Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Ölçü ve tartıda hile yapanlar
imanilmihali.com
ölçü ve tartıda hile

Ölçü ve tartıda hile yapanlar

Ölçü ve tartıda hile yapanlar

Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. (İsra 17/35)

TİCARİ AHLAK VE ADALET ÇÖKERSE TOPLUM AYAKTA DURAMAZ!

Ölçü ve tartıda hile yapmak ikazı Kur’an’da adalet, bozgunculuk, helal kazanç, hesap ve mizan konuları ile birlikte anılarak yedi ayrı yerde geçmektedir. Aslen ticaret ve alışveriş konusuyla alakalı bir sosyal meseleye hitap etmektedir. Ancak bozgunculuk, adalet ve helal kazanç konuları yönleriyle hesap ve mizanı hatırlatması bakımından çok daha geniş ve derin manada olduğu aşikârdır.

Kur’an’da Medyen halkı ve Şu’ayb Peygamber kıssasında, kavmin Allah’a kulluk etmekle, helal olmayan kazançlara tamah etmemekle, bozgunculuk çıkarmamakla nasihat olunmuş olmaları azap edilmeye aday durumlarını göstermekte ve azaba uğramalarının sebeplerinin bunlar olduğu anlaşılmaktadır. Düşünüldüğünde bu üç tembihin aslında tüm milletlere, tüm zamanlara yapıldığı ve bu üç hususun birbiriyle alakalı olduğu anlaşılacaktır.

Öte yandan konu sadece eksik tartmak veya hile yapmak kadar basit değildir. Eğer burada kast edilen ticaret ahlakı ise zamanımızda ticaretin geldiği nokta dikkate alınarak çok daha kapsamlı bir tehditten söz ediyoruz demektir.

Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. (En’am 6/152)

Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” (A’raf 7/85)

Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.” “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.” (Hud 11/84-86)

Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. (İsra 17/35)

Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. (Şu’ara 26/181-183)

Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın. (Rahman 55/8,9)

Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı? (Mutaffifin 83/1-6)

Öncelikle En’am suresinde yetimlerin mallarına kul hakkı gözeterek ve Allah’tan korkarak yaklaşın ikazını takiben “Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.” denmekle ticaret hayatında adalet ve ahlakın önemi ve hedefin çok para kazanmak olmadığı anlatılmaktadır. Rızık ve serveti Allah dilediğine verir. Çalışmak veya insanları kandırmakla zenginleşmek mümkün değildir. Kaldı ki ihtiyaç fazlası mal ve para iman edenler için infak edilmesi gereken şeylerdir. Dinen herkes sahip oldukları ile sorumludur. Yani az mala sahip olan az, çok mala sahip olan çok vebal altındadır. Doğrusu az da olsa helal kazanmak ve açgözlülük yapmamaktır. Toplumun bir kesiminin haksız yere fazlaca zenginleşmesi arzu edilen şey değildir. Haklı yere, çok çalışarak bile olsa kazanılan çok fazla mal ve para fakir ve muhtaçlarla paylaşılmak zorundadır. Hile ve adaletsizlik işte bu açgözlülükle birleşince pek çok kötülük ortaya çıkmaktadır.

Ufak örnekler verecek olursak; başkasının rızkına engel olmak, ailesi ile geçirebileceği zamanda iş ile meşgul olmak, ilim veya istişare yerine ticaretle meşgul olmak, ibadet zamanlarında ticarete ara vermemek, toplumsal gelir dengesini bozmak, haksız kazanç elde etmek, başkasının kul hakkını yemek, başkasının fakirleşmesine neden olmak, zarar eden o şahsın aile ve akrabalarına varan ölçüde sirayetle kötülük etmiş olmak vs.. bu aç gözlülük, hile ve helal olmayan kazanç neticesiyledir. Eğer daha çok kazanalım ve daha çok infak edelim endişesiyse o zaman da cevap herkesin sahip olduğu ile imtihan edilecek olmasıdır. Bu da yine gösteriş, aç gözlülük kokan samimiyetsiz davranışlardır. Kurban bayramında daha büyük kurban kesmek suretiyle komşulara hava atan insan gibi o kazançta mındar olur.

A’raf suresinde ise Allah’a kulluk edin ikazının hemen arkasından “Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” denilmektedir. Allah’tan korkanların hile yapamayacağı veya hile yapanların Allah’tan korkmayan kâfirler olduğu bahsinin peşinden insanların mallarını eksiltmeyin denilmektedir.

Alırken az tartıp, satarken çok tartmak bedeli ödenmeden haksız yere mal sahibi olmak, o malı bedel ödemeden elde etmek, karşıdakinin rızkını çalmak, kendi malını haksız yere çoğaltmak anlamındadır. Bu sayılanların tamamı helal olmayan mal, para ve yenmiş kul hakkı nedeniyle haramdır.

Bu tür davranışların yeryüzünde bozgunculuk yapmakla birlikte anılması ise sosyal ahlaka zarar vermesi, mağdurlar ile haksız kazanç sağlayanlara arasındaki gelir uçurumunu açması, o kişilerin rızık için başkaca yollara tamah etmesi ile sonuçlanabilecek olması nedeniyle pek çok kötülüğü doğurması nedeniyledir. Bu durumda haksızlığa uğrayanın geliri azalacak, yapacağı ödemeler gecikecek, alması gereken temel ihtiyaçları kazandığı para ile alamayınca belki çalmak yoluna gidecek, ticaret ahlakını değiştirip belki bir dahaki sefere o da tartıda hile yapmaya başlayacaktır. Bu bir salgın hastalıktır ve Allah’ın emrettiği adalet ve ahlak prensiplerine tamamen terstir. Bu nedenle düzeni bozar ve bozgunculuk olarak tasvir edilmiştir.

Hud suresinde ise yine Allah’a kulluk edin ikazını takiben ki bu Allah’tan korkun demektir, kavmin zaten bolluk içinde olduğu, hile yapmayı gerektirecek bir sebep olmadığı halde aç gözlülük ve ahlaksızlık nedeniyle bu yola müracaat edildiği hatırlatılmaktadır. Emsal bu yönüyle aç olduğu için ekmek çalan birisinin durumu gibi değildir. Bu zenginlik içindeyken, yani ihtiyaçları yokken sırf heva ve istekleri uğruna para için kötülük yapanların cezasının şiddetli olacağı ikazı vardır ve takiben insanların mal ve haklarının gasp edilmemesi tembihi yer almaktadır. İlgili ayetlerin sonunda sosyal adaletin zarar gördüğü yeniden hatırlatılarak bu haksız kazancın haram olduğu oysa ki az ama helal kazancın çok daha hayırlı olduğu vurgulanmaktadır.

İsra suresinde ise yukarıda bildirilen hususlara ilave olarak tartı ve ölçüde hile yapılarak kazanılan mal ve paranın, doğru ve dürüst olmak yanında çok önemsiz kalacağı bildirilmektedir ki bu konunun mükemmel şekilde özetlenmesi halidir. Ticarette ahlaklı davranmanın, hayırlı ve sonuç bakımından da üstün olması hem bu dünyada rızkın Allah tarafından daha çok artırılması ve hem de ahirette daha güzel mükâfatlarla ödüllendirilmesi anlamındadır.

Rahman ve Şu’ara surelerinde de hileye tamah etmemekle alakalı aynı ikaz ve tembih yapılmaktadır.

Mutaffifin suresinde ise konu biraz daha geniş bildirilmekte ve hile yapanların vay haline denilerek bildirilen pek çok kötü sonuca yol açan bu haksız kazancın sorumlularının o eylemle maksatları ne olursa olsun hesap günü karşılaşacakları şiddetin azabı temsil edilmektedir. Tartıp alırken son derece titiz olanların satarken ölçü veya tartıya riayet etmemeleri bile bilerek tartıyı yanlış kullanmak kadar tehlikeli ve yasaktır. Dahası alırken düzgün tartıp satarken lehlerine hile yapıp satanların tartı meselesiyle alakalı bilgi noksanın dan da söz edilemeyeceği için mazeretleri de yok demektir. Bu onların kastını gösterir ve kasıtlı olarak hile yapmaları Allah korkusunun yokluğunu, imanın noksanlığını ve aldanmışlıklarını gösterir. Bu aldanmışlık o kadar büyük bir inkâr ve küfürdür ki o insanlar kıyamete inanmayanlarla, ahirette hesap ve mizana itikat etmeyenlerle denk tutulmuştur.

Yaklaşık on dört asır öncesi toplumsal yaşam ve ticaretine yönelik yapılan ikaz ve tembihlerin bu ayetlerde geçtiği haliyle sınırlı ve demode olduğunu düşünmek acımasız bir imansızlık örneğidir. Çünkü kıyamete kadar yaşanacak İslam dinini temel kaynağı Kur’an hükümleri, ahirete kadar yaşanacak tüm dini, toplumsal, fenni ve ahlaki meselelere çözüm olacak şekilde bildirilen Allah kelamıdır. Bu yönüyle surelerde bildirilen haksız kazanç, haram lokma ve bozgunculuk ifadeleri günümüzde çok daha detaylı ama aynı felaketle sonuçlanacak tarzda geçerliliğini korumaktadır.

Surelerde ortak hususları hatırlayacak olursak; öncelikle Allah’a kulluk edin ve Allah’tan korkun ikazı ile karşılaşırız. Bu Allah’a inanan ve ahirete iman edenlerin bu yola müracaat etmeyeceği anlamını taşır ki, tenezzül edenlerin şiddetli azabı hak ettiğini, şirk tehlikesiyle karşı karşıya kalındığını gösterir.

Ölçü ve tartıda hile yapılması konusu günümüze tercüme edildiğinde; kâfirlerle ticaretin yasak olmasından, uygun evsafta malın tedarikine, çiftçinin hakkının tam ödenmesinden, mahsullerin içine yabancı madde katmamaya, reklam ahlakından vergi kaçırmaya, sağlığa zararlı veya son kullanma tarihi geçmiş malı satmaktan, dolar kurları ile oynamaya, düşük faizli kredi almaktan, faizle tefecilik yapmaya, halk sağlığı ile oynamaktan, yolsuzluklara kadar binlerce ahlaki ve ticari meseleyi içeren bir tablo ile karşılaşılır.

Modern toplumlarda serbest piyasa ekonomisinin uygulanması arz talep meselesine, fiyat standartlığına kısmen çözüm getirmiştir. Halk sağlığı ile oynamayan, yolsuzluk kapsamına girmeyen ticari hususlardaki adalet veya adaletsizlikler üreticinin hakkının gasp edilmesinden başlayarak, nakliye, yanıltıcı reklamlar, satış şartları, kredi ve faiz oranları gibi konularda yoğunlaşmaktadır. Bu konu arzu edilmese de aşağıda belirtilecek konuya göre hafif kalmaktadır.

Telif haklarının çalınmasından başlayarak hortumlamaya, vergi kaçırmaktan hayali ihracata kadar modern hırsızlık ve ahlaksızlık meselelerini burada saymakla bitiremeyiz. Ancak kasten, hiçbir hak ve hukuk gözetmeden, gerek kul ve gerekse kamu hakkı yiyerek, yüksek meblağlarda yapılan vurgunlar ticari ahlakın malesef geldiği noktayı göstermektedir. Konu o denli uç noktalara taşınmıştır ki hazineye ait arsaların cüzi bedellerle satın alınması, ruhsatsız ve depreme dayanıklı olmayan inşaatlar yapılması, fahiş fiyatla ve karaborsa şeklinde mal satılması, tekelleşmeler ile fiyatların suni olarak yükseltilmesi, spekülasyonlarla hisselerin fiyatının olduğundan düşük veya yüksek gösterilmesi ikinci ve çok daha vahim gruba girmektedir.

Günümüzde Kur’an hükmünde yer alan ‘noksan ölçüp tartmayın’ emri; verginizi tam verin, kamu hakkı yemeyin, suni fiyat artışı yapmayın, halk sağlığı ile oynamayın gibi Kur’an’ın vahyedildiği zamanlar hayal bile edilemeyecek duruma gelmiştir. Ama hak ve adalet konusu değişmemiştir ve değişmez.

Rekabet ve rakip firmaya göre öne geçme isteği gibi tutum ve davranışlar aşırıya kaçmamak suretiyle mazur görülebilirse de ötesi yani halkın veya alıcının kandırılması, sağlığı ile oynanması, kul veya kamu hakkının yenmesi tamamen Kur’an’da yapılan o ikaza konudur. Bu ikazın anafikri kazancın; adil, dürüst ve haklı olmasıdır. Ticaretin ve alışverişin helal, haksız kazanç ve ribanın (Faiz Tefeciliği) haram olduğu hatırlanırsa konunun vahameti daha iyi anlaşılacaktır.

Mümin mali ibadetlerini bedeni ibadetler gibi gücü yettiği şekliyle yapar. Allah kimseye kaldırabileceğinden fazlasıyla yük yüklemez. Aşırı kazanma hırs ve isteği bu nedenle Allah’ın buyruğu değil, nefsin ve şeytanın üflemesidir. Bu açgözlülük ve hırs insanın şehvete duyduğu açlıktan, makam ve mevki sevdasından, güce sahip olma isteğinden, gösterişten, pahalı zevklerden kaynaklanmaktadır ki bunların tümü mütevaziliği emreden dinimizce mübah olmayan şeylerdir. İçkili iş yemeklerine, mali şantajlara uzanan ahlaksızlığın taban yaptığı çirkinlikler hep bu şeytani isteklerin sonucudur.

Yeşil dolarlar, yeşil sermaye, saadet zinciri gibi halk lisanına kadar girmiş çeteleşmiş, kara para aklama endeksli, kandırmacayla bezenmiş ticari ilişkilerde ortak husus yapanların iman ile alakalarının zayıflığı ve kendileri gibi iman etmeyen sayısız ortak bulmakta zorlanmamalarıdır. Bu insanlar sözgelimi zekâtını içtihatlara göre tam olarak vermezken gösterişli iftar yemekleri vermekten geri kalmazlar.

Utanma duygusu insanın namus ve şerefi ile alakalıdır ki insan haysiyeti ve şerefi ile insandır. Kumaşı on santim az kesmek veya pirinci yüz gram az tartmak bile insanı toplum nazarında haysiyetsiz yaparken haksız kazanılan para günümüzde milyar dolarlara varmış ama utanma duygusu şeytani istekler nedeniyle sınıfta kalmıştır.

Mali ibadetlerde esas çok ve gösterişli yardım etmek değil, ihtiyaç fazlası geliri az ya da çok olsun dini hükme göre ve muhtaç olanlara usulünce hediye etmektir. Bu nedenle usulüne uygun ama cüzi zekâtını veren mümin, çok ama vermesi gerektiğinden az veren insandan hayırlıdır. Dahası helal olan az bile olsa tonlarca ağırlıktaki haram olan altın külçelerden çok daha hayırlıdır.

Ticarette görülen bu ahlaksızlığın toplumsal yaraya dönüşmesi, şeytani heves ve arzunun salgın hastalık gibi herkesi sarması, para ve şehvete teslim olmuş insanların gelecek nesillerinin bile zarar göreceği, gösterişli, ahlaksız, para babalarının kötü örneklerinin toplumun sadece ticari değil genel ahlakını da bozacağı muhakkaktır.

Adalet sistemi zaafa uğradıkça, bu insanlar Allah’ın gazabını yaşarken çekmedikçe, zor ama dürüst yol yerine kolay ama haksız kazanç öne çıktıkça genç ve çocukların da bundan etkilenmemesi düşünülemez. Bu hastalık ve paraya tamah beraberinde fuhuş ve zinayı, sağlam olmayan aile birliğini, çökmüş eğitim sistemini, kanuna inanmayan halkları vs. doğurur ve toplumu ahlaksız, adaletsiz, mesnetsiz hale sokar, yok eder.

Helal ve haramın ayırt edilemediği ortamda imandan ve ibadetten söz etmekte söz konusu değildir. Haram sadece domuz etinde veya içkide değildir. Haramın belki de çok daha zararlıları bu haksız kazançlarda, sahtekarlıklarda, şeytani heves ve hastalıkların tümüne yol açan maddi haksızlıklardadır.

Yöneticilere düşen görev bu toplumsal yaraları tespit, teşhis ve tedavi etmektir. İdarenin başı olarak yetki ve güç onlardadır. Bir insana bir şeyi tatlı dille yaptırmak her zaman mümkün değildir. Ama vicdanına değil de çıkarına dokunduğunuz zaman çoğu insan hatasından mecburen döner. Böylece o insan ıslah olmasa bile toplumun o insandan daha fazla mikrop kapması engellenir. Yöneticiler bu anlamda yarayı ve mikrobu bulmak, tedavi etmek ve hastayı yani toplumu sağlığına kavuşturmak zorundadır. Yok eğer onlarda buna sessiz kalır ve hatta ortak olurlarsa o zaman unutulmamalıdır ki; kötü bir çığır açan hem kendisinin, hem zarar görenlerin hem de gelecek nesillerde o şekilde davranış sergileyeceklerden kaynaklanan insanların ve onların yaptıklarından zarar göreceklerin de günahını yüklenecektir. Bu ne müthiş bir felakettir!

Toparlayacak olursak; ticari ahlak emsali olarak verilen noksan ölçüp tartmak meselesi günümüzde çok daha vahim boyut ve miktarlara ulaşmış ve maalesef yaygınlaşmıştır. Konu günümüzde basit bir eksik tartma veya banka faizinin caiz olup olmaması konusu değildir. Kökeninde helal kazanç, kul ve kamu hakkı yemek, bozgunculuk, Allah’tan korkmak ve ahirete inanmak gibi imanın en temel taşlarına temas etmektedir. İman, ibadet ve ahlak üçgeninde toplumun en temel yargılarını, dinin en temel hükümlerini tehdit eden bu ahlaksızlık nişanesi maalesef yaygınlaşmaktadır. Sadece ticari ahlakla alakalandırılamayacak kadar önemli bir konudur. Çünkü ekonomik şartlar; eğitimden tarıma, coğrafyadan dine, sağlıktan inşaata kadar her alanda belirleyici etkendir. Ekonomik meselelerde tartı ve adalet tesis edilemez, haksız kazanç engellenemez, vergiler boşa harcanırsa toplum çöker.

Dünyada yaşanacak bu felaketin belki de misli ahiret gününde ziyadesiyle yaşanacaktır. O zulmeden ve hak gasp edenler orada inşallah şiddetli azaba muhatap kalacaklardır. Bu dünyada haksızlığa muhatap kalanlar için ise üzülecek çok şey yoktur aslında.

O zulmedenlerle ahirette hesaplaşacağımız unutulmamalıdır. O gün geldiğinde yenen hakkımızın karşılığını, orada, o zalimle, onun iyiliklerini kendimize almak şeklinde helalleşeceğimizden pek çok sevabımız olacak ve tartımız lehimize ağırlaşacak demektir ki bu dünyada kazanılacak üç kuruştan çok daha değerlidir.

Bir insanın hakkını yerseniz ahirette onunla helalleşirsiniz, devlet malı veya kamu hakkı yerseniz o milletin tüm mensuplarının hakkını yersiniz. Bir kişi ile helalleşmek belki mümkündür ama 76 milyon ile helalleşemezsiniz! Dahası bir yarım hurmadan bile hesaba çekileceğimize göre çok mal ve para sahibi olmak zannedildiği gibi fazlaca hayır getirmez.

Rızık aramak, çalışmak, adaletli ve ahlaklı olmak, kul ve kamu hakkı yememek mümine yakışandır. Ticari, içtimai ve beşeri meselelerde bunlara riayet etmek haram para ile zengin olmaktan yeğdir.

Sonsöz; manayı sadece eksik tartmak değil ticaret ahlakı olarak anlamak lazım gelir. Hafife alınmayacak ve isyan edilemeyecek kadar önemli konu ayetlerde defalarca tekrarlanmış ve kavimlerin helakine neden olmuştur. Bir sahabe henüz yaşarken şöyle diyor; “sizlerin önemsemediğiniz şimdiki günahlar yüzünden biz o zamanlar kahrolur ve sabahlara kadar tövbe eder, Allah’tan af dilerdik.” Allah’ın sınırları modası geçmeyen ve önemli sınırlardır. 

Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı? (Mutaffifin 83/1-6)

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı İslam, namus ve iffeti emreder.  Namus; sözlük anlamı olarak şeref ve haysiyetli ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir