Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Peygamberimizin nebilik delilleri
imanilmihali.com
Peygamberimizin nebilik delilleri

Peygamberimizin nebilik delilleri

Peygamberimizin nebilik delilleri

Peygamberimizin nebi olduğunun en büyük delilleri; Kur’an, İslam, ibadet, ahlak ve salih amele ait tebliğ ve daveti, örnek yaşaması ve nasihat etmesidir. 

Allah’a iman, aynı zamanda Kur’an’a, ahirete ve Kur’an’ın vahyi için seçilmiş olan nebiye de imanı gerektirir. Çünkü insanlığın son dini İslam, Peygamberimize vahyedilmiş, tamamlanmış ve Allah korumasında kıyamete kadar baki kalacağı müjdelenmiştir. Bu dinin kaynağı Kur’an, elçisi Hz. Peygamberdir.

Bazı akıl ve kalplerde bir insanın ilahi vahye mazhar olmasına tam iknaya rastlanamaz ve hatta bazıları (haşa) Kur’an’ı insan eliyle yazılmış bir kitap olarak fazr eder ki bu tamamen yanlıştır.

Kur’an’ın hakikat ve yüceliği aynı zamanda Peygamberimizin de nebi oluşunun delilidir. Çünkü insan eliyle yazılamayacak kadar muazzam ve kudsi bir eser olan Kur’an ancak ve sadece Allah kelamı olmakla beşeriyet üstüdür.

Peygamberimizin nebi olduğuna dair deliller kısaca sıralamak istersek;

Öncelikle yukarıda bahsolunduğu gibi Kur’an, O’nun en büyük ispatıdır ki inkarcıların ithamına rağmen hiçbir beşeri el veya topluluk o Kur’an’ı yazamaz ve benzerini üretemez. Demek ki o ilahi vasıflar taşıyan bir eserdir ve Rahman’ın bu nimeti Peygamberimiz aracılığı ile insanlığa bahşedilmiştir.

Kur’an’ın, Hz. Peygamberimizi, peygamber olarak nitelemesi ve övmesi, örnek göstermesi, O’na biatı emretmesi de ayrı ayrı birer ispattır.

Önceki diğer dini kitaplarda da adının anılıyor olması bir başka delildir ki zamanın coğrafyasında yaşamakta olan tüm semavi din alimleri O’nun nebiliğine şahit ve ikna olmuşlardır. Nitekim semavi kitapların tahrif olmamış hallerinde geleceği konu edilmekte, son peygamber olacağı da ifade edilmektedir.

Tevrat ve İncil’de geçen, sadece bu dinlere mensup din adamlarınca bilinebilen meselelere hakim olması da nebilik delillerindendir.

Peygamberimizin risalet öncesi örnek ahlakı bir başka ispattır ki İslam’dan önce bile adeta cennet ahlakıyla yaşayan bir kimsenin risalet için seçilmiş olmasında şaşılacak bir durum yoktur.

Risaletten sonra 23 sene boyunca hak ve hakkaniyet için emek ve ter dökmüş, tutarlı, örnek, adil, sevgi ve şefkat dolu, cesur ve mantıklı, doğru ve güzel yaşamış bir kulun çoğu insanda eşine rastlanamayacak nadide karakter ve ahlakı da bir diğer ispattır.

Cihadlarda, anlaşma ve yeminlerde, lanetleşme ve danışmalarda haklı, galip ve ısrarcı oluşu da bir başka ispattır.

Keza kendisinin hayatı boyunca “emin” sıfatıyla ödüllendirilmesi, güvenilirliğinin ve ahlakının, doğru sözlülüğünün de ispatıdır.

İbadet ve amelde, affedicilik ve sabatta, öngörü ve cesarette, dayanıklılık ve feragatte insan üstü çaba ve eylemleri de bir başka delil teşkil eder.

Ayın yarılması, miraç gibi bizlerin asla temas edemeyeceği gaybi meselelerde O’na delil teşkil eder ve bunların tamamını bilmemeize de imkan yoktur.

Nice sayısız sahte peygamberin aksine O’nun insanlığı ikna edebilmesi, ahlak ve ibadetin temelini atabilmesi, inkar cephesine iman aşılayabilmesi, varlığını devam ettirebilmesi de peygamberliğinin başka delillerindendir.

İnkar ve küfür cephesinin, imansızlar güruhunun tek ve ezeli düşmanı durumundaki Hz. Peygamberin en kuvvetli delillerinden birisi de işte bu şirk ve küfür mensuplarının kendisine karşı verdiği mücadeledir. Öyleki o denli güçlü ve egemen dinlere, cahiliye inançlarına rağmen başarıyı yakalamış, kalplere taht kurabilmiştir. 

Ehlibeytin, sahabelerin sadakatleri de ayrı birer delildir.

Arap dünyasının cehalet döneminden, insanlığın en nezih toplumuna intikal etmesi, o coğrafyada tesisi imkansız inkılapların yapılabilmesi peygamberin risaletinin önemli delillerindendir. Kadınların, eşlerin, ticari malların, hak ve hukuk anlayışının kazanımları nebiliğin ispatı durumundadır. Kız çocuklarını diri diri gömen bir toplumdan iman eden bir topluma geçiş ancak risalet ve vahiy ile mümkündür ki en inkarcı akıl bile bu değişimi kabul ve tasdik eder.

Söz ve sünnetlerinden, davranış, onay veya red’lerinden dolayı bugüne değin açık, tezat, yalan, yanlışının yakalanamış olması da peygamberimizin nebilik delillerindendir.

Vahiy ile kendisine bildirilenleri önce kendisinin uygulaması, örnek olması, ibadet gibi bazı “Kur’an’da şekli tam olarak açıklanmayané meselelerde meleklerden öğrenmesi, onları görmesi, cinlerle temas/konuşma yapabilmesi de ayrıca delil teşkil eder.

Din adına tebliğ ve davette bulunduğu şeylerin güzel, kalıcı, adil ve lüzumlu şeyler olması da O’nun için delildir. Kendisinin mevki veya makam için değil hak ve adalet için ter dökmesi, para ve servet için değil eşitlik ve kardeşlik için çalışması, vefatında neredeyse bir lira servetinin olmaması da ayrı birer delildir.

Eş ve çocuklarının, damat, dünür, torun ve yakınlarının ifadeleri, yeminleri, hadis yazarlarının şehadetleri keza birer delil teşkil eder.

Ortam ve zaman müsait olduğu halde (Hristiyanlık din ve inancı nedeniyle) (haşa) ilahlık iddiasında bulunmaması, o coğrafyada yahudilik egemen iken (Üzeyir Allah’ın oğludur gibi inançlar nedeniyle) sapık ideoloji ve akımlara taraf olmaması da bir delil teşkil eder.

Zamanın güçlü ve eski/yerleşik iki dev inanç ve dinine adeta savaş açarak, cehalete, şirke, batıla cihad ilan ederek ortaya atılmak O’nun en kuvvetli nebilik delillerindendir.

Nebilik görevi esnasında müşriklerin servet teklif ederek, putlarına dokunmamasını rica ettiklerinde onları reddedişi de ayrı bir delildir.

Zamanımıza kadar Hristiyan ve Yahudi kaynaklarının, O’nun hayatına veya risaletine aykırı bir ispat bulamayışı da nebiliğinin en kuvvetli delillerindendir.

İman nedir bilmez, yazı nedir bilmezken, dine ve yazıya hakim olabilmesi de birer delil teşkil eder.

Kur’an’ın ezberlenmesindeki başarısı, tebliğ ve davetteki isabeti, ikna gücü, ayetleri kaydettirmedeki hassasiyeti, el değmezliğin müdafası uğruna gösterdiği azim ve cesaret ayrı birer delildir.

Kendi hadislerinin, sünnetlerinin ayetlerle karıştırılmaması, dinleştirilmemesi, asla kayda geçirilmemesi için gösterdiği gayret de nebiliğinin en kuvvetli delilidir. Çünkü O hiçbir zaman din tesisine çalışmamış sadece vahye elçilik ederek Allah dininin ilahi vaziyette korunmasına ve bekasına gayret etmiştir.

Gelmiş geçmiş tüm iktidar sahiplerinde görünen hasis huyların (hırs, kibir, adaletsizlik, kıskançlık, haset, fitne, yalan vb.) O’nda yer almaması da nebiliğin kuvvetli delillerindendir.

Özetle, Peygamberimizin risalet öncesi ve sonrası ahlakı, güvenilirliği, samimiyeti tartışılmazdır. O, risalet ile vahyin emir ve gereklerine uygun bir ömür harcamış, yakın çemberden uzak diyarlara kadar davette bulunarak insanlığı Allah emri ile imana ve İslam’a çağırmıştır. Kimsenin inkar ve red edemediği bu muazzez insan diğer dinlerde de önceden haber verilen peygamberdir.

O’nun en büyük risalet delili muhakkak Kur’an’dır ki tamamen ilahi bu ayetler manzumesine elçilik etmesi, ezberlemesi, öğretmesi, yaşayarak göstermesi ayrı ayrı nebilik delilleridir.

Krallık, şahlık, imparatorluk iddia ve hevesinde olmayan, servet peşinde koşmayan, vefatında adeta fukara olan Peygamberimizin dünya nimetlerinden ziyade ahiret yurdunun müjdeleri için yaşamasıda bir delildir.

Keza imanı savunmak ve tanıtmakla, tevhidi tanımlamakla geçen ömründe batıla ve şirke karşı açtığı savaşlar, kılıçla yapılan savaşlardaki insan üstü başarılar hep birer delildir.

Yüce Allah’ın Kur’an’da O’nu peygamberi ve örnek insan göstermesi, O’na biatı emretmesi de kuvvetli delillerdendir.

Gayba, kadere, meleklere, ahirete ait bazı konularda verdiği bilgiler, melekler ve cinlerle teması gibi hususlar da delillerdendir. Verdiği geleceğe ait isabetli haberlerde birer delildir.

Ayetleri kendisi yazan (!) değil yaşayan olması da nebilik delilidir ki O her söz ve davranışında Yüce Allah’ı Bir’leyen en yüce Müslümanlardandır.

Kısaca, O’nun nebiliği hak’tır, kesindir, beyyinedir.

İman, önce Allah’a ve sonra Peygambere imanı gerektirir ki Kelime-i Şehadet’te Allah’ın Birliğine yemini takip eden ibare Peygamberin var ve gerçek olduğu hakikatine yemindir.

Rabbim bizleri Peygamberimizin öğretilerinden, örneklerinden, karakter ve inancından nasiplenenlerden eylesin.

Rabbim, bizleri Peygamberimizin imanına, ibadetine, salih amellerine, merhamet ve sevgisine ulaştırsın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir 9 Eylül 1922, Kurtuluş savaşının Batı cephesinde 26 Ağustos ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir