Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / OT GELİP SAMAN GİTMEK
imanilmihali.com
OT GELİP SAMAN GİTMEK

OT GELİP SAMAN GİTMEK

OT GELİP SAMAN GİTMEK

Günlük yaşamda bu terim; hayatını boşa harcayan, faydalı işler üretemeyen, gereksiz işlerle oyalanan, kendisini doğru istikamette geliştiremeyenler için kullanılır ki dini manada da kastımız tam olarak budur. Şu farkla ki insan bu dünyaya ot olarak gelmez.

Otlar ile kast edilenin akıl ve ruhtan yoksun varlıklar olduğu dikkate alındığında teşbih tam oturmasa da kast ve niyet maksadına erişir. Fark ise şuradadır ki insan doğmak üzereyken ve doğduğunda sayısız hikmet ve nimetlerle, kabiliyetlerle donatılmıştır ve en önemlisi misak ve fıtrata tabi olarak can bulmuştur.

Teşbihle kast edilen ot gelmek ise henüz çok bir şey bilmemek ve kendi kendine yetememek anlamındadır. İnsan yaşadıkça, yılları eskittikçe Allah’ın ayetlerini bedende, kainatta ve Kur’an’da görür, anlar ve misakını hatırlayarak kendisine çeki düzen verir. Ya da vermez ve can’ı boş hevesler uğruna harcar.

Ot gitmek tabiri de bunu ifade eder ki henüz bir şey bilmez haldeki insan yaşamış ama hakikati görememiş ve otlar, taşlar ve diğer mahlukat gibi yaşamış ve bir türlü kul ve insan olamamıştır. Durum buysa o kul aklın, ruhun ve şuurun hakkını verememiş, uzuvlarının ve bedeninin ve tabi beyninin hakkını verememiş, zihnini ve kalbini gerekli ve faydalı işler yerine gereksiz ve kötü şeylerle meşgul etmiş demektir. kaldı ki bedenin bu çirkinliklere alet edilmesi de ayrı bir suçtur ve ruhu taşımakla görevli beden ve uzuvlar kulun aleyhine huzurda kul istemese de aleyhte şahitlik edecektir.

Ot gitmemek için misak ile verilen söze ve fıtrat yeminine sadık kalınmalı, nefesi Allah yolunda harcamalı, yaratılış gayesine hizmet ederken öte yandan kötülükle savaşılmalıdır.

Saman gitmek bu haldeyken saman gitmemek ile kast edilen hem yaşarken emin bir müslüman olarak yaşamak hem de vefat halinde geride kalıcı eser bırakmaktır ki bunların her ikisi birden mü’mine borçtur.

Yaşarken aileye örnek olmak, Allah’ın sınırlarına riayet etmeye çalışmak, salih amel ve toplumsal değer üretmek, bilimde insanlığa yararlı şeyler araştırmak, örnek olmak, kötülüğe karşı cephe kurmak, helal yoldan ayrılmamak gibi şeyler saman gitmemenin yaşama ait boyutudur.

Bizler öldükten sonra ise geride bıraktıklarımız, doğrusunu Allah bilir, amel defterlerimize işlenmeye devam edecektir. O halde, mesela aile ve evlatların terbiyesi, miras bıraktıklarımız, hayırlı illere ayırdığımız maddi kaynaklar, faydalı faaliyetine devam eden kurum ve tesisler, yazdığımız yazılı eserler, açtığımız hayır yolları, bilimsel buluşlarımız gibi şeyler ise bizler son nefesimizi versek de hayra hizmete devam edecektir ki bizler bu sayede saman gitmemiş olacağız.

Önemli olan bahşedilen hayat nimetini doğru kullanmaktır. Bu kainat, hayat ve beden boşuna yaratılmadığına göre bir maksada hizmet etmektedir ve herkesin yaratılış gayesi farklıdır. Kader bu hayat ile içiçedir ki sırrına kimse eremez. yani kimlerden, nerede, ne zaman doğduğunuzdan tutun da, aldığınız eğitim ve çalıştığınız işlere kadar, okuduğunuz kitap, gördüğünüz ülkeler ve aldığınız terbiyeye kadar, kimlerle evleneceğinize ve kaç tane çocuğunuz olacağına kadar herşey bir kitapta yazılıdır.

Bu vukufiyete erebilenler hayattaki görev ve sorumluluklarının da farkına varır ve daha bir mesul yaşarlar. Çünkü bu ruh ve beden size iş olsun diye verilmemiştir.

Söz gelimi ünlü araştırmacılar, fizikçiler, yazarlar, devlet adamları hep bir gaye iledir ve kişisel veya toplumsal hatta küresel manada tesir bırakırlar. Böyleleri iz bırakır ve destanlar yazarken, sıradan insanlar (saman gidenler) yaratılış gayelerinden habersiz o destan yazanlara uyarlar.

Buna en güzel örnek Hz. Peygamberdir ki hayatı iyi okunursa serüveni daha iyi anlaşılır. Keza Mustafa Kemal Atatürk, Einstein, sayısız bilim adamları deyim yerindeyse ot gelip saman gitmeyenlerdir.

Mü’min her gün bilgiyi aramak, birşeyler öğrenmek ve faydalı işler yapmakla mükelleftir. Kahve köşelerinde yapılan muhabbetlerin ve miskinliklerin, faydasız iş ve sözlerin, nafile ve gereksiz amellerin kimseye faydası yoktur ve Yaratılışa zerrece katkı sağlamaz.

Oysa Allah insanların kendisine yardım etmesini ister ki vaadi kendisinin de o yardım edenlere yardım edeceği şeklindedir. Allah’a yardım etmek ise saman gitmemek yani yaşarken Allah’ın sınırlarını yeryüzüne egemen kılmaya çalışmaktır.

Rabbim kullarını kuru bir ot gibi biçare ve erdemsiz vaziyette berzah ötesine gitmekten muhafaza eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir