imanilmihali.com
Niyet etmek

Niyet etmek

Niyet etmek

Niyet, yapacağımız iş veya söyleyeceğimiz sözün hayata geçmesinden beklediğimiz hasılanın, o iş veya söz gerçekleşmeden evvel ifade edilmesi, o işe başlamadan evvel akıl ve kalbimizden geçen sonuca ait isteğin adının konması ve elde etmek istediğimiz sonucun samimi olarak kalpte yaşatılması ve bunun dille beyan edilmesidir.

Niyet, o söz veya işi yapmazdan önce, amel ve sözlerden beklediğimiz hasılanın adı konmuş halidir ve samimi ve hak olmak zorundadır. Düşünen insan niyet etmeden hiçbir şey yapamaz. Kalben, aklen ve bedenen bu böyledir çünkü önce niyet olmalıdır ki hareketi icra edecek organlar devreye girebilsin. Söz gelimi bir bardak su içmek için duyduğumuz istek bizi su içme emrini yerine getirecek el ve ayaklara sonra ağzımıza o eylem için emir verir ve su içme işi gerçekleşir.

Niyetin kalpten geçmesine rağmen mesela namazda dil ile söylenmesi ise bilinmediğinden değil tabir yerindeyse meleklerce kayda geçirilmesi içindir. Ahiret yurdunda dilimiz, bu ifade ettiği niyet istikametinde leh veya aleyhimizde şahitlik edecektir. 

Niyet her zaman gerçekleşmese bile önemli olan teşebbüstür ve sonuç isteğimizden farklı da olsa aslolan bizim niyetimizdir. Bir fidan diker ve meyve vermesini beklersiniz ama tüm çabanıza rağmen fidan toprağını beğenmez veya böcek sarar da yaşayamaz, kurur.

Söz ve davranışların tamamının sağ ve sol omuzumuzdaki Kiramen katibin (Hafıza) meleklerince zerre unutulmaksızın yazılmakta olduğu herkes tarafından malumdur. Nitekim sorgumuz ve tartımız bu kayıtlara göre yapılacaktır diye inanırız. Niyetlerimizin ise bize şah damarından daha yakın olan Allah tarafından malumdur. Yani Yüce Allah, biz daha o işe yeltenmeden niyetimizi, o işi yapar veya vazgeçersek sonuçlarının ne olacağını bilen, buna göre bize güç ve destek veren veya vermeyendir.

Hakkımızda hayırlı olanı çoğu zaman bilemeyeceğimiz, gayba ait isteklerimizin doğru ve hak olduğundan emin olamayacağımız için cüzi irademizle el açıp yalvardığımız ilahi kudret ve irade sahibi Yüce Allah’ın bize o işi yapma gücünü vermesi veya vermemesi bir yerde kaderimizdir ve Yüce Allah çoğu zaman bizim isteğimize razı olsa da tamamını kabullenmek gibi bir mecburiyeti haşa yoktur.

Yaptığımız iş ve sözler sonuçları itibarıyla iyi veya kötü olabilir. Yine biz biliriz ki kötülükler kendisiyle cezalandırılırken iyiliklerin mükâfatı Rabbimizin rahmet ve şefaati nedeniyle misliyledir.

Niyet ettiğimiz kötü bir işin isteğimiz dışında gerçekleşmemesi durumunda bizler inşallah ceza almazken, o kötü işi yapmaktan son anda vaz geçersek sevap kazanırken, iyi bir işe niyet ettiğimiz halde o işi gerçekleştiremezsek yine yapmış gibi sevap kazanacağımızı umarız. Yine başka birilerinin hayırlı işlerine destek ve ortak olur ya da imkân ve ortam sağlarsak sevap kazanacağımızı ümit ederiz.

Yaptığımız kötülükler kadar, yapmadığımız iyiliklerden de cezalandırılacağımızı sarf-ı nazar etmemek gerekir. Bu sıkça atlanan bir konudur ve şeytanın kandırmacası burada devreye girer. Yani sadaka vermemekle sadece sevaptan mahrum kalmamış aynı zamanda başkasının sizde olan hakkını ona teslim etmeyerek onun hakkını gasp etmiş olursunuz ki bunun adı gasp ve zulümdür. Sokak ortasında eşinden dayak yiyen kadına yardım etmeyerek o suça sessiz kalmış, zalime teslim olmuş, Allah’tan başkasından korkmuş ve haksızlığa çanak tutmuş oluruz ki bu suça iştirak etmektir.

Bu nokta çok önemlidir ki zekat, namaz, güzel ahlak gibi sayısız pek çok güzelliği yapmanın sevabı, yapmamanın günahı vardır. Çünkü her şeyden önce sizde başkalarının hakkı ve emaneti vardır ve Yüce Allah bu emanetleri sizin elinizle onlara isteyerek vermenizi ister. Cihad bahsi de böyledir ki Yüce Allah kendisi tek bir kelimeyle tüm şerri ve şeytanı yeryüzünden bir anda silebilecekken diler ki kulları has niyetle ve Allah rızası için canlarını ortaya koyarak şeytan ordularıyla savaşsın ve hatta şehit olsunlar. Allah’ın yardımı bu yüzden hep bir süre sonra gelir ki önce şehadet mertebesine erecek şanslı kullar ile Allah dostları niyet ve amellerine göre iyice belirlensin. Peygamberimizin katıldığı savaşları bir de bu gözle okuyun.

Evinizde tek başınıza yaşar ve kötülüklerden sakınabilirsiniz. Hatta kendinizi din ilmine verip sayısız kere Kur’an hatmedersiniz. AMA KUR’AN AYETLERİ SİZİ HAK SAVAŞÇISI YAPAMIYORSA, ZULÜM VE HAKSIZLIĞA KARŞI AYETLERE RAĞMEN SADECE KENDİNİZİ KURTARMAYA ÇALIŞIYORSANIZ yaptığınız kötülüklerden değil ama ayette okuduğunuz, doğrusunu kalben ve aklen bildiğiniz ve imanınız gereği yapmanız gerektiği halde yapmadığınız iyilik ve güzelliklerden mutlaka sorguya çekilecek ve azaba mahkum edileceksiniz demektir. 

Ahiret tartı ve hesabının özü işte bu sevap ve günah toplamlarının birbirine oranla fazlalığıdır ve Rabbimizin rahmet, şefaat ve affı olmaz ise, cezamızın artırılmasını gerektiren başkaca haller yok ise bizim irademizle hayata geçirdiğimiz amelleri gösteren bu tartı bizim akıbetimizdir. Biz yine de Rabbimizin sevdiği ve güvendiği insana acıyacağını ve sevdiği kullarından bazılarına şefaat için müsaade edeceğini ve bu sayede affa uğrayacağımızı hayal ederiz.

Lakin bunların hiçbirinin gerçekleşmediği, affa uğramadığımız halde bile tartımızın müjdelere vesile olması için, bu dünyada yapmamız gerekenleri yapmak ve ahirette şefaate muhtaç olmadan inşallah cennetlere vasıl olmak mecburiyetimiz vardır.

Amel ve sözler ile her zaman her şeyi yapamayacağımıza göre, aklımızdan ve kalbimizden geçen her şey bilindiğine göre, beşeri olarak pek çok günaha meyilli olduğumuza göre katıksız imana ve ahlak-ibadet ve salih amel bağlamında kusursuz kulluğa aday olduğumuzu söyleyebilmek imkânsızdır.

Kul bu noktada elinden geleni yapmak, yetemediği için af dilemek, daha fazlasını ve hayırlısını eda edebilmek için güç, ömür, vesile dilemek, dua etmek, ıslah, hikmet ve hidayet dilemek durumundadır.

Her şeye rağmen kul şunu çok iyi bilmelidir ki dinin makbulleri ve makbul olmayanları akıl ve kalp ile bilinse de asli hakikatler Kur’an ayetlerindedir ve Kur’an anlaşılarak okunduğu müddetçe kul doğru bildiklerine ait yanlışlarını bu sayede düzeltme şansına sahip olur. Bunun aksi olur da kul Kur’an’dan değil de başkalarının sözlerinden oluşturduğu hakikatler (!) doğrultusunda yaşarsa sonuçlarına da razı olur. Benzetme yerindeyse Allah ayetlerinin yazılı olduğu Kur’an garantili, orijinal iken, başkalarından edindiğiniz doğruluğu tartışılır bilgiler çakma, yan sanayi ve çoğusu sizi garanti kapsamından çıkaracak şeylerdir. Yani hakikat baştan sona Kur’an’dadır.

Bu önemlidir çünkü insan niyetlerini doğru ve yanlış bildiği şeylerin mukayesesine göre yapar ve kul bir yanlışı doğru biliyor ve yapıyorsa, sonucunda hâsıl olacak günahtan kurtulmak için ‘bilmiyordum’ demek hakkına sahip değildir.

O halde niyetlerin doğru ve isabetli olabilmesinin ilk adımı Kur’an ile şekillenen bilgi dağarcığına sahip olmaktır. Sonraki adım kula bahşedilen akıl, ruh, şuur ve vicdanın sesini hak istikamete yönlendirmek ve şeytani batıl kandırmacalardan sakınmaya gayret etmektir ki nefis ve şeytan, imanın aleyhine yalan yanlış fısıldarken kulu yanlış niyet ve amellere sürükler.

Nefsin ve şeytanın oyuncağı kulların da niyet ve amellerinden ötürü ağlama, sızlanma hakkı yoktur çünkü şeytan ve nefsin kılıcı tahtadandır ve kulu zorlamaz. Yani hiçbir şeytan sizi adam öldürmeye, hırsızlığa, kamu malı talanına, zina ve fuhuşa, hak yemeye, zulme zorlamaz. Şeytan ve nefis sadece süslü gösterir ki kul kendisi kanar ve o işi diler, Rabbi’mizin de desteği ile o iş gerçekleşir. Şeytan zorlamaz çünkü zorlarsa bilir ki sorumluluk kendisinin olacaktır. Nefsin arkasına saklanan korkak cahiller de bilirler ki nefis zaten kulun kendisidir. Yani kötü niyet ve ameller için suçlayacak birisi varsa o kişi sadece kulun kendisidir.

Dünya imtihanı tercihler arasında yapılacak seçimlerin muhasebesi şeklinde cereyan eder. İmtihanın şekli, süresi, sınırları, soruların nereden çıkacağı belli, kitaplar açık, yardımlaşma serbesttir. Buna rağmen başarılı olmayı istemeyenler ise bencil, cahil ve gafil olanlardır.

Sınavda elinden geleni yaptığı halde başarılı olamayanlar bile inşallah gayretlerinden ötürü mükâfatlandırılacaktır.

İnşallah kalbinde damla iman bulunanlar ilelebet cehennem ateşlerine mahkûm bırakılmayacaktır. Umarız mü’minler cehennemlere uğramadan cennetlere vasıl olacaktır.

Ancak dıştan nasıl görünürse görünsün niyet amelin de öncesi, sonrası ve hakikatidir. Başka kulların ne gördüğü değil, bizim o işi yapmakla neyi umduğumuzdur önemli olan ve hesap günü uzuvlarımız, aklımız, derimiz, dilimiz bunu nasıl olduğunu bilemediğimiz bir halde itiraf edecektir.

Kullar kandırılabilir ama niyetleri bilen Allah’ı kandırmak asla mümkün değildir. Dahası kulun kötü emeller beslerken diğer kullara iyilik peşinde koşuyormuş gibi yapması kandırmaca ve yalan olduğu için cezası misliyledir ki bunun adı riya ve gösteriştir ve bu gizli şirk olarak affedilmeyecek suçlardandır.

Adaletin ve hak olanın yerinden edilmesi ve yerine batılın konmaya çalışılıp, kötülüğün egemenliği için kürek sallanması zulümdür, haksızlıktır. Kur’an’ın savaşı da işte bu zulüm ve haksızlığadır. Kul doğru yolda ilerlemeye çalışırken, bu caydırıcılara karşı da dikkatli olmak ve kanmamakla mükelleftir ki bunlar sınavın ara durumlarıdır.

Caydırmaya, yoldan çıkarmaya gayretli zalim ve adiler hakkında zaten Allah kararını verecek ve onlara azabın katmerlisini tattıracaktır lakin bu haksız zalimlere yaşama hakkının verilmiş olması aslen onlara kanacak diğerlerinin belirlenmesi, azgınlıkları artarak haklarında helakın hak olması ve bir ihtimal de tevbe kapılarının kapanmaması içindir. Yani zalimlerin kurtuluşu da, zalimlere uyanların kurtuluşu da aslen mümkündür. Lakin istemek, niyet etmek, Kur’an ile paralel doğrular peşinde koşmak şart olandır.

Niyeti Rabbimizden gizlemek mümkün olamayacağı için de kullar nasıl algılarsa algılasın sorumluluk devam edecektir. Azgınlık ve haddi aşmak, bu gizli ve kötü niyetlerin devamındadır. Bir kez yumurta çalmanın belki affı olabilir ama hırsızlığı meslek edinmiş olmanın mazereti olabilir mi bunu Rabbimiz bilir.

Yaptığımız ve yapmadığımız her şey niyetlere göre olduğu içinde toplum fertlerini tanımak için hareketlerin sonucuna bakmak ve oradan o kulun gerçek niyetini anlamak zorundayız. Zina eden ile zinadan kaçınan bir olmayacağı gibi, zina edenin cezasını zaten Allah verecek o halde yasalarda suç olmaktan çıkaralım diyenler ile zina yasal olarak suç listesinde kalmalıdır diyenler de bir değildir. Keza toplumu saran ahlaksızlık ve haksızlıkların devamı için ter dökenlerin dost olduğunu söyleyenler aldanış içindedir.

Yalan, niyetin kötü olanlarını örtbas etmek için şeytan tarafından icat edilen bir silahtır. Yani bir savunma vasıtası değil, öldürücü ve köleleştirici silah olarak kullanılır ve bu yüzden lanetlenmiştir.

İftira, gıybet, yalan şahitlik, aldatma gibi türlü pis ve çirkin amellerin tamamı hak olanın yeryüzüne egemenliğine darbe vurduğu için kötüdür ve bu niyetlere sahip olanlar cezaya da razı olacak olanlardır. Yalan yere yemin edenler ise daha kötü sonla karşılaşacaktır.

Niyetler, hak olana ve Hakk’a hizmet etmek zorundadır. Bunun, ötesi, azıcığı, meselası, kenarından köşesinden dolaşması, birazı, ertelemesi, mazereti yoktur.

Ödüllendirilecek olanlar inşallah sadece salih ameller değil aynı zamanda salih amel niyetleridir. Keza cezalandırılacak olanlar da sadece kötü ameller değil, kötü amele hizmet eden niyetlerdir. Kötülük gerçekleşmez ise bir ihtimal kurtuluş mümkündür ve tevbe mekanizması bu yüzden vardır. Rabbimiz çok sevdiği kullarının ateşlerde yok olmasını değil, cennetlerde ferahlamasını dilediği içindir ki tevbe ve dua ile şükür ve tevekkül ile kendisine gelinmesini ister.

İster ama muhabbet, samimiyet ve içtenlikle, sevgi ve saygıyla, dürüstlük ve masumiyetle.

Unutulmasın ki cennetin kapısından bir tek kötü niyet, düşünce, amel, kul, varlık giremeyecek ve oradaki gerçek ilahi yaşama pislik bulaşamayacaktır. Cennetlere gönüllü kullar şunu bilmelidir ki başta Rabbimizin yüce sıfat ve isimlerindeki erdem ve güzellik olmak üzere, peygamberimizin örnek ahlakındaki lezzete sahip olunmadan cennetlere doğrudan girmek mümkün değildir ki zaten girilirse cennetlerde dünya hayatının rezilliğine bezenmiş olur.

Bilinmelidir ki affa uğramadığımız halde cehennemlerin arınma ve ıslah yeri olması kaçınılmazdır. Doğrusunu Rabbimiz bilir ancak cennete yakışmayacak her şeyden arınana kadar cehenneme bu yüzden herkes girecektir. Kimisi bir zaman kimisi ilelebet orada kalacak ve ancak arınmayı müteakip cennetlere girilecektir. A’raftakiler ise Rabbimizce malumdur. Bizler onların durumlarını kestiremeyiz ve ahiretle ilgili bilebildiklerimiz sadece Rabbimizin bizlere bildirdiği kadardır.

Sonuç olarak; niyetler kullardan saklanabilirse de Allah’tan saklanamaz. Kötü niyet, niyet olarak kalırsa belki affa uğrayabilir ama hayata geçtiği takdirde cezası kesindir. Öte yandan salih amele niyet bile inşallah ödüllendirilecek olandır.

Şeytan ve nefis kulun niyetini bozmaya, yolunu sapıtmaya çalışırken kul kanmamak ve Kur’an istikametinden ayrılmamak zorundadır.

Ahiret sorgusu, ameller kadar niyetlerin de tartılacağı bir adil mahkemedir.

Şu an hinlik, pislik, haksızlık, zulüm, hırsızlık için yaptığınız amellere ve yarın bu pis çirkinlikleri yapmak için beslediğiniz hain niyetlere ait olmak üzere şunu unutmayın ki üç kişi konuşurken dördüncüsü, beş kişi konuşurken altıncısı Allah’tır. Hiçbir şey O’ndan gizli kalmaz ve O bize şah damarından yakındır.

Çok daha fazlasına niyet ettiğiniz halde azıcık bile iyilik yapabilseniz de inşallah Yüce Allah niyetlerinizi ödüllendirecek olandır. Çünkü O’nun rahmet ve merhameti yücedir.

Niyetiniz kötüyse de şunu aklınızda tutun ki, Allah aynı zamanda azap edenlerin ve tuzak kuranların en çetinidir.

Siz iyi ve has niyetinizi ortaya koyun. Gerisini Yüce Allah’a bırakın. O, o iş hayırlıysa eda etmenize fırsat yaratacak, eda edemeden eceliniz gelirse de size inşallah aynen sevap yazacaktır.

EN BÜYÜK NİYET ; MUHAKKAK ALLAH RIZASINA NAİL OLMAKTIR. Cennetlere vasıl olmak, cehennemlerden korunmak bir alt hedeftir. Kulun niyeti tüm kusur ve günahlarına rağmen Rabbimizin rızasına ermek ve inşallah affına maruz kalmaktır ki hatasız, günahsız kul yok,  dua, tevbe ve secde eden kullar vardır.

Rabbim kullarına doğru niyetler, Kur’an ışığında salih ameller ve sözler, Peygamber ahlakına yakışır cennetvari esenlik ve huzurlar nasip etsin.
Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir