Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Öncekiler ve sonrakiler
imanilmihali.com
Öncekiler ve sonrakiler

Öncekiler ve sonrakiler

Öncekiler ve sonrakiler

Terim aynen Kur’an’a aittir ve Vakıa suresinde üç farklı yerde geçmektedir.

“De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.” (Vakıa 56/49,50)

“(İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir. Onlar, Naîm cennetlerindedirler. Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.” (Vakıa 56/10-14)

“Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. Bunların bir bölümü öncekilerden, bir bölümü de sonrakilerdendir.” (Vakıa 56/35-40)

Ayetin işaretini anlayabilmek için evvela öncekiler ile kast edileni anlamak lazım gelir ki Kur’an öncekiler ile üç şeye işaret eder; Kur’an’dan önceki kitap ve peygamberler, İslam’dan önceki helak edilen kafir ve müşrikler (Ehli kitap dahil) ve nihayet risaletin ilk yıllarındaki mücahitler.

“O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi.” (Al-i İmran 3/3)

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara 2/183)

“(Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Tevbe 9/69)

Vakıa suresinde kast edilen öncekiler ve sonrakiler ahirette bir araya toplanacaktır emri muhakkak gelmiş geçmiş tüm insanlığın bir araya getirilişidir ve bunda farklı bir anlam yoktur.

Konumuza esas cennetlik olanların çoğu öncekilerden ve azı sonrakilerden lafzı ise Asr-ı Saadet’tekilerin (hatta İslam’ın ilk yıllarındaki sahabelerin) öncekiler ve ahir zamandakilerin sonrakiler olarak anlaşılmasına imkan tanımaktadır.

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara 2/214)

Allah ve Resulüne düşmanlık edenler ile tarif edilenler ise elbette sonrakilerdir ve evvelce aynı suçu işleyip cezaya muhatap olanlarla aynı kaderi paylaşacaktır.

“Allah’a ve Resûlüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Oysa biz apaçık âyetler indirdik. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.” (Mücadele 58/5)

Bu da demektir ki cihatların yaşandığı Medine yıllarında dahi iman cephesinde çatırdamalar vardır ve Mekke ile Medine yılları müslümanlarının durumları da farklıdır. Keza Resule düşmanlık edenler olarak adlandırılanlar, kıyamete dek inkarda direneceklerle birlikte sonrakiler kümesini oluşturmaktadır.

Cennetler için bahsolunanların öncekilerin çok, sonrakilerin az olması ise asıl düşündürücü olandır. Bununla ahir zamanın kötülükleri de bahsedilmiş olabilir veya cihat yıllarına kadar iman sahibi gibi görünüp ama cihat emredilince kaçmak için bahane üretenler de.

Yaşadığımız bu zaman için bizler için her iki manada ürkünçtür ki gerek ahir zamanın tehlikeli imansızlıkları olsun ister, cihad etmekten kaçanlar için olsun bizlerin sonrakiler olarak azaba mahkumlardan sayılacağımız kesin gibidir.

İman edenlerin ahir zamanda azalacağını, cehennemin dolacağını, şeytanın ahdinde haklı çıkacağını buyuran Allah’tır ve O’nun vaadi haktır. Öyleyse durum vahimdir ve bizler için tehlike çanları gürültüyle çalmaktadır.

Yapılacak şey; Kur’an istikametinde ikaz ve ihbarlara kıymek vermek, ahir zamanın aldatmacalarına, şeytan tuzaklarına, maddeciliğe, israiliyata, arapçı zihniyete, yobazlara kanmadan dik ve doğru durabilmek, bunu yaparken sadece kurtulmayı ve iyiliklerde yarışmayı değil aynı zamanda kötülüklerden sakınmayı ve aslen de kötülüklerle bizzat mücadele etmek, cihat edebilmektir.

Bizler, Hz. Peygamberin sonrakileriyiz ve Peygamberden öncekiler gibi helake adayız. Lakin Yüce Allah, rahmeti ve ahdi gereği bizleri helak etmiyorsa bunun sebebibizlerin uygun davranmamız değildir. Aksine helak edilen tüm kavimlerin ayrı ayrı helak sebeplerinin tamamı bugün İslam ülkelerinde hem de katmerli olarak yaşanmaktadır. Bu ise cehennemlikleri anlaşılır kılmaktadır.

Gayri müslimler elbet imana sadakatsizlikleri ile cezalandırılacaklardır. Lakin burada konu onlardan ziyade nüfus cüzdanlarında ‘İslam’ yazanların durumudur.

İki buçuk milyar müslümanın kaçı ahir zaman karşı koyabilmekte, kaçı kötülükten sakınıp hayra koşmakta, kaçı riya ve gösterişe bulaşmadan iman edebilmekte, kaçı ibadet ile yetinmekte, kaçı zekatı, salih amel ve ahlakı hakkını vererek yaşamaktadır?

Bu İslam ümmetinden kaç tanesi şeytanlara karşı koyabilmekte, şeytana asker olmamak adına ölüme razı olabilmekte, parayı (haşa) Allah yerine koymamakta, kaçı kişileri ilahlaştırmakta, kaçı nefsini tanrılaştırmakta, kaçı şirk ve küfre savaş açabilmektedir?

Durum vahimdir ve esenlik bizlere nasip olmayacak gibidir.

O halde konfor ve teknoloji tuzaklarına düşmeden, beşeri kaygılardan sıyrılıp, rızkı ve medeti sadece Allah’a endeksleyip imana teslim olma vaktidir. Zira paranın, nefsin, dünya süslerinin, mevki ve makamların ilah yapıldığı bir kalpte gerçek imana asla yer kalmayacak, inkar edilmese de Yüce Allah (haşa) tek ilah olmaktan çıkarılacaktır ki bunun dindeki adı şirktir ve dünya bugün müşrikler cenneti haline gelmiş, münafıklar beş yıldızlı gönül köşklerinde yaşatılır olmuştur.

Allah yolunda mücadele çoktan unutulmuş, savaş ve terörle mücadele dahi mecburi askerliğe yaslatılmış, askere gariban çocukları gönderilir olmuş, kılıç ve silahla olmayan diğer cihat türleri dillere yasak edilmiştir.

Oysa cihat topyekundur, kılıçla da kalemle de sadece dille de olur. Çünkü iman, zulme elle, dille hiç olmazsa kalple karşı koymaktır ki cihat içinde aynısı geçerlidir.

Oysa ahir zaman müslümanları zulme ve şeytanlara karşı bırakalım kılıç ve kalemi, bırakalım dili kalpten dahi isyan etmekten çok uzaktır.

Şeytanlar, kafir ve müşrikler, tagutlaşanlar, mürai ve münafıklar bu yüzden servetler içinde cirit atmakta, iman sahipleri köşelerde sessizce yaşam mücadelesi vermektedir. İslam alemi nifakın başı bir avuç siyonist yahudi ile başa çıkamıyorsa, yaşamak ölümden güzel, mal ve servetler imandan tatlı geliyorsa zaten vakit çok geç demektir.

Bizler sonrakileriz ve vebalimiz de riskimiz de yüksektir. Ahir zaman, kıyamete çok yakın zaman hariç, ıslah ve ayırt edici olacaktır. Şeytan bu dönemde azacak, güçlenecek daha çok kandıracaktır. Endüstri putunun esiri makineleşen insanlık ise ahireti ve fıtratı unutmuş haldedir.

Bu kaçınılmaz sonu bildiren Yüce Allah’ın ihbarına kulak asmamaktır.

Bu zalim, cahil, nankör ve aceleci insanın, hakkında kullanılan bu sıfatların ona neden verildiğinin de manasıdır.

Ahir zaman imanlara şirkin bulaştığı zamandır.

Akıl ve kalp ahir zamanda Allah’a her zamankinden de çok yönelmek zorunda olandır. Yoksa vebal büyük, azap fenadır.

Zaman şeytanlardan sıyrılıp gerçek iman sahipleri ile kenetlenebilmek zamanıdır.

Rabbim bizleri imanlı kullarıyla aynı safta eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Herşey boş değil dolu ama herşey fani

Herşey boş değil dolu ama herşey fani

Herşey boş değil dolu ama herşey fani Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinden alınan bu sözde ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir