Anasayfa / PEYGAMBERİMİZ / Hz. Peygambere haksızlık etmek
imanilmihali.com
Peygambere haksızlık etmek

Hz. Peygambere haksızlık etmek

Hz. Peygambere (sav) haksızlık etmek

Yüce Kur’an, Hz. Peygamberi efendi, sahip, melek diye değil, ısrarla bir beşer ve arkadaş olarak tanıtır. O’na muazzez bir elçi ve örnek Kur’an mü’mini ve Yüce Ahlak sıfatları ekleyerek üstünlüğünü anlatır ama asla ilahlaştırmaz.

“ .. Arkadaşınız Muhammed’de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır.” (Se’be 34/46)

“Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur’an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.” (Necm 53/1-4)

“(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.” (Tekvir 81/22)

İslam alemi, Hz. Peygamberi (sav) izleme ve örnek alma noktasında başlıca iki haddi aşma ve abartı hatası yapar ki ikisi de başa beladır. Bunlar ifrat ve tefrittir. Her ikisi de haddi aşmaktır ve ifrat abartmak, tefrit aşağı göstermektir.

İlki tefrit yani haddinden fazla sıradanlaştırmak. Bu düşünce O’nu din adına bir postacı mevkine koyar ve sanki tüm risalet görevi ilahi mesajı alıp insanlara iletmekten ibaretmiş gibi gösterir.

Diğeri ise ifrat ki bunun anlamı da gereğinden fazla yüceltmek, ilahlaştırmak veya melekleştirmektir. Bu düşünce ise ucu şirke varan bir bahtsızlıktır.

“Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” (Fetih 48/29)

Kur’an istikametinde sorgulanacak olursa Hz. Peygamberin sıradan bir postacı olmadığı, bilakis aldığı vahyi yaşayarak örnek seviyede gösterdiği, söz ve fiilleriyle ayetleri hayata rehber ettiği, hüküm ve muamelat alanlarında ayetlerin ışığında yönetim ilkeleri tespit ettiği, İslam’In tanınması, anlaşılması ve yayılması için çaba sarf ettiği ve din-iman-salih amel-ahlak adına insanları ısrarla Kur’an’a ve İslam’a çağırdığı muhakkaktır ki O din adına tartışma üstü olan tek kişidir. Dini en iyi bilen ve uygulayandır.

Peygamberi sıradanlaştıranların gayesi elbette cehaletten kaynaklanan gafletler yanında, dini kötülemek maksatlı odakların Kur’an’ı kötüleyemeyecekleri için peygamberi önemsiz gösterme hatta (haşa) dini kendisi kaleme alan kişi olarak gösterme arzularıdır. Bunun böyle olmadığı bu yazının konusu değildir ama Peygamberi kötülemenin dini ve dolayısıyla Kur’an’ı inkar noktasına varacağı açıktır.

İkinci bahis ise ilkinden çok daha tehlikelidir ve çoğu zaman isteyerek, aşırı sevgiyle ve hürmet gereği hem de bizzat Müslümanlar atarafından icra edilir; tefrit, yani aşırı yüceltme.

Peygamberin beşer olduğunu Kur’an sayısız yerde izah eder ki O’na başka sıfatlar verilmesin, O’nun da dini ve beşeri iki yönü olduğu unutulmasın ve ilahlaştırılmasın, din adına hüküm koyma noktasına getirilmesin.

Bu ikinci noktada çoğu zaman yobaz zihniyet ile dinci mekanizmanın etkisi vardır ve onlar evvele peygamberi ilahlaştırmak ve ardından boşalan makama bir takım sahabeleri koymak ve bundan istifadeyle de onlara atfedilen uydurma hadislerle dini dejenere etmek arzusundadırlar. Maalesef bu zarardan en çok etkilenen ise Peygamberimizdir çünkü uydurma hadisler günahsız (!) sahabeler ağzıyla doğrudan O’na atfedilir ve suça ortak edilir. Hem de kendisinin haberi yokken ve yüzyıllar sonra.

Bu parantezde ayrıca Peygamberin günahsızlığı, melekliği de gündemdedir ve O’na yakıştırılan çoğusu uydurma mucizeler ile adeta ruhani bir varlık, ölümsüz bir Yaratılmış olarak gösterilmek istenir ki bu da sonu şirke çıkan bir yoldur. Aracı ve şefaatçi tezgahları ile beslenen şirk kodamanları bu sayede Peygamberi bizzat şirklerine ortak etmek isterler.

Peygamber insandır, günahsız değildir, lakin biz buna günah demez, sürçme deriz ve din adına yanılma ve hatalarının vahiyle düzeltildiğine şahitlik eder, beşeri hayata ait günah ve sürçmelerinin affolunacağına inanırız.

Sahabeler için ise aynı şeyi asla söyleyemeyiz ki sayısız sahabe yahudi devşirmesidir, yalancı lakaplıdır, uydurma hadislerin kaynağıdır, iftira atabilen, hırsızlık yapabilen, yelek çalıp yahudi komşusunu suçlayabilen, cihaddan kaçan, vergi vermek istemeyen, zina eden, harama dalan, düşmanlık eden sahabeler vardır. Nitekim üstün sahabeler diye tanımlananların dahi din adına günah ve yanlışları vardır.

Sahabelerin günahsızlaştırılma isteği ise daha sonra onlardan rivayet edilecek ve Peygambere atfedilecek uydurma hadislerin toplumda kabul görmesine yöneliktir. Bu dincilerin en büyük tezgahlarındandır.

Peygamberimiz sıradan bir insan değil ama bir melek veya ilah hiç değildir!

Peygambere itaat, Kur’an’a ve Allah’a itaattir ama din adına hüküm koyma yetkisi Peygamberimizde dahi asla yoktur çünkü din Allah’ındır.

Şirk kodamanları peygamberi ilahlaştırıp, ilahi iradeye ortak etmek istemekle kandırdıkları kitleleri şirke batırmak isterler ki aşırı sevgi ve yüceltmenin farkında olmadan ulaşılan sonucu yedek ilah yaratmaktır.

Tekrar etmekte fayda vardır ki din ve din günü sadece Allah’ındır.

Şefaat tümden ve sadece Allah’ındır, rızkı ve nimeti veren O’dur, elçiler ve kitaplar gönderen O’dur. O, kuluna şahdamarı kadar yakın olandır.

Hz. Peygambere (sav) haksızlık etmek o noktaya varır ki O’ndan kaldığı ifade edilen sakallar, hırkalar putlaştırılır, O’nun kabirde çürümeyeceği iddia edilir, sayısız rivayetle Yüce Allah’ın huzuruna çıktığı izah edilir vs.

Kur’an mü’minleri ise O’nu bir dost Kur’an mü’mini olarak görür ve örnek alırken asla ilahlaştırmaz yani itidalli davranırlar. İfrat ve tefritten kaçınan mü’minler, O’nun sahih hadis ve sünnetinin Kur’an kaynaklı olduğunu bilir, O’nun dini Kur’an’dan öğrendiğini kabul eder, O’na Kur’an’a aykırı bir şey yakıştırmazlar. Öte yandan O’nu melek veya ilah mertebesine asla çıkarmaz, tek efendi olan Allah’ın yanına efendi olarak oturtmazlar.

Şefaat ve aracılık vesilesi yapıp Peygamberi putlaştırmayan-ilahlaştırmayan mü’minler, O’na ve ehlibeytine saygılı ve sevgilidir.

Kur’an mü’minleri, Kur’an’ın, Peygamberi ilahlaştırmamak emrine sadık kalırlar, sıradanlaştırmaya çalışanlara da gerekli cevabı verirler.

Netice olarak Peygamberi haddinden fazla önemsizleştirmek kulu küfre veya haddinden fazla büyütmek şirke götürür. Doğrusu O’nu arkadaş ve beşer bilmek ama din adına tartışma üstü mevkiye oturtmak, bunu yaparken ikahi vasıflarla melekleştirmemek, putlaştırmamaktır.

Peygamberimiz, 23 senelik risaleti ile ümmete İslam’ı tanıtmış, yaşayarak göstermiş ve görevini tam ve en güzel vaziyette yaparak tüm faniler gibi aramızdan ayrılmıştır. O’nun sünneti O hayattayken ve vefatından kısa bir süre sonra daha devam etmiş ama uydurma hadislerin devreye girdiği andan itibaren güvenilirliğini kaybetmiş, sayısı milyonlara varmıştır.

Kur’an ise ilkeler kitabıdır, evrenseldir, Allah korumasındadır. Sünnet artık yerini KUr’an’a devretmiştir ve doğru, tam bilgi daima ve sadece Kur’an’dadır.

Günah, haram, sevap, helal, şirk, küfür vs.. Kur’an iledir.

Peygamberimizin üzerimizdeki hakkı çok büyüktür ve buna haksızlık yapmak kimsenin harcı değildir çünkü bu hak kolay kolay ödenmez. Peygambere yalan söyletenlerin vebali zaten tartışmasız vaziyette ebedi cehennem ateşleridir.

Kula düşen o rahmet Peygamberinin örnek hayatını ve inancını almak, tanımak, hayata yansıtmak, dini Kur’an’dan öğrenerek bu sayede Peygamberin beşeri yani örfi yanlarını dinleştirmek tehlikesinden kurtulmaktır.

Peygambere haksızlığın bir modeli de budur ki O’nun kavimsel veya örfi olarak yapageldiği bir takım şeyler dinleştirilmeye çalışılmaktadır ki arapçılık, kabilecelik ve giyim tarzı bu anlamda en başta gelir.

O, muazzezdir, güzel ve güvenilir insandır. Ama insanoğlu zalim, cahil ve nankördür ki o muazzez insana dahi haksızlık etmekten çekinmemektedir.

İslam alemi, Peygamberi hak ettiği mevkiye oturtmayı artık başarmalı, ne aşağı ve ne de yukarıya taşımamalı, küfür veya şirke bulaşmadan, O’nun örnek Kur’an ahlakını örnek almalı ve iman ve ibadetine erişmeye gayret etmelidir.

Yoksa ahirette Peygamber tüm ümmetten şikayetçi olacaktır.

Din adına yalan söyleyenlerden Peygamberin adını kullananların ise yatacak yeri olmayacaktır!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Peygamber

Sünneti sorgulamak

Sünneti sorgulamak İman; Yüce Allah’a, Kur’an’a ve elçisi Hz. Peygamber (sav)’e itimat ve itaattir. Yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir