Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Organize günah örgütleri
imanilmihali.com
Organize günah örgütleri

Organize günah örgütleri

Organize günah örgütleri

Günah konusu bilgisi Yüce Allah’da olan ve ayetlerle bildirilen bir hesap vesilesidir ve doğrusunu anlamak için müracat edilecek tek yer sadece Allah kelamı Kur’an’dır. Şöyle bir bakmak gerekirse;

Günah, dinen Kur’an ile yasaklanmış bir kötü – çirkin söz ve davranış ile kazanılan fenalık puanıdır. Her şeyin olduğu gibi günahında büyüğü ve küçüğü, açığı ve gizlisi vardır ve büyük günahlara dalıp, küçük günahları alışkanlık haline getirenlerin dindeki adı günahkardır. Günahkarlar içinse ahiret yurdundaki akibet Rabbimizin affına mazhar olunamazsa cehennemdir.

“Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.” (En’am 6/120)

 “Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus 10/7,8)

Ayette görüldüğü üzere tüm günahların çıkış noktası bu dünya hayatına dalmak ve ahireti yani hesabı unutmaktır. Zaten sevap ve günah sadece bu dünyada kazanılır ve sınav bu dünya ile sınırlıdır. Allah’ın rahmet ve merhameti sonsuz olduğu için kulların tevbe etme, fenalıktan uzaklaşma ve kendilerine verilen sürede düzelme imkanları daima vardır ve Allah büyük günahlardan kaçınanların İnşallah küçük günahlarını affedendir.

“İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/178)

“Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.” (Nisa 4/31)

“Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.” (Al-i İmran 3/135)

Lakin tevbenin de şart ve esasları vardır ki bahşedilmiş bu nimet, türlü pislikleri fütursuzca yapmakta olanların kalplerini acıtan ve göz yaşı döktüren, pişmanlık dolu yakarışları içindir. Yoksa numaradan veya ağız ucuyla yapılan tevbe ayetin tarifiyle makbul değildir.

 “Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 4/17,18)

Asla affedilmeyecek en büyük günah ise malumları üzere şirk yani Allah’a varlık, hüküm ve yaratışta eş ve ortaklar atamak, ilahi iradeyi paylaştırmak, başka varlık ve kişilere de ilahlık mertebesi vermektir ki açığı ve gizlisi olan şirk İslam’ın ezelden beri gelmiş en büyük belalarındandır, şeytan oyunlarıdır, şeytanın dininin adıdır.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

Münafıkların halleri de müşrikler gibi fena ve kahredicidir lakin afsızlığa mahkumiyetleri yoktur. Ama afsız kalmasalar bile durumları cehennemde kafirlerden de aşağıdır. Bu da bize gösterir ki münafıklık etmek yani İslam içinde sözde olup ta aslında olmamak hali, İslam’ı inkar eden kafirlerden de beter bir akibete razı olmak demektir.

“De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”  (Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları hâlde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir. Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür! Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!” (Maide 5/60-63)

“Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Tevbe 9/101, 102)

Günah meselesinin bir diğer önemli konusu da hiç kimsenin bir başkasının günahını üstelenemeyecek olmasıdır yani ahiret yurdundaki hesap tamamen müstakildir. Kimse kimseyi kurtaramayacağı gibi kimse bir başkasının günahlarını da üstlenemez. Yani cennet vaatleri koca birer yalandır. Hüküm ve kudret sadece Allah’ındır.

“Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez…” (İsra 17/15)

Yine bu günahkarlar hesap günü evlatlarını, mallarını dahi fidye verip o muazzam ateşten kurtulmayı dilerler ancak onlardan hiçbir fidye kabul edilmeyecektir.

“Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla. (O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz. Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın. Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir. O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.” (Me’aric 70/8-18)

İnsanların günahı seven ve günah üretmekte sakınca görmeyenlerinin durumları açık veya gizli olsa da Yüce Allah’tan gizli kalamaz ve en karanlık odalarda, en sinsi şekillerde de yapılsa günahlar yaratan Allah için malumdur.

“Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Mücadele 58/9)

“ … İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide 5/2)

Dinde bilmemek mazeret olmasa da aklı ermeyenleri, Kur’an’dan habersiz olanları, günah olan şeylerden habersiz yaşayanları, yönetilenlerin dini kullanarak, şeytanlıkla aldatmak ve günaha sevk etmek durumunda günahkarların yükü aynen devam ederken, sevk eden elebaşlarının ve organize günah örgütlerinin veballeri o kandırdıkları insanların da günahlarıyla birlikte artarak hesaba yazılacak ve akibete mahkum edilecektir.

 “Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.” (Nahl 16/25)

Bu aldatan tayfanın neden aldattığı veya neden aldatan olduğu halde yönetici durumuna getirildiğini ise bize bildiren yine ayettir. lakin bir sonraki ayette görülür ki bu aldatan ve kötü yöneticiler ancak küfre sapmış, iman yoksunu halklaradır. Yani peygamberimizin buyurduğu gibi “İNSANLAR LAYIK OLDUĞU ŞEKİLDE YÖNETİLİR” veya “SİZ NASILSANIZ BAŞINIZA ONA GÖRE YÖNETİCİ TAYİN EDİLİR” hadisi gereği küfre sapmış yöneticilere biat ederek küfürde demir atan toplumlar zaten küfrü seven ve imana uzak olanlardır.

“İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.” (En’am 6/123)

“Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?” (Meryem 19/83)

Bu münafık yöneticilerin en bariz özelliği gösterişli giyinip, güzel laflar etmeleri, Allah adını sıkça kullanmaları ama iş ve niyetleriyle dinin ve imanın aksine davranmalarıdır.

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır. O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!” (Bakara 2/204-206)

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir. Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara, 2/207-209)

Helak ise Yüce Allah’ın toptan cezalandırma yöntemidir ve bunun kimlere, ne zaman ve nasıl olacağını da bilen sadece Rabbimizdir.

“Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.” (A’raf 7/96)

***

Bu girişten sonra aslında söylenecek pek fazla söz kalmasa da toparlamak gerekirse günah insanlar içindir ve kimse günahsız değildir. Ama mesele günahların büyüğünden sakınmak ve küçük günahlardan sonra derhal ve kalpten tevbe etmektir. Allah’ın rahmeti bu durumdakileri inşallah temize çıkaracaktır.

Büyük günahlardan ve günahın vebalinden sakınmayanların hali ise o kadar kolay değildir ve hesap kaçınılmazdır. Şayet bu kimse başkalarını da günahına ortak ederse, günahın yaygın ve kalıcı hale gelmesine çalışırsa, insanları kandırır ve kendisi gibi günahkar yapmaya niyet ederse sadece kendi günahlarından değil, o kandırdıklarının da günahlarından mesul olacaktır.

Aldananlar ise zaten bizden değildir. Çünkü Allah’ın verdiği en büyük iki nimetti inkar etmekle (Kur’an ve akıl) sonsuz azaba razı yaşamaktadırlar ve şirkle küfür arasında yüzüp durmaktadırlar.

Münafıkların hali cehennemde kafirlerden de aşağıdadır ve şirk yani Allah’a ortak koşmak niyet ve ameli afsızlığa mahkum tek günahtır.

Tüm günah ve haramlar tatlıdır, beşeri şeyler kazandırır, bu dünyanın süslü eğlenceleridir ve günah ve harama dalmak salgın bir hastalıktır.

Günah ve harama karşı koyabilmenin yolu Kur’an ile aydınlanmak, Allah’tan iman ve bağışlanma dilemek, münafık, kafir ve müşriklerden uzak durmak, tatlı sözlerle gelen yalanlara kanmamak, haksız ve adaletsiz işlerden payelenmeye çalışmamak, ehliyetsiz ve liyakatsiz ise o iş altın tepside de sunulsa reddetmektir.

Münafık ve müşrikler, hatta günahkar ve kafirler kendilerine düzelme umuduyla süre verilenlerdir. Allah’ın bu zalimlere süre vermesi onların yaptığı işlerin güzelliğinden değil, tevbe kapılarının açık kalması, düzelme umutlarının yok edilmemesi, zulme devam ederlerse günahlarının artması ve cehennemlik olmalarının kesinleşmesi ve özellikle o zalimlere uyacakların belirlenmesi içindir.

Kendisine güç ve süre verilen zalimlerin (kafir, müşrik, münafık, günahkar vb.) bu misyonları sadece kendi kurtuluş veya batma vesileleri de değildir. Ayetin açık ifadesiyle anlaşılan odur ki kafir toplumlara kafir yöneticiler, mü’min toplumlara mü’min yöneticiler, münafık toplumlara münafık yöneticiler verilir. Daha doğrusu toplumun hal ve inanışı ne ise o toplum o türden, kendisi gibi olan insanları yönetici diye başa getirir.

Günah üzere yardımlaşmak, sinsice günah üretmek, yalan ev iftira ile gücü muhafaza etmeye çalışmak ise dünya sınavının kaçınılmazdır ve bu sayede zalimlerin veballeri artarken, iman sahipleri acı ve ızdıraplı bir sınavdan geçmekte ve günahlarının kefaretini ödemek imkanı bulmaktadır.

Sabır ve şükür mazlumlar için olması gerekendir.

Tüm kullar içinse kalpten gelen nasuh (gerçek ve içten) tevbe ve dua ile Allah’a yönelmek ve Kur’an’a sarılmak İnşallah tüm bu kötülük ve fesat yuvalarından kurtuluş için elzem olandır.

Günah ve haramın bunca tatlı oluşu da bu yüzdendir ki dikkat edilirse gizli veya açık şehvete uzanan tüm günah ve haram yolları heyecan verici, iç kabartıcı, zevklendirici ve haz uyandırıcıdır.  Bu dünya eğlencelerinin süslü gösterilişi sebebiyledir ki özellikle kadınlar, mallar ve süslü atlar ile tarif edilen bu cazibe merkezleri arasında daha pek çok şeyi katmak mümkündür.

Doğru olan ise tevazuyu, dünyanın faniliğini, ahiret hesabını unutmadan iyilik ve iman üzere yardımlaşmak, sabit kalmaya çalışmak,  hata veya gaflet durumunda tevbe ile rotayı yeniden imana çevirebilmektir.

Günah veya haramın kişisel işlenmesi ile organize yani örgütlü, planlı, kasten işlenmesi arasında elbette dağlar kadar fark vardır. Günah kullara mahsusken, günahın kalıcı ve etkili olması için özel çaba sarf etmek, bunu yönetim kadrolarına gelerek, mahiyettekileri de günaha sevk etmek için kullanmak ise yazımızın adına yakışır tarzda organize günah örgütü olmaktır ki artık kuzur ve kabahat değil, doğrudan cürüm söz konusudur ve gerek emredenler ve gerek itaat edenler için o günahların affı kolay olmayacaktır.

Aldanmak dindeki en yaygın yalandır ki Kur’an gölerin önündeyken, peygamberimizin sünnet ve hadisleri kulaklarımızda iken, kainatta her an binlerce mucize olup duruyorken bilmemek diye bir mazeret yoktur.

Dinde unutmak mazerettir, bilmemek değildir. Bilmemek evvela Kelam sahibi Yüce Allah’a ve Kur’an’ına saygısızlık ve hadsizliktir. Anlamadan okumak veya hiç okumamak hem en başta Allah’a haksızlık suçunu işletir hem de şeytanlara yem eder. Bu yüzden günah ve haramdan sakınmanın ilk yolu dini Kur’an’dan öğrenmektir.

İmanı veren ve bilen sadece Yüce Allah’tır. lakin kula düşen o imanı sürekli dilemek ve olan imanı kuvvetlendirerek ecele kadar muhafaza etmektir. Çünkü iman etmeyen hiç kimse cennetlere giremeyecek, Allah zalim ve günahkarlarla konuşmayacak, şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullar için İnşallah tatbik edilecek, kimse kimsenin günahını üstlenemeyecek, cehennemliklerden fidye kabul edilmeyecektir.

İşte bu ana çerçevedeki esasları Kur’an’dan öğrenmeyenlerin hali aldanma ve kuru yaprak gibi oradan oraya sürüklenmektir ki Allah zaten aklını kullanmayanlar üzerine pislik atar. Aldananlar ayrıca yanlış yerlere verdikleri zararlı destek ile o günah veya haramın kalıcı ve yaygın olmasına da imkan sağlarlar ki o vebalden kurtulmaları da mümkün değildir.

Özetle, organize günah örgütleri için bu dünyada beşeri kazanımlar, ahiret yurdundaki kazançlardan yüksektir ve onların bu yaşam gayeleri zengin olmak, mevkilere gelmek, eğlencelerde yüzmektir. Onlar kazandıkları servet ve makamları dahi kendilerinden bilirler oysa o rızkı ve makamları sınav olsun diye veren de, geri alacak olan da, o rızık ve nimetten hesap soracak olan da Yüce Allah’tır. Kulun bilek hakkıyla kazandığını sandığı bu nimetler, o kazanıma güç ve destek verenlerle birlikte birer sınav vesilesidir. Sınav ise Rahman’a veya Şeytanlara uyma sınavıdır. yani iman bahsidir.

Müstakil olarak ve saf niyetle işlenen küçük ve büyük günahları Yüce Allah inşallah affedecektir ama organize günahlar için durum iç açıcı değildir. Bu hasar toplumdan dine kadar uzanan, gelecek nesilleri de içine alan, şehitlerin kemiklerini sızlatan bir vefasızlık ve cüret ile işleniyorsa vebal çok daha büyük olacaktır.

Güzel giyimli, ağzı laf yapan insanlarca kandırılan toplumlar ahirette ‘kendilerine sağ görünenlere kanmakla’ asla kurtulamayacaklardır. kandıranlar ise o gün kananlara şöyle diyecektir;

“Kanmasaydınız, ben vadettim ama şimdi caydım. Allah size akıl vermedi mi? Size peygamber gelmedi mi? Kur’an denen nimetten hiç mi haberiniz yoktu? Siz bilerek ve isteyerek günah ve haramın tadına vararak KENDİ RIZANIZLA KANDINIZ.”

Bu arada elbette din alimlerinin kahredici günahlara karşı, şirk davetlerine ve şirk kokan yaklaşımlara karşı sessiz kalarak adeta destek vermesi inşallah ayrıca cezaya muhatap olacaktır. 

Yine bu günah işbirliğini tekke, zaviye, mezhep ayrımları ile dini bölerek ve Müslümanları kutuplaştırarak ve din adına, dine aykırı ama dindenmiş gibi teşkilatlanarak, art niyetle, merdiven altlarında tarikatlaşarak yapanlar organize olmaktan da öte adeta İslam’a karşı haçlı seferleri düzenlemiş haldedir ve afları da sadece Allah’a kalmıştır. Hele ki hak ve adalete saldıran bu kesimler, vatan ve millete kendi çıkarları için tasallut oluyorlarsa zaten şirke çoktan batmışlar demektir.

Rabbim bizleri günahtan, günah şebekelerinden, organize günah örgütlerinden, günahkar kullardan uzak eylesin.

Rabbim bizleri imana ve salih kullara dost, iyilik ve güzellikle yaşayan kullarından eylesin.

Rabbim bizlerin günahlarını affeylesin.

Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir