Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Ölüm ve sonrası
imanilmihali.com
Hutbe; ölüm ve ötesi

Ölüm ve sonrası

Ölüm ve sonrası

Kur’an-ı Kerîm’de ölümün bir hayat gerçeği olduğu ve bundan kaçışın mümkün olmadığı vurgulanır:

“Her can ölümü tadacaktır …”

“ (Ey Resûlüm) de ki: Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır. Sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile.”

Bu gerçek yanında ölümün bir son olmadığı, ahiret hayatına geçiş için bir mekân değişikliği şeklinde anlaşılması gerektiği de bir hakikattir. İnsanın ölümüyle ahiret hayatı başlar. Ahiret hayatında, kabir (berzah) hayatı, kıyamet, ba’s (yeniden dirilme), haşr ve mahşer, defterlerin dağıtılması, hesap, mizan, sırat, şefaat, Cennet ve Cehennem gibi aşamalar vardır.

Berzah Âlemi

Sözlükte; “iki şey arasındaki engel” manasına gelen berzah kelimesi, dinî terim olarak ölümle başlayıp yeniden diriltilmeye (ba k) kadar sürecek olan ara dönem, dünya ile ahiret arasındaki alem ve kabir hayatı karşılığında kullanılır.

Ölümle başlayıp, yeniden dirilmeye kadar devam edecek olan hayata kabir hayatı denilir. Kabir hayatı, dünya ile ahiret arasında bir ara dönem olduğu için berzah hayatı diye de anılmıştır. Berzah hayatında “kabir suali”, “kabir azabı” ve “kabir nimeti” gibi başlıklar bazı ayetlerin işaretleri ve bazı hadislerde açıkça bildirildiği için kabul edilmiştir:

“Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de ‘Firavun ailesini azabın en çetinine sokun’ (denilecek)!”

“Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah’a karşı yardımcılar da bulamadılar.”

“Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar! Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.”

“Çevrenizdeki bedevî Araplar’dan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.”

“En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.”

“ Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap vardır. Fakat çokları bilmezler.”

Hadislerde bildirildiğine göre kabirde insanlara bazı sorular sorulacaktır. Yukarıda belirtilen ayetler yanında bazı müfessirler şu ayetin de kabir sualiyle bağlantılı olduğunu, iman edenlerin hem dünyada hem kabir sorgusunda hem de ahirette destekleneceği şeklinde anlamışlardır: “Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar.”

Hadislerde belirtildiğine göre Resulullah kabirde azap gören bazı kimselerin sesini işitmiş, kabir azabından Allah’a sığınmış ve ashaba da Allah’a sığınmalarını söylemiş, cenaze namazını kıldırdığı ölüyü kabir azabından koruması için Allah’a dua etmiş, ayrıca azap görenlerin sesini hayvanların işittiğini haber vermiştir.

Gıybet ve koğuculuk yapmak, ölüye ağıtlar yakarak ağlamak, borçlu olarak ölmek, yalan söylemek, zina etmek, faiz yemek, içki içmek gibi fiillerin kabir azabına sebep teşkil ettiği yine hadislerde bildirilmektedir. Hadislerde kabrin sıkması, kişiye sabah akşam Cehennem’deki yerinin gösterilmesi gibi azap şekillerinin bulunduğu da haber verilmiştir.

İnkârcıların kabir azabına çarptırılacağı belirtildiği gibi inananların da kabirlerinde nimetlere ulaşacağı bildirilmiştir.

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız.”

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”

“Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Allah onları, elbette memnun kalacakları bir girilecek yere sokacaktır. Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir, halîmdir.”

Ayrıca kabir suali ve azabıyla ilgili hadislerin hemen hepsinde sorulara cevap veren müminlerin kabirlerinin genişletilip aydınlatılacağı, Cennet bahçelerinden bir bahçe hâline getirileceği ve mümine sabah akşam Cennet’teki yerinin gösterileceği bildirilmiştir.

Yeniden Diriliş

“Ba’s” sözlükte; “Birini kaldırıp harekete geçirmek, uykudan uyandırmak, diriltmek” anlamındadır. İslami literatürde ise “Allah’ın ahiret hayatını başlatmak üzere, ahiret gününde ölüleri yeniden diriltmesi, onları kabirlerinden çıkararak hayata döndürmesi” demektir.

Kur’an’da ba’s kavramı yanında, “yeniden diriliş günü” anlamında yevmü’l-ba’s (Rûm suresi, 56. ayet); “topraktan çıkış günü” anlamında yevmü’l-hurûc (Kâf suresi, 42. ayet) ve “pişmanlık günü” anlamında yevmü’l-hasre (Meryem suresi, 39. ayet) ifadeleri de yer almaktadır.

Kur’an’da, Sûr’a birinci üflemenin ardından -Allah’ın diledikleri müstesna- bütün canlıların öleceği, ikinci üfleme üzerine de ba’s hadisesinin gerçekleşeceği ve ölmüş bütün yaratıkların yeniden canlanarak (Zümer suresi, 68. ayet) belli bir hedefe doğru koşuyormuş gibi (Meâric suresi, 43. ayet)

Rableri’nin huzuruna çıkacakları (Yâsîn suresi, 51. ayet) anlatılır ve dirilişin, gerçeği öğrenme ve amellerin karşılığını görme hikmetine bağlı olduğu (Nahl suresi, 38-39. ayetler; Tegâbün suresi, 7. ayet) vurgulanır.

Kelime olarak sûr, seslenmek, boru, üflenince ses çıkaran boynuz anlamlarına gelir. Terim olarak kıyametin kopuşunu belirtmek ve kıyamet koptuktan sonra bütün insanların mahşer yerinde toplanmak üzere dirilmelerini sağlamak için İsrafil (a.s.) tarafından üfürülecek olan boruya Sûr denilir. Hz. Peygamber bir hadislerinde Sûr’un, kendisine üflenen bir boru ve boynuz olduğunu haber vermişlerdir. Fakat bu borunun mahiyeti insanlar tarafından bilinemez. Sûr da bütün ahiret hâllerinde olduğu gibi dünyadaki borulara benzetilemez.

İnsanların Sorgulanması

Ahiret hayatında yeniden diriltilmeden sonraki aşama haşr ve mahşer kavramlarıyla ifade edilir.

Haşr ve mahşer

Sözlükte “toplanmak, bir araya gelmek” demek olan haşr, terim olarak: “Yüce Allah’ın, insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplaması.”dır. İnsanların toplandıkları yere mahşer denilir. Kur’an’ı Kerîm’de mahşerden ve bu sırada yaşanacak olaylardan bahseden pek çok ayet vardır. Bu ayetlerden birinde şöyle buyurulur:

“Allah onları, sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını sandıkları bir durumda yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar. Allah’ ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Çünkü onlar doğru yola gitmemişlerdi.”

Amel Defterlerinin Dağıtılması

İnsanlar hesaplarının görülmesi için toplandıktan sonra, kendilerine dünyada iken yapmış oldukları işlerin yazılı bulunduğu amel defterleri dağıtılır. Bu defterlerin mahiyeti bilinmemektedir. Kirâmen Kâtibîn adı verilen melekler tarafından yazılan bu defterler hakkında Kur’an’da şöyle buyurulur:

Kitap ortaya konmuştur. Suçluların onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. ‘Vay hâlimize!’ derler, bu nasıl kitapmış. Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”

Hesap ve Sual

İnsanlar amel defterlerini ellerine aldıktan ve yaptıklarını en ince detayına kadar gördükten sonra Yüce Allah tarafından hesaba çekileceklerdir. Hesap ve sorgulama sırasında amel defterlerinden başka, insanın organları ve yeryüzü de insanların yaptıklarına şahitlik edecektir.

“O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.”

“Allah’ ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler. Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.”

Zerre ölçüsü hayır işleyenin mükâfatını, kötülük işleyenin cezasını göreceği ve hiçbir adaletsizliğin söz konusu olmayacağı sorgu ve hesap sırasında insanlara şu beş şey sorulacaktır:

• Ömrünü nerede tükettiği
• Gençliğini nasıl geçirdiği
• Malını nereden kazandığı
• Malını nereye harcadığı
• Bildiklerini uygulayıp uygulamadığı

Çeşitli hadislerde de bütün insanların, aracı olmaksızın Allah tarafından hesaba çekileceği, müminler sorulan sorulara kolaylıkla cevap verirken, kâfirlerin ince ve titiz bir hesap ve sorgulamadan geçirilecekleri haber verilmektedir.

Mizan

Sözlükte terazi anlamına gelen mizan, ahirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilahî adalet ölçüsüdür. Tartıda iyilikleri, kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecek, hafif gelenler ise Cehennem’e gideceklerdir.

“Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak (herkese) yeteriz.”

Sırat

Sırat, Cehennem’in üzerine uzatılmış bir yoldur. Herkes buradan geçecektir. Müminler yaptıkları amellerine göre kimi süratli, kimi daha yavaş olarak bu yoldan geçecek, kâfirler ve günahkarlar ise Cehennem’e düşeceklerdir.

Şefaat

Ahirette bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefaat etmeleri haktır ve gerçektir. Şefaat, günahı olan müminlerin günahlarının bağışlanması, olmayanların daha yüksek derecelere erişmesi için peygamberlerle Allah katındaki dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları ve dua etmeleri demektir.

Kâfir ve münafıklar için şefaatin hiçbir şekilde söz konusu olmadığı o günde, başta Peygamberimiz olmak üzere diğer peygamberler ve Allah’ın has kulları, onun izniyle günahkâr müminler hakkında şefaat dileğinde bulunacaklardır.

“ … İzni olmadan onun katında kim şefaat edebilir …”

“ …Onlar Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler…”

Müslümanlar’a düşen görev, şefaate güvenip dinin gereklerini terk etmek değil, şefaate layık olmak için çalışıp çabalamaktır.

Cennet ve Cehennem

Cennet ve Cehennem ahiret hayatının son ve ebedî duraklarıdır.

Cennet

Cennet, örtmek, gizlemek anlamına gelen “cenn” kökünden türemiş bir isimdir. Sözlük anlamı, bitki ve ağaçlarıyla toprağı örten bahçe demektir. Çoğulu cinân ve cennâttır. Kur’an’da, müminlerin ahiretteki “ebedî nimet ve saadet yurdu” için isim olarak kullanılır.

Cennet ve oradaki hayat sonsuzdur. Kur’an’da Cennet için çeşitli isimler kullanılmıştır: cennetü’l-me’vâ, firdevs, cennâtü’n-na’îm, cennâtü adn, dâru’l-hulûd, dâru ’s-selâm, dâru’lmukâme, el-makâmü’l-emîn.

Kur’an-ı Kerîm’i incelediğimiz zaman, onun Cennet’i ve cennetlikleri şöyle tasvir ettiğini görürüz:

Cennet, genişliği göklerle yer kadar olan, yakıcı sıcağın da dondurucu soğuğun da görülmeyeceği bir yerdir. Temiz su, tadı bozulmayan süt ve süzme bal ırmaklarının yer aldığı Cennet’te, suyu zencefille kokulandırılmış tatlı su pınarı (selsebil) ve sonunda misk kokusu bırakan bir içecek de vardır. Cennet içeceği, baş ağrıtmayan, sarhoş etmeyen, günah işletmeyen bir içecektir. Cennet’te türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları, bağlar, salkımları sarkmış muz ağaçları ve çeşit çeşit kuş etleri bulunur.

Cennetliklerin elbiseleri ince ve kalın halis ipektendir. Evleri güzeldir. Onlara hizmet etmek için ölümsüz gençler dolaşırlar. Altın kadeh ve tepsiler dolaştıran bu gençler güzelliklerinden dolayı birer inci sanılırlar.

Cennettekilere altlarından ırmaklar akan, üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Yorgunluk ve zahmet çekilmeyecek olan Cennet’te, boş ve yalan söz işitilmez, kalplerden de kin sökülüp atılmıştır:

Kur’an-ı Kerim’deki cennet tasvirlerinden biri de şu şekildedir. “Müttakilere vaat olunan Cennet’in durumu şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rableri’nden de bağışlama vardır. Hiç bu, ateşte ebedî kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?”

“ İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.”

Cennet nimetlerinin insan akıl ve hayalinin alamayacağı güzellikte olduğunu Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle açıklamıştır:

“Cenab-ı Hakk buyuruyor ki: Salih kullarım için ben, Cennet ’te hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve insanın kalbinden geçmeyen nice nimetler hazırladım.”

Bu konuda Kur’an da şöyle söyler:

“Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.

Havz

Kıyamet gününde peygamberlere ihsan edilecek havuzlar bulunacaktır. Müminler bunların tatlı ve berrak suyundan içerek, susuzluklarını gidereceklerdir. “Kuşkusuz biz sana kevseri verdik”

Bu ayette geçen kevser genellikle Cennet’teki havuz olarak anlaşılmıştır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz’in kıyametteki havuzu için havz-ı kevser denilmiştir. Sahih olan rivâyete göre Kevser havuzu cennettedir. Havuz ile kevserin aynı olduğu rivâyet edilmişse de, kevser cennetteki ırmağın ismidir. Bir rivâyete göre, havuzdan çıktığı için bu havuza da kevser denilmiştir.

Havz-ı kevser cennet kapılarının yanındadır. Sahih görüşe göre, iki tane havuz vardır. Biri sırattan önce mahşer yerinde; diğeri ise cennettedir. Hadislerde bildirildiğine göre kıyamet günü her peygamberin bir havuzu olacaktır. Bu havuzdan o peygamberin kendisi ve ümmeti içecektir. Peygamber Efendimiz’in havuzu çok geniş, suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzel, kadehlerinin sayısı da gökteki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir kere içen bir daha ebediyen susamayacaktır.

Rü’yetullah

Şüphesiz Cennet’teki nimetlerin en büyüğü Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve Allah’ı görmektir. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyurulmuştur:

“…Allah’ ın rızası ise hepsinden (bütün Cennet nimetlerinden) daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.”

“Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rableri’ne bakacaklardır.”

Peygamberimizin bu konudaki bir hadisi de şöyledir:

“Muhakkak ki siz şu ayı görüşünüz gibi, Rabbiniz’i de göreceksiniz. Ve o sırada izdihamdan ötürü birbirinize zarar vermiş de olamayacaksınız.”

Ehl-i sünnet bilginlerine göre Yüce Allah Cennet’te, mahiyeti bilinmeyen bir şekilde müminler tarafından görülecektir.

Cehennem

Kelime olarak derin kuyu anlamına gelen Cehennem, ahirette kâfirlerin sürekli olarak, günahkâr müminlerin de günahları ölçüsünde cezalandırılmak üzere kalacakları azap yeridir. Kur’an da cehennem anlamında yedi isim daha kullanılıştır. Aslında bu isimler cehennimin tabakalarıdır. Bu isimler şunlardır:

Nâr (ateş), cahîm (son derece büyük, alevleri kat kat yükselen ateş, düşenlerin çoğunun geri dönmediği uçurum), s a ’îr (çılgın ateş ve alev), haviye (kızgın ateş), leza (dumansız ve katıksız alev), sakar (ateş), hutame (kızgın ateş).

Bazı bilginler, bu yedi ismin Cehennem’in yedi tabakası olduğunu ileri sürmüşlerdir. Cehennem ve oradaki hayat, Kur’an’da şu şekilde nitelenir:

Suçlular Cehennem’e vardıklarında, Cehennem onlara büyük kıvılcımlar saçacak, uzaktan uğultusu işitilecektir. İnkârcılar için bir zindan olan Cehennem, ateşten örtü ve yataklarıyla cehennemlikleri her taraftan kuşatan, yüzleri dağlayan ve yakan, deriyi soyup kavuran, yüreklere çöken kızgın ateş dolu bir çukurdur. Yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennem, kendisine atılanlardan bıkmayacaktır. İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serin ve hoş olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunacak, cehennemliklerin derileri, her yanışında, azabı tatmaları için başka deriler ile değiştirilecektir.

Onların yiyeceği zakkum ağacı, içeceği kaynar su ve irindir. Orada serinlik bulamadıkları gibi içecek güzel bir şey de bulamayacaklardır.

Allah’ı görmekten mahrum kalacak olan inkârcılara Allah rahmet etmeyecek, Cehennem azabı onları ebedî olarak kuşatacaktır.

“Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.”

“Bizim ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!”

Günahkâr müminler ise Cehennem’de ebedî kalmayacaklar, Peygamberimiz’in hadislerinde de bildirildiği gibi, cezalarını çektikten sonra Cennet’e konulacaklardır.

Ahiret hayatının her devresinde olduğu gibi, Cehennem azabını, ruh beden ile birlikte çekecektir. Ancak Cehennem hayatında sözü geçen, acı, ızdırap, azap, ateş vb. şeyler bu dünyadakilere benzemez. Bunların iç yüzünü insanların bilmesi mümkün değildir. Ancak Allah bilir.

A’ râf

Dağ ve tepenin yüksek kısımları anlamına gelen a’râf kelimesi, Cennet’le Cehennem’in arasında bulunan surun ve yüksek kısmın adıdır. Bilginler a ’râf ve a ’râflıkların kimler olacağı konusunda farklı iki görüşe sahip olmuşlardır.

1- Herhangi bir peygamberin tebliğini duymamış olarak ölen insanlarla, küçükken ölen müşrik çocukları a ’râfta kalacaklardır.

2- A’râflıklar, iyi ve kötü amelleri eşit olan müminlerdir. Bunlar Cennet’e girmeden önce Cennet’le Cehennem arasında bir süre bekletilecekler, sonra Allah’ın lütfuyla Cennet’e gireceklerdir.

Kur’an’da a ’râfta bulunanlarla ilgili olarak şöyle buyrulur:

“ İki taraf (cennetliklerle cehennemlikler) arasında bir perde ve a’râf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz Cennet’e girmedikleri hâlde (girmeyi) umarak Cennet ehline ‘ Selâm size!’ diye seslenirler. Gözleri Cehennem ehli tarafına döndürülünce ‘Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!’ derler.”

Ölüm ve sonrası

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

1 yorum

  1. Avatar
    sevgi eğriliman

    Bu dünyanın en güzel nasihati herhalde şudur: nasihat olarak ölüm yeter.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir