Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Para ve servet putları
imanilmihali.com
Para ve servet putları

Para ve servet putları

Para ve servet putları modern zaman putları arasında yer alan şirk öbeğidir ve lükse, israfa, paraya tapmaktan, maaşı verene tapmaya kadar giden geniş bir yelpazede kendisini gösterir.

Para ve servet putları

Para, siyonizmin madde anlamında en değerli silahıdır ve servetler biriktirmek ancak imanı zayıf insanlara mahsustur. Servetle şımarmak ve büyüklenmek ise Kur’an’ın lanetlediği hallerdendir.

İslam’da zenginleşmek yoktur, servetler biriktirmek ve bu servetlere güvenip tevekkülü bir kenara bırakmak yoktur. Aksine ihtiyaç fazlasını infak etmek ve lüks ve israfa esir olmamak, dünya malına çokça tamah etmemek ve nimetlerle şımarmamak vardır.

Nefis ve şeytan, kula paraya tapmasını, para için köle olmasını, istediği herşeyi sınırsızca elde etmeyi, bunun için gerekli olan parayı da nereden ve nasıl olursa olsun bulmayı emreder.

Mesaileri parayı teminle geçen insanlık rızkı verenin Allah olduğunu unutarak parayı yani maaşı veren patronu ilahlaştıran, maaş adı altında devletten yontulan paralarla israfa imza atarken maaş işlerini kağıda dökenleri veya aracı olanları peygamber seviyesine çıkarır. O maaşın hak edilip hak edilmediği ise ayrı bir inceleme konusudur.

İşe haram karışması ve hakka hizmet etmemesi paraya tapmanın en riskli ve tehlikeli yanlarındandır ve ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işe girmek, işte kalabilmek ve paraya sahip olabilmek için verilen tavizlerin sınırsızlaştığı modern zamanlarda tüm ahlak duvarları da teker teker yıkılmaktadır.

Zenginin kürkü ile fakirin ekmeği arasında daima kürkten yana olan kesim muhakkak ki helal kazancın veya alınterinin değerini inkar edenlerdir ve dini açıdan bu yanlış tercihleri başlarına da topluma da beladır.

Paraya alıştırılan, para ile beslenen daha sonra parasızlık korkusuyla korkutulan, kolay paraya alışan, parasız kalmaktansa şeytana yem olmayı dahi göze alan bu putperestler için o paranın layık, hak, helal olup olmamamsının da kıymeti yoktur, olmamıştır.

Peşinden koştuğu ve köle olduğu dünya mallarına, servetlere sahip olduktan sonra yine o parayı lüks ve israfa harcayanlar, lüks ve konforlu yaşam adı altında bir zulme imza atarlar ki onların bir ayda sarf ettiği bedellerle bir mahalle halkı bir ay boyunca dilediğince beslenebilir.

Pırlantalar, yatlar, pahalı kıyafetler, dünya turları karşısında aç olduğu unutulan komşular ve halk ise ahirette aleyhte şahit olacak olanlardır. Kürklere, pahalı otomobillere dökülen milyarlarca para aç ve muhtaçların ahirette kurtuluşu, zengin şımarıkların boyunlarına ateş halkaları olacaktır.

Vergi kaçıran, az maaş veren, pahalı mal satan, yüksek kar gözeten patronlar için neredeyse karın tokluğuna çalışan kesim de patronlardan ahirette elbette alacaklı olacaktır.

Şeytan patrona daha çok serveti, yoksulları görmemeyi, çalışana az maaş vermeyi, vergi kaçırmayı, özel harcamalarını gider gösterip vergiden düşürmeyi süslü gösterir ki zenginlerin azgınlığı cehennemde son bulsun.

Namuslu ve dindar (infaklı, mert, adil, hakkaniyetli, dürüst vb.) işveren kesim için lafımız elbette yoktur. Lakin bunlarda bıçak sırtındadır ki her an gaflete düşebilecek kadar tehlikededirler. kendileri olmasa bile aileleri buna gayet müsaittir.

Şeytan yoksula da neden daha çok para kazanmayasın? Senin neyin eksik? Haram olsun para paradır! Paran varsa dünya güzeldir! gibi sayısız fısıltıyla dünya malını süslü göstererek kandırır. Oysa dünya malı oyun ve eğlence, sınav metaadır.

Şeytan süslü gösterir

Şeytan nefsin dürtülerini çok iyi bilir ve imanı zayıf kullar kanıverir.

Para her şey olunca paraya giden tüm yollar mübah, parayı veren herkes kutsal olur ki şirk çanları bu anda çalmaya başlar. Buraya kadarkiler günah boyutundayken bundan sonrakiler tamamen şeytana hizmetle alakalıdır.

Rızkı ve nimeti veren Allah’ı unutup, unutturup rızkı ve nimeti veren makamına bir kulu oturtmak şirkin kallavi halidir. Dünya malını esas alıp ahiret nimetlerini unutmak, sınavı bırakıp dünya için yaşamak, imanı terk edip servetle şımarmak Allah’ın sınırlarına da aykırıdır.

Pırlantalara, kürklere düşkünlükler yoksulu ve muhtacı görmemek, kim dediyse kırkta bir oranındaki zekat masalı ile teselli bulmaktan başka bir şey değildir.

Hz. Peygamberin sünneti

Kur’an mü’mini ise sünnetlerden de istifade ile bilir ki ayetin de Hz. Peygamberin de infak miktarına dair işareti kırkta bir değil, ihtiyaçtan fazlasıdır. Bu nedenle Hz. Peygamber vefat ettiğinde bir lirası yoktur. Bu nedenle Hz. Peygamber ‘komşusu daha uzun süre yemek yemediği için daha açtır diye yemeğini onlara verdiğinden’ nice akşamlar aç uyumuştur.

O biriktirmeyi ve servet sahibi olmayı dileseydi bugün Arabistan yarımadasının dörtte biri O’nun olurdu. O paraya düşkün olsaydı vefatında ardında sayısız servet bırakırdı.

Dünya malı sevmek ama abartmamak içindir. Şehvetin de hırsın da gururun da fazlası nasıl zararsa servetin de fazlası sahibine faydadan çok zarar verir. kaldı ki bu servete aşık olmak, müptela nispetinde bağlanmak insana her türlü kötülüğü yaptırabilir ve nihayet biriktirilen servetlerle unutulan tevekkülün yerini tatlı hayaller, haram rüyalar, sabahsız akşamlar almaya başlayınca da cehennemden kurtuluş mucizelere kalır.

Servetle şımarmak ve büyüklenmek ise beraberinde aşağılamayı, hor görmeyi getirir ve iman kardeşliğini bozan en büyük etken de budur. Peki iman kardeşliğine bu en büyük darbeyi vuranlar müslüman veya imanlı kalabilir mi? Elbette hayır! Bunların tankla tüfekle savaşmasına gerek var mıdır? Yoktur çünkü ezerek, zulmederek, yok sayarak, aşağılayarak geniş kitleleri köpek yavrusu gibi görenler için artık iman kalpte misafir edilemeyecek bir nimettir ve artık servete güvenenlerce o imana gerek de yoktur.

İmanı gereksiz sayan, servete tapanlar organizasyonunun baş mimarı şeytanla bir olan bu sözde seçkinler Kur’an ayetlerini inkarla da ayrı bir günaha dalarlar.

İslam ise bunları tümden reddeder ki huzur, barış ve esenlik ve sadece Allah’a teslimiyet demek olan İslamiyet, huzuru bozan, barışı zedeleyen, esenliği sadece belli kesime tahsis eden, sadece Allah’a değil Allah ile birlikte başka mal ve servetlere teslim olanları kendisinden saymaz.

O halde şeytana, nefse, kişilere tapmak kadar bela olan bu servete/paraya/dünya malına tapma idraki imanı da İslamı da yok eder, kulu nasipsiz bırakır.

Özetle;

Aşırı dünya malı sevgisi tüm kötülüklerin başıdır ve lüks yaşam uğruna feda edilenler ahireti karatmaya yeter de artar. Para modern yaşamın gereği olsa da ellerimizin kiridir ve helal olmak zorundadır. Peygamberimizin buyurduğu gibi bir havuzda bir damla idrar olsa o suyu kimseler içmez. Demek ki kazanç ve birikimlerde bir damla haram varsa o para külliyen haramdır ve helal hale getirilmesi gerekir.

İnfak kırkta bir filan değil ihtiyacın fazlasıdır. Zekat, fitre, sadaka hep bu nispettedir. Bunu yok sayıp zenginleşmek başkalarının açlığına rağmen israfa ve konfora yeltenmektir. Bu aynı zamanda sünneti de yok saymaktır.

Para için her şeyi yapmak, mallar için Allah’ın sınırlarını hiçe saymak sadece günah olamayacak kadar beladır ve şirke yelken açmak, o para ve malları ilahlaştırmak, yaşam gayesi edinmektir.

Parayı vereni kutsallaştırmak ise hem kutsallaştıranı hem de kutsallaştırılanı şirke sevk eder.

Hakkı ödemeyen, zekatı vermeyen, vergi kaçıran, maaşları düşük tutan, ailevi giderlerini bile şirket sermayesinden ödeyerek gider göstermek suretiyle vergi vermeyen ve hatta zarar gösterip devletten yardım dahi alanlar içinse tüm halkın ahiret alacağı hasıl olur.

Hak etmediği maaşı, parayı, serveti kazananlar, para uğruna şeytan işi pisliklere el uzatanlar, kumara batanlar, aile nafakalarını olmadık maceralara harcayanlar, lüks ve israfı yaşam tarzı yapanlar, hava atmak uğruna zavallı hayvanları kürkleri için hunharca katledenler bu yazıyı iyi okumalıdır.

Kimse paraya tapıyorum demez, kimse patrona ilahlık yakıştırmaz, kimse biriktirdikleri servete güvenip tevekkülü terk ettiğini itiraf edemez ama bunlar için asıl olan niyet ve alışkanlıklardır ki dil söylemese de durum budur.

Para ve dünya malı sevgisi için mübahın terk edilmesi bir yere kadar günah işleme hürriyeti alanındadır lakin bunun ötesi yani müptelalık derecesi, şımarma ve kibir derecesi açık veya gizli şirk sınırlarındadır ve yoksulu görmemek veya aşağılamak iman kardeşliğine vurulan en büyük darbedir.

Mü’min, Hz. Peygamberin sünnetine uygun parayı elin kiri kabul eden, oldukça paylaşan yokluğunda sabreden ama helal ve hak yoldan ayrılmayan, rızkı verenin Allah olduğunu bilendir.

Müşrik ise şeytana tabi olan, nefsin ve kişilerin güdümüyle yaratılmışları ilahlaştıran, nihayetinde yine şeytanın hilelerine köle olandır.

Rabbim mü’min kullarını; aşırı dünya sevgisinden, servetle şımarmaktan, büyüklenerek aşağılamaktan, paraya köle olmaktan, para verenlerin kulu olmaktan uzak eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir