Anasayfa / PEYGAMBERİMİZ / Peygamberimizin şefaati
imanilmihali.com
cennet

Peygamberimizin şefaati

Peygamberimizin şefaati

Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. Onlar da “Gerçeği” diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür. (Sebe 34/23)

PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİ

Şefaat ne demektir?

Şefaat, Yüce Allah’ın kendi izni ve merhametiyle, mahşer günü günahkâr insanlara iyilik yapmaları için seçtiği bazı özel kurallarına yetki ve izin vermesidir. Onların bu husustaki aracılığına müsaade etmesidir. İzin ve yetki tamamıyla Yüce Allah’ın kontrolündedir. O, sevdiği bazı özel insanlara dünyadaki sadakatleri karşılığında vefasını gösterecektir. Yoksa Yüce Allah dileseydi hiçbir aracıya gerek görmeden yapacağını yapar ve bütün kullarını ya affeder veya cehennemlik ederdi. Ama dünya hayatında kendisine sadık kalan büyük peygamberlere, meleklerin bir kısmına ve şehitler gibi özel gruplara şefaat hakkı tanıyacaktır.

Mahşerde şefaat nasıl olacak?

Bu şuna benziyor: Kişi büyük suçlar işlemiştir. Deliller aleyhinedir. Belki suçu işlerken boş bulunmuş, belki bir anlık gaflete kurban olmuştur. Ama suçludur. Mahkemeye çıkacaktır. Fakat kendini savunacak ne mecali vardır, ne de hali. Büyük mahkemede kendisini savunacak, sözüne güvenilir bir aracı ister. Aracı da, mahkemede, hüküm verecek büyük makama karşı adamı anlatır. Onun halini arz eder. Adamın suç işlerken, zafiyet içinde olduğunu veya suçun büyüklüğünü anlamadığını beyan eder. Cezada indirim ister. Savunulacak hali olan bu suçluyu, en az cezayla kurtarmaya çabalar. İşte şefaat, buna benzemektedir. Büyük mahkeme müsaade etmedikçe aracının aracılığı da kabul edilmeyecektir. Bu örnekteki büyük mahkeme, Rabbimizin mahkemesidir. Aracı Hz. Peygamber’dir (s.a.v.). Suçlu olan ise günahkâr Müslüman’dır.

Mahşerde Hz. Peygamber (s.a.v.) şefaat edecektir

Mahşer âleminde, dirilme gününde Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimize şefaat yetkisi verilecektir. İslam akaid alimlerine ve bütün mezheplere göre bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. İslam tarihi boyunca, yoldan çıkmış, sapkın olarak nitelendirilmiş hariciler ve mutezile mezhebinden bazı kişiler hariç, şefaati inkâr eden hiç kimse olmamıştır.

Kadı İyaz bu konuda şöyle der: Ehli sünnet mezhebine mensup bütün alimler şefaatin gerçekleşeceği konusunda söz birliği yapmışlardır. Sapık mezhep sayılan hariciler ve mutezile mezhebine mensup bazı kişiler şefaati inkâr etmişlerdir. Bunların sözüne ise itibar edilmez. Kuran-ı Kerim şefaatin olacağını haber veriyor.

Bir ayette şöyle buyruluyor: “O gün Rahman olan Allah’ın izin verdiklerinden ve söz söylemesine müsaade edilenden başka hiçbir kimseye şefaat fayda vermez.” (Taha, 109) Sebe suresinin 33. ayeti de aynı anlamdadır. Kadı İyaz’ın da dediği gibi, benzeri ayetlerin dışında ayrıca şefaat hakkındaki hadisler -inkâr edilmesi mümkün olmayan sayıda ve yoğunlukta- bir sayıya (tevatüre) ulaşmıştır.

Bazı ayetlerde görülen ve o gün şefaatin yarar sağlamayacağı şeklinde olan ayetler ise, (Müdessir, 48; Gafir, 18 gibi) kâfirler hakkında inan ayetlerdir. O ayetler kâfirlerin mahşerdeki halini anlatır. Yüce Rabbimiz bu ayetlerde, imansız olarak ölen ve putlara tapınanlara putlarının fayda sağlamayacağını belirtmiş olmaktadır.

En büyük şefaat Hz. Muhammed’e (s.a.v.) verilmiştir

Mahşer gününde en büyük şefaat yetkisi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) verilecektir. Efendimiz de bu yetkiyi her mümin için kullanacaktır. O bunu şöyle anlatıyor: “Ben Adem oğlunun büyüğüyüm de bunda bir böbürlenme yoktur. Kıyamet günü dirilmek için yerin yarılmasıyla kabirden ilk çıkacak olan da benim. Bununla beraber böbürlenme yoktur. İlk şefaat ve şefaati ilk kabul olunacak kimse de benim. Ve bununla iftihar etmek de yoktur. Kıyamet günü hamd bayrağı benim elimde bulunacaktır. Bununla beraber böbürlenmek yoktur.”

Hz. Peygamber (s.a.v.) Yüce Rabbimizin kendisine verdiği bu özel yetkiyi elbette O’nun emri ve rızası ile kullanacaktır. Rabbimiz müsaade etmezse, kim konuşabilir o dehşetli günde? Kim söz söyleyebilir? Kim ben varım diyebilir ki! Yerin, göğün ve ötelerin tek muktediri hâkimi, söz sahibi O’ndan başka kim olabilir ki.

Büyük günahkârlar şefaate ulaşacak mı?

Yaygın bir yanılgımız vardır. Zannederiz ki şefaat sadece küçük günah işleyenleredir. Halbuki mesele bunun tam zıddınadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu konuda bizi şöyle bilgilendiriyor: “Siz benim şefaatimi Allah’a kulluk görevini tam yapan müminlere yapacağımı mı sanıyorsunuz. Hayır öyle sanmayınız. Ve lakin o şefaatim günahkâr, hatalı ve pis işlere karışan Müslümanlar içindir.” (İbn Mace, hd: 4311)

Büyük ve utanılacak günah işleyenler esas büyük şefaate muhtaçtır. Zira küçük günahlar dünya hayatında yapılacak duayla, tevbeyle, sadakayla ve benzeri iyiliklerle belki bağışlanacaktır. Ama öyle günahlar var ki, belki onları Yüce Allah ahirette cezalandırmak isteyecektir. Veya belki kul, bu günahlara tövbe etmediği için durumu büyük hesap gününe kalacaktır.

Merhamet önderi olan Peygamberimiz (s.a.v.) öyle diyordu zaten: “Benim şefaatim kıyamet gününde ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” (İbn Mace, hd: 4310, İbn Hibban,6433) Bu hadisler şöyle anlaşılmamalıdır: Müslüman her türlü sahtekârlığı, günahı suçu işlesin, nasılsa şefaatle kurtulacaktır. Eğer kişi bu anlayışta olursa, belki Yüce Rabbimiz ona bu kurnazlığından ötürü tövbe imkânını bile vermeyebilir. Çünkü günahlar işlenirken kişi günahı zafiyetinden dolayı işleyebilir ki bu, tövbe kapsamına girer. Veya günahı küçümseyerek işleyebilir ki bu şirke kapı açabilir.

Ben duamı ümmetime sakladım!

Bir seferinde Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle anlatıyordu: “Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır. Ve her peygamber bu duasını acele etti. (Yani reddedilmeyeceği Allah tarafından vaat olunan bu tek dua hakkını dünyada kullandı.) Fakat ben, duamı ümmetime şefaat için sakladım. Bu sakladığım dua ümmetimden olup da, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen herkese nasip olur.” (İbn Mace, 4307; İbn Hibban, 6426)

Duha suresindeki “Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın” ayetine burada işaret vardır. Hz. İsa kendisine verilen bu tek dua hakkını İsrailoğulları için gökten sofra (maide) indirmek için kullandı. Hz. Nuh, azgın kavmin helakı için, Hz. Adem tövbesinin kabulü için kullandı. Rabbimiz bu büyük peygamberlerin duasını kabul etti. Elbette ki ümmetinin cehennemde ebedi kalmamasını isteyen Hz. Peygamber’in (s.a.v.) duasını da mahşerde kabul edecektir.

Makamı Mahmud nedir?

Yüce Rabbimiz Peygamberimiz hakkında şöyle buyuruyor: “Belki Rabbin seni övülmüş bir makama (makamı mahmuda) ulaştırır” İsra/79. Buna göre makam-ı mahmud, büyük peygamberimize Rabbimizin vereceği şefaat makamıdır. Özel şefaat derecesidir. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, o makamı şöyle tanımlıyor: “Mahşer gününde insanlar cemaatler halinde olacaklar. Peygamberleri dolaşacaklar. Şefaat isteyecekler. En sonunda ise Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ulaşacaklar. İşte o gün Yüce Allah’ın peygamberimizi makamı mahmuda ulaştırdığı gündür.

Mahşerde kaç türlü şefaat olacak

Mahşerdeki şefaat beş kısma ayrılacaktır.

1- Mahşerde toplanan halkın korkunç bekleyişlerine son vermek ve hesaba çekilmeyi çabuklaştırmak için yapılacak şefaattir ki bu şefaat için Yüce Allah Hz. Peygamber’e (s.a.v.) müsaade edecektir.

2- Bir günahın hesapsız olarak cennete dahil edilmesiyle ilgili yapılacak şefaat. Buna da Hz. Peygamber (s.a.v.) yetkili kılınmıştır.

3- Cehenneme müstahak olan bazı müminler için edinilen şefaattir. Buna da Hz. Peygamber (s.a.v.) yetkili kılınacaktır.

4- Cehenneme giren bazı günahkâr müminlerle ilgili şefaat. Bu yolla müminin cehennemden çıkarılmasına fayda sağlanacaktır. Bu hususta, Hem Hz. Peygamber (s.a.v.), hem melekler ve hem de cennetlik din kardeşleri yetkili kılınacaktır.

5- Cennete girmiş olanların daha yüksek makama ermeleri için yapılacağı şefaat.

İmam Nevevi’nin yaptığı bu sıralama müminler için geçerlidir. Kâfir ve müşrik için hiç kimsenin şefaat yetkisi olmayacaktır.

Rabbin sana verecek Rivayet edildiğine göre, Duha suresinin “Ve ileride Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın” (Duha,4) ayeti iner. Yüce Allah kulu ve elçisi olan Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ‘seni razı edeceğim’ müjdesini verir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine bu ayetleri getiren Cebrail’e şöyle der: “Ümmetimden herhangi bir kimse ebediyen cehennemde kalırsa ben razı olmuş olmam” (Celaleyn tefsiri, Duha Suresi, s: 655).

Yüce Allah peygamberine ileride makamı mahmudu vererek ve onu razı edecektir. Peygamberini mahzun bırakmayacaktır. İnşaallah, hepimiz şerefli peygamberimizin büyük şefaatine ulaşırız.

RESULULLAH EFENDİMİZİN ŞEFAATİ

Bütün Ehl-i sünnet âlimleri, ittifakla, hepsi şefaati kabul etmişlerdir. Sadece nakilden çok akla tâbi olan Mutezile denilen sapık bir fırka ve Vehhabiler şefaati inkâr etmiştir. Yeni türedi bazı yazarlar da Peygamber efendimize düşmanlık ederek, “Kur’anı getirmekle onun vazifesi bitmiştir. Kimseye faydası olmaz, şefaat edemez” diyorlar. Onun, âlemlere rahmet olarak geldiğini kabul etmiyorlar, Mutezileye, Vehhabilere inanıyorlar da, şefaatin hak olduğunu bildiren âyet ve hadisleri inkâr ediyorlar.

Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]

(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]

(De ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31] {Bu âyet-i kerime gelince, münafıklar, “Muhammed kendisine tapılmasını istiyor” dediler. [Şimdiki mezhepsizler de, “Peygamber, Allah’tan üstün tutuluyor” diyorlar.] Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerime inmiştir. (Şifa-i şerif)} (De ki; “Allah’a ve Peygambere itaat edin! [İtaat etmeyip] yüz çeviren [kâfir olur] Elbette Allahü teâlâ kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23]

(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.) [Zuhruf 86] (Onlar, Onun [Allah’ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28]

(Sadece Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26]

(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255]

(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3]

(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44]

Bu âyet-i kerimelerde görüldüğü gibi, şefaat yetkisine sahip olanlar, (Peygamberler, âlimler, şehidler gibi) ancak Allahü teâlânın izni ile şefaat edeceklerdir. Yukarıdaki âyet-i kerimelerde, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemiyeceği açıkça bildirilmektedir. Ancak Allah’ın izin verdiklerinin bundan müstesna oldukları, yani ancak Allah’ın izni ile şefaat edecekleri bildirilmiştir.

KİMLER ŞEFAATE KAVUŞUR?

Kâfirlere şefaatçi olmadığını ve putların şefaat edemiyeceğini gösteren âyetleri vehhabiler müslümanlara yüklemeye çalışıyorlar, Peygamberler de şefaat edemez diyorlar. Şefaate sadece iman ehli kavuşacak, kâfirler şefaatten mahrum kalacaklardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Artık şefaat edicilerin [Peygamberlerin, meleklerin, salihlerin, şehidlerin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48]

(O gün zalimler [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) [Mümin 18]

(Kâfir için dost ve şefaatçi yok) demek, (Müminler için dost ve şefaatçi var) demektir. Mesela Mümin suresinin 7, 8 ve 9.âyet-i kerimelerinde, meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. Meleklerin duası elbette kabul olur. (Kitabın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Haber verilenler ortaya çıktığı gün, önce onu unutmuş olanlar, “Rabbimizin Peygamberleri elbette bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek [dünyaya tekrar gitsek] de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek” derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler [putlar] onları koyup kaçmışlardır.) [Araf 53]

(Orada putlarıyla çekişerek derler ki: “Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da, inananlardan olsak.) [Şuara 96-102]

(Allah’a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.) [Rum 13]

(Ondan başka ilahlar mı edineyim? O Rahman olan Allah, eğer bana bir zarar dilerse putların şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramaz.) [Yasin 23]

Yukarıdaki âyetler, kâfirlere putların şefaat edemiyeceğini göstermektedir. Bu âyetleri ileri sürerek, (Müslümanlara Peygamberler, melekler, âlimler, evliya, şehidler, Kur’an-ı kerim şefaat edemez) diyerek cahilce iftira ediyorlar. Eşsiz mucize olan Kur’an-ı kerime uyabilmek için, Kur’anın muhatabı olan Peygamber efendimize uymak ve şerefli sözlerini [hadis-i şeriflerini] kabul etmek lazımdır.

Allahü teâlâ, Resulüne Kur’anın açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve Kelime-i şehadette de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor: (Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

(İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]

(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65] (Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158]

(Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20]

(Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]

(Yalnız Kur’an) diyenler kesinlikle Kur’an-ı kerime inanmıyorlar. İslamiyet’i yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar. Bunların, Kur’an ve Sünneti kabul etmedikleri için kâfir olduklarını âyetlerle bildirdik.

Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir:

(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.) [Darimi]

(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]

(Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi]

(Bana uyan Cennete girer, bana isyan eden ise giremez.) [Buhari]

(Bir zaman gelir “Kur’andan başka şey tanımam” diyenler çıkar) [Ebu Davud]

(Kur’ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim] (Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]

(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’andan söyle” der.) [Ebu Ya’la]

Yalnız Kur’an diyenler, Kur’andaki İslam diyenler, utanmadan yalan söylüyorlar. Sözlerinde zerre kadar samimiyet yoktur. Kur’ana inanmalarında samimi olsalardı, âyetlere inanırlardı. Allahü teâlâ yalnız Kur’an mı diyor? (Resulüme uyun, onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Resule uyan bana uymuş olur. Ona isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah’ın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir) buyurmuyor mu? İşte âyet-i kerime mealleri: (Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

(O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]

(Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur 51]

(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13]

(Allah’a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32]

Kur’anda, (yalnız Kur’ana uyun) denmiyor, (Allah’a ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur’anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur’anın ifadesi ile kâfir olur. Resulullah efendimiz açıklıyor Allahü teâlâ, (Ey Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla) buyuruyor. Resulü de açıklıyor: (İsra suresinin (yakında Rabbin sana makamı mahmudu verecektir) [mealindeki] âyet-i kerimedeki “Makamı mahmud” bana verilecek şefaat hakkıdır.) [Tirmizi]

(Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.) [İbni Mace]

(Kıyamet günü en önce ben şefaat edeceğim.) [Müslim]

(İmanla ölen herkese şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim]

(Ümmetimin yarısının Cennete girmesi ile şefaat etmem arasında serbest bırakıldım. Şefaat etmeyi seçtim. Çünkü şefaatimle daha çok kimse Cennete girer.) [İbni Mace]

(Benden önce hiçbir Peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk üzere ölmeyen [imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [Bezzar]

(Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [İmam-ı Ahmed, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud]

Peygamber efendimiz, günahkârlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i Ebüdderda, (İmanı olan hırsız ve zâniler de şefaate kavuşacak mı?) diye sual etti, (Evet, onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib) (Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) [Deylemi]

(Kıyamette, kum sayısından daha çok kimseye şefaat ederim.) [Taberani]

(Ehl-i beytimi sevenlere şefaat edeceğim.) [Hatib]

(Eshabımı kötüleyenden başka, herkese şefaat edeceğim.) [Buhari]

(Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip oldu.) [İbni Huzeyme, Bezzar, Dare Kutni, Taberani]

(Kabrimi ziyaret edenin şefaatçisiyim.) [Taberani]

(Sırf beni ziyaret için gelen, Allah’ın izniyle şefaatime kavuşur.) [Müslim]

(Medine’de ölenlere şefaat ederim.) [Tirmizi]

(Medine’nin sıkıntılarına katlanana, şefaat ederim.) [Müslim]

(Sünnetimi [imanını] elinden kaçıran kimseye [kâfire] şefaatim haram oldu.) [Şir’a]

(Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.) [Şir’a]

(Şefaatime kavuşmak isteyen kızını fâsıka vermesin!) [Şir’a]

(Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) [Tirmizi]

(Cuma günü ve gecesi çok salevat getirene şefaat ederim.) [Beyheki]

(Ümmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma oturmam. Allahü teâlâya, “Ya Rabbi ümmetim ümmetim” derim. Rabbim “Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?” buyurur. Ben de “Ya Rabbi onların hesaplarını çabuk gör, sıkıntıdan kurtulsunlar” derim. Cehennemliklerin listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik “Ümmetinden cezalanacak kimse bırakmadın” der.) [Beyheki, Taberani]

(Rabbin sana [ahirette çeşitli nimetler, şefaat izni] verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) mealindeki Duha suresi beşinci âyet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) diye söylediği tefsirlerde bildirilmiştir. (Tibyan) Şuarâ suresinin 100. âyetinde, Cehennemdekilerin, (Bizim için şefaat edici [şefaat etmesine izin verilen] kimse yoktur) dedikleri bildirilmektedir.

Şurâ suresinin 26. âyetinde ise, (İman edip salih amel işleyenlerin dualarına icabet eder. Lütfundan, fazlasını da verir) buyuruluyor. Fazlasını verir ifadesi, “Onlara şefaat edici arkadaşlar verir ve beraber Cennete girerler” diye tefsir edilmiştir. (İhya) Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Kıyamette Peygamberler, âlimler ve şehidler şefaat eder.) [İbni Mace]

Bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da şefaatin hak olduğunu bildirmişlerdir. Bütün âlimlerin en büyüğü olan imam-ı a’zam hazretleri, (Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir) buyurdu. (Fıkh-ı ekber)

Kur’an-ı kerimi açıklayan Peygamber efendimiz ve Eshabı ve Ehl-i sünnet âlimlerinin tamamı şefaatin hak olduğunu bildirmiştir. Bir hadis-i şerifin Kur’an-ı kerime aykırı olup olmadığını en iyi bilen muhaddisler ve diğer Ehl-i sünnet âlimleridir. Bütün muhaddisler, şefaatle ilgili hadis-i şerifleri bildirmişlerdir. Duha suresinin, (Sen razı olana [yeter diyene] kadar, her dilediğini vereceğim) mealindeki 5. âyeti, Allahü teâlânın, Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkam-ı İslamiyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve ümmetine kıyamette her türlü şefaat ve tecelliler ihsan edeceğini vaad etmektedir. Bu âyet-i kerime gelince, Cebrail aleyhisselama bakıp, (Cehennemde bir müminin kalmasına razı olmam) buyurdu. Yine buyurdu ki: (O kadar çok kimseye şefaat ederim ki, Rabbim Allahü teâlâ, bana, “Razı oldun mu?” diye sorunca, “Evet razı oldum” derim.) [Beyheki, Bezzar, Taberani]

(Kıyamette Sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. Allahü teâlâ, “Dilediğini iste, istediklerine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır” buyurur. Ümmetime şefaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana “Ümmetinden ihlasla bir defa “La ilahe illallah” diyen ve imanla ölen herkesi Cennete koy” buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.) [İ. Ahmed]

(Allahü teâlâ bana, “Ümmetinin üçte ikisini sorgusuz sualsiz Cennete koymamı mı istersin, yoksa şefaat izni mi istersin?” buyurdu. Ben de şefaat hakkı vermesini istedim. Şefaatim elbette bütün müslümanlaradır.) [Taberani]

(Şirk üzere ölmeyen [imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [İbni Hibban]

Resulullahı vesile edenlerin, onun şefaati ile tevbelerinin kabul olunacağını şu âyet-i kerime de göstermektedir: (Nefslerine zulmedenler, sana gelip, Allah’tan af diler ve Resulüm olarak sen de, onlar için af dilersen, Allahü teâlâyı, tevbeleri kabul edici ve merhamet edici bulurlar.) [Nisa 64]

Kabirden, önce Resulullah efendimiz, üzerinde Cennet elbisesi ile kalkacak. Burak üzerinde, elinde liva-ül-hamd isimli bayrakla mahşer yerine gidecek, Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce Peygamberlerden Hazret-i Âdem, sonra Hazret-i Nuh, sonra Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa’ya gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler, şefaat edemiyecekler, sonra Resulullaha gelip yalvaracaklardır. Önce, Onun ümmeti, Sırattan geçip Cennete girecektir. Sonra bütün Peygamberler şefaat edecektir. (Buhari)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ŞEFAATİ ŞÖYLE OLACAK:

1- Makam-ı Mahmud şefaati ile, mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır. 2- Çok kimseyi, sorgusuz, sualsiz Cennete sokacaktır. 3- Azap çekmesi gereken müminleri azaptan kurtaracaktır. 4- Günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır. 5- Sevapla günahı eşit olup, Araf’ta bekleyen kimselerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir. 6- Cennete girmiş olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir.

Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi sorgusuz, sualsiz Cennete girecektir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: (Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatçi olmasaydı, bu ümmetin günahları kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çok ise de, Allahü teâlânın af ve mağfireti de sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlere böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkâr ümmet için ayırmıştır. Allahü teâlâ, af ve mağfiret etmeyi sever. Günahı çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaatçileri olan Peygamberleri, Peygamberlerin en üstünü oldu. Furkan suresi, 70. âyet-i kerimesinde mealen, (Allahü teâlânın, günahlarını iyiliklerle değiştireceği kimseler, onlardır. Onun mağfireti, merhameti sonsuzdur) buyuruldu.) [C.2, m.3]

İMANLI ÖLEN HERKESE ŞEFAAT

İmanını muhafaza ederek ölen herkes şefaate kavuşacaktır. Şefaate kavuşabilmek için imanlı ölmek şarttır. İmanlı ölenler de ebedi kurtuluşa kavuşmuş demektir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (O gün Allah, Peygamberlerini ve iman edip onunla beraber olanları rüsvay etmez.) [Tahrim 8]

Peygamber efendimiz, (Ya Rabbi, ümmetimin kusurlarını başkalarının duymaması için onların hesaplarını bana ver!) deyince, Allahü teâlâ, (Onlar senin ümmetin ise, benim de kullarımdır. Ben onlara senden daha merhametliyim. Ne sen, ne başkaları onların kusurlarını bilemez, hesaplarını gizli görürüm) buyurdu. (İ. Gazali)

(Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.) [Buhari]

Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır: Resulullah efendimizden, kıyamette şefaatine kavuşacak en mutlu kişinin kim olduğunu sordum. (Senin hadislerime olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. O mesud kişi, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanla ölen kişidir) buyurdu. (Buhari)

Derleme;Prof.Dr. Nihat Hatipoğlu resmi sitesi ile dinimizislam.com sitelerinden derlenmiştir.

De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”(Zümer 39/44)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Peygamber

Sünneti sorgulamak

Sünneti sorgulamak İman; Yüce Allah’a, Kur’an’a ve elçisi Hz. Peygamber (sav)’e itimat ve itaattir. Yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir