imanilmihali.com
İslamiyet

Örfi İslam

Örfi İslam

İslam dininin esasları Kur’an ile çizilmiş, Hz. Peygamber aracılığı ile tüm insanlığa tebliğ edilmiştir. Sınırları, ilkeleri, emir ve yasakları belli bu dinin değişmezliği, mesnet kaynağı olan Kur’an’ın Allah korumasında olmasından kaynaklanır ve batıl ile hak birbirinden net olarak ayrılmıştır.

Ümmetlerin, coğrafyaların dini uygulama şekil ve yorumları ise farklılık göstermekte, zamana ve idrake bağlı olarak bazı ilaveler, ibadet şekilleri, kişi yorumları ön plana çıkmaktadır. Tamamına yakını iyi niyetli olan bu uygulamaların bazısı ise art niyetli suistimallerden oluşur ve maalesef bunların çoğu israiliyat kaynaklıdır.

Niyetleri has tutarak denilebilir ki tesbih, mevlid, kandil, sünnet, kıyafet tarzı, sakal biçimi gibi pek çok şey örflerden kaynaklanır ki İslam’ın şartları ve ilkeleri ile çatışmayan bu uygulamaların çoğu zaman yararı da vardır. Öyle ki bu uygulamalar dini inançları kabartan, ibadet şevkini artıran, hayrı özendiren, gözleri yaşartan ve kalpleri Allah sevgisi ile dolduran uygulamalardır. Aşureler, tülbent örtüler, seccade nakışları, ezan okuyuş tarzları, merhumların ardından dökülen helvalar, kapı önlerinde dökülen lokmalar bu örflerden kaynaklanan diğer ve güzel uygulamalardır.

Lakin öte yandan bu örflerle birlikte din kapısından içeri giren maalesef zararlı ve yanlış işlerde vardır ki bunların kısaca adı israiliyattır. Siyonist yahudilerce maksatlı olarak hem de yahudi devşirmesi sahabeler marifetiyle dine sokulmak istenen bu meselelerde maalesef bir hayli mesafede katetmişlerdir.

Mesih, Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne tekrar geleceği, sandalyede namaz, kurban kesmenin vahşet olduğu iddiası gibi hususlar veya faiz-riba ilişkisi, kafir ve müşriklerle iş yapmama ilkesi hep bu dejenere ile sarsılmış ilkelerdir ve zararlıdır.

Örflerin, ata kabullerinin dinde yeri yoktur, kural koyucu asla değildir. Çünkü din evrenseldir. Din örflere saygı duymakta, kamu yararı ve alışkanlıkları bir anda silmemekte, bazı hususlarda son kararı örflere ve kamu yararına bırakmaktadır ancak temel kaideler içinde örfler yer bulmamakta, evrensellik ilkesi bu şekilde korunmaktadır.

O zaman ve mekana ait örfi meselelerin bağlayıcılığı da sadece o zaman ve toplum için sınırlı kalmakta mesela başka bir toplumu aynı zaman diliminde bile olsa bağlamamaktadır. Mesela bir Rus müslüman lokma dökmemekte, Japon bir müslüman mesela sarık takmamakta, Hindistanlı bir Müslüman mesela aşure yapıp komşularına dağıtmamakta veya mevlid okutmamaktadır.

Örflere saygı ve hatta teşvik İslam’ın emriyken, kamu yararı önde tutulurken çok dikkat edilmesi gereken nokta bir zaman sonra bu alışkanlıkların din diye reklam edilmesi ve kabullenilmesidir. Bu halde diğer örfe tabi olmayan ulus ve coğrafyaların tamamı din dışına çıkarılmış olur ki tehlike buradadır. İslamiyetin araplaştırılması gayretlerinin ardında da bu tehlike vardır. İslamiyet sadece Arap olanlara has kılınarak, diğerleri din dışı ilan edilmekte veya tam tersi diğer uluslar araplaşmaya zorlanmaktadır. Burada ana ilkelerde değişiklik yok ama örflerde değişiklik vardır ve bu örfler din diye dayatılmaktadır.

En bariz örnek muhakkak lisan meselesidir. Japon, Hintli, Amerikalı veya Türk müslümanlar sanki arapça okumak ve konuşmak zorundaymış gibi bir dayatma ile insanlık uzun zamandır karşı karşıyadır. Allah dileseydi herkesi tek ümmet yapardı ama yapmadı gerçeğine rağmen bu diretme örften kaynaklanan zehirli bir sarmaşık gibi tüm islam alemini kuşatmış haldedir.

Örfi İslam’ın temel tehlikesi budur. Aradan mesela iki asır geçtiğinde artık o örfler örf olmaktan çıkar ve din oluverir. Örfler unutulursa da din zarar görür ve sanki ehemmiyetini kaybetmiş hissi uyanır.

Örfler ile temel ilkeler arasına mesafe koyamayan toplumların kaderi maalesef ata kabullerine teslim olmak, israiliyata yenilmek ve dinin dışına çıkmak veya dinin nimetlerinden yeterince faydalanamamaktır.

Oysa din tamdır, güzeldir, bütündür, kolay ve sadedir. Mekansal, zamansal ve toplumsal farklılıklar elbet olacaktır ve olmalıdır. Ama ana ilkeler ve esaslar muhafaza edidiği takdirde bu farklar ayrımcılığı değil bilakis dinin güzelliklerini doğurur.

İnsanlığın gelişimi, dinin anlaşılması, Allah’ın varlığına şahit olunabilmesi ve sınavın adaleti gereği insanların değişik ümmetler halinde yaşaması şarttır. Zararlı ve tehlikeli olan toprağa, saate ve kişilere bağlı alışkanlıkların din diye servis edilmesidir ki bu servis edilen şeylerin arasına sokulan zehirli yılanlar dini zehirlemektedir.

Müslüman dünya örfler ile dini temel ilkeleri ayrı tutmak ve öze dokunmamak mecburiyetindedir.

İslam Allah’ındır. Kudret ve ilmin sahibi Allah, dinin ilkelerini hem de kıyamete kadar belirlemiş ve bizler için o ilkeleri emretmiştir. Bunları değiştirmek, eklemek, noksanlaştırmak kimsenin haddi ve hakkı değildir.

İçinde yaşanılan zaman ve mekan gereği bazı uygulama farkları olsa da doğru ve değişmez din İslam Kur’an’da yazılıdır ve her mü’min bunu tatbikle mükelleftir.

Rabbim bizi has kullarından eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir