Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Orucun içindeki ve dışındaki şartlar
imanilmihali.com
Orucun içindeki ve dışındaki şartlar

Orucun içindeki ve dışındaki şartlar

Orucun içindeki ve dışındaki şartlar

Oruç, mübarek ramazan ayında yerine getirilen günün belli saatlerine has beden ve aslen nefis terbiyesine yönelik belli şartları ve gerekleri olan bir ibadettir. Teravih namazıyla taçlandırılan, fitre ve sadakalarla güçlendirilen, iftar ve sahurlarla kardeşlikleri pekiştiren, namaz ve dualarla yücelen bu ibadetin de elbette belli bir niyeti, eda şekli olduğu gibi içinde ve dışında da şartları vardır ve bu şartlar tıpkı namazın farzlarında olduğu gibi ibadet öncesi bedeni ve nefsi hazırlıkları ve ibadet esnasındaki vaziyetleri, fiziki ve manevi halleri tarif eder.

Fıkıhta orucun anılan farzları sadece üçtür. Bunlar: Niyet etmek, niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak ve imsak vaktinden güneşin batmasına kadar olan zaman içinde, orucu bozan her şeyden sakınmaktır. Ama orucun şartları fıkıhta her nedense yer almamaktadır.

Görüldüğü üzere bu tarif orucun makbul ve muteber olması için basite indirgenmiş bir tariftir ve asla yeterli olmadığı içindir ki kullar Ramazan ayından ve orucun faziletinden asla istifade edememektedir. Çünkü yukarıdaki tarif sadece aç kalmayı öne çıkartan, abdestte olduğu gibi orucun fiziki zarar görmemesini esasa bağlayan bir kabulden ibarettir ve kul niyet ve amelinde samimi olmasa da bu tarife göre oruç kabul edilir imajı yaratmaktadır. Yanlıştır. Dahası kulun oruçtan anlaması gereken asla aç kalmak değildir.

Daha derinlere inilirse fiziki sınırlar ve zaman dilimleri arasına sıkıştırılmış oruç ile sayısız mübarekliği barındıran Ramazan ayı arasında da bir tezat yaratan bu tarifin yetersizliği pekâlâ ortadadır ve bu nedenle oruç ibadetinin şartlarını da göz önünde bulundurmak gereği vardır. Elbette bunları da iç ve dış şartlar şeklinde tarif yerinde olacaktır. Bu şartlar çoğaltılabilir ve tamamı Kur’an’ın genel izahından çıkarılan hükümlerdir ve adı şart olarak konsa da neredeyse vacip veya farz hükmündedir.  

Orucun dışındaki şartlar; Hadesten taharet, Necasetten taharet, ikna ve saygı, Nefsi, kalbi ve akli hazırlık.

İzaha girilirse hadesten taharet ile kast edilen oruç ibadetine niyetlenecek kişinin vicdani, kalbi, nefsi pisliklerden arınmış olmasıdır. Yani ibadet öncesi ve esnasında pisliklerle, haksızlıklarla yaşamaya devam eden-edecek kişinin ibadeti sakatlanacaktır. Necasetten taharet oruç ibadeti müddetince kulun fiziki pisliklerden arınmasıdır ki kıyafet, beden ve beşeri mikroplardan arınmasını ifade eder. İkna ve saygı şartı kulun orucun gerek ve faziletine olan inancını, saygı vasfı ise oruç tutan ve tutmayana karşı hüküm vermemesidir. nefsi hazırlık ile kast edilen ise manevi olarak o ibadete yönelmek, ibadeti sadece bedene has kılmamaktır.

Orucun içindeki şartlar; Niyet, samimiyet, Vakit, riya, pislik ve kötülüklerden sakınma.

Niyet oruç ibadetine yönelik kulun kalbindeki samimi irade ve arzusunu diliyle ortaya koyması, samimiyet riya ve gösterişten uzak durulması, ibadetin sadece Allah’a has kılınması, vakit imsak zamanlarına riayet ve gösteriş ve yalandan, pislik ve kötü huylardan, art niyetlerden sakınma orucu bozan maddi ve manevi her şeyden uzaklaşmaktır.

Görüldüğü üzere basit bir izahla dahi orucun makul ve makbul olması için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir ki sıradan Müslümanlarca, içerisine iman ve tevekkül katılmayan oruç ibadeti, dil ile hangi niyet söylenirse söylensin makbul olmaktan uzaktır. Öyle ki orucu bozan şeyler sadece maddi su veya gıdalar değil aksine ve daha çok manevi şeylerdir.

Rahmeti ve merhameti bol olan Allah elbette noksan ve sözde kalan oruç ibadetlerini dahi inşallah kabul edecektir ama nasuh yani makbul-olması gereken oruç (nasuh tevbe gibi) konuşuluyorsa orucun hakkı verilmeli, iç ve dış şartları da yerine getirilmelidir. Aksi takdirde hem maksat güdük kalacak ve hem de istenen hâsıla sağlanamayacaktır. Dahası riya ve gösteriş belasından kurtulmak asla mümkün olmayacaktır.

Orucu bozan haller

Burada orucu bozan şeyleri de izah etmek lazımdır ki fıkıhta su, gıda türü şeyler, abdesti bozan haller gibi tamamen fiziki esaslara dayalı bir kabul hakimdir oysa bir de manevi hususlar vardır ve fakat bunlara asla değinilmez. Orucu bozan haller ile meşgul olan İslam alemi on dört asırdır hala bunları öğrenememiştir ve asıl öğrenilemeyen ise Yüce Allah’ın amelden çok niyete baktığı yani niyet fesat değilse tüm ibadetlerin kazaya uğrasa da makbul kılınacağıdır. Oysa İslam alemi Allah rızası için icra ettiği tüm bu ibadetlerin aslen nefsin terbiyesi için olduğunu anlamaktan malesef çok ama çok uzaktır.

Söz gelimi fitne ve fesat, haksızlık ve adaletsizlik, gıybet ve iftira, münafıklık ve küfür, hırsızlık ve yalan gibi huy ve ameller orucu bozan fiziki şartlar altında sayılmasa da bunların orucu bozmadığını kim iddia edebilir? Kim bunları sadece orucu fesat eden ama bozmayan haller olduğunu söyleyebilir?

Oruç sadece aç kalmak olmadığına göre, nefsin terbiyesi olduğuna göre neden nefsin orucunu bozan manevi hallerden bahsedilmez? Bunun cevabı ancak zalim Emevi yönetiminin dine verdiği zarar ile, israiliyat ve arabizm etkisi altında inleyen Anadolu İslam’ı ile izah edilebilir.

Bu anlamda orucu bozan halleri de sıralarsak doğru tarif şu şekilde olmalıdır; fiziken (bedenen) bir şey yemek veya içmek, abdesti bozan bedeni hallere maruz kalmak, nefsi ve kalbi olarak ise kötülüğe, küfre, gösterişe, şeytanlara ve zulme hizmet eden niyet ve amel üretmek.

O halde orucun makbul olması ve bozulmaması için gerekenler evvela kalbi ve sonra bedeni şartlardır ki yukarıda kısaca değinilmiştir.

Bu zaman İslam’ına ve sokaklardaki Müslümanların Ramazan ayına yaklaşımlarına bakıldığında ise yazık ki buna riayet edilmediği kolayca görülür ve her türlü manevi pislikle meşgul olanların sadece aç kalarak ama her türlü haram ve günahı işlemeye devam ederek ibadet ettiği zannı ile aldanmakta olduğu anlaşılır.

Bu cehalet ve gafletten öte bir şeydir ve bu yüzden Ramazan ayı erdirici, ıslah edici olamamakta, riya ve gösterişe mahkûm bırakılmaktadır. Diyanet dahi bu manevi gerekleri izah ve tebliğden uzaktır, halk kitleleri ise iftar ve sahura sıkışan bir açlık perhizini oruçtan saymaktadır.

Bu yüzden Ramazan ayında dahi her türlü ahlaksızlıklar, adaletsizlikler, haksızlıklar rahatça yaşanabilmekte, soygunlar, tacizler tükenmek bilmemektedir.

Halkının tamamına yakını Müslüman olan bir ülkede hiç olmazsa Ramazan ayında suç oranlarının düşmesi gerekmez midir? Hiç olmazsa bu ayda küslükler bitirilmeli, yenen haklar sahiplerine iade edilmeli, pislik ve kötülüklere hiç olmazsa bu ayda ara verilmesi gerekmez midir?

Şeytanın ve şeytanlara kul ve asker olmuşların bu ayda elleri bağlı kabul edilir ancak durum öyle midir? Bunca fenalık ve taciz, bunca cinayet ve şeytan işi pislikler o halde nasıl hayat bulmaktadır? Nasıl mesnetsiz yalanlarla hayatlar karartılmakta, nasıl zulüm üretilmeye devam edilmektedir?

Bu ay ve özellikle içerisindeki kadir gecesi mübarektir. (Aslen dindeki tek mübarekler cuma günlerini de sayarsak bu ay ve kadir gecesidir.) Bu ayda işlenen salih amel ve ibadetlerin sevabının da, işlenen kötülüklerin günahının da misliyle olduğuna ikna edilmiş bir toplum hala nasıl çekinmeden zulüm ve pislik üretebilmektedir?

Tevhid inancıyla, cennet hayalleriyle yaşamaya gayret ettiği iddiasındaki bedenler, şirkten ve münafıklıktan habersiz yaşamakta olduğu için dinin sadece şekli yönüyle ilgilenmektedir de ondan. Dini şekilden ibaret sananlar elbette orucun manevi şartlarından da habersizdir ve kim ne derse desin onlar için oruç aç kalmaktan öte gidemeyecektir.

Bu halde de oruç ve Ramazan onlar için asla mübarek olamayacaktır.

Çünkü bu kimseler için niyetin dille ifadesi kâfidir, riya ve gösteriş olsa da şekli ibadet yeterlidir, mahiyetine bakılmaksızın bu ay bilhassa kalplerin ve vicdanların ve de cüzdanların sömürülmesine en müsait aydır.

Sonuç

Oysa … bu ay aslen ve daima, her türlü pislik ve günahtan arınma, nefsi terbiye etme, tövbe etme, dualarla temiz nefis ve iman dileme, şeytanlardan uzaklaşma, kafirlerle araya set çekme ayıdır.

Tüm bu faziletler ise sadece aç kalmakla sağlanamayacak şeylerdir ve Ramazan ayının hikmeti (doğrusunu daima ve sadece Allah bilir) aslen bunlardadır.

Peki, o halde orucu ve Ramazan’ı kendi cılız tariflerine göre yaşayanların durumu nedir?

Cehalet ile bedeni ibadetten öte gidemeyenlerin durumu düzelmeye yakın, gaflet ve delaletle bilerek aksine davrananların, halkı da bu istikamette kandırmaya devam edenlerin hali ise küfre yakındır.

Kutsal değil sömürü ayı yapılan Ramazan ayında hak yemek, haramlara dalmak, günahın vebalinden çekinmemek Müslümanların yapacağı bir şey değildir. Bunlara sessiz kalmak ve alkışlamak da. Çünkü diğer aylarda sıradan günah sayılabilecek bu haller, bu kutsal ayda Allah’ın mübarek kıldığı bir ayda işlendiği takdirde misliyle cezaya müstahaktır.

Bu aya hürmet etmeyen ve bu ayda zulüm üretenlerin ise zaten Müslüman olması mümkün değildir.

Bu nedenle oruç ibadeti; Ramazan ayına has, içerisinde iç ve dış şartlar barındıran, fiziki ve kalbi gerekleri olan bir ibadettir, aç kalmaktan çok öte bir Allah’a yöneliş ve terbiye-ıslah fırsatıdır.

Bu aya saygıda kusur affedilecek bir şey değildir, bu ayda günahın vebalinden çekinmeden hak yemek ve zulüm üretmek ise kulu dinden çıkarır, kulun gerçek inanç ve yüzünü ortaya koyar.

Gerçek mü’minler ise bu mübarek ayda Allah rızasına ermek umuduyla nefis ve bedenlerini ıslaha çalışan, nefislerini terbiyeyle uğraşan, nefislerini temizlemesi ve iman vermesi için Allah’a dua eden, Kur’an ile hayatlarına ve genel hayata rahmet yağdırmaya çalışanlardır. İnşallah Allah rızasına ve cennetlere erecekler de onlardır.

Orucu sadece bedenen yaşayanların ise takdiri elbette ve sadece Yüce Allah’tadır. Bunlar sevap kazansalar da ibadet ve amelleri sıradanlığa mahkumdur.

Diğerleri ise yani riya ve gösterişten öte gidemeyenler, münafıklık ruhu ile, şeytani planları ile, fitne ve fesat ile günahın vebalinden dahi çekinmeyen tutumları ile orucu sömürme aracı edenler ve bu mübarek ayda kul ve kamu hakkı yiyenlerin ise durumları azap dolu cehennem mahkumiyetlerinden ibarettir. Bunlar inşallah sadece orucun ve Ramazan ayının hikmetlerinden mahrum olmakla kalmayacak aynı zamanda mübarek aya ve kutsal olan imana aykırı halleri ile cehenneme mahkûmiyetleri perçinleşecektir.

Bu ay affetme, barışma, uzlaşma, ara düzeltme, iyiye yönelme, nefsi terbiye ayı iken bunu tersine çevirip zulüm ve pislik ve kötülük üretenlerin, adaletsizlik yapanların, günahları fütursuzca işleyenlerin zaten affına da kimseler razı olmayacak, bunları Allah affetse de kullar affetmeyecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Bütünleşemeyen İslam

İslam’a hizmet nedir

İslam’a hizmet nedir “… Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir