Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek 
imanilmihali.com
Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek 

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah ibn Ömer, yaşı küçük olduğu için Bedir’e ve Uhud’a katılamayıp, Hendek Gazvesine katılan ve Peygamberimizin davranış ve sözlerine azami itimat ve dikkat eden bir şahsiyettir. Abdullah ibn Ömer bir gün sadece Kur’an’ın ezberini tekrar eden bir topluluk görür; işin sadece lafızlarını ezberlemeye çalışan bu topluluğa üzülerek şöyle der:

“Biz öyle bir hayat yaşadık ki, bizlere Kur’an’dan önce iman verildi. Bir sûre Efendimiz’e nazil olur olmaz bizler; o sûre de, Allah’ın bizlere vermek istediği mesajları anlamak için gayret sarf eder, helalleri ve haramları öğrenmeye çalışırdık. Siz şimdi nasıl Kur’an’ın lafızlarını öğrenme hususunda çaba harcıyorsanız, biz bu çabadan daha fazlasını o ayetleri anlamak için harcardık. Ama bakıyorum ki, bizden sonra gelenler Fatiha’dan başlayıp, sonuna kadar okuyup ezberlemelerine rağmen; ‘Emirler nelerdir? Nehiyler nelerdir? Üzerinde kafa yorulması gereken meseleler nelerdir?’ Bunları önemsemeden aynen kötü cinsli hurmaların görüntüsü ve tadı gibi işin sadece bir boyutu ile ilgileniyorlar.”

“Kur’an’dan önce imanın verilmesi…” Bu söz ile anlaşılıyor ki sahabe nesli Kur’an’ı talim etmeye başlamadan önce Peygamberimizin vahye muhataplığına şahit olmuş, O’nun nebiliğine ve emin’liğine inanmış, davasına yoldaşlık etmiş, iman ile bahsolunan güzelliklere ve müjdelere vakıf olmuşlardır. Bu nokta ziyadesiyle mühimdir. Yani Sahabe önce Peygamberimizi, sonra imanı, sonra Kur’an’ı tanımıştır.

Modern zamanların noksanı da buradadır ki, önce Peygamberin yüce Kur’ani şahsiyetini ve imanı tanımak ve daha sonra Kur’an’ı anlamakla mükellef İslam alemi, imanı şart saymadan, Peygamberin davasını hazmedemeden, Kur’an’ı ezberlemek ama manasına temas etmemek yolunu seçmiştir.

Ahir zamanda bizler Peygamberin ahvalini anlamadan, iman lezzetini tanımadan, vahyin kudret ve ihtişamını düşünmeden Kur’an’a sarılıyoruz, anlamdan okumaya mecbur ediliyoruz ve anlayarak okumaya çalışsak da kalplerimiz o idrake hazır olmadığı için yetim kalıyoruz, Kur’an’da bizler için erdirici olamıyor çünkü huşudan yoksunuz. Bu durumda Kur’an’dan olması gerektiği gibi istifade edemiyoruz.

O halde doğrusu, Kur’an’ın rehberliğinde önce Peygamberimizi ve davasını (tebliğ ve davetini) tanımak ve sonra imanı; marifet, tasdik, amel ve ikrar dörtlüsü ile hayata hakim kılmak ve bundan sonra Kur’an’a yönelmektir.

İşte o vakit vahyin sarsıcı mucizeleri bize yeni ufuklar açacak ve iman zırhı ruhlarda hissedilir olacaktır. Beşeri alemin şeytanlaşan ve maddiyata mahkum edilen modern zamanlarının manevi hastalıklarına karşı imana sarılmak, Kur’an’dan beklenen ilmi de beraberinde getirecektir ki Kur’an her okuyana farklı şeyler anlatır.

Demek ki, önce Peygamberimizi ve imanı tanımak, Kur’an’a sonra müracat etmek lazım gelir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Huzurda mahçup edecek haller

Huzurda mahçup edecek haller

Huzurda mahçup edecek haller Yüce Allah, yaşamı ve eceli kimin daha iyi iş göreceğini ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir