini olmadığının da ispatıdır.

Varlık ve kişi putları; tabiat, insan, görünen veya görünmeyen bazı varlıkları ilahlaştırmak, tesadüf ve rastlantısal yaşamı gaye edinmek üzerine kuruludur. Bu putların şifa, medet, rızık ve nimet kaynağı olarak öne çıkarılması şeklinde tezahür eden bu şirk belası hayatı ve sınavı inkar etmekle kalmaz, ilahi kudreti tümden parçalayarak kısımlara ayırır ve sonra bu kısımları sayısız ilaha taksim eder.

Patronlardan, zengin ve güçlülerden yana olmak hak ve adalet ölçüsünde mübahtır. Lakin Kur’an haktan ve mazlumdan yana olmayı emreder. Medet, rızık, şifa ve nimeti Allah’tan değil de bir kuldan beklemek, çalışmayı değil de avuç açıp yalvarmayı tercih etmek anılan putlara tapıldığı anlamındadır. Varlıkalrın tamamı yaratılmıştır ve yaratılanlar Yaratan olamaz. Böyleyken tabiat örneğindeki gibi tabiatı “yaratan” olarak görmek Yüce Allah’ın kudret ve ilmini parçalamaktır. Keza şeytanı kötülüklerin yaratıcısı kabul etmek te aynı yola çıkar Hayır ve şerlerin tamamını yaratan, sebepleri koyan, bilen ve dileyen sadece Allah’tır. Diğer tüm yaratılanlar bir hikmek ve maksat için vardır ve hiçbiri bu yüzden ilah olamaz. Ata kabulleri de bu nevi putlar içerisinde sayılabilir ki tüm dinleştirilen örf ve kabuller (Kur’an’a uygun değilse) beladır. Örflerin dinleştirilmesi ise başlı başına bir şirk manzumesidir.

Peygamberleri az önemseyerek dindeki yerlerini daha az göstermek büyük günah iken onları aşırı överek ilahlaştırmak şirktir. Bu nokta çok önemlidir ki birer beşer olan bu örnek ve saygıdeğer Allah elçilerini vahiy postacısı yapmak ta, onları din adına hüküm koyar mevkine getirmek te yanlıştır. Onları aşırı yücelterek önce udül (günahsız) kılmak, sonra diğer sahabeleri günahsız adletmenin ardındaki gerçek daha sonra üretilecek sahte hadislerin itibarını artırmak gayesinden başka bir şey değildir. Oysa hiçbir insan günahsız değildir. Peygamberlere bizler günah değil kusur yakıştırırız ve Yüce Allah’ın onları affedeceğini umarız. Ama onların saygıdeğer ve din adına en yetkili kişi olmaları bile onları bir ilah yapmaz.

Para ve servet putları denildiğinde ise kast edilen kulların beşeri hayatın gayesi olarak iyilik, doğruluk ve erdemi değil maddiyatı ön plana çıkarması, para ve servet ile şımarmaları, para için her şeyi yapar hale gelmeleri, iman yerine parayı seçmeleri, helal ve haram ayırt etmeden paraya tapmalarıdır. Parayı dinin üzerine çıkaran tüm gayelerin ardında şeytan vardır ve para için her şeyi yapmayı göze alanlar, paranın gücü ile ezmeye kalkanlar, para ve servetlerle büyüklenip şımaranlar, para ile elde ettikleri sahte güçlerle dünyayı kan ve göz yaşına boğanlar kalplerinde imana değil banka cüzdanlarına yer verenlerdir. Dünya sınavını unutup, yaşam savaşı diye zenginleşmeyi esas alanlar, dinde zenginleşme değil paylaşmanın esas olduğunu unutanlar için durum bu yüzden çak vahimdir.

Bunlara daha pek çok misal verilebilir ve sayısız zarar ve kayıp alt alta sıralanabilir. Lakin tümünün ardında her zamanki gibi yine şeytanlar vardır ve kul ahiret hesabının korkusunu terk edip ölümden korkmaya, ahireti unutup başını dünya kumuna sokmaya bunlar nedeniyle mahkum olur ve asıl sahibini unutur, O’nun hak ve hürriyetine sadık kalmayarak ihanet eder.

Oysa hayat bir sınavdan ibarettir ve sınavı Yaratan da Yüce Allah’tır.

Şeytan tüm bu pislik ve şirk kırıntılarının ardındaki hain gerçek, sahtekar, yalancı ve aldatandır. Yedek putların tamamını insana süslü gösteren de odur. O, soydaşları ve askerleriyle birlikte sayısız put üretmekte hünerli, insanları aldatmaya gayretlidir. Lakin ahiret yurdunda bu aldananlara “bana kanmasaydınız, ben size vaad ettim ama sonra caydım” diyecek kadar cahil, küstah ve kibirlidir. İblis, insanın yaratılışında Yüce Allah’a ifade ettiği ahdi ile zaten niyetini belli etmiştir. (Ve insan her rekatta Allah’a verdiği sözü Fatiha ile tekrar ettiği halde inkar ve isyana düşecek kadar zalim ve cahildir.) Yüce Allah bu ahdi sayısız ayetiyle bizlere bahşederek dünya sınavının en büyük tehlikesini de hakkaniyet gereği duyurmuştur. Ama insan zalim, cahil ve nankördür. Bu ikazları yok sayar, nefsine, paraya, kişilere, akla, makamlara mahkum olur, yaratılış gayesinden ve fıtrattan uzaklaşır. Böylece de kaybedenlerden olur.

Kimse bilerek ve isteyerek şirke batmaz. Ancak Kur’an ile arasına mesafe koyan dünya müslümanlığının cehaletini çok iyi bilen şeytanlar anlamadan okumayı veya hiç okumamayı özendirerek kulları Allah nurundan uzaklaştırırlar. Bilgisiz ve sahipsiz kalan bu zavallıların içlerindeki inanç boşluğunu da işte bu zararlı putlarla doldurmak bu sayede kolaylaşır. Şeytan fısıldar, süslü gösterir, aldatır. Kara bulutlar kalbi ve vicdanı kaplamaya başladığında tevbe ve dua ile kurtuluş elbet mümkündür ama çoğusu yanlış yapmadığı iddiasında olduğundan tevbeye bile yanaşmayarak köprüleri tümden atar ve cehenneme kazık çakar.

Kurtuluş

Oysa İslam sadece Allah’a teslimiyettir. Müslüman ve mü’min’im diyenlerin tek yaşam gayesi “Allah rızasına mazhar olmak”tır, olmalıdır. Bunun dışındaki tüm yollar hüsran, tüm kabuller yanlış, tüm inançlar batıldır.

Tek ve muktedir olan O’dur. O’nun dışında herşey çifttir. Hayatı ve eceli veren O’dur, O, herşeyi işiten ve görendir. O, bize şahdamarından yakın olandır.

Rabbim, bizleri bilerek ve bilmeyerek tabi olduğumuz şirk hastalığından muhafaza eylesin.

Rabbim bizlere iman ve temiz nefisler nasip etsin.

Rabbim gönül gözlerimizi açık, yolumuzu aydınlık eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah ile aldatmak

İnsanlığın bir kısmını daima, tamamını bir süre aldatabilirsiniz ama tamamını daima aldatamazsınız. Bu kaide en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir