Anasayfa / İMAN ESASLARI / Peygamberi şirke alet etmek nasıl olur
imanilmihali.com
Peygamberi şirke alet etmek nasıl olur

Peygamberi şirke alet etmek nasıl olur

Peygamberi şirke alet etmek nasıl olur

Hz. Peygamberin; tevhid eri olduğu, Allah dostu olduğu, (ıstıfa yoluyla) seçilmiş ve son olduğu, yüce bir ahlak üzere olduğu, deli olmadığı, uydurmadığı, vahye muhatap emin bir kul olduğu, arkadaş ve beşer olduğu, merhametli ve itidalli olduğu malumdur, Allah kelamı ayetler ile sabittir, sünneti ile ispatlıdır.

Yani Hz. Peygamber Kur’an’ın yaşayan örneğidir ve zulme-şirke-şeytana aynen Kur’an gibi düşmandır ki bu nedenle sayısız cihada girmiş, tüm servetini muhtaçlara harcamış, iman ile nefes almış, tevbe ve istiğfar ile temizlenmiş, şükreden, tevazu sergileyen, hata eden ama hemen tevbe edip af dileyen, bazen Yüce Allah tarafından azarlanan ama ahiret yaşamının dünyadakinden daha güzel olacağı müjdelenen bir kuldur, resuldür.

O, melek değildir, günahsız değildir (sürçmeleri vardır lakin bunların affolunacağına inanırız), din adına hüküm koyma durumunda değildir, tebliğ ve davete mükelleftir, postacı değildir ama hesap yetkisine de sahip değildir, merhametlidir ama şefaati Yüce Allah’ın müsaade edeceği kimseler için geçerlidir.

Durum buyken sokaklardaki hatta ilmihallerdeki İslam çok daha farklı konuşmaktadır ki Hz. Peygamber bu konuşulan hal ile adeta (haşa) şirke alet edilir vaziyettedir. O’nun da başına gelenler, Hz. İsa’yı ilahlaştıranlarla aynı paralelde ilerlemektedir.Bu durumsa çok vahimdir.

İfrat ve tefrit yoluyla Hz. Peygamberi aşağılayarak, dinde bir postacı göstermek nasıl tehlikeli ve yanlış ise, (ki O’na da itimat ve iman edilmesi gerekir aksi küfürdür) O’nu aşırı yücelterek din adına hüküm koyar hale getirmek de (ki bu şirktir) o denli yanlıştır. Çünkü din sadece Allah’ındır.

Hz. Peygamber efendi değil arkadaştır ki bunu diyen Kur’an’dır. Tek efendimiz vardır ve o da Allah’tır. Bizlerde Peygambere değil sadece Allah’a kullukla mükellefiz. Peygambere kulluk dendiği anda bunun adı şirktir.

(NOT; Aynı oyun, Kelime-i Şehadet ve Kelime-i Tevhid’de dahi oynanmaktadır ki İslam’ın şartı Kelime-i Tevhid değil, Kelime-i Şehadettir. İkisi arasındaki fark şehadette Hz. Peygamberin beşer – kul olduğunun itirafı ve insanların buna şahitlik etmesidir. Tevhid kelimesinde ise sadece Resullük vardır. Yani İslam’a girmenin ilk şartı Hz. Peygamberin kul ve beşer olduğunu da kabuldür ki bunun dışına çıkanlar dinden çıkmış olur.)

Peygamberi melekleştirmek (buda şirktir) gayesindekilerin hedefi O’nu ilahlaştırmak (bu da ayrı bir şirktir) suretiyle ve doğan Peygamberlik makamına sayısız sahabeyi (günahsız adlederek) yerleştirmek ile dini tanınmaz hale getirmek, en azından o günahsızlaştırılan sahabelerin (bu da şirktir) haberi dahi olmadan hemde yıllar sonra, peygambere atfen uydurma hadis yakıştırarak şirke hizmet etmektir.

Hz. İsa(as)’yı da ilahlaştıranlar, O’nu övmek ve sevmekten başka bir şey yapmıyordu ama sonuç şirk oldu, İsa Peygamberi Allah’ın oğlu yapmak oldu ve Hrsitiyanlık komple şirke battı.

Peygamberi şirke alet etmenin tek yolu, iman bahsinde kapı aralamak, abartarak veya azımsayarak ama muhakkak sünnet ve hadis yoluyla Peygambere yalan söyletmektir ki Peygamberin üç ruhsatının sadece birisi (risalet) doğrudan vahiydir, Allah’a aittir, dinle alakalıdır, kalan ikisi ise hüküm ve muamelattır ki bu son ikisi vahyin hayata uygulanışına aittir. Yani hüküm koyma asla yoktur, olan hükmü tebliğ, davet, yaşayarak gösterme ve takip vardır.

Dahası, Kur’an inatla ve ısrarla Hz. Peygamberin bir beşer olduğunu anlatır ki yemek yediğinden, uyuduğundan bahseder.

Acı ve insansız olan ise şudur ki daha risaletten önceki zamanlara ait bile sayısız mucize yakıştırmak gayretindeki İslam alemi hurafeleri dinleştirmekte (şirktir) gayet hünerlidir ve Peygamberin hayatına da sayısız mucize monte ederler. Aynı husus örfe ait mecburiyetlerini dinleştirmek bahsinde de geçerlidir.

Peygamberin o çöl sıcağında giydiği kıyafeti Sibirya’nın karlı dağlarındaki müslümanlara da mecbur bırakan zihniyet haklı ve adil değildir. Masum hiç değildir!

Yine köleleri azat etmede adeta servetini tüketen Peygambere köle olmak yarışındakiler, din veya sünnet adına, Peygamberin beşeri alışkanlık ve örflerini alır, ilmihallere dahil ederler, hatta yemek yemesinden oturup kalkmasına kadar ki doğal hareketlerine dahi din kisvesi verirler.

Ama aynı İslam alemi sağ elle yemek yemenin kıymetini fasiküllerce anlatırken, en hayati sünnetleri mesela kamu malına el uzatmamayı görmezden gelerek isyan ve inkarına devam eder.

Peygambere yalan söyletenler, nadiren Peygamberimiz zamanında da yaşamış Yahudi veya münafıklar ama aslen Peygamberden hatta sahabelerden onlarca yıl sonra yaşamış olanlardır. Emevi despotları veya ilk Abbasi halifelerinin sergilediği bu insanlık dışı gudubetler nedeniyle İslam bugün hala başını pislikten kaldıramamaktadır. Osmanlı da üzerine düşeni yapamamış, İslam’ı layık olduğu zirveye taşıyamamıştır.

Peygamberi ölmedi, cesedi mezarda çürümedi vb. diyenler Allah’ın hayat ve ecel yaratışına da karşı şirk suçunu işleyenlerdir.

Hz. Aişe’(ra)’nin dediği gibi, Hz. Peygamberin ahlakı Kur’an’dadır. Demek ki O’nun hayatı da yaşamı da Kur’an iledir ve Allah içindir. O’nun din hilafına söz etmesi mümkün değilken bugün mesela kabirde sorgu arapça olacak veya cennet lisanı arapçadır demek nereden çıkmıştır? Bu arapçılık değilse nedir? Seçkin ırk fikri İslam’da asla yokken, arapçılığı seçkin ırkla eşitlemek (şirktir) Kur’an’a küfür değilse nedir?

Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber’i yalanlayanlar, O’na atfen yalan söyletenler, O’nu ilahlaştırarak şirklerine ortak etmek isteyenler, Peygamberi melekleştirmek isteyenler kolkoladır. Hatta manevi olarak öldürmek isteyenler.

Bu taciz ve gayret maalesef hayatta olmayan Peygamberin sünnet ve hadisi üzerinden sürmektedir ve Peygamberin sakal tüyü olduğu söylenen bir kıla biat eden milyonlar, hırkaya veya ayak izine hürmet gösterenler, mesela Hz. Peygamberin servetini infak ettiğinden nedense hiç bahsetmez, cihadından, ahlakından, hicretinden hiç söz etmez. (Ölülerden medet ummak dahi başlı başına bir şirktir.) Varsa yoksa sakal, misvak, takke ve tespih.

Sonuç olarak denebilir ki muazzez peygamberin davası Kur’an’ı tebliğ ve davet ile zulme ve şeytanlara karşı savaştır. Hal böyleyken O’nu sevgiyle hatta bilmeden ilahlaştıracak kadar yüceltenler, tam aksine dinin postacısı görüp yalanlayanlar, O’na din adına yalan söyletenler, sünnetleri farzların üzerine çıkartanlar, Peygambere din adına hüküm koyma yetkisi verenler tevhide hizmet etmiş olmazlar.

Oyun büyük ve acımasızdır.

Aklı kullanmak ve kanmamak esastır. Kendi kızını kurtaramayacak olan (kendi ifadesidir) Hz. Peygamberin tüm ümmeti kurtaracağını farz etmek enayiliktir.

Veda hutbesinde insanlığa Kur’an’ı ve ehli beytini miras bırakan O’dur. Yani demek istemektedir ki sorulacak muhatap artık yoktur, din tamamdır, sünnet bitmiştir, din adına bakılacak tek yer sadece Kur’an’dır. Çünkü o tartışmasızdır, Allah korumasındadır. Yine ahirette ümmetinden Kur’an’ı hayatın dışına atmakla şikayetçi olacak olan da O’dur.

Dinin, tevhidin en mükemmel yaşayanı, en örnek Kur’an ahlaklısı, hayatını imana adamış en değerli insan Hz. Peygamber, fani ömrünü layıkıyla ve inşallah Allah rızasıyla tamamlamış ve aramızdan ayrılarak ahirete intikal etmiştir.

Vefat haberi geldiğinde Hz. Ömer bile kendisini bu dehşetli ânın tesirinden kurtaramayarak şöyle bağırmıştır:

“Resûlullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa’ya ârız olan saika gibi bir saika arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim.”

Buna mukabil Hz. Ebubekir’in Peygamberimizin vefatından hemen sonra dışarıya çıkıp seslenmesi ve okuduğu ayet tüm İslam alemine ders ve örnek olmalıdır.

“Kim ki Muhammed’e (a.s.m.) tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed (a.s.m.) ölmüştür. Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa bilsin ki, Allah Hayy’dır, ölümsüzdür.”( Buharî, 3:95)

Sonra da şu âyet-i kerimeyi okudu: “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Al-i İmran 3/144)

Yani o muazzez elçi hayata veda etmiş, geriye baki Kur’an kalmıştır. Ömrünü Kur’an, tevhid ve iman uğruna yaşayan bir kula Yüce Allah’ın bildirdiği şekilde kıymet vermek, gönüllerde O’na karşı sevgi ve saygı beslemek borcumuzun borcudur. Lakin bu sevginin miktar ve mahiyetini de yine bize bildiren Kur’an’dır ve ayetler Peygamberin ilahlaştırılmasına ve bu sayede şirke alet edilmesine kesinlikle karşıdır.

Bunları yok sayıp, Kur’an’ı duvara asıp, sünnetlerle yatıp kalkarak, uydurma hadisleri dinleştirerek dine yön vermek tevhide değil şirke hizmettir, Allah’a değil şeytana çalışmaktır.

İslam alemi, bir an önce bu ölüm uykusundan uyanmalı ve israiliyat/arapçılık/hurafecilik kasırgasından çıkmak zorundadır yoksa telef olacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır Başlık bu olunca akıllara hemen Müslüman devletlerdeki milyarlarca insan gelir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir