Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman damlaları / paraya nasıl tapılır?
imanilmihali.com
paraya nasıl tapılır

paraya nasıl tapılır?

paraya nasıl tapılır?

Bir kimseyi ben paraya tapıyorum derken göremezsiniz dahası herkes paranın elimizin kiri olduğu konusunda hem fikirdir. Ama para kendisine bu kadar tapıldığı içindir ki dünya bugün kötülük denizlerinin en pis kokulu koylarına dökülen atıklarına benzemektedir. Tüm dünya paraya tapmakta, para bir modern zaman putu şeklinde rağbet görmektedir. Kim ne derse desin şeytan kibirleri kullanıp insanı güce tutsak etmiş, gücü para ile eşitleyerek insanları onsuz bir yaşam olmayacağı hususunda ikna etmiştir.

Tüm dünyevi sistemlerin bir ekonomik izahının olması bunun en büyük göstergesidir.

İlahi sistem, Rabbimizin dilemesi doğrultusunda saadet, huzur ve esenlik temennisiyle buluşan, tevazu, kardeşlik, samimiyet ve yardımlaşma sistemidir. Yaratılışın gayesi de zengin veya güçlü olmak değil, Rabbimizin fıtratta bağışladığı emanetler ile insana ve kula yakışır tarzda yaşamak ve salih ameller üretip, imanı muhafaza etmektir.

İlahi sistemin paraya ve zenginliğe karşı olmayanların savunusu elde ettikleri gücü mübah saydırma girişimidir.

Dinen zekat ve infak limitlerini belirleyenlerin kullar olduğu unutulmadan paranın, malın, evlatların sınav alameti olduğunu bir yana bırakmadan şöyle söylemek lazım gelir; ihtiyaçtan fazlası kula yüktür, vebaldir.

Paranın bu denli egemen ve vazgeçilmez olması muhakkak tesadüfi değildir. Öyleki şeytani sistem önce parayı maddeleştirmiş, sonra onu değerli kılmış, sonra onu elde edilmesi gereken kıymet olarak tanımlamış ve nihayetinde diğer tüm sistemleri onunla bağdaştırarak parasız yaşamın mümkün olmayacağı fikrini kalplere bıçak gibi saplamıştır. Modern zamanların, medeniyet ve imparatorlukların kabulü hep bu şekildedir.

Sonrasında parasız kalan güçler, güç sayılmaz hale gelmiş, parayı bulmak adına borçlanma, faiz, tefecilik, imtiyaz gibi bir sürü rezillikle kapitalizm denen paraya dayalı bir yaşam ve inanç sistemi doğurmuştur.

Bu yazılı olmayan hukuk insanca yaşamı para ile bağıntılı hale getirmiş ve insan parası ölçüsünde insan olabilmiştir. Paraya ulaşamayan, parayı yitiren veya parayı arzuları için yetersiz bulanlar ise ona ulaşmayı gaye edinmiş ve kolay paraya yönelmiştir. Bu kolay para peşinde haksızlık ve zulümleri, kibir ve büyüklenmeyi getirmiş, sonuçta kullar paraya sahip olabilmek adına sayısız cinayet ve kötülüklere imza atmıştır.

Haram ve helal kavramı para bahsinde en önemli hususlardan biriyken güç ve makam hırsı ile kavrulan bedenler bunu göz ardı etmiş, rüşvet, hırsızlık, hortum gibi helal olmayan yollardan edinilen mal ve paralarla zekatlar verilmiş, infaklar edilmiştir. Sonuçta tüm dünya ekonomik havuzuna damlayan idrar damlaları ki bu örnekte haram paralardır, tüm gelirleri adeta haram tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır.

Faizin, ribanın, tefeciliğin, haramın, hırsızlığın, haksız kazancın Kur’an’da yasaklanması, bilakis ihtiyaç fazlasının özendirilmesi para ile alakalı bahislerin önemine yapılan vurgulardır.

Paranın putlaştırılmış olduğu gerçeğinin izahı bu satırlarda gizlidir.

Put kendisine ilah diye, yedek ilah tanımı ile, şefaat aracı olarak tapılan varlık veya nesnedir. Tapılan cismani maddenin arka planında çoğu zaman arkasında bir varlık vardır.

İşte para modern zaman putudur. Arkasındaki varlık güç gibi görünse de şeytandır.

Rızkı ve nimeti, dilediğine az dilediğine çok ama tek başına bahşeden Rabbimizdir. Bu O’nun dilemesi ve yapacaklarını görmek istemesi ile alakalıdır. Yani zenginlikte kulum azacak mı, infaka yönelip şükredecek mi? Yoklukta sabredecek ve tevazu ile doğru yoldan uzaklaşmadan yaşamaya devam edecek mi diye görmek istemesidir ki bu dünya sınavının mali boyutunu teşkil eder.

Şeytan ise haset ve kibir ile kulu güce, Allah’ın rızık olarak bahşetmediğine özendirir ve haram bile olsa ona sahip olması için kulu zorlamaz ama kışkırtır. Zaten şeytan asla zorlamaz sadece güzel gösterir ve aldatır.

Yeşil dolarlara duyulan bu heves bilinçlerde bir gaye olarak filizlenir ve kul açlık duymaya, heves etmeye başlar. O andan itibaren ilahi savunma mekanizmaları yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar ve kanaatin yerini açlık ve şehvet alır. Hayaller gerçeğin üzerine çıkar ve sanılır ki para tüm mutlulukları getirecektir.

Kul, heves ve açlığını bastırmak adına yasa dışı yollara, baskı ve kuvvet kullanmaya, çalmaya, aldatmaya başlar.

Kumar bu işin bir başka boyutudur. O illet de aynı hevese hizmet eden ama daha riskli olan beyhude bir uğraştır.

Velhasıl kul bir müddet sonra gerçekten paraya kavuşur ve Rabbimizin de gösterdiği rıza ile zenginleşir.

O andan itibaren kulun duaları da malını kaybetmemek, gücü yitirmemek üzerine şekillenir. Yakalanan sözde hayat standardı kulu ne olursa olsun bu statüyü kaybetmemek gereği üzerine odaklar.

Kul parayı artırmak, paranın idamesini sağlamak adına o andan itibaren tüm engelleri (zekat dahil) kendisine düşman görür ve parayı kıskanmaya başlar.

Öte yandan bu para ondaki alışkanlıkları ve yaşam şeklini de külliyen değiştirir. Pahalı kıyafetler, israf ve lüks tutkusu kulu esir alır ve böylece paraya daha fazla esir düşer. Girdiği bu kısır döngü bir taraftan daha çok para harcamaya ve gösterişe davet ederken diğer yandan bu hayatın devamı için daha çok para kazanmaya iter insanı.

Zaman para kazanmak veya artırmakla alakalı olur. Mekân paranın kazanılacağı mekânlar olur. İman ve ibadet para bahisleri bittikten sonraki zamanlara ertelenmesi gereken bir hobi oluverir.

Şeytanlaşma makamı bu noktadan bir adım sonrasıdır ki kul kazandıklarını kendisi kazandı, hak etti sanır. O mal ve paraların vebalini düşünmez, dağıtmaktan korkar, cimriliğin servetini artıracağı kanaatine varır. Kul bu noktada sınır tanımaz azgınlıkları ile sinsi, gizli işler peşine düşerek başkasının ırzına, malına, servetine ortak olmayı arzular. Şirket ortağını, mirasçı kardeşini bile düşman görür ve ondan çalmayı diler.

Bu dilekleri onu yasal ve mübah olmayan yollara sevk eder ve helak hak olur!

Onun için paranın kazanılması yolları mübah ve gerçek, din bir hobi ve afyondur. Nimet ve rızıklar kişinin emeğinin sonucudur ve Allah onu sevdiği için bu nimetleri bahşetmiştir. Allah’ın dileseydi zenginleştireceği kullarına onun parasal yardım yapmasına gerek yoktur. Çünkü Allah onların fakir kalmasını istemiştir. Para, paranın değerini bilemeyen insanların eline geçmemesi gereken bir güçtür ve güçsüzler patronlara köpekler gibi çalışmaktan başka bir gaye için yaratılmamışlardır. Para hayat demek, din demek, nefes almak demektir. Bunun manası şudur; para tapılacak en değerli belki de tek ilahtır. Öteki dünyada kula bahşedilen güç ve enginlik devam edecektir ve o şımarık insan ahiret yurdunda da zengin ve şaşalı yaşamaya devam etmeye hakkı olandır!

Bu zavallı yaşam şekli; küfrün, şirkin, günahın ve haramın tanımına son derece uygun olan rezil hayat ve dini anlamak, Rabbimizi tanımamak demektir.

Şimdi paraya tapmak demek ile kast ettiğimiz mana sanırız berraklaşmıştır. Köyünde davar güderken duyduğu saadet ile yetinmeyip, büyük şehirde mafyalaşan ve paraya kavuştuktan sonra köyünü, atalarını, tevazuyu ve dini unutan kullar örneği budur.

Bu insanların namazı yeşil dolarlar niyetiyle kılınır, secde diye başını koydukları yer altın külçeler, altlarındaki seccadeler ise ezdikleri emekçiler ve işçilerdir. Bunların dua ve tevbeleri dolarlarla alakalıdır. Bunların infaktan anladığı gösteriş ve kandırmacadan ibarettir. Bunlar vergi vermekten imtina ederken gösteriş için üç koyunu yan yana kurban eden münafıklardır. Bunlar fakirlere lanetlik kullar gözüyle bakanlardır. Bunlar şeytana taparken önlerine konan paraya taptıklarını sanan müşriklerdir.

Paranın dünyaya egemen olmasının bir Yahudi temennisi olduğunu, paraya sahip odakların tamamına yakınının Yahudi kökenli veya Yahudi hizmetkârları olduğunu artık anlamak gerekir. Bu güç insanları, toplumları, devletleri adeta köleleştirecek kadar büyük bir etkiye sahiptir. Siyonizmin en temel gayesi savaşmadan ülkeleri esir almak ve bunu en çok para ile yapmaktır.

Onlar paraya önem vermezler ama dünyayı o kirli paralarla zindana çevirme gayretindedirler. Ve zavallı para tutsakları, ihtiyaç duyulan ortalama gelirden sonrası için çırpınır dururlar. Sahte hayaller uğruna kardeşler öldürülür, kalpler kırılır, haram lokmalar boğazlardan aşağı iner.

Bu abartılı bahsi sokaktaki insana indirgersek te karşımıza şöyle birkaç misal çıkar; otobüse binerken bilet basmayan, vergi kaçıran, şirketini zarar gösteren, dilenci ile karşılaşınca yüzünü çeviren, kestiği kurbanı dağıtmayıp buzdolabına istifleyen, verdiği borcu ahlaksızca geri isteyen, verdiği sadakayı başa kakan, mesai saatleri içinde başkaca işler ile uğraşan, kamu malından çalan, hırsızlık yapan, baskı ve zulüm ile yaşlı teyzelerin evlerini az bedelle satın alan, elmaların bozuklarını sepete müşteri fark etmeden atan, ölçüde tartıda hile yapan, varken yok diyen, tefecilik yapıp arkadaşının sıkışık anından istifade ile onu yüksek faiz ödemeye mahkum eden, faiz ve borsa verileri ile adaletsiz şekilde oynayan, lüks hayat uğruna iffetini feda eden, namussuz yollara para için dalan, fuhuşu para kazanmak için mazur gören, haram muta nikahın apara için razı olan, para kazanmak uğruna Allah’ın dinini bölen tarikat ve cemaatlere üye olan…insanlar paraya put diye tapanlardır.

Oysa Rabbimiz Allah tek ve muktedir olandır.

Paraya tapmıyorum diyenler bir daha düşünmeli, dünya hevesleri uğruna ahiret yurdunu feda etmemelidir.

Zenginliğe kimse karşı değildir lakin zenginliğin şartı; helal, hak ve mübah olması, kazanımların hayırlı işlerde kullanılması ve fakirlik zamanlarının unutulmaması gereğidir. Paranın güç olduğu kabul edilse bile mesuliyeti idrak edilmeli, para bir salih amel vasıtası olarak kullanılırken kirli açlıklar ve şeytani hevesler için alet edilmemelidir.

Servetin içinde bir miktar haram varsa o paranın tamamı haram tehlikesi ile karşı karşıyadır.

En büyük tehlike ise paranın mesuliyetini göz ardı ederek, para uğruna şeytanlaşırken ilahi sisteme düşman olmak ve Rabbimizin yolundan uzaklaşmaktır.

Bu dünyada para uğruna haysiyetini, şerefini, namusunu, kişiliğini, imanını feda edenler, ahiret yurdunda rezil bir azaba ve çetin bir hesaba hazır olmalıdır.

Çünkü kibir ve para şeytanın en büyük iki silahıdır ve şeytana tabi olanların Allah’ın rahmetinden beklentisi olamaz.

Çünkü kibir insani ve fıtrati tüm kazanımların reddi, para dünyevi istek ve arzulara tapmanın ve ahireti inkarın simgesidir.

Allah’ın rahmet ve şefaatini dilemeyenlerin de ahiret yurdunda nasibi olamaz!!!

paraya nasıl tapılır?

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman, mü’minin her şeyidir.

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR İnandığımızı iddia ederken yerine getirmediğimiz mükellefiyetler veya hepten inanmadığımızı beyan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir