Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İslam tarihi / PEYGAMBERİMİZİN (SAV) VEDA HUTBESİ
imanilmihali.com
veda hutbesi

PEYGAMBERİMİZİN (SAV) VEDA HUTBESİ

PEYGAMBERİMİZİN (SAV) VEDA HUTBESİ

Hz. Peygamber’in, hicri 10. yılda yaptığı Veda Haccı’nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe. Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyecegini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de onun bu sözlerini dogruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad ettiği hutbeye de Veda Hutbesi adi verildi.

Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da ve bir gün sonra yine Mina’da olmak üzere arafe günü ile bayramın birinci ve ikinci günlerinde parça parça irad edilmiştir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396). Değişik yer ve zamanda irada buyrulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivâyet edilmiş; kisinin ya da grubun duyduğunu diğerleri işitmediğinden, hutbenin tamamının bir araya toplanmasında bu farklı rivayetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç ayrı yer ve zamanda buyrulan hutbe tek bir hutbe olarak bir araya getirilmiştir.

Rasûlüllah’ın bu son haccından bir yıl önce nâzil olan Tevbe sûresinde, müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmamaları (et-Tevbe, 9/28) emredildiği için, Veda Haccı’nda Mekke’de sadece Müslümanlar vardı, hutbeyi de yalnızca Müslümanlar dinlemişti. Zaten Mekke’nin fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Rasûlüllah, Medine’den kendisiyle birlikte yola çıkan yüz bin civarındaki ashâbiyla Mekke’ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl önceki uyarı sebebiyle Mekke’de müşrik kalmamıştı; çoğunluk Müslüman olurken Mekke’yi terkedenler de vardı. Rasûlüllah, haccın bütün izahını bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslâm’ın hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı.

İslâm’ın tamamlandığını bildiren bazı âyetler de bu Veda Haccı’nda nâzil oldu. Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat’ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife’de vakfeye dururlardı. Rasûlüllah cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı âdetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat’ta vakfeye durdu. Rasûlüllah’a orada bu dinin tamamlandığı şu âyet-i kerimeyle müjdelendi: “Ey Mü’minler, şu küfreden müşrikler bugün dininizi söndürmekten ümidlerini kesmislerdir. Artık bundan böyle onlardan korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim; ve size ihsan ettiğim nimetimi tamamladım. Din olarak da size İslâm’ı seçtim”(el-Mâide, 5/3).

Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, bunun, Hz. Peygamber’in vefatının yaklaştığına delalet ettiğini anlamislar ve gözlerinden yaslar akmıştı. Gerçekten de bundan sonra Rasûlüllah seksen iki gün yasamış ve vefat etmiştir. Arafat’ta yüz binin üzerindeki hacıya hitaben bir hutbe irad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacılar tarafindan işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazılarını görevlendirdi. Rasulüllah’in sözlerini tekrar eden bu kisiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva’nin sırtında olduğu halde Rasûlüllah su hutbeyi iraç etti:

“Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey insanlar bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınızda öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir. Ashabım! Yarin Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakin benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayın. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur. Ey ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımız altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Allah’in emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalib’in oglu (amcam) Abbas’in faizidir. Ashabim! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır,’ ilk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib’in torunu (yeğenim) Rebîa’nin kan davasıdır. Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin su topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz islerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız. Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’ tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’in emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını  ve ismetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, aile şerefini korumaları ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnetmemeleridir. Eğer onlar, razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alırlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. kadınların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü’minler, size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah’in kitabı Kur’ândır. Ey mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabim! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakki vardır: Ey insanlar! Cenab-i Hak her hak sahibine hakkini vermişstir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döseğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah’in gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-i Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.”

Rasûlüllah sözlerinin burasında dinleyenlere sordu: “Ey insanlar! Yarin beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?” Ashab-i Kiram cevap verdi: “Allah’in risâletini tebliğ ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz.” Rasûlullah şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez “Şahit o! ya Rab! Şahit o! ya Rab! Şahit ol ya Rab!” buyurarak Arafat’taki hutbesini bitirdi. Hz. Peygamber günes batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Mâide suresinin üçüncü ayeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavaş adımlarla Arafat’tan inerek Müzdelife’ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile aksam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kıldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife’den Cemretü’l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina’ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi’nin diğer bölümünü irad etti.

Allah’a hamdü senadan sonra devamla: “Ey insanlar! Sizi Allah’in kitabına bağlayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. ” Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini: “Ey insanlar! Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkarda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah’in haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayini helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah’in haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman, Allah’in gökleri ve yeri yarattığı gün gibi ayni duruma döndü. Allah’in katında ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardir ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Saban’in arasındaki Receb’tir. Ey mü’minler! Bu ay hangi aydır?”-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.”-Zilhicce ayi degil midir?”-Evet Zilhiccedir.”-Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir?”-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.-Mekke Sehri degil midir?”-Evet Mekke’dir.”-Bugün hangi gündür? -Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.”Yevmü’nnahr (kurban kesme günü) değil midir?”-Evet yevmünahr’dir.

Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek “Su halde iyi bilin ki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere almak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavusacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız. Ey insanlar! Aklınızı başınıza alın da benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliğ edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur” Ardindan Rasûlüllah iki kez:”- Tebliğ ettim mi?” buyurdu. Sahabîler:-Evet ettin, deyince O;”Şahit ol ya Rab!” dedi ve tekrar hatırlattı: “Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin. “

Rasulüllah Mina’daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazırlanan yüz devenin altmıs üçünü bizzat kendi kurban etti diğerlerini de Hz. Ali kestikten sonra her deveden birer parça et alınarak pişirilip yenildi. Daha sonra traş olan Hz. Peygamber ihramdan çıktı ve Kabe’yi tavaf etti. Öğle namazını da orada kıldıktan sonra Zemzem suyunun yanına gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina’ya döndü. Rasûlüllah Mina’da geçirdiği teşrik günlerinde şeytan taşlama görevini yerine getirmiş, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmuştu. “Allah’in yardımı ve fetih geldiği ve insanların dalga dalga Allah’in dinine girdiklerini gördüğün zaman Rabbini överek tesbih et. O’ndan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir” (en-Nasr, 11I/1-3) mealindeki Nasr sûresinin nâzil oldugunu duyan Müslümanlara, hem yeni nâzil olan bu sûreyi okumuş hem de kendilerine nasihat ettiği hutbelerinden birini irad buyurmuştur. Bu hutbesinde de yine Müslümanlarin mal, can, namus emniyetinden bahseden Rasûlüllah insan haklarının temelini oluşturan bu üç hakkı tekrar tekrar ümmetine hatırlatmıştı. Değişik yer ve zamanda irade edilen bu hutbeler, tek bir hutbe seklinde bütünleştirilmiştir.

Hutbenin toplum hayatına getirdiği prensipler: incelendiği zaman Veda Hutbe’sinde Peygamber (s.a.s)’in başlıca şu noktalara değindiği görülür:

1- Her iste daima Allah’a hamd-ü sena etmek gerekir.

2- Nefis, insani her zaman şerre yöneltmek ister. Bu sebeple nefislerin ser-inden de Allah’a sığınmak lazımdır.

3- Can, mal ve ırz kutsaldır. Yaşama hakki tabii bir haktır. Irz, şeref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldırıdan korunmuş haklardır.

4- Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır. İnsanlar alişageldikleri kötü şeyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler.

5- Faiz (haksız faiz,  tefecilik) haramdır.

6-Kan davası gütmek haramdır.

7- Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hiyanet edilmemelidir.

8- Küçük büyük önemli-önemsiz her iste şeytana uymaktan sakınılmalıdır.

9- Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak, vazife ve sorumlulukları vardır. Kadınlara nezâketle davranılacaktır.

10- Hem kadın hem de erkekler zinadan şiddetle kaçınacaklardır.

11- Köle ve hizmetçilere iyi davranılacaktır.

12- Bütün Müslümanlar kardeştir. Her türlü sınıf farkları ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük fazilet iledir.

13- Zulümden sakınmak gerekir, halkın mali haksız yere yenemez, birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası için helal olmaz.

14- Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktan sakınacaklardır.

15- Allah’in Kitâb’ına ve Peygamber’in sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler.

16- İslam sadeliğinden ayrılmamak, aşırılıklara sapmamak gerekir.

17-Hak Teâlâ’ya ibadet olunacak; beş vakit namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Hz. Peygamber’in tavsiyelerine uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükafatı cennettir.

alıntı: www.firaset.net

PEYGAMBERİMİZİN (SAV) VEDA HUTBESİ

Bu yazıyı okudunuz mu?

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam “Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir