Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman damlaları / Ölü ve diri insanın farkı
imanilmihali.com
Ölü ve diri insanın farkı

Ölü ve diri insanın farkı

Ölü ve diri insanın farkı ruh ve iman konusunu hatırlatır ve ecel ile birlikte cesetten ayrılan ruh tüm bilgileri taze tutarak sahibine dönerken artık iman etme şansı kalmamıştır.

Ölü ve diri insanın farkı

Hayat ta ölüm de haktır. İnsan, belirli bir süre için kendisine süre verilmiş, cüzi de olsa irade kullanabilen, akıllı, ruhlu, şuurlu varlıktır. İnsan, yeryüzüne, kitaba ve cennetlere varis olandır.

İnsan doğar, yaşar ve ölür. Ecel, Allah’ın rızası ve dilemesi olmadan ne ertelenir, ne unutulur.

Ölü ve diri insanın farkı bir “gık” demek kadar azdır. Aslında bu hayatla yaşamın, dünya ile ahiret yurdunun farkıdır ve bir saniyeden bile az sürer çoğu zaman.

Hayat, kısaca ikindi ile akşam arası kadar kısadır.

Yaşarken neşeli, hırslı, canlı-kanlı, enerjik, sağlıklı, koşturan insan, eceli ile buluştuğunda donuk, hareketsiz, beyaz, aciz bir et yığınıdır.

Ölüm ile yaşam arası bu fark nedir?

Can, her insana bir tane bahşedilen, hisseden, isteyen, özleyen, acıyan bir varlıktır. Ruh, et yığını bedenimizi yaşayan insana çeviren gerçek “biz”dir. Nefis, içimizdeki soyut biz, isteyen, aç ve açgözlü olandır. Beden, ruhu, şuuru, aklı ve kalbi taşımakla görevli et ve kemik yığınıdır.

Gözlerin ağlaması, kalbin titremesi, heyecanla avuçların terlemesi, sesin tutulması bedenden değil, içimizdeki biz’lerdendir. Ölen beden değil aslen içimizdeki ruhtur.

Yaşayan insan, seçer, öğrenir, taklit eder, bilgiyi kullanır, ani reaksiyonlar verip derhal konuşur, tutar, koklar, ıslanır, tat alır, göz yaşı döker, yemek yer, uyur, anı yaşar, maneviyatı taşır, maneviyata konak görevi görür.

Beden, sağlıklı, ferah, cömert, dayanıklı nasıl olursa olsun diğerleri bundan etkilenmez ve ecele kadar bu bedenle birlikte yaşar.

Ruh, şuur, bilinç, nefis, akıl, his, güdü, refleks dediğimiz şeylerin hepsi, en değerlisidir. Ruh, ölünce bedeni terk eden göklere yükselendir. Ahiret günlerinde yeniden vücut bulacak ölü hallerimize girip dünyayı hatırlamamızı sağlayacak olan da ruhtur. Ruhun bilgisi bizde değil, Rabbimizdedir.

Yüce Allah, hayat ile ecel arasındaki çizgiyi o denli keskin çizmiştir ki o çizginin ötesinde amel işlemek, sevap veya günah kazanmak, inanmak veya inkâr etmek yoktur. Çünkü o çizgi ötesinde bedenler, gözler gaybı, ahireti, mizanı, melekleri, cennet ve cehennemi görecek ve fakat dünyaya geri dönmek mümkün olmayacaktır.

Ruh, enerji, neşe, huzur, endişe kaynağı olduğundan yaşadıklarımız ve yaptıklarımızdan doğrudan etkilenir. Bir tüy misali hassas ve kırılgan olan ruh en küçük güzellikte coşan ve bize yaşama arzusu veren, en küçük fenalıkta ise küsen ve bizi kaosa sürükleyendir.

Ruh, umudu körükleyen, yaşama ve iyilik yapma azmi veren, iman etmenin gereğini gün boyu fısıldayan, fani dünya eğlenceliklerinden baki dünya güzelliklerine bizi iki eliyle çekmeye çalışan gizli “biz”dir.

Ruh, öğrenenin, hatırlayanın, sorgulayanın, bilinçaltında tutanın ta kendisidir. Ruh bedene, beyne, ellere, ağıza, göze, kulağa sürekli emirler veren, olup biteni yorumlayarak sinirlere emir iletendir.

imanilmihali.com
Her nefis ölümü tadacaktır. Ama ecel ile ama kıyamet ile her can, en az bir kere ölecek ve yeniden dirilecektir.

Ecel il yitip giden bedenin zindeliğidir. Ruh ise dimdik ayakta, diri, sağlıklı ve her zamanki gibidir.

Ölü insan ile diri insan arasındaki en büyük fark, sararan yapraklar gibi küle dönen hayatın, kısa bir sürede yaratılış anındaki bir damla suya geri dönmesi, muhtemelen bir kuyruk kemiği kalmasıdır ki ecel ile ruh bedenden ayrıldığı için o andan dirilişe kadar olan ki bölüm bizlerce meçhuldür.

Kabir azabı varsa ki olduğuna inanırız, ruhun ecel ile bedenden ayrılıp gitmesini takiben nasıl ve ne zaman bilemesek te bedene geri döneceğini kabule deriz. Ruh bedene geri dönmelidir ki kabirde yaşanacaklar hatırlansın, ahirette diriliş gerçekleşsin ve hesap ve mizan adil ve hak olsun, hesap ve mizan sonrası baki yurtlarda yaşam yeniden ve eski hatırlanarak başlayabilsin.

Bu aslında hatırlayanın, bilenin, öğrenip uygulayanın beyin değil ruh olduğunun da göstergesidir. Beyin, ruh-kalp-nefis’ten aldığı emirler doğrultusunda uzuvlara ve organlara sadece yaşamsal emirler üreten komuta merkezidir. Ancak karakter, mizaç, mimik, ahlak, inanç gibi ana duygularımızı üreten yer beynimiz değildir.

Ruhun nerede, nasıl yaşadığını bilemeyiz. Kalbimizde, aklımızla zekâmız arasında, şah damarımızda, kuyruk kemiğimizin sonunda… her yerde olabilir. Ve ruh, ahiret günlerinde nefsimiz gibi aleyhte veya lehte şahitlik yapacak olandır. Ruh, gün boyu yaptıklarımızı kaydeden, hafızaya yerleştiren, yeri geldiğinde hatırlayan ve hatırlatacak olandır.

Uykumuzda ruhun nerede, nasıl olduğu da muallaktır ki bir rivayete göre ruh, uyku halimizin en derin noktasında günlük amellerimizin sonuçlarını göklerdeki ana deftere kaydettiriyor da olabilir. Her hâlükârda ruh bedene geri döndüğünde dünyada yapıp ettiklerini hatırlayacak ve kimse bu yüzden inkâr edemeyecektir.

Ölü insan, ruhsuz, duyusuz, yaşamsal özelliklerini kaybetmiş, iradesi, merhameti, aklı, vicdanı devre dışı kalmış olandır.

Yaşayan insan ise ölü bedene dönüşeceğini ve yeniden canlanacağını bilen, ölmeden gerçeğe itikad eden, gayba inanan, iman eden, sorgulanacağını bilen, ahirette ödül veya cezanın olacağını idrak edebilendir. Yaşayan insan sevap kazanmaya, tevbe etmeye vakti olandır. Yaşayan insan ahlaklı ve ibadetli yaşama her an geçebilecek olan şanslı insandır.

Yaşayan insan anne babasına iyi davranmak, yardım etmek, paylaşmak, fedakarlık yapmak, hayır işlemek hak ve hürriyetine sahip olandır.

Ahiret yurdu sadece ruhlar alemi değildir.

Ahiret yurdu bu dünyada her türlü rezilliği yapıp, geçici süreli ateşlerden sonra cennet konaklarında gölgelenecek bir yer değildir.

Ahiret yurdu hakikattir, haktır.

Ruhun, gaybın, nefsin doğrusunu sadece Allah bilir. Burada bahsedilenler yaşam ve ölüm arası farkın “iman” olduğunu vurgulamak içindir. 

imanilmihali.com
Ecel melekleri göründüğü anda iman etme, tevbe etme, amel işleme hak ve yetkisi bitmiş olacaktır ki ölü ile diri arası en büyük fark budur!

Rabbim bizlere hayırlı eceller versin.

Rabbim bizlere, ecelden önce imanı, tevbeyi, ibadet ve ahlakı nasip etsin.

Allah, bizleri ölmüş bedenler haline geldiğimiz ana kadar salih kullarından eylesin.

Rabbim tüm iman edenleri bağışlasın!

Amin…

Ölü ve diri insanın farkı

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinin yeterlilik şartı imandır

Tekfir ne demektir

Tekfir ne demektir Tekfir, birini küfürle itham etmek, mü’min diye bilinen birine kafir hükmü vermek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

10 + = 19