imanilmihali.com
ezan ve selalar

Ölmek

Ölmek

“Azrail’e bana gelmeden haber ver demiş adam, habersiz gelme. Peki demiş Azrail. Yıllar sonra ansızın gelmiş, kalk gidiyoruz demiş. Adam hani haber verecektin ya diye çıkışmış. Haber verdim ya defalarca. Önce belin ağrıdı, sonra saçların beyazladı, sonra dişlerin döküldü. Daha nasıl haber vereydim?”

Ömür denizinin damlaları kâh sefalet kâh nimet yolunda tükenir ve bir gün kurulu saat durur. Nerede, ne şartta olursak olalım durur. Allah dilemedikçe ecel treni beklemez, vazgeçmez, gecikmez. Gaybı bilen Allah ölümü de yaratandır. Doğmak ta ölmek te haktır. Daha doğmadan belirlenen bu insan kıyametinde nefes alınan günler ve kırılan veya onarılan kalplerin sayısı tamam olmuştur.

Mü’min ölmek için doğandır. Ölüm; anlayana, Yaratan’a kavuşmak müjdesidir. Ölmek; ömrü Allah yolunda harcayana bayramdır. Yorgun ruhların, titrek ellerin, ağrılı bedenlerin teslimiyetidir Hak’ka ölmek denen şey.

Ağlayarak gelinen bu dünyadan ağlayarak gitmez insan. Biz doğarken ağladıkça etrafımızda atılan sevinç naraları, biz yüzümüzde tebessümle giderken kanlı gözyaşlarına döner nedense? Ancak cahiller anlamaz doğmanın acısını ve ölümün güzelliğini.

Her sonbahar solan çiçekten, dökülen yapraklardan, serine dönen rüzgârlardan ders almayanlar ağlar ölünün ardından. Her baharda yaşamın kıyameti yaşanırken bir daha bir daha idrak edemeyen akılsızlar anlamaz doğmanın manasını. Ölmek için yaşayanlar, yaşamak için ölürler.

Berzahı aralamak ve hakikate selam etmek demek olan ölümü her can bu yüzden tadacaktır. Herkesin birkaç baharı birkaç sonbaharı ama bir tek kışı vardır. O kış geldiyse o bedeni de alır götürür varlık âleminden. O kış geldiyse dışı karanlık içi apaydınlık bir dünyaya götürür adamı.

Beden son zamanlarda mutludur gitme vaktiyle alakalı tahmini doğrultusunda. Günler kala yolculuğuna belki saatler tebessüm yerleşir bedene, ağrılar azalır, zihinlerdeki endişeler, kalplerdeki tasalar söner, unutulur. Helalleşmek, veda etmek, kırılan kalpleri onarmak zamanıdır bu zaman. Tövbe etmek, istiğfar etmek zamanıdır.

Yetmiş bahar yaşamış bedenin son hazanıdır. Sapsarı yapraklar gibi kopup yere düşmeden geçirilecek son günlerdir. Kur’an’la, Muhammed’le (s.a.v) dolu zamanlar dileyesidir insan.

Dünya denen dikenli yolda yapılan dikenli yolculuk sona ererken melekler görünür odanın köşesinden kah tebessümle kah hırs ve öfkeyle. Mucize geldiğine göre gitme vaktidir. Demek varmış, demek doğruymuş, demek ahiret yalan değilmiş der insan içinden. Onlara güler veya sırt dönerken yanındakilere anlatamaz gördüklerini. Sadece güler gözlerinin içiyle veya gözleri korku dolu dikilir tavana.

Yaşadığı hayattır onun bu son yolculukta yanına alacağı azık. Yükü günah veya sevabı, kandili imanıdır.

Melekler ya severek acıtmadan, ya acıtarak alır canını sırtına vura vura. Yükselirken havaya doğduğu dünyaya geri yolculuğa başlar ruhu. Beden soğuk kesilmiş yatarken hasta yatağında, dururken kalp atışı, ruhun kalbi hızlanarak atar Rabbine kavuşmak sevinciyle.

Beden yıkanır, kabre taşınır ve kavuşur toprağa kıbleye doğru yatmış vaziyette. Toprak örtülür bedeni dualarla, derken sesler kesilir, yalnızlık ve karanlık başlar. Melekler gelir kabre ziyarete içeriğini tam bilemeyeceğimiz sorular sorar, cevap isterler. “Rabbin kimdir? Muhammed kimdir? Kur’an nuru nedir?” gibi basit ama manidar şeyler sorarlar. Aslında bildikleri ama itiraf ettirmek istedikleri ve şahit yazacakları sorulardır bunlar.

Sonra kıyamet sonrası akıbeti gösterirler kabirde bekleyene. Cennetin mis kokulu havuzlarını ya da cehennemin ateşler ve azaplar dolu derin çukurlarını. Kabirdeki feryat eder acıdan cehennemse akıbeti, daralır içi, daralır kabri, cehennemi yaşamayı o anda başlar. Kabirdeki sevinçten şükreder Allah’ına cennetse akıbeti, ferahlar içi, ferahlar kabri, cenneti yaşamaya başlar daha kabirdeyken. Huzurla tatlı bir uykuya dalar ve kıyameti bekler mahşerde Yaratan’ıyla, Muhammed’iyle buluşmak için.

Melekler gider bekleyiş başlar.

Otun, ağacın ölmesi gibi ölür insan. Biriktirdiği yüküyle, önceden gönderdikleri ve geride bıraktıklarıyla öbür tarafına geçer berzahın.

Hakikat anlaşılır, manalar derinleşir, Rabbin gül cemaline duyulan aşk taşar yüreklerden. Otun dirilmesi gibi dirilir insan sura üfürülünce. Kalkar kabrinden, koşar… sevgiliye doğru.

Gaybı ve berzah aleminin tasavvurunu, seferin doğrusunu Allah bilir ama muhakkak olan bir şey vardır ki ahiret bu dünya tarlasının hasadıdır ve tüm zerre ağırlığınca işler orada karşımıza çıkacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman, mü’minin her şeyidir.

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR İnandığımızı iddia ederken yerine getirmediğimiz mükellefiyetler veya hepten inanmadığımızı beyan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir