Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Niyetleri terbiye edebilmek
imanilmihali.com
Niyetleri terbiye edebilmek

Niyetleri terbiye edebilmek

Niyetleri terbiye edebilmek

Niyetlere şahit sadece Allah’tır ve bu yüzden kullar ve de melekler, kul ağzıyla ne ifade eder veya nasıl bir davranış sergilerse ona itibar etmek mecburiyetindedir. Bu yüzden de dine girmek, dinde kalmak veya dinden çıkmak, keza iman etmek hep kişinin beyanı iledir ve diğer mü’minlere de bu beyana – kul aksine dair anormal iddia, isyan ve küfürlerde değilse – inanmak düşer.

Kulun sınavı ve dindarlığı bu nedenle amelllerden ziyade niyetler üzerinedir ve niyetler amellerden kıymetlidir çünkü ameller niyetlere göredir. Niyet edilip gerçekleşmeyen iyi şeylerin sevabı vardır ama niyet edilip gerçekleşmeyen amellerden dolayı kul – Allah’ın rahmetinden olayı – günah kazanmaz. Yani ahiret hesabı neye niyet edip tasarladığımızla öncelikli olarak alakalıdır. Sonuçlara tesir eden ameller niyetlerimizden farklı bir gelişmeye şahit olsa da önemli olan bizim niyetimizdir.

Örnekleyecek olursak bir hayır yapmak istesek ama sonuç kötü olsa da bizim hakkımız sevap kazanmaktır çünkü sonucun menfiliği elimizde olmayan müdahalelerden dolayıdır ve fakat bizim niyetimiz salihtir, güzeldir.

İman gücü dediğimiz inanç, itimat ve güven duygusu, bizi imanın kuvveti oranında kötü niyetlerden korur. Çünkü ihsan ile yaşayan mü’min, Allah’ın her an yanı başında ve her şeye şahit olduğunu bilir ve ona göre davranır.

Allah korkusu, güçlü olanlar da gerek Allah’a mahçup olmamak ve gerekse cehennem azabından sakınmak için niyetlerine gem vurur ve günahlardan sakınmaya gayret eder.

Nefis, kötülüğü emreden, terbiye edilmedikçe kulu yanlışlara sevk eden bir içsel güdüdür ve niyetler de nefisten son derece etkilenir. Çünkü içten gelen isteklere aklın itirazı çoğu zaman mümkün değildir ve iman denen sevgi, Allah korkusu veya yasalardan korku nedeniyle bu istekler kısmen bastırılsa da çoğu zaman terbiye edilmemiş nefislerin engellenebilmesi geçicidir veya ortalıkta kimseler yokken hayata geçmesine mani bir engel yoktur. Demek ki niyetler, nefisten doğrudan etkilenir ve nefisleri terbiye, niyetleri tanzim etmenin de en etkili yoludur. Sonuçta nefislerin terbiyesi de iman ve Allah korkusu ile yakınlık gösterir.

Niyetlerin terbiye edilmesi durumu gözlerle haram işlemek lafzıyla anlatılan günahlardan sakınmanın da tek yoludur ki amele dönüşmeyen, istek ve heves aşamasında kalan bu halin engellenmesi de nefsin baskılanması, ayet emirlerine riayete zorlanması ile mümkündür.

Teşebbüste kalan amellerin de sonuçları gerçekleşmese de doğrudan niyetlerle alakası vardır çünkü niyet etmek ilk adımdır, iradenin ortaya konması ve güç, izin için Yüce Allah’a niyaz edilmesidir. Teşebbüste kalan kötü işlerin cezası olmasa da o haliyle yaptığı menfi etkiye bağlı olarak elbet bir vebali vardır lakin bu Allah’ın takdirindedir. Keza iyi işler yarım kalırsa inşallah sevabı olacaktır.

O halde, niyet, teşebbüs ve amelin ilk düşünce anından sonuç anına kadar hak ve adalete, emir ve yasaklara uygun olması ve bunun içinde ilk adım olan tasarlama ve cüzi iradeyi ortaya koymak anlamındaki niyetin düzgün olması lazım gelir.

Niyetlerin nefis ile yakın ilişkisi ise bizleri nefsi terbiyeye zorlar ama burada da şu unutulmamalıdır ki nefislerin temizlenmesi sadece Allah’ın dilemesi iledir. Nefisler temizlenmese de kulun terbiye gayreti ödüllendirilecek olandır ve kul has niyetlerde kalmaya devam ettikçe kendisinde çok daha etkin ve olumlu güçler, hazlar bulacaktır. Çünkü Yüce Allah muzafferiyet kadar gayret ve niyetleri de ödüllendirendir. Yeter ki o niyet ve gayeler has ve doğru olsun.

Niyetler, arzulanan neticeye bağlı olarak, mücadele ve gayret, azim ve kararlılık, alın teri ve sebat anlamında takviye edilmeli, sonuç aşamasına kadar has niyetler muhafaza edilmelidir. Yarı yolda çarkı kayan niyetler, ilk adımdaki kötü niyetler gibidir ve neticeden doğan zarar da vebal getirecektir.

Niyetlere dair yalan söylemenin bir manası olmasa da münafıklar için durum tam aksidir ve onlar kulları kandırmak, aldatmak adına niyetleri aslında kötü olduğu halde iyi olduğuna dair yemin edenlerdir.

Keza küfür cephesinin niyetleri de içlerindeki fitne ve fesat aşkı ile imansızlık ve inançsızlık belası yüzünden çoğu zaman kötüdür ve netice iyi olsa da onların o işten alacağı ancak günahtır.

Özetle, niyetler nefsin terbiyesi ölçüsünde halis veya kötüdür. Kul, iyilik üzere yaşaması, imanla kalması gerekendir ve bu uğurda gayretlerinin ilk adımı olan niyetlerini halis tutmakla mükelleftir.

Nefis ve niyetlerin terbiyesi ise iman etmekle – iman dilemekle, Allah’ı sevip Allah’tan korkmakla ve Allah’ın sınırlarına sadık kalmayı dilemekledir.

Mü’min, niyetlerini terbiye edebilmek adına gözlerle haram işlemekten dahi sakınan, kötü niyetle başladığı işlerden ilk fırsatta dönen, kötü niyet beslemeyen, şerre hizmet etmeyen niyetler üretebilendir.

Niyetleri terbiye edebilmek mü’minin şiarıdır ve kul, cüzi iradesi ile ürettiği niyetlerinden tek başına sorumludur. Bu niyet topluca üretiliyorsa da o gayeye hizmet eden herkes topluluğun niyetine tabidir ve bilmemek, kanmak mazeret değildir.

Cüzi irade ile ortaya konan niyetler, ahiret sorgulamasına da esastır ve niyetlere şahit olan Allah, kulun amellerinden evvel niyetlerine bakacaktır. Huşu bu anlamda olması gereken olumlu niyettir. Huşuyu yakalayamayan amellerde noksan olan bu nedenle niyettir ve niyetin ibadetin tüm fasıllarında farz olması da bu yüzdendir.

Melekler ve diğer insanlar niyetleri bilemezler ve amel ve gayretlere bakarak karar verirler. Söz veya davranış olsun kulun ürettiği her şey akıldan geçendir, kalbe ve dudaklara dökülendir, ellere ve ayaklara ulaşan emirden ibarettir. Bu emir veya isteğin adı olan niyet meleklerin şahitliği için dille telaffuz edilir ki İslam’a girmek için imanın dil ile söylenmesi de bu nedenledir. Yani diğer insanların ve meleklerin şahit olabilmesi için.

Kalpten geçenleri ise sadece Allah bilir ve bu yüzden sahte niyetlerle, yapmacık şekilciliklerle Allah’ı kandırmak asla mümkün değildir.

Mü’min, özü sözü bir olandır ve dinde doğruluk ve dürüstlüğün bu denli övülmesinini bir sebebi de niyet ve sözlerin paralel olmasını sağlamak içindir. Niyet ve davranışlar birbrğne paralellik arz etmiyorsa ortada bir yanlış vardır ve bu yanlış kandırmanın kolay olduğu hareketlerden ziyade, varlığı veya yokluğu ispat edilemeyecek olan niyetlerdedir.

Ama bu bilinmezlik (ama Allah’ın biliyor olması) kulu ahiret hesabında mahçup eder ve orada kullar yaşarken gayet halis müslüman olarak tanınan pek çok kimsenin aslında münafık olduğunu görecektir. O gün bazı yüzlerin ağarması, bazılarının kararması da bu nedenledir.

Kur’an, iman ile birlikte doğruyu tarif eden, ibadet ve ahlak hayata yansıtan, kalp daima doğruyu söyleyen ve hakiki fetvayı verendir.

Kullar, diğerlerinin beyanına itimat etmekle mükelleftir ve fakat beyan sahibi şunu çok açık bilmelidir ki amel defterlerine yazılamasa da, kimseler şahit olamasa da kötü niyetlere şahit olan bir Allah vardır ve O her şeyin karşılığını zerrece haksızlık olmadan verecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir