Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Neml suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Neml suresi – Karşılaştırmalı meal

Neml suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

NEML SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Ta, sin. Bunlar Kur’an’ın ve apaçık olan kitabın ayetleridir.
Diyanet Vakfı 1. Tâ. Sîn. Bunlar Kur’an’ın, (gerçekleri) açıklayan Kitab’ın âyetleridir.
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Ta, Sin. Bunlar sana Kuran’ın ve apaçık bir kitabın ayetleridir,
Süleyman Ateş 1. Ta sin. Şunlar Kur’an’ın ve apaçık bir Kitabın ayetleridir.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Tâ, Sîn. İşte bunlar Kur’an’ın ve açık-seçik beyanda bulunan Kitap’ın ayetleridir.
Ali Bulaç 2- Mü’minler için bir hidayet ve bir müjdedir.
Diyanet Vakfı 2.İman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-birer hidayet ve müjde olmak üzare o mü’minlere
Süleyman Ateş 2. İnananlara yol gösterici ve müjdedir.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Müminlere bir kılavuz ve muştudur o.
Ali Bulaç 3- Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.
Diyanet Vakfı 3. Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-ki namazı dürüst kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.
Süleyman Ateş 3. Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 3 O müminler ki, namazı/duayı yerine getirirler, zekâtı verirler. Ve âhirete tam bir biçimde inananlar da onlardır.
Ali Bulaç 4- Ahirete inanmayanlara gelince; biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, ‘körlük içinde şaşkınca dolaşırlar’.
Diyanet Vakfı 4. Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Ahirete inanmayanların yaptıklarını kendilerine süslü göstermişizdir de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir.
Süleyman Ateş 4. Ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Şu bir gerçek ki, âhirete inanmayanların amellerini biz, kendileri için süsleyip püsledik. Bu yüzden onlar kalpleri körelmiş olarak şaşkınlık içinde bocalar dururlar.
Ali Bulaç 5- İşte onlar; en kötü azab onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır.
Diyanet Vakfı 5. İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Onlar, o kimselerdir ki kendilerine azabın kötüsü vardır, ahirette en çok ziyana uğrayanlar da onlardır.
Süleyman Ateş 5. Onlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azab kendilerinindir. Ve onlar ahirette de en çok ziyana uğrayanlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 5 İşte bunlardır kendilerine azabın korkuncu öngörülen. Âhirette hüsrana uğrayacaklar da onlardır.
Ali Bulaç 6- Hiç şüphesiz, bu Kur’an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve her şeyi gerçeğiyle) bilen (Allah’ın) katından ilka edilmektedir.
Diyanet Vakfı 6. (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur’an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Ve gerçekten sen bu Kur’an’a bilgisinin nihayeti olmayan bir hikmet sahibi tarafından erdiriliyorsun.
Süleyman Ateş 6. (Ey Muhammed) Sana bu Kur’an, hüküm ve hikmet sahibi, (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk 6 Emin ol ki, sen bu Kur’an’a Hakîm ve Alîm bir kudret tarafından muhatap kılınıyorsun.
Ali Bulaç 7- Hani Musa ailesine: ‘Şüphesiz ben bir ateş gördüm’ demişti. ‘Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.’
Diyanet Vakfı 7. Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız!
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Hani bir vakit Musa ailesine: “Gerçekten bir ateş(in varlığını) hissettim. Ya ondan size bir haber getireceğim, yahut bir yalın şule alıp geleceğim, gerek ki, bir ocak yakar ısınırsınız.
Süleyman Ateş 7. Musa, ailesine: “Ben bir ateş gördüm (gidip) size ondan bir haber getireyim, yahut size bir ateş koru getireyim de ısınasınız.” demişti.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Hatırla o zamanı; Mûsa, ailesine şöyle demişti: “Ben bir ateş fark ettim. Ondan size bir haber getireceğim, yahut parlak bir kor getireceğim ki ateş yakıp ısınabilesiniz.”
Ali Bulaç 8- Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: ‘Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.
Diyanet Vakfı 8. Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Ona vardığında şöyle seslenildi: “Haberin olsun, bu ateşteki kimse ve bunun çevresindekiler mübarek kılınmıştır; münezzehtir o alemlerin Rabbi Allah)
Süleyman Ateş 8. Oraya gelince (kendisine) seslenildi: “Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübarek kılındı. Alemlerin Rabbi Allah, eksikliklerden münezzehtir.”
Yaşar Nuri Öztürk 8 Mûsa ateşe vardığında şöyle çağrıldı. “Ateşteki kimse de ateşin çevresindekiler de kutsal ve bereketli kılınmıştır. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah, bütün eksiklik ve iğretiliklerden arınmıştır.”
Ali Bulaç 9- ‘Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım.’
Diyanet Vakfı 9. Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah’ım!
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Ey Musa! gerçek şu, Benim o daima üstün ve hikmet sahibi olan Allah!
Süleyman Ateş 9. Ey Musa, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım!
Yaşar Nuri Öztürk 9 “Ey Mûsa! Kuşkun olmasın ki ben, Allah’ım; Azîz olan, Hakîm olanım…”
Ali Bulaç 10- ‘Asanı bırak;’ (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.’
Diyanet Vakfı 10. Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 10-Ve bırak asanı! ” Derken onu çevik bir yılan gibi çalkanıp kıvranır görünce, dönüp kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; çünkü peygamberler benim huzurumda korkmaz.”
Süleyman Ateş 10. Asanı at! (Musa attığı) asasının küçük bir yılan gibi titreştiğini görünce (korkudan) arkaya dön(üp kaç)dı, geri dön(üp bak)madı (bile). “Ey Musa korkma, çünkü ben (evet), benim huzurumda elçiler korkmaz(lar).”
Yaşar Nuri Öztürk 10 “Asanı bırak!” Bunun üzerine Mûsa, asayı çevik bir yılan gibi titreyip kıvrılır görünce gerisin geri kaçtı ve arkasına bakmadı. “Korkma ey Mûsa, benim. Benim huzurumda, elçi olarak gönderilenler korkmaz.”
Ali Bulaç 11- ‘Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim.’
Diyanet Vakfı 11. Ancak, kim haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Ancak kim haksızlık yapar, sonra da yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse Ben onu da bağışlayıcıyım, merhamet edenim.
Süleyman Ateş 11. Ancak zulmeden, sonra yaptığı kötülüğün yerine iyilik yapan olursa ona karşı da ben bağışlayıcı, esirgeyiciyim.
Yaşar Nuri Öztürk 11 “Zulme bulaşan müstesna. O da bunu kötülüğün arkasından güzelliğe çevirirse hiç kuşkusuz ben Gafûr’um, Rahîm’im.”
Ali Bulaç 12- ‘Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir.’
Diyanet Vakfı 12. Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 12 -Bir de elini koynuna sok; bembeyaz, kusursuz çıksın, Firavun ve kavmine dokuz mucizeden biri olarak. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum oldular.
Süleyman Ateş 12. Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (parıl parıl) çıksın. (Bu da) Fir’avn’a ve onun kavmine (göstereceğin) dokuz mu’cize içindedir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavimdir.
Yaşar Nuri Öztürk 12 “Elini koynuna sok; Firavun ve toplumuna yönelik dokuz mucizeden biri olarak pürüzsüz ve lekesiz, bembeyaz bir biçimde çıkacaktır. O Firavun ve yandaşları sapmış bir topluluk haline geldiler.”
Ali Bulaç 13- Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: ‘Bu, apaçık bir büyüdür.’
Diyanet Vakfı 13. Mucizelerimiz onların gözleri önüne serilince: “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Bu şekilde ayetlerimiz, hakikatı gözlerine sokarak onlara vardığı vakit: “Bu apaçık bir büyüdür!” dediler.
Süleyman Ateş 13. Onlara açıkça görünen ayetlerimiz gelince: “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 13 İşte bu şekilde ayetlerimiz göz ve gönül açar bir biçimde onlara geldiğinde şunu deyiverdiler: “Açık bir büyüdür bu…”
Ali Bulaç 14- Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
Diyanet Vakfı 14. Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!
Elmalılı Hamdi Yazır 14-Ve vicdanları bunlar (ın doğruluğun) a kesin bir kanaat getirdiği halde sırf zulüm ve kendilerini büyük görme yüzünden onları inkar ettiler; fakat, bak o bozguncuların akibeti nasıl oldu!
Süleyman Ateş 14. Vicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu.
Yaşar Nuri Öztürk 14 Zulüm ve böbürlenmeyle, ona karşı çıktılar. Oysaki öz benlikleri, onun gerçekliğine kanaat getirmişti. Bak da gör, nasıl olmuştur o bozguncuların sonu!
Ali Bulaç 15- Andolsun, Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik: ‘Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah’a hamdolsun.’ dediler.
Diyanet Vakfı 15. Andolsun ki biz, Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Andolsun ki, Davut’a ve Süleyman’a bir ilim verdik. İkisi de: “Bizi mü’min kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah’a hamdolsun.” dediler.
Süleyman Ateş 15. Andolsun biz, Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik de onlar: “Bizi inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Allah’a hamdolsun.” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Yemin olsun, biz, Davûd’a da Süleyman’a da bir ilim verdik. Onlar şöyle dediler: “Bizi, mümin kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun.”
Ali Bulaç 16- Süleyman, Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: ‘Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, açık bir üstünlüktür.’
Diyanet Vakfı 16. Süleyman Davud’a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Ve Süleyman Davud’un yerine geçip dedi ki: “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden verildi. Şüphesiz ki bu apaçık bir lütufdur.”
Süleyman Ateş 16. Süleyman, Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur.”
Yaşar Nuri Öztürk 16 Süleyman, Davûd’a mirasçı oldu ve şöyle dedi: “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve bize herşeyden biraz verildi. Kuşkusuz bu, apaçık lütfun ta kendisidir.”
Ali Bulaç 17- Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
Diyanet Vakfı 17. Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları Süleyman’ın huzurunda toplandı. Bunların hepsi (Onun tarafından) sevk ve idare olunuyorlardı.
Süleyman Ateş 17. Süleyman’a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları, Süleyman’ın huzurunda bir araya getirildi. Onlar, düzenli bir biçimde sevk ediliyorlardı.
Ali Bulaç 18- Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: ‘Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.’
Diyanet Vakfı 18. Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Hatta karınca deresi üzerine vardıklarında bir karınca şöyle dedi: “Ey karıncalar! Haydi, yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farketmeyerek sizi kırıp geçirmesin.”
Süleyman Ateş 18. Karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca: “Ey karıncalar dedi, yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.”
Yaşar Nuri Öztürk 18 Karınca vadisine geldiklerinde bir karınca şöyle seslendi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki, Süeyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.”
Ali Bulaç 19- (Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: ‘Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.’
Diyanet Vakfı 19. (Süleyman) onun sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-O da, onun bu sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve: “Ey Rabbim, beni nefsime hakim kıl ki, bana ve anama-babama verdiğin nimetlere şükredeyim ve hoşnut olacağın iyi bir iş yapayım ve beni rahmetinle iyi kulların arasına sok!”dedi.
Süleyman Ateş 19. (Süleyman) Onun sözüne gülümseyerek dedi: “Rabbim, bana ve anama, babama lutfettiğin ni’mete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok.”
Yaşar Nuri Öztürk 19 Bunun üzerine Süleyman, karıncanın sözüne güldü ve dedi: “Rabbim, bana ve ebeveynime lütfettiğin nimetine şükretmeme, hoşnut olacağın hayırlı ve barışçıl bir iş yapmama imkân ver. Ve rahmetinle beni iyilik ve barışı seven kullarının arasına sok.”
Ali Bulaç 20- Kuşları denetledikten sonra dedi ki: ‘Hüdhüd’ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?’
Diyanet Vakfı 20. (Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Bir de kuşları denetledi ve: “Bana ne oluyor, Hüdhüd’ü göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?
Süleyman Ateş 20. Kuşları teftiş etti, (içlerinde hüdhüdü bulamadı), dedi ki: “Neden hüdhüdü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu?”
Yaşar Nuri Öztürk 20 Kuşları teftiş etti de dedi ki: “Hüdhüd’ü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?”
Ali Bulaç 21- ‘Onu gerçekten şiddetli bir azabla azablandıracağım ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir.’
Diyanet Vakfı 21. Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek ya da onun canını iyice yakacağım yahut onu boğazlayacağım!
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Onu mutlaka ağır bir cezaya çarptırıldım veya boynunu keserim, ya da bana muhakkak mazeretim gösteren açık, kesin bir gerekçe getirir.” dedi.
Süleyman Ateş 21. Ona çetin bir azabedeceğim, ya da onu keseceğim. Yahut da bana (mazeretini belirten) açık bir delil getirecek.
Yaşar Nuri Öztürk 21 “Ona acımasızca azap edeceğim, beki de onu boğazlayacağım; yahut da bana mutlaka açık bir kanıt getirecek.”
Ali Bulaç 22- Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: ‘Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba’dan kesin bir haber getirdim.’
Diyanet Vakfı 22. Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Derken bekledi, çok geçmeden (Hüdhüd) geldi ve: “Ben senin etraflıca bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’den sağlam bir haber getirdim.” dedi.
Süleyman Ateş 22. Çok geçmeden (hüdhüd) geldi: “Ben, dedi, senin görmediğin bir şey gördüm ve Seba’dan sana gerçek bir haber getirdim.
Yaşar Nuri Öztürk 22 Az sonra Hüdhüd gelip şöyle dedi: “Senin fark edemeyeceğin bir şeyi fark ettim ve sana Sabâ’dan parlak bir haber getirdim.”
Ali Bulaç 23- ‘Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var.’
Diyanet Vakfı 23. Gerçekten, onlara (Sebe’lilere) hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Çünkü ben, orada onlara hükümdarlık eden, kendisine herşey verilmiş, yüce bir tahtı olan bir kadın buldum.
Süleyman Ateş 23. Ben onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var.
Yaşar Nuri Öztürk 23 “Sabâlılara hükmeden bir kadın buldum. Kendisine herşeyden bir pay verilmiş, kocaman bir tahtı var.”
Ali Bulaç 24- ‘Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.’
Diyanet Vakfı 24. Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Onu ve halkını, Allah’a değil, güneşe secde ediyorlar gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını yaldızlamış ve bu şekilde kendilerini yoldan saptırmış da doğru gidemiyorlar.
Süleyman Ateş 24. Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan onlara işlerini süsleyip onları doğru yoldan çevirmiş, bu yüzden yola gelmiyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 24 “Onu ve toplumunu, Allah’ı bırakıp Güneş’e secde eder buldum. Şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan saptırmış. Artık doğruyu bulamazlar.”
Ali Bulaç 25- ‘Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah’a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar).’
Diyanet Vakfı 25. (Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmesinler.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Göklerde ve yerde gizli olan herşeyi ortaya aran ve sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleribilen Allah’a secde etmesinler diye.
Süleyman Ateş 25. Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran ve gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Allah’a secde etmeleri gerekmez mi?
Yaşar Nuri Öztürk 25 “Göklerde ve yerdeki sırrı açığa çıkaran, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilen Allah’a secde etmemek gayretindeler.”
Ali Bulaç 26- ‘O Allah, O’ndan başka ilah yoktur, büyük Arş’ın Rabbidir.’
Diyanet Vakfı 26. (Halbuki) büyük Arş’ın sahibi olan Allah’tan başka tanrı yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Allah O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur. 0, yüce Arşın sahibidir.
Süleyman Ateş 26. Allah ki, O’ndan başka Tanrı yoktur, büyük Arş’ın sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk 26 “O Allah ki, tanrı yok kendinden başka, o büyük arşın rabbidir O.”
Ali Bulaç 27- (Süleyman:) ‘Bakacağız, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?’ dedi.
Diyanet Vakfı 27. (Süleyman Hüdhüd’e) dedi ki: Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-(Süleyman) dedi ki: “Doğru mu söyledin, yoksa” yalancılardan mısın, bakacağız.
Süleyman Ateş 27. (Süleyman): “Bakalım, dedi, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?”
Yaşar Nuri Öztürk 27 Süleyman dedi: “Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!”
Ali Bulaç 28- ‘Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?’
Diyanet Vakfı 28. Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Şu mektubumu götür onlara bırak; sonra geri çekil de, ne sonuca varacaklarına bak!
Süleyman Ateş 28. Bu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar).
Yaşar Nuri Öztürk 28 “Şu yazımı götürüp onlara at. Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar.”
Ali Bulaç 29- (Hüdhüd’ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: ‘Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı.’
Diyanet Vakfı 29. (Süleyman’ın mektubunu alan Sebe’melikesi,) “Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı” dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Kadın dedi ki: “Ey ileri gelenler bana çok önemli ve saygıdeğer bir mektup bırakıldı.
Süleyman Ateş 29. (Hüdhüd’ün mektubu götürüp kendisine attığı Seba melikesi Belkis) Danışmanlarına dedi ki: “Ey ileri gelenler, bana çok önemli bir mektup bırakıldı.”
Yaşar Nuri Öztürk 29 Melike dedi ki: “Ey ileri gelenler, bana önemli bir mektup bırakıldı.”
Ali Bulaç 30- ‘Gerçek şu ki, bu, Süleyman’dandır ve ‘Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla’ (başlamakta)dır.’
Diyanet Vakfı 30. “Mektup Süleyman’dandır, rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla (başlamakta) dır.”
Elmalılı Hamdi Yazır 30-Süleyman’dan; o Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla (başlamakta)dır.
Süleyman Ateş 30. O Süleyman’dandır ve Rahman ve Rahim Allah’ın adiyle (başlamakta)dır. Lo! it is from Solomon, and lo! it is: In the name of Allah the Beneficent, the Merciful;
Yaşar Nuri Öztürk 30 “Süleyman’dan bir mektup. Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla başlıyor.”
Ali Bulaç 31- (İçinde de:) ‘Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin’ diye (yazılmaktadır).
Diyanet Vakfı 31. “Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadır)”.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Şöyle ki: ” Bana karşı baş kaldırmayın ve müslümanlar olarak gelin bana!”
Süleyman Ateş 31. Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak gelin (diye yazıyor).
Yaşar Nuri Öztürk 31 “Söylediği şu: Bana büyüklük taslamaya kalkmayın. Teslim olarak huzuruma gelin.”
Ali Bulaç 32- Dedi ki: ‘Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiç bir işte kesin (karar veren biri) değilim.’
Diyanet Vakfı 32. (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-(Melike): “Ey ileri gelenler! Bu işimde bana bir fikir verin; sizin haberiniz olmadan ben hiçbir işi kestirip atmış değilim.” dedi.
Süleyman Ateş 32. Ey ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam.
Yaşar Nuri Öztürk 32 Melike dedi: “Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir işe kesin karar vermem.”
Ali Bulaç 33- Dediler ki: ‘Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız).
Diyanet Vakfı 33. Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün.
Elmalılı Hamdi Yazır 33-Dediler: “Biz güçlüyüz ve yiğit savaşçılarız; ama karar sana aittir. Ne emredeceğini düşün.”
Süleyman Ateş 33. Dediler ki: “Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir. Bak, ne buyurursan öyle yaparız”
Yaşar Nuri Öztürk 33 Dediler ki: “Biz çok güçlüyüz, çok yaman savaşırız. Buyruk senin. Ne karar vereceğini sen bilirsin.”
Ali Bulaç 34- Dedi ki: ‘Gerçekten hükümdarlar (krallar) bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, öyle yaparlar.’
Diyanet Vakfı 34. Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 34-(Melike) dedi ki: “Doğrusu, hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının şerefli kişilerini zillete uğratırlar; evet böyle yaparlar.
Süleyman Ateş 34. Dedi: “Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar.”
Yaşar Nuri Öztürk 34 Melike dedi: “Şu bir gerçek ki krallar bir kente/bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın onurlu insanlarını zelil-sefil ederler. İşte böyle yaparlar.”
Ali Bulaç 35- ‘Onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler.’
Diyanet Vakfı 35. Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Ben onlara hediye ile bir heyet göndereceğim de bakacağım elçiler ne ile dönecekler?”
Süleyman Ateş 35. Ben onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler.
Yaşar Nuri Öztürk 35 “Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve bakacağım elçiler neyle geri dönecekler.”
Ali Bulaç 36- (Elçi hediyelerle) Süleyman’a geldiği zaman: ‘Sizler bana mal ile yardımda mı bulunacaksınız? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz’ dedi.
Diyanet Vakfı 36. (Elçiler, hediyelerle) Süleyman’a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Bunun üzerine gönderilen (elçi) Süleyman’a vardığı vakit (SüIeyman): “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Bakın Allah’ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Hayır siz hediyenize güveniyorsunuz.
Süleyman Ateş 36. (Elçi, hediyelerle) Süleyman’a gelince (Süleyman) dedi ki: “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 36 Elçi, Süleyman’a geldiğinde, o dedi ki: “Siz bana bir mal ile mi destek veriyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha kıymetlidir. Sizin hediyenizle, benden çok siz ferahlarsınız.”
Ali Bulaç 37- ‘Onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.’
Diyanet Vakfı 37. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!
Elmalılı Hamdi Yazır 37-(Ey elçi) dön onlara (söyle): “VAllahi karşı gelemeyecekleri ordularla varırım da, oradan kendilerini perişanlıklar içinde hor ve hakir oldukları halde çıkarırım.” dedi.
Süleyman Ateş 37. Sen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım.”
Yaşar Nuri Öztürk 37 “Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, başları eğik, aşağılanmış bir halde sürer çıkarırım.”
Ali Bulaç 38- (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) ‘Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?’ dedi.
Diyanet Vakfı 38. (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir?
Elmalılı Hamdi Yazır 38-(Süleyman kendi adamlarına dönerek): “Ey Heyet kendileri teslimiyyet gösterip bana gelmeden önce, o kadının tahtını bana kim getirir?” dedi.
Süleyman Ateş 38. (Elçi gittikten sonra Süleyman, danışmanlarını topladı): “Ey ileri gelenler, dedi, onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?”
Yaşar Nuri Öztürk 38 Süleylan, kurmaylarına dedi ki: “Onlar teslim olup huzuruma gelmeden önce, o kadının tahtını hanginiz bana getirebilir?”
Ali Bulaç 39- Cinlerden İfrit: ‘Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.’ dedi.
Diyanet Vakfı 39. Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 39-Cinlerden bir ifrit: “Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm, hem de güvenim var.” dedi.
Süleyman Ateş 39. Cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): “Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir.”
Yaşar Nuri Öztürk 39 Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: “Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim.”
Ali Bulaç 40- Yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: ‘Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.’ Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: ‘Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiç bir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.
Diyanet Vakfı 40. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Yanında kitaptan bir ilim bulunan zat ise: “Ben onu sana gözünü kırpmadan önce getiririm.” dedi. Derken onu yanında duruyor görünce: “Bu, Rabbimin bir lutfudur; beni imtihan için ki, şükredecek miyim, yoksa nankörlük mü edeceğim. Kim şükrederse ancak kendisi için şükreder, her kim de nankörlük ederse, şüphe yok ki, Rabbim herşeyden müstağnidir, büyük ihsan sahibidir” dedi.
Süleyman Ateş 40. Yanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: “Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim.” dedi. (Süleyman) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: “Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir (onun şükrüne muhtaç değildir), kerimdir (çok ikram sahibidir,yücedir).”
Yaşar Nuri Öztürk 40 Kendinde Kitap’tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: “Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm.” Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: “Rabbimin lütfundandır bu. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında, şükreden, kendisi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî’dir, cömerttir.”
Ali Bulaç 41- Dedi ki: ‘Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?
Diyanet Vakfı 41. (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır 41-(Süleyman) dedi ki: “Tahtını tanınmaz duruma şokun, bakalım tanıyacak mı, tanımazlardan mı olacakı?”
Süleyman Ateş 41. (Ve) dedi ki: “Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı?”
Yaşar Nuri Öztürk 41 Emir verdi: “Onun tahtını başkalaştırın, bakalım tanıyacak mı, tanıyamayanların arasına mı girecek?”
Ali Bulaç 42- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: ‘Senin tahtın böyle mi?’ denildi. Dedi ki: ‘Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz müslüman olmuştuk.’
Diyanet Vakfı 42. Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah’tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Bunun üzerine (Melike) gelince: “Böyle mi senin tahtın?” denildi. (O da): “Sanki o! Zaten bize daha önce bilgi verildi ve biz müslüman olduk! dedi.
Süleyman Ateş 42. (Kraliçe) Gelince (ona): “Senin tahtın da böyle mi?” dendi, “Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allah’ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk.”
Yaşar Nuri Öztürk 42 Melike gelince şöyle denildi: “Senin tahtın da böyle mi?” Dedi: “Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk.”
Ali Bulaç 43- Allah’tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkâr eden bir kavimdendi.
Diyanet Vakfı 43. Onu, Allah’tan başka taptığı şeyler (o zamana kadar tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler, on (un müslüman olmasın) a engel olmuştu; çünkü inkara bir kavimden idi.
Süleyman Ateş 43. Onu, Allah’tan başka taptığı şeyler, (bu zamana dek tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi, inkar eden bir kavimden idi.
Yaşar Nuri Öztürk 43 Daha önce Allah dışında ibadet ettikleri, onu engellemişti. Çünkü o, küfre sapmış bir topluluktandı.
Ali Bulaç 44- Ona: ‘Köşke gir’ denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: ‘Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir.’ Dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.’
Diyanet Vakfı 44. Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike de di ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Ona: “Köşke gir!” denildi. Derken (Melike) onu görünce derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman: “O parlak bir köşk, sırçadan!” dedi. Kadın: “Ey Rabbim, gerçekten ben önce nefsime zulmetmişim, şimdi Süleyman’ın maiyyetinde, alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”dedi.
Süleyman Ateş 44. Ona: “Köşke gir!” dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleyman) “O, cilalı, şeffaf sırçadandır” dedi. (Kraliçe): “Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman’la beraber alemlerin Rabbi Allah’a teslim oldum,” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 44 Ona denildi: “Köşke gir!” Melike onu görünce su sandı ve baldırlarını açtı. Süleyman dedi ki: “O, cilalı sırçadan yapılmış bir parlak avlu/zemindir.” Melike dedi: “Rabbim, doğrusu ben öz benliğime zulmetmişim. Artık Süleyman’la birlikte, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oluyorum.”
Ali Bulaç 45- Andolsun, biz Semud (kavmine) kardeşleri Salih’i: ‘Yalnızca Allah’a kulluk edin’ diye (demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmiş iki gruptur.
Diyanet Vakfı 45. Andolsun ki, “Allah’a kulluk edin!” (demesi için) Semûd kavmine kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümre oluverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Andolsun ki, Allah’a ibadet edin diye Semud’a da kardeşleri Salih’i göndermiştik; hemen birbirleriyle çekişen iki fırka oldular.
Süleyman Ateş 45. Andolsun biz, Semud(kavmin)e de kardeşleri Salih’i: “Allah’a kulluk edin!” demesi için gönderdik. Baktı ki onlar, birbiriyle çekişen iki bölük olmuşlar.
Yaşar Nuri Öztürk 45 Yemin olsun, Semûd’a da kardeşleri Sâlih’i, şunu tebliğ etmek üzere gönderdik: “Allah’a kulluk/ibadet edin.” Bir de ne görelim, onlar birbiriyle boğuşan iki fırka oluvermişler.
Ali Bulaç 46- ‘Ey kavmim” dedi, “neden iyilikten önce kötülük konusunda acele ediyorsunuz? Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz.’
Diyanet Vakfı 46. Sâlih dedi ki: Ey kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Allah’tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Belki size merhamet edilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Salih dedi ki: “Ey benim kavmim, iyilikten önce niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah’a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırsınız.”
Süleyman Ateş 46. Dedi: “Ey kavmim, iyilikten önce neden kötülüğe eviyorsunuz? Esirgenmeniz için Allah’tan mağfiret dilemeniz gerekmez mi?”
Yaşar Nuri Öztürk 46 Sâlih dedi: “Ey toplumum! İyilikten önce kötülüğü istemede aceleniz niye? Merhamet görebilmeniz için Allah’tan af dileseniz olmaz mı?”
Ali Bulaç 47- Dediler ki: ‘Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.’ Dedi ki: ‘Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz.’
Diyanet Vakfı 47. Şöyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık. Sâlih: Size çöken uğursuzluk (sebebi), Allah katında (yazılı) dır. Hayır, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Onlar: “Biz, senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.” dediler. O da: “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah tarafından biliniyor. Doğrusu siz imtihana çekilen bir kavimsiniz.” dedi.
Süleyman Ateş 47. Dediler: “Senin ve seninle beraber bulunanların yüzünden uğursuzluğa uğradık.” Dedi: “Uğursuzluğunuz(un sebebi), Allah’ın yanındadır (herşey O’nun takdiriyle olur). Doğrusu siz (bu olaylarla) sınanan bir toplumsunuz.”
Yaşar Nuri Öztürk 47 Dediler: “Sen ve beraberindekiler yüzünden başımıza uğursuzluk geldi/sen ve beraberindekileri uğursuzluk belirtisi sayıyoruz.” Dedi: “Uğursuzluk kuşunuz Allah katındadır. Daha doğrusu siz, imtihana çekilen bir topluluksunuz.
Ali Bulaç 48- Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.
Diyanet Vakfı 48. O şehirde dokuz kişi (elebaşı) vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-Şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar o yerde bozgunculuk yapıyor, iyilik yapmaya yanaşmıyorlardı.
Süleyman Ateş 48. Şehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, düzeltmezlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 48 O kentte, hep bozgun çıkarıp barışa hiç yanaşmayan dokuz çete vardı.
Ali Bulaç 49- Aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: ‘Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık, gerçekten doğruyu söylüyoruz, diyelim.’
Diyanet Vakfı 49. Allah’a and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece ona ve ailesine baskın yapalım (hepsini öldürelim); sonra da velisine: “Biz (Sâlih) ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz” diyelim.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-Allah’a and içerek, birbirlerine şöyle dediler: “Ona ve ailesine bir gece baskını yapalım, sonra da velisine yemin edelim: Biz onun öldürülmesi sırasında orada değildik;gerçekten sözümüz sözdür, doğru söylüyoruz, diyelim.”
Süleyman Ateş 49. Allah’a and içerek birbirlerini: “Biz, gece ona ve ailesine baskın yap(ıp onları öldür)elim sonra velisine: ‘Ailesinin öldürülüşünde bulunmadığımızı, bizim doğru olduğumuzu’ söyleyelim” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 49 Allah adına yeminleşerek şöyle dediler: “Ona ve ailesine bir gece baskını yapalım, sonra da velisine şöyle diyelim: Biz onların ailesinin öldürülüşüne tanık olmadık. Vallahi, doğru söyleyenleriz.”
Ali Bulaç 50- Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) farkında olmadıkları bir düzen kurduk.
Diyanet Vakfı 50. Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların planlarını altüst ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-(Onlar) böyle bir tuzak kurdular, Biz de onlar farkına varmadan, tuzak kurmuştuk.
Süleyman Ateş 50. Böyle bir tuzak kurdular, biz de onlar hiç farkında olmadan onlara bir tuzak kurduk.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Onlar bir tuzak kurdular, biz de bir tuzak kurduk, ama şuursuzluk eden onlardı.
Ali Bulaç 51- Artık onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.
Diyanet Vakfı 51. Bak işte, tuzaklarının âkıbeti nice oldu: Onları da; (kendilerine uyan) kavimlerini de (nasıl) toptan helâk ettik!
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Şimdi bir bak! Tuzaklarının akibeti nasıl oldu? Kendilerini ve kavimlerini toptan helak ediverdik.
Süleyman Ateş 51. Bak, işte tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) biz onları ve kavimlerini toptan yıktık, yok ettik.
Yaşar Nuri Öztürk 51 Bir baksana nasıl oldu tuzaklarının sonu! İşte, onları da topluluklarını da hep birlikte yere geçirdik.
Ali Bulaç 52- İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır.
Diyanet Vakfı 52. İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş bomboş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir toplum için ibret alacak bir ders vardır.
Süleyman Ateş 52. İşte şunlar, zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 52 İşte sana onların, işledikleri zulümler yüzünden çöküp ıpıssız kalmış evleri. Hiç kuşkusuz bunda, ilmi kullanan bir topluluk için kesin bir ibret vardır.
Ali Bulaç 53- İman edenleri ve sakınanları kurtardık.
Diyanet Vakfı 53. İman edip Allah’a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-Oysa iman edip sakınanları kurtardık.
Süleyman Ateş 53. İnananları ve korunanları kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk 53 Biz inananları, korunup sakınanları kurtardık.
Ali Bulaç 54- Lut da; hani kavmine demişti ki: ‘Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?’
Diyanet Vakfı 54. Lût’u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Lut’a da peygamberlik verdik. O vakit kavmine şöyle demişti:”Siz, gözünüz göre göre o rezaleti yapacaksınız ha!?
Süleyman Ateş 54. Lut’u da (gönderdik), kavmine dedi ki: “Siz göre göre o aşırı kötülüğü yapıyorsunuz ha?!”
Yaşar Nuri Öztürk 54 Lût’u da resul olarak gönderdik. Toplumuna şöyle dedi: “Gözünüz göre göre şu iğrençliği yapıyorsunuz ha!”
Ali Bulaç 55- ‘Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.’
Diyanet Vakfı 55. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!
Elmalılı Hamdi Yazır 55-Sahi siz, kadınları bırakıp şehvet için ille de erkeklere mi gideceksiniz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir topluluksunuz.”
Süleyman Ateş 55. Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz.
Yaşar Nuri Öztürk 55 “Siz, şehvetinizi tatmin için kadınları bırakıp da erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz cehalete saplanmış bir topluluksunuz.”
Ali Bulaç 56- Kavminin cevabı: ‘Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış’ demekten başka olmadı.
Diyanet Vakfı 56. Kavminin cevabı sadece: “Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!” demelerinden ibaret oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır 56-Buna kavminin cevabı sadece:”Çıkarın şu Lut ailesini memleketinizden; çünkü onlar, çok temizlik taslayan kimselerdir.” demeleri olmuştu.
Süleyman Ateş 56. Kavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: “Lut ailesini kentinizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselermiş(!)”
Yaşar Nuri Öztürk 56 Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: “Çıkarın şu Lût ailesini kentinizden; bunlar temizlik tutkunu olmuş kişilerdir.”
Ali Bulaç 57- Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azab içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
Diyanet Vakfı 57. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır 57-Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık; ancak kansının geride kalanlar arasında obnasını takdir etmiştik.
Süleyman Ateş 57. Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının (azabda) kalanlardan olmasını takdir ettik.
Yaşar Nuri Öztürk 57 Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Karısı hariç. Onu, arkada kalanlardan biri olarak takdir etmiştik.
Ali Bulaç 58- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.
Diyanet Vakfı 58. Onların üzerlerine müthiş bir yağmur indirdik. Bu sebeple, uyarılan (fakat aldırmayan) ların yağmuru ne kötü olmuştur!
Elmalılı Hamdi Yazır 58-Onların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki… Ne kötüdür o uyarılmış olanların yağmuru!
Süleyman Ateş 58. Üzerlerine (pişmiş çamurdan bir taş) yağmur(u) indirdik. Uyarıl(ıp da aldırmay)anların yağmuru gerçekten ne kötü oldu!
Yaşar Nuri Öztürk 58 Üzerlerine bir de yağmur yağdırdık. Uyarılmış olanlar üzerine inen yağmur da ne kötüdür!”
Ali Bulaç 59- Dedi ki: ‘Hamd Allah’ındır ve selam O’nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı, yoksa onların ortak koştukları mı?’
Diyanet Vakfı 59. (Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah’a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı daha hayırlı, yoksa O’na koştukları ortaklar mı?
Elmalılı Hamdi Yazır 59-De ki: “Hamdolsun Allah’a ve selam olsun O’nun seçtiği kullarına!’ Allah mı daha hayırlı, yoksa onların ortak koştukları mı?
Süleyman Ateş 59. De ki: “Hamd olsun Allah’a, selam O’nun seçtiği kullarına. Allah mı hayırlı yoksa ortak koştukları şeyler mi?”
Yaşar Nuri Öztürk 59 De ki: “Hamd Allah’a, selam O’nun seçip yücellitiği kularına! Allah mı hayırlı, yoksa onların ortak tuttukları mı?”
Ali Bulaç 60- (Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
Diyanet Vakfı 60. (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O suyla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah’tan başka bir tanrı mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur.
Elmalılı Hamdi Yazır 60-Yoksa gökleri ve yeri yaratıp sizin için gökten bir su indiren mi? Biz, o su ile gözleri ve gönülleri açan bahçeler bitirmekteyiz. Siz onların bir ağacını bile bitiremezdiniz. Allah’ la birlikle bir tanrı mı var? Hayır, onlar, sapıklığa giden bir topluluktur.
Süleyman Ateş 60. Yahut gökleri ve yeri kim yarattı? Size gökten su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdik. Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir.
Yaşar Nuri Öztürk 60 Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size bir su indiren mi hayırlı? Biz o suyla sizin için gözler-gönüller açan bahçeler bitirdik. Sizin, onların bir tek ağacını bitirmeniz mümkün değildi. Allah’ın yanında bir ilah mı var? Hayır! Ama onlar döneklik eden bir topluluktur.
Ali Bulaç 61- Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar.
Diyanet Vakfı 61. (Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından (yer altından ve üstünden) nehirler akıtan, arz için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah’tan başka bir tanrı mı var! Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 61-Yoksa yeryüzünü bir karargah kılıp onun içinde ırmaklar akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki deniz arasına bir engel koyan mı? Allah’la birlikte bir tanrı mı var? Hayır, onların çoğu ilim ehli değildir.
Süleyman Ateş 61. Yahut şu dünyayı durulacak yer yapan, arasından ırmaklar çıkaran, üstünde sağlam dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir perde koyan kimdir? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır çokları bilmiyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 61 Yoksa yeri bir karargâh yapıp şurasına-burasına nehirler serpiştiren, üzerine dayanaklı dağlar konduran ve iki deniz arasına bir engel yerleştiren mi hayırlı? İlah mı var Allah’ın yanında!? Hayır! Ama onların çokları ilimden nasipsizliği sürdürüyorlar.
Ali Bulaç 62- Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.
Diyanet Vakfı 62. (Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah’tan başka bir tanrı mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır 62-Yoksa, darda kalan kendisine dua ettiği zaman, onun duasını kabul edip kötü durumdan kurtaran ve sizleri yeryüzünün yönetcileri kılan mı? Allah’la birlikte bir tanrı mı var? Siz. pek az düşünüyorsunuz!
Süleyman Ateş 62. Yahut du’a ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sahipleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 62 Yoksa zorda kalan yalvardığında, onun imdadına yetişip sıkıntı ve kaderi kaldıran, sizi yeryüzünün hükmedenleri kılan mı hayırlı? Allah’ın yanında bir ilah daha var mı!? Ne kadar da az ibret alıyorsunuz!
Ali Bulaç 63- Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
Diyanet Vakfı 63. (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah’tan başka bir tanrı mı var! Allah, onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
Elmalılı Hamdi Yazır 63-Yoksa size kara ve denizin karanlıklarında yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgardan müjdeci gönderen mi? Allah’la birlikte bir tanrı mı var? Allah, yüksek, çok yüksektir onların ortak koştuklarından!
Süleyman Ateş 63. Yahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren kim ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen kim? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Haşa, Allah ortak koştukları şeylerden yücedir, münezzehtir (O, eksikliklerden uzaktır).
Yaşar Nuri Öztürk 63 Yoksa size karanın ve denizin karanlıkları içinde yol gösteren ve rahmetini önünde rüzgârları müjdeci gönderen mi hayırlı? Allah’ın beraberinde bir ilah daha mı var?! Allah, onların ortak tuttuklarından uzaktır, arınmıştır.
Ali Bulaç 64- Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: ‘Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz.’
Diyanet Vakfı 64. (Onlar mı hayırlı) yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden rızıklandıran mı? Allah’tan başka bir tanrı mı var! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız siz kesin delilinizi getirin!
Elmalılı Hamdi Yazır 64-Yoksa halkı önce yaratıp sonra yaratmayı tekrarlaycak olan ve size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah’la birlikte bir tanrı mı var? De ki: “Hayır getirin delilinizi eğer doğru söylüyorsanız!
Süleyman Ateş 64. Yahut yaratmağa kim başlıyor, sonra onu (kim) iade ediyor (ölüp ortadan kalkan şeyleri yeniden yaratıyor)? Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? De ki: “Eğer doğru iseniz delilinizi getirin.”
Yaşar Nuri Öztürk 64 Yoksa yaratmaya başlayıp sonra tekrar tekrar yaratan ve sizi gözeten ve yerden rızıklandıran mı hayırlı? Allah’ın yanında bir ilah mı var? De ki: “Getirin susturucu kanıtınızı, eğer doğru sözlüler iseniz.”
Ali Bulaç 65- De ki: ‘Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.’
Diyanet Vakfı 65. De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 65-De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. Onlar, ne zaman yeniden diriltileceklerini bilmezler.
Süleyman Ateş 65. De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürk 65 De ki: “Göklerde ve yerde, Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.”
Ali Bulaç 66- Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri ‘ard arda toplanıp pekiştirildi,’ hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler.
Diyanet Vakfı 66. Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler.
Elmalılı Hamdi Yazır 66-Hayır, ahiret hakkında kendilerine ardarda bilgi verilmektedir; fakat onlar bu hususta bir şüphe içindedirler, daha doğrusu onlar ondan kördürler.
Süleyman Ateş 66. Doğrusu onların ahiret hakkındaki bilgileri, ardarda gelip bir araya toplandı. Fakat onlar (hala) ondan bir kuşku içindedirler. Daha doğrusu, onlar ondan yana kördürler
Yaşar Nuri Öztürk 66 Hayır, onların bilgileri âhiret konusunda yetersiz kalmıştı. Daha doğrusu onlar ondan kuşku duymaktadırlar. Hayır, hayır! Onlar, onu göremeyecek kadar kördürler.
Ali Bulaç 67- İnkârcılar dedi ki: ‘biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız?’
Diyanet Vakfı 67. İnkârcılar dediler ki: Sahi, biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra, gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?
Elmalılı Hamdi Yazır 67-Ve o küfredenler dediler ki:”Biz ve atalarımız toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mutlaka yeniden diriltilecek miyiz?
Süleyman Ateş 67. İnkar edenler dediler ki: “Biz de babalarımız da toprak olduktan sonra mı, biz mi (diriltilip) çıkarılacağız?”
Yaşar Nuri Öztürk 67 İnkârcılar dediler ki: “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten biz bundan sonra ortaya mı çıkarılacağız?”
Ali Bulaç 68- ‘Andolsun, bu (azab ve dirilme) tehdidi, bize ve daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir.’
Diyanet Vakfı 68. Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır 68-Yemin ederiz ki, bu tehdit bize de bundan önce atalarımıza da yapıldı. Bu, eskilerin masallarından başka birşey değildir.”
Süleyman Ateş 68. Bu tehdid, bize de; önceden atalarımıza da yapıldı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 68 “Yemin olsun, bununla şimdi biz, önceden de atalarımız tehdit edildi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değil.”
Ali Bulaç 69- De ki: ‘Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün’
Diyanet Vakfı 69. De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkıbeti nice oldu, görün!
Elmalılı Hamdi Yazır 69-De ki: “Hele yeryüzünde bir dolaşın da bakın suçluların sonu ne olmuş?
Süleyman Ateş 69. De ki: “Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün.”
Yaşar Nuri Öztürk 69 De ki: “Yeryüzünde dolaşın da bir bakın nice olmuştur günahkârların sonu!”
Ali Bulaç 70- Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.
Diyanet Vakfı 70. (Resûlüm!) Onların yüzünden tasalanma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü sıkıntı duyma.
Elmalılı Hamdi Yazır 70-Onlara karşı üzülme ve yaptıkları hileler yüzünden bir darlığa düşme!
Süleyman Ateş 70. (Ey Muhammed) onlar(ın sözlerin)e üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.
Yaşar Nuri Öztürk 70 Onlar yüzünden tasalanma. Kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.
Ali Bulaç 71- Derler ki: ‘Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va’dolunan (azab) ne zaman?’
Diyanet Vakfı 71. Onlar: Eğer doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım) bu tehdit ne zaman gerçekleşecek? derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 71-Bir de: “Bu vaad ne zaman, eğer doğru söylüyorsanız?” diye soruyorlar.
Süleyman Ateş 71. Doğru iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)? diyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 71 “Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat ne zaman?” derler.
Ali Bulaç 72- De ki: ‘Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile.’
Diyanet Vakfı 72. De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 72-De ki: “Belki de çabuk gelmesini istediğiniz o azabın bir kısmı ensenize binmiş bulunuyor.”
Süleyman Ateş 72. De ki: “Belki de acele ettiğiniz(azab)ın bir kısmı ardınıza takılmıştır, bile.”
Yaşar Nuri Öztürk 72 De ki: “Acele isteyip durduğunuzun bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır.”
Ali Bulaç 73- Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.
Diyanet Vakfı 73. Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 73-Muhakkak Rabbin, insanlara karşı mutlak bir nimet sahibidir; fakat onların çoğu şükretmezler.
Süleyman Ateş 73. Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir, fakat çokları şükretmezler.
Yaşar Nuri Öztürk 73 Senin Rabbin, insanlara karşı gerçekten lütufkârdır; fakat çokları şükretmezler.
Ali Bulaç 74- Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.
Diyanet Vakfı 74. Rabbin elbette onların kalplerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 74-Oysaki, Rabbin onların sineleri ne gizliyor ve ne açıklıyorlarsa hepsini mutlaka biliyor.
Süleyman Ateş 74. Ve Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa vurduklarını da bilir.
Yaşar Nuri Öztürk 74 Ve senin Rabbin, onların göğüslerinin sakladığını da açığa vurduğunu da çok iyi bilir.
Ali Bulaç 75- Gökte ve yerde gizli olan hiç bir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.
Diyanet Vakfı 75. Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (levhi mahfuzda) bulunmasın.
Elmalılı Hamdi Yazır 75-Gökte ve yerde açık bir kitapta bulunmayan hiçbir gizli şey yoktur.
Süleyman Ateş 75. Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta olmasın.
Yaşar Nuri Öztürk 75 Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap’ta olmasın.
Ali Bulaç 76- Gerçek şu ki, bu Kur’an, İsrailoğullarına hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir çoğunu aktarıp anlatıyor.
Diyanet Vakfı 76. Doğrusu bu Kur’an, İsrailoğullarına, hakkında ihtilâf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır 76-Haberiniz olsun ki, bu Kur’an İsrail oğullarına, ihtilaf edip durdukları şeylerin pek çoğunu anlatır.
Süleyman Ateş 76. Bu Kur’an, İsrail oğullarına, kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk 76 Hiç kuşkunuz olmasın ki bu Kur’an, İsrailoğullarına, ihtilafa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatıyor.
Ali Bulaç 77- Ve gerçekten o, mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
Diyanet Vakfı 77. Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.
Elmalılı Hamdi Yazır 77-Gerçekten o doğruyu gösteren kesin bir hidayet ve müminler için sırf bir rahmettir.
Süleyman Ateş 77. Ve elbette o, mü’minlere bir yol gösterici ve rahmettir.
Yaşar Nuri Öztürk 77 Ve elbette o, inananlara bir kılavuz ve rahmettir.
Ali Bulaç 78- Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.
Diyanet Vakfı 78. Rabbin şüphesiz, onlar arasında hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, her şeyi bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 78-Elbette Rabbin, hükmüyle aralarında yargısını infaz buyuracaktır ve O, güçlüdür, herşeyi bilendir.
Süleyman Ateş 78. Şüphesiz, Rabbin onlar arasında hükmünü verecektir. O, azizdir, hakkiyle bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk 78 Rabbin, o İsrailoğulları arasında hükmünü verip gereğini yapacaktır. Azîz’dir, Alîm’dir O.
Ali Bulaç 79- Sen, artık Allah’a tevekkül et; çünkü sen apaçık hak üzeresin.
Diyanet Vakfı 79. O halde sen Allah’a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.
Elmalılı Hamdi Yazır 79-O halde Allah’a güven. Sen, şüphesiz açık bir gerçek üzerindesin.
Süleyman Ateş 79. Allah’a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin.
Yaşar Nuri Öztürk 79 Allah’a dayanıp güven, çünkü sen apaçık gerçeğin üzerindesin.
Ali Bulaç 80- Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara çağrıyı işittiremezsin.
Diyanet Vakfı 80. Bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da dâveti duyuramazsın.
Elmalılı Hamdi Yazır 80-Şüphesiz sen, ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
Süleyman Ateş 80. Sen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
Yaşar Nuri Öztürk 80 Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Ali Bulaç 81- Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte müslüman olanlar bunlardır.
Diyanet Vakfı 81. Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da teslim olanlara duyurabilirsin.
Elmalılı Hamdi Yazır 81-Sen o körleri sapıklıklarından kurtarıp hidayete erdirecek de değilsin. Sen, ancak ayetlerimize inanacaklara işittirirsin de onlar müslüman olur kurtuluş bulurlar.
Süleyman Ateş 81. Ve sen kör(ler)i içine düştükleri sapıklıklardan çıkarıp yola getiremezsin. Sen, ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ve onlar derhal müslüman olurlar.
Yaşar Nuri Öztürk 81 Ve sen, düştükleri sapıklıktan körleri de çıkaramazsın. Teslim olmuş kişiler halinde ayetlerimize inananlardan başkasına sesini duyuramazsın.
Ali Bulaç 82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.
Diyanet Vakfı 82. O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir dâbbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
Elmalılı Hamdi Yazır 82-Söylenen söz başlarına geleceği zaman, onlar için yerden bir dabbe çıkarırız, insanların ayetlerinize kesin bir inanmadıklarını kendilerine söyler.
Süleyman Ateş 82. O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe (canlı) çıkarırız; o, onlara insanların, ayetlerimize inanmadıklarını söyler.
Yaşar Nuri Öztürk 82 O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar için bir dâbbe/debelenir gibi yürüyen bir canlı çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.
Ali Bulaç 83- Her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar ‘tutuklanıp (azab yerine) dağıtılırlar.’
Diyanet Vakfı 83. O gün, her ümmet içinden âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplarız da onlar toplu olarak (hesap yerine) sevkedilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 83-Ve her milletten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir grup yaparak mahşere sevkedeceğimiz gün, artık onlar hep zapt altına alınıp tutuklanırlar.
Süleyman Ateş 83. O gün her ümmet içinde ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız. Onlar hep bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzura) sevk edilirler.
Yaşar Nuri Öztürk 83 O gün her ümmetin içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir zümre derleriz de onlar, toplu halde ortaya sürülürler.
Ali Bulaç 84- Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: ‘Siz benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?’
Diyanet Vakfı 84. Nihayet, (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Değilse yaptığınız neydi?
Elmalılı Hamdi Yazır 84-Nihayet geldikleri zaman, Allah: “Siz, Benim ayetlerimi, onları ilmen kavramadığınız halde yalanladınız mı? Değilse ne yapıyordunuz?” buyurur.
Süleyman Ateş 84. (Divanına) Geldiklerinde (Allah onlara) der: “Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız?”
Yaşar Nuri Öztürk 84 Geldiklerinde Allah onlara: “Ayetlerimizi, ilminiz onları kuşatmadığı halde inkâr mı ettiniz yoksa ne yapıyordunuz?” der.
Ali Bulaç 85- Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.
Diyanet Vakfı 85. Yaptıkları haksızlıktan ötürü, (azaba uğrayacaklarını bildiren) o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 85-Zulmetmeleri yüzünden aleyhlerinde söz gerçekleşir (söylenen başlarına gelir) ve artık nutukları tutulur (konuşamazlar).
Süleyman Ateş 85. Zulmetmeleri yüzünden o (azab) karar(ı) başlarına gelmiştir, artık konuşmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 85 İşledikleri zulümler yüzünden o söz tepelerine inmiştir; artık tek kelime söyleyemezler.
Ali Bulaç 86- Görmediler mi, biz geceyi onda sükun bulmaları için, gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık. Şüphesiz, iman eden bir kavim için bunda ayetler vardır.
Diyanet Vakfı 86. Dinlensinler diye geceyi (karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü aydınlık kıldığımızı görmediler mi? İman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 86-Onlar, içinde istirahat etsinler diye geceyi, göz açmaları için gündüzü yarattığımızı görmediler mi? Kesinlikte bunda iman edecek bir topluluk için birçok ibretler vardır.
Süleyman Ateş 86. Görmediler mi, biz geceyi, içinde istirahat etmeleri için yarattık, gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 86 Görmedin mi; biz geceyi, içinde dinlensinler diye, gündüzü de gösterici bir ışık olsun diye oluşturduk. İşte bunda, inanan bir topluluk için elbette ibretler vardır.
Ali Bulaç 87- Sur’a üfürüleceği gün, Allah’ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri ‘boyun bükmüş’ olarak O’na gelmişlerdir.
Diyanet Vakfı 87. Sûr’a üfürüldüğü gün, -Allah’ın diledikleri müstesna-, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 87-Hele Sur üfürüleceği, üfürülüp de Allah’ın dilediği kimselerin dışında bütün göklerdeki kimselerin ve yerdeki kimselerin hepsi ürperdiği ve hepsinin hor ve hakir olarak geldikleri gün ne korkunçtur!
Süleyman Ateş 87. Sur’a üfleneceği gün, Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan kimselerin hepsi, korku içinde kalır (bayılır). Hepsi boyun bükerek O’na gelirler.
Yaşar Nuri Öztürk 87 Sûra üfürüleceği gün, Allah’ın dilediği dışında herkes, göklerdekiler, yerdekiler dehşet içinde kalacaktır. Hepsi boynunu bükmüş bir halde O’nun huzuruna gelir.
Ali Bulaç 88- Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Her şeyi ‘sapasağlam ve yerli yerinde yapan’ Allah’ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdârdır.
Diyanet Vakfı 88. Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 88-Bir de o dağları görür, onları sabit sanırsın; oysa onlar, bulut geçer gibi geçip gider. Bu, herşeyi sapasağlam yaratmış olan Allah’ın sanatıdır. O, şüphesiz bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Süleyman Ateş 88. Görüp de donuk sandığın dağlar, bulutun yürümesi gibi yürümektedir. (Bu,) Her şeyi gayet iyi yapan Allah’ın yapısıdır. Doğrusu O, yaptıklarınızı haber almaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk 88 Sen dağlara bakar da onları donuk-durgun görürsün. Oysaki onlar, bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır. Her şeyi güzel ve yerli yerinde yapan Allah’ın sanatıdır bu! Yaptıklarınızdan gereğince haberdardır O!
Ali Bulaç 89- Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı güvenlik içindedirler.
Diyanet Vakfı 89. Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin kalırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 89-Her kim iyilikle gelirse, o zaman kendisine ondan daha hayırlısı vardır ve onlar o günkü korkudan güven içinde kalırlar.
Süleyman Ateş 89. Kim iyilik getirirse ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün korkudan uzak, güven içindedirler.
Yaşar Nuri Öztürk 89 İyilik ve güzellik getirene, getirdiğinden daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan güvene çıkmışlardır.
Ali Bulaç 90- Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) ‘Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?’ (denir).
Diyanet Vakfı 90. (Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzükoyun cehenneme atılırlar. (Onlara) “Ancak yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz!” (denir).
Elmalılı Hamdi Yazır 90-Her kim de kötülükle gelirse, artık yüzleri ateşte sürtülür. Başka değil, sırf yaptığınız amellerin karşılığı ile karşılanacaksınız.
Süleyman Ateş 90. Ve kim kötülük getirirse onların da yüzleri cehenneme yıkılır: “Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?” (denilir).
Yaşar Nuri Öztürk 90 Kötülük getirenlerin ise yüzleri ateşte sürtülür. Sadece yapıp ettiklerinizle cezalandırılırsınız.
Ali Bulaç 91- (De ki:) ‘Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve dokunulmaz kıldı. Her şey O’nundur. Ve müslümanlardan olmakla emrolundum.’
Diyanet Vakfı 91. (De ki:) Ben ancak, bu şehrin (Mekke’nin) Rabbine -ki O burayı dokunulmaz kılmıştır- kulluk etmekle emrolundum. Her şey de zaten O’na aittir. Bana müslümanlardan olmam ” emredildi.
Elmalılı Hamdi Yazır 91-Ben, yalnızca bu beldenin, onu saygın kılan ve herşey de kendilerinin olan Rabbine ibadet etmekle emrolundum. Ve yine halis müslümanlardan olmamla emrolundum.
Süleyman Ateş 91. (De ki): “Ben sadece bu kentin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O’nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi.”
Yaşar Nuri Öztürk 91 “Ben sadece, bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Orayı saygıya layık kılmıştır O. Her şey O’nundur. Ben, müslümanlardan/Allah’a teslim olanlardan olmakla emrolundum.”
Ali Bulaç 92- ‘Ve Kur’an’ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: ‘Ben yalnızca uyarıcılardanım.’
Diyanet Vakfı 92. “Ve Kur’an’ı okumam (emredildi). Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyarıcılardanım.
Elmalılı Hamdi Yazır 92-Bir de Kuran okuyayım diye emrolundum. Her kim doğru yolu kabul ederse, yalnızca kendi yararına kabul etmiş olur. Kim de sapa giderse de ki: “Ben, yalnızca tehlikeyi haber verenlerdenim.”
Süleyman Ateş 92. Ve Kur’an okumam (emredildi). “İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.”
Yaşar Nuri Öztürk 92 “Ve Kur’an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: ‘Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!”
Ali Bulaç 93- Ve de ki: ‘Allah’a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız.’ Senin Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Diyanet Vakfı 93. Ve şöyle de: Hamd Allah’a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız (ama artık faydası olmayacaktır). Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır 93-ve de ki: “Hamdolsun Allah’a; 0, size ayetlerini gösterecek de onları tanıyacaksınız. Rabbin ne yapacağınızdan gaflette değildir.”
Süleyman Ateş 93. Ve de ki: “Allah’a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız.” Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 93 Ve şöyle yakar: “Hamt olsun Allah’a! O size ayetlerini gösterecek de siz onları tanıyacaksınız. Senin Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.”

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Neml suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir