Anasayfa / PEYGAMBERİMİZ / Peygamberimizin hayatı müminlere mucizevi ihbardır
imanilmihali.com
Peygamberimiz

Peygamberimizin hayatı müminlere mucizevi ihbardır

Peygamberimizin hayatı müminlere mucizevi ihbardır

Hz. Peygamberin (sav) ahlakı Kur’an ahlakıdır

Hz. Peygamberimizin hayatı müminlere mucizevi ihbardır çünkü O’nun gerek risalet öncesi ve gerek nebilik sonrası hayatı gelecek zamanlara, diğer mekanlara ve ahir zaman müminlerine de örnektir. sadece Kur’an ahlakı yönüyle değil, cehalet dönemi yaptıklarıyla da, vahiylerin nuzulüyle birlikte sergilediği Kur’ani ahlak ile ve kendisine gerek Mekke müşriklerince, gerek yahudilerce, gerek münafıklarca yapılanlar ile de Peygamberimiz tüm inananlara ve dünyaya emsal teşkil eder.

Peygamberlerin sonuncusu durumundaki muazzez peygamberimiz nasıl ki dünya yaşamının ikindi vaktiyse ve akşam ezanına az zaman kaldıysa hayatı da tüm dünyaya ve İslam alemine bir ihbar, ikaz, öğüt ve reçetedir.

Risalet öncesi zamanlarda Peygamberimizin durumu

Özetleyecek olursak risalet öncesi zamanları bizlerin dini tanımaz, dine mesafeli ve hatta dini inkar hallerimize benzerdir ki bugün maalesef dünyanın çoğu müslüman ülkelerdekiler dahil tarifi imkansız bir inkar halindedir, vurdumduymazlık içindedir. Ama Peygamberimiz o zamanlarda bile ahlakını ve sevgi dolu yaklaşımlarını, merhametini muhafaza edebilmiş, o zamanlarda da dünyadaki zulüm ve kötülükleri bitirebilecek bir arayışın içine girmiştir. Bu zamana denk getirirsek en katı inkarcı veya vurdumduymazın bile kendisine sorması gereken soru şudur ki; “bu kadar kötülük yeryüzünde nasıl olabilmektedir?” İnancı zayıf olanlar bile bu soruyu kendisine sormalı, kafa yormalı ve cevabı samimiyetle itiraf etmelidir.

Ticaret ahlakından, evlilik hayatına, şehir konseyindeki kararlarından gözlemlerine, yardım ve paylaşımlarından köle azat etmelerine kadar Peygamberimiz her alanda doğruluk ve dürüstlükten ayrılmamış, adeta vahyedilecek olan İslam’a yakışır haller içinde olmuştur. Günümüz insanının hem de İslam’a rağmen yapageldiği ahlaksızlıklar akıllara zarardır.

Mekke oligarşisinin tüm alışkanlık, zorlama ve örflerine rağmen O asla putlara tapanlardan olmamış, onlara kurbanlar kesmemiş, Kabe’deki putlara anlam verememiştir. Zamane müslümanları ise sayısız puta tapar, sayısız kişi ve varlığı ilah edinir haldedir.

Yine Peygamberimiz zamanı semavi din olarak taraftar bulan yahudilik ve hristiyanlık kendisince hak din olarak kabul görmemiş asla onlara taraf veya teba olmaya kalkışmamıştır. Onlardaki insan eliyle şekillenmiş yapay dini keşfedebilen Peygamber, o halleriyle, o dinleri Allah dini kabul etmemiş, o din mensuplarına da bu düşüncesini telaffuz etmiştir. Günümüzdeyse sayısız müslüman batılılaşma veya modernlik adına o batıllaşmış dinlere teba olma gayretindedir.

Tek eşli, ahlaklı, çalışkan, namuslu, güvenilir olan Peygamberimiz İslam öncesi bile bu haldedir. Öyle ki kent konseyi dahil tüm kavimler kendisine “el-emin” yani en güvenilen kişi lakabını vermiştir ki bu hem dostlar yani kendi kavmi hem de düşman veya rakip kavimler için bile geçerlidir. Yani kimse Peygambere yalan, iftira, haksızlık yakıştıramamış, kendisi de (zamane kabul, örf, ihtiyaç, kamu yararı, ticaret usulü, haram ay uygulamaları ve yasalarına göre) adalet ve haktan asla ayrılmamıştır.

Okuma yazma bilmediği halde, şiir yazmayla hiç uğraşmadığı halde, ticaret le uğraşan (kervan ticareti), ticaretten çalmayan, hile yapmayan, serveti bulunmayan ama aranan ve güvenilen birisi olan Peygamberimiz fakirliği de, müşrikler içinde yaşamayı da, evliliği de, zulüm ve savaşları da, kavimler arası çekişmeleri de, Kabe’yi de, putlara tapan müşrikleri de, Kabe’yi ticarethaneye çeviren Mekke’lileri de görmüş, ata kabullerinin bol olduğu zamanlarda bile yanlış ve akla yatkın olmayanları reddetmeyi bilerek ayakta kalmayı becerebilmiştir.

İnsanların putlara ve dolayısıyla putların ardındaki varlıklara (cinlere) tapa geldikleri o zamanlarda o asla cinlere, şeytanlara tapma yoluna gitmemiş, kahinliğe yanaşmadığı gibi vahiylerin ilk gelişiyle birlikte kahin olmaktan korkmuştur.

Risaletin başlaması ile Peygamberimizin durumu

Vahiylerin gelişinden hemen öncesi Peygamberimizin hak din ve adalet arayışı, yaratılışın gayesi ve bunca kötülüğün sebebini bulmaya yönelik kaygı ve endişeleri zirveye çıkmış, kendisini sık sık inzivaya çekmiş ve derin düşünce ve arayışlara girmiştir. Etrafındaki çok az insanla paylaşabildiği bu düşüncelerine destek bulmayı bırakın kendisine cin çarpmış muamelesi yapılmasından bile korkmuştur. Hatta kahin olmaktan o kadar korkmuştur ki eşi bu korkudan sonraki ayetlerin nuzulü ve Hz. Hatice’nin telkinleriyle kurtulabilmiştir.

Tebliğ ve davet konusu ise başla başına bir zorluktur çünkü akrabaları, kavmi, arkadaşları, ticaret yaptığı insanlar kendisini güvenilir ve sözü doğru kabul etseler de tamamı müşriktir ve vahyi hemen kabullenecek durumda değildir. En başta ticari menfaat kaygısı olmak üzere pek çok etken nedeniyle en yakınındakiler bile vahye önceleri hep ayak diremiştir.

Yakındakilerin iman etmesiyle yavaş yavaş başlayan aydınlanma süreci ile cesaret ve güveni arttıkça ikna gücü de artmış, peşisıra gelen ayetlerin ferahlık verici müjdeleriyle rahatlamış, ayetleri ezberlemekten ve yanlış kaydetmekten hatta kaybetmekten dolayı oluşan korkuları yine ayetlerin müjdeleriyle ortadan kalkmıştır.

En yakınındakilerin bile O’na inanmaması, inananların eski alışkanlıklarını değiştirmeyi reddetmesi, para ve rüşvet teklif etmeleri, tuzak ve itiraflara maruz kalması, hayatına kastedilmesi, göçe zorlanması, taşlanması, üzerine pislik atılması, yalancılıkla suçlanması gibi sayısız toplumsal saldırı altında kalan Peygamberimiz Yüce Allah tarafından kendisine verilen önce öğrenme ve sonra öğretme (tebliğ ve davet) görevini layıkıyla yapmaktan geri durmamış, her bir imani, ibadeti veya ahlaki emri bizzat yaşayarak göstermiş ve örnek olmuştur.

Buraya kadar anlatılanları zamanımıza uyarlarsak karşımıza göz yaşartıcı bir utanç çıkar ki henüz daha ayetlerin nuzülü tamamlanmadan, pekçok sıkıntıyı hatta ölümü göze alarak kendisini İslam’a adamış bir Peygamberin nesli olarak şu anki halimiz utanç vericidir.

Mal varlığını, hayatını, evlerini, ticaretini, servetini geride (Mekke) bırakıp başka şehre (Medine) göç etmek zorunda kalan, burada tamamen yabancı bir ortamda yeni bir başlangıç yapmak zorunda kalan, sayısız cihada katılan, münafıkların tuzaklarına, yahudilerin itiraflarına maruz kalan, ailesine varan namusuz iftiralarla üzülen, vahiyler ortadayken yaşanan imansızlıklara üzülen, devlet malından (ganimetten) aşıranlar ile kahrolan ve onları cehennemlikle suçlayan, kızı Fatma’yı bile kurtaramayacağı halde nasihat etmekten vazgeçmeyen, sayısız ilah ve putla savaşırken asla tevhid çizgisinden ayrılmayan Peygamberimiz İslam’ın mucizevi örneği ve ihbarıdır.

Peygamberimizin hayatı müminlere mucizevi ihbardır çünkü o yalancıyı da, hak dostlarını da tanımıştır.

O, münafıkların İfk suresindeki gibi yalan ve iftira edeceğine, sahabelerden bile bu yalana inanıp hatta başı çekenler olacağına ihbardır.

O, en kahraman cihad erlerinin, şehit olsalar bile kamu malından çaldıkları için cehennemi boylayacaklarına ihbardır.

O, kızı Fatma’yı bile kurtaramayacağına, hırsızlık yapanın elini kesmeye, şefaatin tümden ve sadece Allah’a ait olduğuna ihbardır.

O, sevgi ve saygı dolu, paylaşmayı, eşitliği, iman kardeşliğini esas alan İslami hayat, anlayış ve ahlaka örnektir.

O, Allah sevgisine, Allah’tan korkmaya öğüttür.

O, risaleti boyunca insanları İslama daveti, tebliği ile örnektir.

O, Kur’an ile ahlaklanan, dini Kur’an’dan öğrenen, Allah’ın sevgili kulu Hz. Muhammed (sav)’dir. O’nun hayatı okuyana, anlayana ibrettir, ikazdır, öğüt ve nasihattir.

Anlamayana ise müşriklik ve kafirlik haktır.

Zamane müslümanlarının risalet öncesi Mekke müşriklerinden de geri ve zalim inançsızlıkları akıllara zarar, bahaneleri dudak uçurtacak kadar batıldır.Aklı inkar eden, imanı ve vahyi yok sayan, medeniyet adına şeytanlara köle durumuna gelen, sayısız kişi ve varlığı, servet ve parayı ilahlaştıran, boğazına kadar şirke kadar battığı halde daha şirk’i tanımayan bir İslam alemi için Peygamberimizin hayatı bir ihbardır.

O’nun yaşadıkları bizlerin ahir zamanda yaşayacaklarına ihbar ve ikazdır.

O’nun hayatı kurtuluşu dileyenlere hidayet yoludur.

O, tevhid eri, şirk düşmanı, Allah dostu, iman kardeşi, en güvenilir arkadaştır. (Efendi değildir çünkü bir tek efendimiz vardır O da yüce Allah’tır. Kur’an bu yüzden peygamberimize daima “arkadaşınız” diye hitap etmektedir.)

Rabbim bizleri doğru yola, iman çizgisine eriştirsin.

Rabbim bizlerie Peygamberimizin hayatından ilham alabilmeyi nasip etsin.

Rabbim İslam’ın ahir zaman ahllerini kaygıya değil refaha eriştirsin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Peygamber

Sünneti sorgulamak

Sünneti sorgulamak İman; Yüce Allah’a, Kur’an’a ve elçisi Hz. Peygamber (sav)’e itimat ve itaattir. Yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir